Temel DEMİRER
  Güncelleme: 22-11-2021 10:40:00   22-11-2021 10:35:00

EKİM DEVRİMİ: GEÇMİŞ DEĞİL, GELECEĞİN BUGÜNÜ[*]

"yumuşak ve derin

sesiyle Lenin:

'dün erkendi, yarın geç

zaman tamam bugün,' dedi.

yağlı çarklılarla yağlı işçiler:

'bugün!' dedi."[1]

 

Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın, "Yeryüzünde en çok tartışılan bir sözcük varsa, o da sosyalizmdir," vurgusuyla eklediği, "Tarihin yörüngesi, en ufak ikircikliğe yer bırakmayacak ölçüde işçi sınıfı'nın yörüngesine girmiştir," saptamasına "itiraz eden" (güncellenmiş Ferdinand Lassalle'cı, Eduard Bernstein'cı, Karl Kautsky'ci) post-Marksist, post-modern, "sivil toplum"cu, radikal demokratların düşünülenden de fazla olduğu bir "Fetret Devri"nden geçiyoruz.

Ignazio Silone'nin, yoldaşı Palmiro Togliatti'ye söylediği gibi, "Nihai mücadele komünistler ile eski komünistler arasında olacak"ken; bir kez daha Ekim Devrimi'nin, geçmiş değil, geleceğin bugünü olduğunu anımsayıp/ anımsatmak çok önemdir.

Malûm: Ekim Devrimi tüm dünyanın işçi ve emekçileri için büyük bir kurtuluş ışığı olmakla kalmadı, aynı zamanda, işçi hareketi içindeki oportünist-reformist akımların ihanetçi doğasını da tüm çıplaklığıyla açığa çıkardı.

Marksist görüşler en kaba çarpıtmalardan geçirilip, devrimci özü boşaltılmış ve bu hâliyle II. Enternasyonal'in elinde işçi sınıfını uyutmanın ve aldatmanın bir aracı hâline gelmişti. Ekim Devrimi Marksizm-Leninizm'in devrimci doğasının altını kalın çizgilerle çizerek onun bir devrimci eylem kılavuzu olduğunu ve işçi sınıfının yegâne bilimsel dünya görüşü olabileceğini pratikte de kanıtlamış oldu, oluyor, olacak da...

Kolay mı?

V. İ. Lenin'in, "Kimi zaman on yıllar boyu hiçbir şey olmaz, bazen de birkaç haftaya on yıllar sığar," saptamasıyla müsemma devrimin güncelliği fikrine ihanet edenlerden değilseniz; -tekrarlayalım!- Ekim Devrimi, geçmiş falan değil, geleceğin bugünüdür.

"Nasıl" mı?

"Devrimin ne zaman ve hangi koşullar altında gerçekleşeceği, belli bir sınıfın isteğine bağlı değildir; ama yığınlar içerisinde yürütülen devrimci çalışma hiç bir zaman boşa gitmez. Yığınları sosyalizmin zaferine hazırlayan tek eylem türü budur"[2] da ondan...

Hayır, Ekim Devrimi bizim için bir gençlik nostaljisi olmadığı gibi, "Bizim kuşak için Sovyet Devrimi önemliydi. Onunla ilgili her yıl dönümünde dergilerde yazılar çıkar, panellerde konuşulurdu. Süreçte tasfiye edilmiş olsa da insanlığın yüce ideallerine deneyim olarak katkısı bakidir,"[3] türünde bir deneyim değil; bir ilkeler toplamına denk düşen kılavuzdur; devrimci ideolojidir.

Altını ısrarla çizmeliyim. Çünkü "İdeoloji, dayandığı koşulları, temelini ve anlamını bilmeyen (fark edemeyen); eylem ile akli bir ilişki kuramamış hâlde bulunan yani sonuçsuz olan ya da sonuçları, tahmin ve bekleyişlerden ayrı bir doğrultuya yönelen bir teoridir. Ya da soyutlamalar, eksik ve bozucu tasarımlar ve fetişizmler gibi araçlar kullanarak özel bir çıkarı (bir sınıfın çıkarını) genelleştiren bir teoridir..."

"İdeoloji, dünyaya görüş ve yaşama biçimi sağlar [verir]; yani-belli bir noktaya kadar-bir praksis sağlar; hem yanıltıcı ve etkileyici [müessir] hem hayale dayanan gerçek ve bir praksis'tir bu."[4]

"Diyalektik materyalizm işte bu bilincin ifadesi ve aracı olmaya soyunur."[5]

Ekim Devrimi, ideolojik bir devrimci praksistir ve ahlâktır; hem de V. İ. Lenin'in ifadesindeki üzere:

"Biz, bizim ahlâkımızın proletaryanın sınıf mücadelesinin çıkarlarına tümüyle bağlı olduğunu söylüyoruz. Bizim ahlâkımız, proletaryanın sınıf mücadelesinin çıkarlarından kaynaklanır. (...)

Biz şöyle diyoruz: ahlâk, eski sömürü toplumunu yıkmaya ve tüm emekçi halkı yeni ve komünist bir toplum kurmakta olan proletaryanın çevresinde birleştirmeye hizmet eden şeydir.

Komünist için tüm ahlâk; bu sağlam, birleşmiş disiplinde ve sömürücülere karşı bilinçli mücadelede yatar. Biz, önsüz ve sonsuz bir ahlâka inanmıyoruz ve ahlâka ilişkin tüm masalların hilekârlığını teşhir ediyoruz. Ahlâk, insan toplumunun daha yüksek bir düzeye çıkmasına ve emek sömürüsünden kurtulmasına yardımcı olma amacına hizmet eder."

Bu kadar da değil; Ekim Devrimi günceldir; hem de sürdürülemez kapitalizmin bugünlerinde!

Bugünler; "Çağımızın çalışma yüzyılı olduğu söyleniyor; aslında acının, sefaletin ve çürümenin yüzyılı"[6] saptaması hergün doğrulanırken, normal hâle geliyor... Tünelin ucu göründü...

Max Horkheimer'ın, "İnsanın eşya üzerinde iktidar kurma isteği ne kadar yoğun olursa, eşyanın onun üzerindeki tahakkümü de o kadar ağır olur," saptamasıyla betimlenmesi mümkün olan sürdürülemez kapitalizmin çökmekte olduğunu söylemek abartı olur. Bunun yerine, yönetilmesi giderek zorlaşan yıkıcı sonuçlar ürettiğini söylemek daha doğrudur...

Örneğin yıkım biçimlerinin başında iklim değişikliği geliyor...

Sürecin kaçınılmaz sonucu olan kaotik iklim değişikliği, büyüyen ekolojik Marksistler okulu da dahil olmak üzere bilim insanları ve militanlar tarafından uzun zamandır öngörülmekteydi. Şimdiyse bizzat yaşıyoruz...

Arjantinli Marksist Filozof Natalia Romé'nin "barbarlığın normalleşmesi" dediği, toplumun tüm gözeneklerine nüfuz eden şeyi görüyoruz. Büyük radikal eleştirmen Walter Benjamin'in İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden hemen sonra belirttiği gibi: "Yaşadığımız olağanüstü hâl istisna değil, kuraldır".

Felakete en sistematik biçimde değinen Theodor Adorno'ydu ve şöyle diyordu: "Dünya ruhu... kalıcı bir felaket olarak tanımlanmalıdır."[7]

Bu tabloda "Her zamanki gibi soru şu: Ne yapılmalı?" diyen Alex Callinicos'un yanıtı, "Eğer kapitalizm felaketse, kendimizi ve çocuklarımızı güvende tutmanın tek yolu ondan kurtulmaktır,"[8] olurken yeniden Ekim Devrimi'nin ütopyası gündemmiz olup çıkıyor.

Gerçekten de "Dünyanın bir amaçlar dünyasından tümüyle bir araçlar dünyasına dönüşmesi, üretim yöntemlerinin tarihsel gelişmesinin bir sonucudur," vurgusuyla Max Horkheimer'ın, "İnsanlar, ancak üretime karşı çıkarak, insana yaraşan bir başka üretim düzeni getirebilirler," diye ifade ettiği bir eşikteyiz.

Ya imkânları değerlendireceğiz ya da yabancılaşmanın/ yıkımın kollarında tükeneceğiz.

"Bugün ütopyaya giden yolda en büyük engel, toplumsal iktidar makinesinin ezici ağırlığı ile atomlaşmış kitlelerin güçsüzlüğü arasındaki oransızlıktır."[9]

Ütopyasızlaşma sürecinin aşılması "olmazsa olmaz"ken; sınıf mücadelesine Ernest Bloch'un "Umut İlkesi" ile müdahale etmek, pratikte "mümkün olmadığı düşünülen çözümlerin mümkün olduğunu göstermek" ve bu yeni denge üzerinden de daha iyi bir dünya, ülke, toplum ütopyasına doğru atılım yapmak gerek.

Bu hâlâ mümkün; çünkü bugünlerde de "Sosyalizmden Korkuyorlar"[10] saptaması bir realite; hem de "Dünyanın Altüst Olduğu Gün"e rağmen![11]

Kim ne derse desin; Rusya'daki 1917 Devrim süreci öylesine muazzam toplumsal altüst oluşlara yol açmış, öylesine baş döndürücü bir hızla gelişmiş ve siyasal arenadaki sınıfsal güç dengelerini öylesine ani ve keskin bir değişime uğratmıştır ki, şu ana değin tarih, benzeri bir durumu daha sayfalarına kaydetmemiştir.

1917'de dünyayı sarsan kızıl fırtına, tarih nehrinin yatağını değiştirdi. Dünyanın tüm ezilenleri bu fırtınanın yarattığı umudun etkisi altına girdiler. Ekim Devrimi toplumun içine itildiği karanlığı yırtmış, dünyanın tüm ezilenlerinin umudu hâline gelmişti. Ekim Devrimi gösteriyor ki bugün dünyanın içinde bulunduğu karanlık da sonsuza kadar hüküm sürmeyecek, insanlık bu darboğazdan da çıkacaktır.

Kolay mı?

Bir kez daha küresel ölçekte büyük toplumsal sarsıntıların, siyasal çalkantıların, yani özetle keskinleşen sınıf mücadelelerinin yaşanacağı bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Ekim Devrimi'nin 104. yıldönümünde onun dersleri bize başka her şeyden fazla ışık tutuyor. Yeni Ekimler yaratabilmenin yolu ise bu tarihsel dersleri layıkıyla özümsemekten geçiyor.

1917'nin başarısının temelinde işçi sınıfına kılavuzluk etme yeteneğindeki devrimci bir partinin, yani Bolşevik Parti'nin varlığı yatıyordu.

Bolşevik önderliğin başarısının en önemli nedenlerinden birisi onun katıksız enternasyonalizmi idi. Bu proleter enternasyonalist anlayış Bolşevikler tarafından örnek bir azimle hayata geçirilmiş ve geniş işçi sınıfı kitlelerine mal edilmişti.

İşçi sınıfının kurtuluşunun ulusal değil uluslararası bir dava olduğu Marksizmin kurucuları tarafından daha en başından beri ilkesel olarak ortaya konmuştu. Manifesto, "İşçilerin vatanı yoktur," diyor ve "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!" şiarıyla bitiyordu.

Bunları bugünlerde yine ve yeniden anımsamalı/ anımsatmalıyız!

 

"NASIL" MI?

 

"Nasıl" mı?

Süreklilik içindeki devrimci kopuş ısrarıyla; ancak asla pişman olmadan; üstenci teorisist lafazanlığa esir olmadan ve sonra da...

Ludwig Wittgenstein'ın, "Ancak kendinde devrim yapabilen devrimci olabilir"...

V. İ. Lenin'in, "Halkın davası profesörlere emanet edilirse, kaybedilir"...

Max Horkheimer, "Teori ancak pratiğe hizmet ediyorsa gerçek anlamda teoridir"...

Friedrich Engels'in, "Kısacası, 'akademik eğitimliler', toplamda işçilerden öğrenecekleri şeylerin, işçilerin onlardan öğreneceklerinden çok daha fazla olduğunu anlamalılar"...

Mao Zedong'un, "Felsefeyi, filozofların, konferans salonlarının ve ders kitaplarının cenderesinden kurtaralım ve kitlelerin elinde güçlü bir silah hâline getirelim"...

Gabriel García Márquez'in, "İnsanlar yaşlandıkları için düşlerinin peşinden gitmekten vazgeçmezler. Düşlerinin peşinden gitmekten vazgeçtikleri için yaşlanırlar"...

Fidel Castro'nun, "Size sundukları ve kabul ettiğiniz her baştan çıkarma için sizden geleceğinizin bir parçasını alırlar"...

Zabel Yesayan'ın, "Ne olursa olsun ümitsizliğe kapılmamak lazım. Kıvılcımları harlamak gerekir ki, bizi boğan bu karanlık dağılsın"...

Fyodor Dostoyevski'nin, "En büyük, en dahi, en hatasız eleştirmen zamandır"...[12]

Ulrike Meinhof'un, "Sonunda dünyayı mutlaka değiştireceğiz," uyarılarını "es" geçmeden!

Lâkin "es" geçenler hâlâ bir hayli çok; "Milyonlarca halk bedenen, ruhen, fikren ve ahlâken çürüyor da, hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor,"[13] saptamasındaki ve "Artık pek az insan asi olmak istiyor. Ve bu azınlık içinde çoğu, benim gibi çok kolay korkuya kapılıyor,"[14] itirafındaki gibi...

Onları "pişman olanlar, vazgeçenler" diye niteliyor ve Ulrike Meinhof'dan aktarıyorum: "Ya sorunun bir parçasısındır ya da çözümün. İkisinin ortasında bir şey yok. Bu kadar basit bu ve yine de çok zor."

Bu konuda (binlercesinden) bir örnek "Sosyalist siyasi hareket içinde yıllarını Sovyetik bir çizgide eylemlilik içinde (TKP'de) geçirmiş biri olarak olayların sıcaklığından çıkıp, soğukkanlı bir şekilde geçmişteki yaşanmışlıkları değerlendirdiğim yıllarda, pek çok gerçekle yüzleşmiştim. TKP'nin devrime uzak durması SSCB'nin politikası"[15] ifadesiyle şunları diyen Yalçın Ergündoğan:

"Yıkıcı hizip ilan edilen İşçinin Sesi yanlısı TKP üyeleri, ülke içinde ve dışında yer yer güç ve zor kullanılarak partiden uzaklaştırıldı. (Bugün irdelerken gerçeği daha net görebiliyorum. O günkü ortamda ben de bu tasfiyeye sessiz kalmıştım. Sessiz kalınmasa da; bir Sovyetik KP'de sonucun değiştirilmesi mümkün değildi.)"[16]

"Mücadelenin çekiciliği ve ritmi içinde pek çok şeyi sorgulama imkânını da bulamadık. Buna kendimizi de zorlamadık doğrusu. Sonradan kendimizi içinde bulduğumuz örgütlü yapılar da buna imkân verir nitelikte olmadı hiçbir kesimde... İş işten geçtikten sonra anladık ki, (anlamayanlar hâlâ çok) SSCB tamamen bir "milli devlet" imiş. Ulusal çıkarları neyi gerektirirse onu politika edinirmiş. Her ülkedeki "tek KP" de o politikaları takip edermiş... Bu yüzleşmemle ancak şimdi komünist oldum."[17]

"Komünist olmak" bu kadar da kolaymış?!

Ya 29 Ağustos 1980'de İzmir Karabağlar'da kurşunlanıp katledilen İnanç Seçic? Ve sonrası?!

Burada duruyorum; olanaklarından sonuna kadar faydalanıp, gemi "battığında"(!) "Sovyetik KP", "milli devlet SSCB" deyip işin içinden sıyrılmak mı? Hiç de inandırıcı değil!

Ellerinizi bu kadar kolay yıkayamazsınız?

"Geç(me)miş"iniz bugünkü "normal"inizin(?) bir parçasıdır.

"Neyin normal olduğuna kim karar veriyor? Ayrıca normal olan neden iyi olmak zorunda? Normal her zaman iyi değildir. Bir zamanlar kölelik normaldi. O zaman köleler kaçmak istediğinde psikologlar onları kalmaya mı ikna edecekti?"[18]

O hâlde not edin; unutmayın: "Pişman olanlardan, üstenci teorisist lafazanlar" tarihi sadece yorumlayıp; yaratamayanlardır.

Bunun için de -onlara ağır gelen!- Ekim Devrimi'nden pek hazzetmezler!

 

BUGÜNDEN ÖRNEKLER!

 

Bugün hâlâ Abraham Lincoln'un, 'Ulusa Sesleniş'teki ifadesiyle, "Kölelik olmasa isyan da olmazdı, kölelik olmasa, isyan devam edemezdi," biçiminde ifade ettiği gerçeklikle yüz yüzedir.

Yani ücretli köleliğin olduğu her yerde, şu ya da bu demeden veya "Öncelikli görev AKP rejimini yenmek,"[19] formülasyonuyla sınırlanmadan ya da gerekçeli(?) "Yetmez Ama Evet"cilikte[20] ısrar etmeden yol almak Ekim Devrimi çizgisini toplumsallaştırıp, sınıfa mal etmekle mümkündür.

Malum Ekim Devrimi üzerine dillendirilen soru(n)ların toplamı oldukça kabarık.

Bunlar her ne kadar, birkaç cümleyle yanıtlandırılması mümkün çarpıtmaların, "üstenci teorisist lafazanlar"ın soru(n)larıyken; hakikâtinden daha geniş spekülasyonlara yol açan öznelliklerden öte anlam taşımayan hafifliklerdir.

Sözünü ettiğim hafifliklerin "sosyalizm anlayışı"nda(?!) üretim ilişkileri ve mülkiyetin sınıfsal karakteri pek önemli değildir. Sınıfın gerçeğinden ise, "eskidiği gerekçesi"yle(?!) söz dahi edilmez...

Oysa biz Ekim'ciler, "İşçilerin kurtuluşu insanlığın kurtuluşunu içerir, çünkü işçinin üretimle ilişkisinde insanın köleliğinin bütünü vardır,"[21] deyip, 19 Mayıs 1849'de Karl Marx'ın, "Merhamet duymuyoruz ve sizden de merhamet beklemiyoruz," sözlerinin sınıfsal bir "olmazsa olmaz"lık olduğunu hatırlatırız.

Öznel hafifliklere göre "devrim yapmak, pek de zor bir iş değil"dir![22]

Seçime katılıp, seçilirsin; eskisinden daha iyi, "demokratik" bir anayasa mücadelesi verirsin; "kötü"süne karşı "iyi" burjuvaların bir kesimiyle "radikal demokrasi" uğruna Chantal Mouffe'cu olursun; "demokratik özerklik" illüzyonlarına sarılırsın; emperyalizm teorisini "arkaik" ilan edersin; vb'leri, vb'leri...

Ardından parlamenter yoldan reformlar vaadiyle, mülkiyetin sınıfsal karakterine ve burjuva devletin baskı aygıtlarına dokunmaksızın; yani V. İ. Lenin'in, "Devlet iktidarının bir sınıfın elinden diğerinin eline geçmesi, bir devrimin ilk, en önemli temel özelliğidir," saptamasının etrafından dolandıktan sonra önüne "XXI. yüzyıl" sıfatını ekleyerek, "devrim(leri)" gerçekleştirilmiş oluverirsin!

Bunlar tarihin tanık olduğu illüzyonlardır!

Karl Marx ile Friedrich Engels döneminde Ferdinand Lassalle; sonrasında Eduard Bernstein; ardından da 1917'nin yeminli "eleştirmeni"(?) Karl Kautsky ve yakın dönemin "Avrupa Komünizmi"...

"Elveda proletarya", "Tarihin sonu" çığlıkları eşliğinde post-Marksist, post-modern, "sivil toplum"cu, radikal demokratların gürültüsü...

Hepsinin ortak böleni devrimci Marksizm'in (Marksizm-Leninizm) içini boşaltarak; üretim araçlarının özel mülkiyetine dokunmadan, devrimin güncelliği fikrinden vazgeçerek, işçi sınıfı ile partisinin tarihsel misyonunu inkârdan ibarettir. İlk yapmaları gereken ise Ekim Devrimi'ne saldırıdır; onlar da bugünlerde -yine- bunu yapıyorlar!

Hatırlayın Marksizm'i redden Eduard Bernstein "demokrasi her şey" deyip, "sosyalizme tedrici ve parlamenter yolla geçiş projesi" ya da "liberal sosyalizm" kuramını(?) kotarmamış mıydı?

Marksizm-Leninizm'in inkârı; öngördüğü devrim/ sosyalizm anlayışının yani proletarya diktatörlüğünün, üretim araçlarının özel mülkiyetten toplumsal mülkiyete geçirilmesinin reddi değil miydi?

İşçi sınıfının ideolojisinin, Leninist parti anlayışının (düşünce + davranış bütünlüğü); sınıf mücadelesi gerekliliklerinin hasır altı edilip; sınıfın tarihsel rolünün sonunun ilanı değil midir?

"İyi de geriye kalan ne" mi?

Gayet basit: "Halkçılık", "Katılımcı Demokrasi", "Karma Ekonomi", "Özerklik", vd'leri...

Toplumun "tümünü"(?) kapsayan, "adil halkçılık" onlar (yani post-Marksist, post-modern, "sivil toplum"cu, radikal demokratlar) için yeterlidir!

Tıpkı Karl Marx'ın P.V. Anenkov'a 28 Aralık 1846 tarihli mektubundaki, "Biçimi ne olursa olsun, toplum, insanların karşılıklı eylemlerinin ürünüdür. İnsanlar kendileri için şu ya da bu biçimde bir toplum seçmekte asla özgür değildirler. Üretici güçlerin belirli bir gelişme aşamasını alırsanız, ticaretin ve tüketimin belirli bir biçimini bulursunuz. Üretimin, ticaretin ve tüketimin belirli bir gelişme aşamasını alırsanız, buna denk düşen bir toplumsal düzen, buna uygun bir aile, bir zümre veya sınıf örgütlenmesi, tek sözcükle, buna denk düşen bir 'sivil toplum' (société civile) bulursunuz. Böyle bir toplumu alırsanız, buna denk düşen ve aslında toplumun resmi görüntüsünden başkaca bir şey olmayan 'politik devlet'i (état politique) bulursunuz,"[23] uyarısını kavrayamayan Yunanistan'da SYRIZA, İspanya'da Podemos, İngiltere'de Jeremy Corbyn, coğrafyamızda HDP ile "Yetmez ama evet"çi[24] Murat Belge'li, Ömer Laçiner'li "Birikim" örneklerindeki üzere...

Özetle hangi versiyonuyla, ekolüyle olursa olsun Karl Marx'ın, "Bilmek, 'sağlıklı insan aklı' ile algılanan gerçeklerin hiç de güvenilir olmadığını anlamakla başlar," sözünü anımsatan onlar budur!

Ancak yine bugünlerde onlar içinde revaçta olan "radikal demokrat"lardır.

Burada bir parantez açıp -Emiliano Zapata'nın, "Güçlü bir halk lidere ihtiyaç duymaz... Hep liderler arıyorsunuz, hatasız güçlü adamlar. Hiç yok, sadece sizin gibiler var. Yaşarlar, değişirler, bırakırlar, ölürler," uyarısı eşliğinde- Abdullah Öcalan'ın "demokratik modernite" paradigmasına uygun ideolojik hattın geliştirilmesini misyon edinen 'Demokratik Modernite' dergisinin, "Kuramsal Marksizmin Tıkanıklıkları ve Çözüm Arayışları" başlıklı nüshasındaki Marksizm eleştirilerine değinerek ilerleyelim.[25]

Dergi özetle Marksist paradigmanın "devletçi", "pozitivist", "aydınlanmacı", "ilerlemeci" ve "indirgemeci" olduğu; bu nedenle "kapitalist modernite"ye "soldan destek sunduğu" iddia ediliyor. Öcalan'ın "açtığı yeni ufkun" yeni bir "demokratik uygarlık paradigması" olduğu, böylece ilkel ve devletçi uygarlıklardan sonra tarihte "demokratik uygarlık" aşamasına geçilebileceği belirtiliyor.

"Kapitalizmin Döl Yatağı: Ziggurat" başlıklı makalesinde Abdullah Öcalan, "Çok zıddı geçinse de Marksist-Leninist geleneğin kapitalizme azımsanmayacak düzeyde materyal ve anlam hediye ettiğini"[26] iddia ediyor.

Aynı yazıda Marx'ın "Ekonomik altyapıyı tüm hukuki, siyasi ve ideolojik formların izahının kaynağına yerleştirmesi"nin "sosyalizmin başarılı olamayışının nedenlerinin başında" geldiği, onun kapitalist "sistemin hegemonyasına hizmet etmekten kurtulamadığı"[27] ve bu "ekonomik indirgemeciliğin" "eski uygarlık zihniyetini devam ettirdiğini"[28] ileri sürüyor.

Yine yöntem konusunda Öcalan, Marksizm'in "Pozitivizmin en kaba materyalist biçimini bilimsellik olarak kabul ettiğini", "kaba bir Darwincilikten öteye gidemediğini", "katı bir determinizme kapıyı açık bıraktığını",[29] bunun Marx'ın "kapitalizme en büyük katkısı"[30] olduğunu ifade ediyor.

Bütün bu tespitlerin ardındansa Öcalan; "Marx'ın görüşlerinden esinlenen muazzam boyutlardaki toplumsal değişim hareketlerinin kapitalizmin en iyi hizmetçiliğini aşamadıkları genel olarak kabul gören bir görüştür. Bu anlamda aptal bir Marksist mürit olmayacağım açıktır."[31]

Mahmut Yamalak da, "Marksizme Kavramsal ve Kuramsal Bir Bakış" başlıklı yazısında benzer değerlendirmeler yapıp, Marksizmin "liberalizmin sol kanadı olmaktan öteye"[32] geçemediğini savunuyor.

Ayrıca Ahmet Cemal de Marksizmin "Liberal ideolojinin etkilerini tümden"[33] aşamadığını; Murat Satılmış "Zihniyeti araçsallaştırdığını", indirgemeci "ekonomist bir zihniyete" sahip, "eklektik", "kaderci", "determinist"[34] bir düşünce olduğunu; Nurettin Amed ise Marksizm'in "Doğruları ve yanlışlarını sıralamaktan ziyade" sorunun "paradigmasal düzeyde olduğunu"[35] söylüyor.

Haydar Ergül, Marksizmin "devletçi uygarlığı aşamadığını", temel çelişkiyi toplumun maddi temelinde ve sınıflar arasında görerek yanıldığını,[36] Cihan Bedewi de onun manevi ve ideolojik ilişkileri göz ardı eden "kaba materyalist" bir felsefe[37] olduğunu ileri sürüyor.

Bu konulara yazının ileri bölümlerinde değineceğim. Ancak söz konusu "iddialar" keşke

Marksizm'in reddini konusunda Pierre-Joseph Proudhon'a Karl Marx'ın (Felsefenin Sefaleti[38]); Karl Eugen Dühring'e Friedrich Engels'in (Anti-Dühring: Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor[39]); Aleksandr Bogdanov'a V. İ. Lenin'in (Materyalizm ve Ampiryokritisizm- Gerici Bir Felsefe Üzerine Eleştirel Notlar[40]); Eduard Bernstein'ın "tezleri"ne Rosa Luxemburg'un (Sosyal Reform mu Devrim mi?[41]); Karl Kautsky'ye V. İ. Lenin'in (Devlet ve İhtilal[42]) verdiği eleştirel yanıtlara veya Arif Koşar'ın ("Demokratik Modernite'nin 'Marksizm Eleştirisi'nin Eleştirisi"[43]) değerlendirmelerine daha derinlikli bakabilselerdi![44]

 

SYRIZA, PODEMOS, CORBYN'İ ÜZERİNE DÜŞÜNÜP, GÖRMEK

 

Bu tabloda Albert Camus'nün "Düşünmek, görmeyi yeniden öğrenmektir," uyarısı doğrultusunda, Ekim Devrimi reddiyelerinin sarıldığı SYRIZA, Podemos, Jeremy Corbyn "alternatif"lerine(?!) değinmek "olmazsa olmaz"dır! Malum, "Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak,"[45] betimlemesi boşuna değildir Sevgi Soysal'ın...

Öncelik SYRIZA!

"HDP, SYRIZA'ya en çok benzeyen oluşumdur";[46] "HDP SYRIZA'nın, Yunanistan'ın umudunun yanında"[47] denilen; SYRIZA Dış İlişkiler Sorumlusu Panos Trigazis'in de HDP'nin yanında durduklarını söylediği[48] günlerdi. Hemen herkes SYRIZA'cıydı.

Böyle bir kesitte "SYRIZA: Neydi? N'oldu?!"[49] başlıklı itiraz eleştirimi kaleme alınca, yine "Ortodoks Dinozor"lukla "yargılanmış"tım!

Aradan çok zaman geçmedi; post-modern balon patlayıverdi...

Örneğin Slavoj Zizek'e göre SYRIZA, sol popülizmin kapitalin gücü ya da kapitalist düzen karşısında düşmesindeki kaçınılmaz aczin itirafıydı.[50]

"SYRIZA Başkanı Yunanistan Başbakanı Çipras, tasarruf politikasını Avrupa Komisyonu ve Uluslararası Para Fonu'nun çıkarlarına hizmet etmek için kullanıyor" diyen Fransa Sol Parti lideri Jean-Luc Melenchon, Avrupa Komisyonu'nun emirlerine boyun eğmekle suçladığı SYRIZA'nın Avrupa Solu Partisi'nden (European Left) atılmasını istedi. Alman solu Melenchon'dan yana tavır aldı.[51]

'The Guardian'daki yazısında Alexander Kazamias, "SYRIZA kendi ilkelerine ve Yunan halkına ihanet etti" deyip, Çipras'ın çizgisini "oportünizm" olarak adlandırdı.[52]

Yunanistan Eski Enerji Bakanı ve Halkın Birliği Partisi lideri Panagiotis Lafazanis ise, "SYRIZA açıkça halka ihanet etti,"[53]

Burada durup; İspanya'nın -eski sosyalistler, komünistler, Maoistler, Troçkistler, çevreciler ve kriz zedelerden oluşan- SYRIZA'nın ruh ikizi diye adlandırılan; ideoloğu Pablo Iglesias'ın, "Anayasa kadar devrimciyiz... Millileştirmeleri savunmuyorum,"[54] dediği postmodern/ yeni solu Podemos'a göz atalım!

Öncelikle Oscar Reyes'in, "Yeni İspanyol solunun başarıları etkileyici olmaya devam ediyor,"[55] diye övgüyle bahsettiği "Öfkeliler Hareketi" olarak da bilinen 15M hareketi doğdu. Bu, 15 Mayıs 2011 tarihinde yapılan bir gösteriyle şekillenen, farklı kolektiflerden oluşan bir halk hareketiydi.

Söz konusu hareketten ve geleneksel partileri destekleyen gençlerin bu partileri terk etmeleriyle 2014'de Podemos Partisi ortaya çıktı. 'Podemos/ Yapabiliriz' iki yılda İspanya'da üçüncü politik gücüne dönüştü.

Podemos'un "Rock Yıldızı" gibi diye nitelenen lideri "Oğullarına sosyalist işçi partisinin tarihi kurucusu Pablo Iglesias'ın adını veren bir akademisyen baba ile sendika avukatı bir anneyle büyüyüp, 14 yaşındayken komünist parti gençlik koluna yazılmıştı... Üniversitede hukuk, siyasal bilgiler okuduktan sonra akademisyen olmuştu.

Küpesi, atkuyruğu, kollarını sıvadığı gömlekleri, blucin pantolonlarıyla 'tarz' yaratan ve İspanyol politikasının "ikonu" hâline gelen Iglesias'sız Podemos mucizesini düşünmek mümkün değildi."[56]

"Iglesias, bildiğimiz, gördüğümüz başka politikacılara benzemiyor. 2010'lar başında 'Tuerka' adında fenomen bir TV programını yönetene dek, Madrid Complutense Üniversitesi'nde siyaset bilimi hocalığı yapan 'at kuyruklu' lider; Gramsci, Laclau, Mouffe, Negri, Zizek gibi düşünürlerin fikirleri etrafında toplanan, kendisi gibi akademisyen bir ekiple Podemos'un fitilini ateşlemiş...

'Liderliğin yüzde 95'ini görsel-işitsel/ audiovizuel yetenek' diye özetleyen bu genç, postmodern lider; 'yeni siyaset', 'yeni liderlik anlayışının' örnek bir reçetesi gibi..."[57] diye ambalajlanan Iglesias'ın ne olduğu kendini anlattığı şu satırlarda gizliydi:

"Dedem (Franco döneminde) ölüm cezasına çarptırıldı ve 5 yıl hapis yattı. Büyükannelerim iç savaşta yenilenlerin aşağılanmasını yaşadı. Babam hapiste süründü. Annem yeraltında siyaset yapmaya mecbur kaldı. Benim yenilgiye artık tahammülüm yok. Yıllarımı bu yüzden siyaseten nasıl kazanabileceğimizi düşünmeye verdim..."[58]

"Yeni solun rock yıldızı"nın amacı doğrultusunda yapamayacağı hiçbir şey yoktu ve her şeyi de yaptı! Mesela Iglesias, Nisan 2015'de yeni Kral'la neden buluştuğunu, 'The New Left Review'ın Mayıs-Haziran nüshasında açıklarken "monarşi"ye saygıdan[59] söz etti!

Bunda şaşırtıcı bir şey olmamalıydı. Çünkü Podemos'u kuran Madrid Complutense Üniversitesi akademisyenlerinden Juan Carlos Monedero, "Ortodoks olmayan Marksist bakışla değerlendirme yapıyoruz. Önce de söyledim: Doktora tezim Doğu Almanya'nın sonu üzerineydi. Otoriter, bağnaz Stalinizm'e aşılıyım. Öğrencilerime de hep bu yaklaşımı aşılamaya çalıştım... Geçmişte 20 yıl (Komünist) Birleşik Sol Parti'de politika ve danışmanlık yaptım. Orada hiçbir şey yapılamayacağını anladığım yerde ayrıldım,"[60] diyen pişman/ üstenci teorisist lafazanlardandı.

Marksist Araştırmalar Vakfı Başkanı Prof. Javier Navascués'in de ifade ettiği gibi, "Podemos çok farklı tabanlardan gelen insanları bir araya getiren çok çetrefilli bir karışım: İçinde radikal soldan ve merkez soldan gelenler olduğu gibi farklı tabanlardan gelenler de var. Partinin liderliği ise Latin Amerika'daki sol popülist tecrübelere ve onların teorisyenlerine hayranlıkla bakan kişilerden oluşuyor. Bu etki yüzünden, sınıf sorunlarının yer almadığı bir söylemleri var"dı.[61]

Tam da bunun için "Podemos'un 'solcu' olarak nitelendirilebilecek tutumları birbiri ardına deneyip bırakma hızı düşündürücü"ydü![62]

Çünkü "Podemos'un mücadelesinin hedefinde kapitalistler, finans kapital, sermaye yok"tu![63]

"Ekonomide sağ liberal fikirlerden yana"ydı![64]

"Podemos, sosyal demokratlardan farklı bir ekonomi anlayışı hatta siyaset anlayışı ortaya koymadı"![65]

Iglesias, "İspanya'yı biz yönetirsek, İspanya adında bir ülke inşa edebiliriz ve orada Katalonya adında bir ulusa yer olur," deyip, Katalonya'nın kendi kaderini tayin referandumu düzenlemesini destekliyor görünse de, bölgenin İspanya'dan ayrılmasını istemiyordu![66]

Aralık 2015'te İspanya'daki yerel seçimlere kendi adıyla katılmayarak belli kentlerdeki yerel cephelerin adaylarını destekleyen Podemos, genel seçim öncesi "soldan" gelen ittifak önerilerini de reddetmişti![67]

İş bu nedenle İspanya Komünist Partisi'nin Navarra bölgesi siyasi sekreteri, Avrupa Sol Partisi'nde yürütme koordinatörlüğü uluslararası ilişkiler yöneticilerinden Maite Mola, "Podemos, Avrupa Sol Partisi'ne üyelik için başvurmadığı gibi 'Avrupa Sol Partisi'ne girmeyeceğiz' diye açıklama yaptılar. Gerekçeleri ise partinin adında 'sol' geçiyor olması,"[68] derken; PCE (ML) Genel Sekreteri Raul Marco da ekliyordu:

"Podemos revizyonizmin damıtılmış hâlidir, onun en son ürünüdür ve alanı yeniden düzenleme girişimidir"![69]

"İyi de sonrası" mı?

O da şöyle: İspanya'nın SYRIZA'sı Podemos ilk büyük seçim deneyimini yaşadığı yerel seçimde yüzde 27 oy alan iktidardaki PP'nin iki puan eksiğiyle ikinci olan Podemos lideri Pablo Iglesias Mayıs 2015'de "İspanya'da geleneksel siyasetin bittiğini" haykırdı![70]

Tam altı (6) yıl sonra Iglesias, sağ partilerin başarılı olduğu Madrid Özerk Yönetimi seçimlerinin ardından siyaseti bıraktığını duyurup, istifa ederken, "Parti siyasetinden çekiliyorum. Siyasi gücümüzün ihtiyaç duyduğu liderlikte yenilenme sürecinin önünde engel oluşturmayacağım. Başarısız oldum,"[71] dedi!

Nokta!

Bir de "Sosyalist ve Karl Marx hayranlığıyla bilinen Jeremy Corbyn İngiltere'de muhalefetteki İşçi Partisinin liderliğine seçildi,"[72] diye duyurulan sempton!

"Umut verici bir örnek oluşturuyor"[73] denilen ya da "Tahrir, Gezi, SYRIZA böyle şeylerdi, Corbyn'in seçilmesi de böyle bir şey: 'Çorak ülke'de, molozlar arasında bir filiz,"[74] diye sunulan abartı için Tarık Ali de, "İşçi Partisi'nin sahip olduğu en sol lider... İngiliz siyasetine tekrar can geldi,"[75] saptamasını dillendiriyordu!

Aslı olmayan bir abartıyla, "Ezber bozan 'yabancı'... Bildiğiniz eski zaman solcusu Corbyn... Elitist yaşamıyla bilinen Blair'in aksine bisiklet kullanıyor ve pazardan aldığı salaş gömleklerle geziyor. Corbyn, Avrupa'da 'solun fabrika ayarlarına dönmesini' isteyen yeni bir ruh ve yükselen yeni bir dip dalganın sonucu. SYRIZA ve Podemos'tan sonra İşçi Partisi'ni temelinden sallayan 'Corbyn depreminin' en kısa açıklaması bu,"

  Bu yazı 388 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Trabzonspor 15 12 0 3 31 11 39 +20
2 Konyaspor 14 7 2 5 23 13 26 +10
3 Hatayspor 14 8 4 2 23 14 26 +9
4 Fenerbahçe 14 7 4 3 20 17 24 +3
5 Alanyaspor 15 7 5 3 20 23 24 -3
6 Galatasaray 15 6 4 5 21 19 23 +2
7 Başakşehir FK 14 7 6 1 20 16 22 +4
8 Fatih Karagümrük 14 6 4 4 21 18 22 +3
9 Beşiktaş 15 6 6 3 22 22 21 0
10 Adana Demirspor 15 5 5 5 20 20 20 0
11 Sivasspor 15 4 4 7 21 15 19 +6
12 Antalyaspor 14 5 6 3 18 20 18 -2
13 Altay 15 5 7 3 20 23 18 -3
14 Gaziantep FK 14 5 6 3 17 21 18 -4
15 Giresunspor 14 4 6 4 12 12 16 0
16 Kayserispor 14 4 6 4 18 22 16 -4
17 Yeni Malatyaspor 14 4 9 1 12 23 13 -11
18 Göztepe 14 2 7 5 13 20 11 -7
19 Kasımpaşa 15 2 8 5 14 22 11 -8
20 Çaykur Rizespor 14 3 10 1 12 27 10 -15
Takım O G M B A Y P AV
1 BB Erzurumspor 13 9 3 1 23 14 28 +9
2 Ümraniyespor 13 8 2 3 23 10 27 +13
3 MKE Ankaragücü 14 8 3 3 23 11 27 +12
4 Eyüpspor 14 8 3 3 24 18 27 +6
5 Bandırmaspor 14 8 5 1 22 12 25 +10
6 Tuzlaspor 13 6 4 3 15 11 21 +4
7 İstanbulspor 14 6 6 2 23 21 20 +2
8 Kocaelispor 13 6 5 2 13 14 20 -1
9 Gençlerbirliği 14 6 6 2 16 20 20 -4
10 Samsunspor 13 5 4 4 18 18 19 0
11 Adanaspor 15 5 6 4 17 19 19 -2
12 Menemenspor 13 5 6 2 18 23 17 -5
13 Boluspor 13 4 5 4 16 15 16 +1
14 Denizlispor 13 4 6 3 13 18 15 -5
15 Bursaspor 13 4 7 2 17 21 14 -4
16 Manisa FK 14 4 8 2 15 21 14 -6
17 Keçiörengücü 13 4 8 1 14 20 13 -6
18 Altınordu 14 4 9 1 15 27 13 -12
19 Balıkesirspor 13 2 10 1 9 21 7 -12
Takım O G M B A Y P AV
1 Eyüpspor 38 28 2 8 82 25 92 +57
2 Sakaryaspor 38 21 5 12 74 35 75 +39
3 Kırşehir Belediyespor 38 21 8 9 57 32 72 +25
4 Kırklarelispor 38 19 6 13 60 32 70 +28
5 Van Spor 38 21 11 6 59 35 69 +24
6 Bodrumspor 38 18 11 9 80 48 63 +32
7 Etimesgut Belediyespor 38 18 13 7 63 36 61 +27
8 Karacabey Belediyespor 38 15 12 11 52 41 56 +11
9 Turgutluspor 38 16 16 6 44 56 54 -12
10 Serik Belediyespor 38 13 11 14 51 48 53 +3
11 Pendikspor 38 15 16 7 66 53 52 +13
12 Pazarspor 38 15 18 5 60 64 50 -4
13 Tarsus İdman Yurdu 38 13 15 10 56 55 49 +1
14 Bayburt Özel İdare Spor 38 14 18 6 52 61 48 -9
15 Sivas Belediyespor 38 11 14 13 63 58 46 +5
16 1922 Konyaspor 38 11 18 9 47 49 42 -2
17 Kastamonuspor 38 8 18 12 31 58 36 -27
18 Elazığspor 38 10 22 6 61 90 33 -29
19 Mamak FK 38 6 26 6 32 121 24 -89
20 Kardemir Karabükspor 38 1 34 3 16 109 3 -93
Takım O G M B A Y P AV
1 Diyarbekirspor 30 20 2 8 43 18 68 +25
2 1928 Bucaspor 30 20 3 7 58 18 67 +40
3 Yeşilyurt Belediyespor 30 17 8 5 50 27 56 +23
4 Ofspor 30 14 5 11 43 31 53 +12
5 Arnavutköy Belediye 30 13 8 9 40 29 48 +11
6 Edirnespor 30 12 9 9 34 31 45 +3
7 Belediye Derincespor 29 10 9 10 38 29 40 +9
8 Artvin Hopaspor 30 10 11 9 41 44 39 -3
9 Fatsa Belediyespor 30 10 12 8 22 31 38 -9
10 Kızılcabölükspor 30 9 11 10 34 33 37 +1
11 Nevşehir Belediyespor 30 9 14 7 31 31 34 0
12 Çankaya FK 30 10 16 4 28 48 34 -20
13 1877 Alemdağspor 30 9 15 6 37 48 33 -11
14 Antalya Kemerspor 30 7 17 6 27 50 27 -23
15 Payasspor 29 5 16 8 29 53 23 -24
16 Manisaspor 30 1 20 9 22 56 12 -34
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 05/12/2021 Kayserispor vs Antalyaspor
 05/12/2021 Giresunspor vs Fatih Karagümrük
 05/12/2021 Hatayspor vs Başakşehir FK
 05/12/2021 Fenerbahçe vs Çaykur Rizespor
 06/12/2021 Göztepe vs Gaziantep FK
 06/12/2021 Konyaspor vs Yeni Malatyaspor
 10/12/2021 Altay vs Hatayspor
 11/12/2021 Fatih Karagümrük vs Konyaspor
 11/12/2021 Başakşehir FK vs Kasımpaşa
 11/12/2021 Çaykur Rizespor vs Göztepe
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 05/12/2021 Manisa FK vs Kocaelispor
 05/12/2021 Ümraniyespor vs Boluspor
 05/12/2021 Altınordu vs Samsunspor
 05/12/2021 Denizlispor vs Bursaspor
 06/12/2021 Menemenspor vs Keçiörengücü
 06/12/2021 MKE Ankaragücü vs Balıkesirspor
 10/12/2021 Gençlerbirliği vs Denizlispor
 10/12/2021 Kocaelispor vs BB Erzurumspor
 11/12/2021 Boluspor vs Adanaspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 05/12/2021 Bayburt Özel İdare Spor vs Adıyaman FK
 05/12/2021 Bodrumspor vs Hekimoğlu Trabzon
 05/12/2021 Çorum FK vs İnegölspor
 05/12/2021 Etimesgut Belediyespor vs Somaspor
 05/12/2021 Kahramanmaraşspor vs Diyarbekir Spor
 05/12/2021 Sarıyer vs Niğde Anadolu FK
 05/12/2021 Serik Belediyespor vs Ergene Velimeşe
 05/12/2021 Sivas Belediyespor vs Afjet Afyonspor
 05/12/2021 Van Spor FK vs Ankaraspor
 06/12/2021 Turgutluspor vs Sakaryaspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 05/12/2021 Arnavutköy Belediye vs Elazığspor
 05/12/2021 Artvin Hopaspor vs 1954 Kelkit Bld.Spor
 05/12/2021 Batman Petrolspor vs Erbaaspor
 05/12/2021 Belediye Kütahyaspor vs Hendek Spor
 05/12/2021 Bergama Belediyespor vs Sancaktepe FK
 05/12/2021 Karaman Belediyespor vs Osmaniyespor FK
 06/12/2021 Fatsa Belediyespor vs Kahta 02 Spor
 11/12/2021 Hendek Spor vs Arnavutköy Belediye
 11/12/2021 Kahta 02 Spor vs Bergama Belediyespor
 11/12/2021 Kahta 02 Spor - Bergama Belediyespor Bergama Belediyespor ligde deplasmandaki son 6 maçında hiç kazanamadı  Kahta 02 Spor yenilmez
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI