Rıza AYDIN

SOLUN ALEVİLERE YIKICI ETKİSİ OLDU MU?

Rıza AYDIN
  03-06-2019 06:56:00

Prof. Rıza Yıldırım arkadaşımız, “Sol ve Alevilik üzerine” başlıklı yazsında şöyle bir tartışma açtı: “Solun Alevi inanç ve ibadet yapısı üzerinde yıkıcı bir etkisi olduğu genel kabul görmüş bir iddia. Ben de bunu değişik yazılarımda ve söyleşilerimde dile getirdim. 
Ancak Ibrahim Bahadir'ın bu konuda farklı bir önerisi var. Ona göre 70'lerin sonlarına doğru devrimci sol hareketlere katılan Aleviler, Alevi inancına karşı reddiyeci bir tutum içinde değillerdi. Aksine çoğu geleneksel Alevi değerlerine bağlı idi. (Ibrahim Bahadir kendisi bu yaklaşımı daha net ifade edecektir sanıyorum)
Henüz kafamda bir yere oturtamasam da üzerinde düşünülmesi gereken bir önerme. Belki de inancın tahribi konusunda solu fazlaca günah keçisi yapıyoruz. 


Özellikle o günleri bizzat yaşamış kişilerin görüşlerini merak ediyorum.


Tartışmanın hareket noktası olduğu için Ibrahim Bahadir'ın aşağıda özetlediği görüşlerini buraya da alıyorum:”

 

Ben bu muhabbetin içinde yazdıklarımı buraya alıyorum.

 

Sevgili dost


Sosyal bir konuyu incelerken, birçok görüngüyü birbirine karıştırmamak için, o sosyal olgunun sürecini kısaca gözden geçirmek gerekir derler, bizde bu nasihate uyarak öyle yapalım mı?

 

Tekke ve zaviyeleri kapatan 677 sayılı yasa Alevilerin din önderi olan Dedeliği, Çelebiliği, falcılarla, üfürükçülerle bir sayıp yasaklıyordu. Cemler gece yapılır, cemi yapılacağı Sünnilere, devlete söylenmezdi. Alevilik fiilen yasaktı ama kuş uçmaz kervan geçmez köylerinde yaşayan Alevi buna rağmen inancını yaşıyordu, köyde bu fazla sorun olmuyordu.

 

Aleviler 1960’lı yılların sonlarına doğru, köylerden çıkıp, şehirlere gelmeye başlıyor.


Süreci şöyle izleyelim:

 

1- Tek parti döneminde CHP’de politik aktör olan Alevi var mı?
Ben bilmiyorum.
Sanırım yok. 

 

Sonraki gelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla, Aleviler tek parti döneminden pekte memnun değil ki, bir değişimi isteğiyle Celal Bayar ile Adnan Menderes’in başını çektiği Demokrat Parti (D.P) hareketine destek oluyorlar.

 

2- Çok partili sisteme geçişte Aleviler heyecanla DP destekliyorlar. Dr. Dilaver Ağdemir DP seçimi kazanınca -Şarkışla’nın- Ortaköy’de bayram edilir gibi davul zurna çalındığını söylemişti.

 

3- Demokrat partinin icraatlarını gören Aleviler, Demokrat partiyi bırakıyor. Ali İzzet Özkan’ın, “Demokrat partiyi gelin kız sandık / Çirkin çıktı kahpe çıktı dul çıktı / Alnım açık, yüzüm ağ dedi kandık / Yüzü kara çıktı, başı kel çıktı” diye başlayan meşhur Şiiri bu özeleştirinin ürünüdür.

 

4- 1960 Anayasası İle ülkede demokratik bir hava esiyor

 

5- 1959’da Küba Devrimi oluyor. Devrim sürecinde Küba’ya giden Nazım o devrimin ruhuyla Abidin Dino’ya 1961 yazı ortalarında "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” diye seslenen o dillere destan meşhur şiirini yazıyor. Küba’dan başlayan devrimci dalga Fransa’da 68 Devrimci Gençlik hareketinin doğmasına yol açıyor.

 

6- Küba’dan başlayan devrimci dalga bütün dünya gibi, dünyanın Türkiye’sini de etkiliyor, 13 Şubat 1961’de TİP kuruluyor. TİP’in arkasından 13 Şubat 1967’de DİSK kuruluyor. TİP’in Gençlik Kolları niteliğinde oluşan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), süreç içinde adını değiştirip “Dev – Genç” oluyor.

 

TİP’e Alevi kitlenin yoğun bir ilgisi oluyor; Alevi gençler TİP kanalıyla sosyalizme kayıyor.

 

7- Cumhur Başkanı Cemal Gürsel Paşa Alevi gençlerle, Alevi önderlerle görüşüyor. 1964’te, Hacı Bektaş’ta, Sivas’ta ilk defa Hacı Bektaş kültürünü yaşatma derneği kuruluyor; bu derneklerin kuruluş süreci iyi incelenmelidir.

 

8- 5 Haziran 1966’da Muğla’nın Ortaca ilçesinde, köylüler bir Alevi köyüne saldırarak katliam yapıyor.

 

9- TİP kanalı ile Sosyalizme kayan Alevi kitleyi hem TİP’ten hem de Sosyalist hareketlerden koparmak için, bir Alevi Partisi kurulmasına karar veriliyor. MİT’te, Genel Kurmay Lojistik Daire Başkanlığında, Genel Kurmay İstihbaratında, NATO Kuvvetler başkanlığında, Pentagon'da Anti Sovyet kampanyalarında çalışan Tuğgeneral Hasan Tahsin Berkman başkanlığında 17 Ekim 1966 yılında Türkiye Birlik Partisi (TBP) kuruluyor; dikkat ederseniz Erbakan’ın başını çektiği, Milli Nizam Partisi bundan 2 yıl Sonra kuruluyor. Başta Hacı Bektaş postnişini olmak üzere, dönemin Alevi önderleri, Aleviler komünizme kaymasın diye TBP Projesine destek veriyorlar; Konuyu merak edenler Kelime Ata’nın “Birlik Partisi” kitabını okumalıdırlar.

 

Kuraldır, Provokasyonu yapan provokatörler, proje hayata geçip, plan yürümeye başlayınca derhal o alanı terk ederler, iş sonradan katılanların Üzerine kalır. Bu kural gereği TBP kurulup yol almaya başlayınca Hasan Tahsin Berkman’da bu süreçten ayrılıyor. Bu nedenle TBP denince bizim aklımıza, bu yolu asıl başlatanı değil de, Musta Timisi’yi geliyor, onu düşünüyoruz. Ali Haydar Veziroğlu hareketi de böyle bir garipliktir. Alevilikle oynan asıl oyun bunlardır. TBP kurulmadan önceki seçim sonuçları ile sonraki seçim sonuçlarına bakın, TBP’nin aldığı oy oranında TİP oylarında bir azalma olduğunu görüp, TBP projesinin işe yaradığını anlayacaksınız.

 

10 - Alevi gençliği her şeye rağmen sol - sosyalist saflarda yerini alıyor ama Alevi Partisi olan TBP Demirel Hükümetine destek veriyor, Alevi kitlenin gençlik tabanı ile tavandaki dini önderliği farklı kulvarlarda olduğu için Alevi kitle içinde sorunlar yaşanmaya başlıyor. Meclisteki TBP’nin millettekileri Demirel hükümetinde destek verince, parti bölünüyor. Demirel hükümetine destek veren milletvekilleri içinde dedeler, çelebiler gibi dini önderlerde var. Bunların yaptığı yanlışların eleştirilmesi Alevi kitlede sorun yaratıyor. Sonra bununla da kalınmıyor, TBP milletvekillerinden Deniz Gezmişlerin idamına destek olanlar oluyor. İşte bu da, Alevi toplumu içinde sorun yaratıyor, Alevi kitleye asıl zarar veren bunlardır. Solcu Alevi Gençler bunları eleştiriyor; bu mesela bizim ailede sorun olurdu, çünkü Yusuf Ulusoy gibi birini eleştirmek sizin ne hattinize diye Ebem evde finifiryat ederdi; ben devrimci olduktan sonra aile içinde ilk sorunu burada yaşadım. Benim buradan çıkardığım tecrübe - ders şudur: Aleviliği günlük politikaya alet etmeyeceksin, dini önderler siyasete girmeyecek, siyasete girecek olan herkes, her türlü eleştiriye açık olacak, laikliği her yerde her durumda savunacaksın.

 

11- Sonra bizler okumak için şehirlere geldik. Mesela ben 1970’de Adana’ya okumaya geldim. Amcamla ebem, “aman oğlum, sakın ha sakın, Alevi olduğunu kimselere söyleme” diye tembih ettiler ama ülkücüler nasıl anladılarsa Alevi oluğumu anlayıp bana tavır aldılar; ilk kavga buradan çıktı. Lisede okurken, Alevi olduğum için beni horlayan, Adana Ülkücü çevrenin önemli ailelerinden birinden olan bir öğretmenimle (Ercan Çulhaoğlu ile) kavga etmiştim, Rahmetli amcam Âşık Mehmet’le Birlik Partisinin il başkanlığına geldik, Birlik Partililer bize sahip çıkmaya, dilekçemizi yazmaya bile korktukları için bizde oradan çıkıp TSİP’ne gittik. Şimdi burada suç kimde?

 

12- Ben hiçbir tarihte, kimseye Cem yapmayın demedim, cem yapmayın diyen bir solcuyu da görmedim. Resimlerimiz var, “Deli Cemalettin” diye bilinen Cemalettin Ulusoy Adana’ya gelince, kapı komşumuz olan, Kamber Çakırın amcası Murtaza Çakır dede gilde kalırdı, belimde silah Cemalettin Ulusoy’la Murtaza dedeyle gezerdik. Ama itiraf etmeliyim ki, bu Alevi önderliği bizim önümüzdeki sorunları bizimle konuşup tartışacak bilgi birikimine sahip değillerdi; asıl sorunlardan birisi burada saklıydı.

 

Hiç unutamam, ben solcu olmaya karar vereceğim zaman, en çok Pir Sultanı nereye koyacağım için bocalamıştım. Bilimsel açıdan düşününce, din dersi hocamızın dediği gibi bir Allah’ın olmadığına kani olmuştum ama Pir Sultan, Hacı Bektaş onları nasıl izah edeceğim diye çok bocalamıştım; sonra bunların azizleştirilen halk önderleri olduğuna inanarak kendi kendimi teselli ettim.

 

Aslında biz, Aleviliğe aykırı hiçbir şey yapmadık. Yakışıklı, boylu, poslu adamlardık ama Alevi ahlakımız yüzünden kadınlara, kızlara bakmazdık bile; hovardalık ettiğimizi tarih yazmadı. Birine söz vermişsek, sözümüz senetti, sözümüzü tutardık, gönül kırmaz, kimseye borçlu kalmazdık. Sosyalist militanlarken bile Alevi gibi yaşadığımızı anlatmak için, “Alevi olmayan Aleviler” diye bir yazı yazmıştım.

 

Ha unutmadan söyleyeyim işkencede ya da her hangi bir yerde darda kalıp Pir Sultan türküleri söyleyince bana bir moral güç geliyordu. Bu borcumu Pir Sultana ödemek istedim, bunun içinde Pir Sultan Derneğine üye oldum.

 

1982’den sonra Niğde ceza evinde Aleviliği incelemeye karar vermiştim, o gün bu gündür bu konuları okuyup araştırıyorum, aklımın erdiği kadarda yazıp, bunları konuşuyorum.

 

O gün bu gündür Alevilik üzerine okuyup yazıyorum; şimdi soruyorum size benim Aleviliğe ne zararım olmuş olabilir? Alevilerin yüzlerini kızartacak hiçbir iş yapmış mıyım? Hodri meydan.

 

Oraya yazdığım şu notu da buraya almak istiyorum.

 

Sevgili Ibrahim Bahadir

 

Rıza Yıldırımın yazdığına kapsamlı bir cevap yazayım dedim ama zaman olmadı. Sen çok doğru şeyler yazmışın.

 

Ben 1970’den beri sosyalist sol dergileri ilgi ile izledim bu dergilerin hiçbirinde Aleviliği eleştiren ya da aşağılayan bir yazı çıktığını hatırlamıyorum. Mesela Alevilerin en çok yer aldığı Devrimci Yol Dergisi’nde Alevilik hakkında hiçbir yazı çıkmadı. Bu konuyu Merkezi yapıda bilen bir fert yoktu zaten.

 

Sosyalist sol Aleviliği incelemedi, Aleviliği bilmezdi. Ben Niğde cezaevinde yattım, burada sosyalist solun kaymak tabakası vardı, onlar Aleviliği Şiiliğin bir kolu sayıyorlardı; hâlbuki Alevilik Şiiliğin dışında bir akım. Keşke sosyalist sol Aleviliği inceleyip anlasaydı, keşke. 


*


Aslında olması gereken şöyle olmalıydı:

 

Nasıl bir doktor hastasını muayene edip onun için sağlık raporu sunarsa, Sosyalist bir parti ya da harekette toplumun sorunlarını tahlil edip, programında o sorunun çözümü için yollar önerir.

 

Örneğin Türkiye’deki bütün sol yapıların programlarında, Türkiye’de ezilen bir ulus olarak Kürt sorunu konusunda görüşleri vardır; tıpkı bunun gibi sol -sosyalist yapıların -partilerin ezilen bir dini gurup (yapı) olarak Alevilerinde durumunu inceleyip, Alevilerin sorunlarının çözümü için de çözüm önerileri sunmaları gerekirdi ama onlar bu sorumluluklarını yerine getirmediler. Eğer bizler sosyalistleri eleştireceksek, bunun için eleştirmeliyiz. Bütün sosyalistler Alevileri yok saydılar, Alevilerin dini bir gurup olarak ezildiğini, horlandığını, bunun çözülmesi gereken toplumsal bir sorun olduğunu görmediler, onların asıl suçu budur.

 

*


O sürecin bütün ayrıntılarını baştan sona iyi düşünmek gerekir. Tekke ve zaviyeleri kapatan 677 sayılı yasa Dedeliği, Çelebiliği, üfürükçülükle vs ile bir sayıp yasaklıyor. O tarihlerde, Aleviler açık açık Cem yapamazdı hatta Aleviyiz diyemezdi. 5 Haziran 1966 da Muğla Ortaca ilçesinde bir Alevi köyüne saldır olmuştu. Buna kimse sahip çıkamadı.

 

12 Eylül öncesinde, Komünistim demek, Devrimciyim demek meşru bir şeydi ama Aleviyim demek ilkellik, gericilik sanılıyordu. Biz devrimci mücadelede pişip, kendimize öz güvenimizi kazanınca buradan gelen cesaretle biz Aleviyiz - Alevi ailenin çocuklarıyız deyip, Aleviliği de incelemeye başladık; mesela benim Aleviliği incelemeye başlamam 1982 tarihidir. Biz devrimci kadrolar Aleviliği inceleyip, öğrendiğiniz kadar bunu açık açık anlatıp savunmaya başlayınca Aleviliğin popülaritesi arttı, Aleviliğe böylede bir yararımız oldu ama zararımız tartışılır. Sosyalist sol Alevilik popülerleştikten sonra yani 12 Eylülden sonra mecburen ilgilenmeye başladı; bu süreç ayrıca özel bir başlık olarak konuşulmalı.

 

12 Eylül öncesinde Solun Aleviliğe zararı şöyle oldu: Carlos Marigella’nın “Şehir Gerillasının el kitabı” diye bir kitabı vardır; bulup okuyun. Orada en iyi militan kesim lisede okuyan gençtir, bu genç okulunu bırakıp örgüt üyesi olursa başka bir yere gidemez, örgütte kalır der. Bu saçma teori kısmen hayata geçti, sol militanlar okullarını bıraktılar, sol yapılar bunu adeta teşvik etti, okulu bırakmak aile bağlarından kurtulmak bir moda haline geldi; okuyup da ne olacak gibi tezler savunuldu. Bu sosyalist solda çoğunlukta olan Alevilerin toplumda yükselip bir yerlere gelmesine engel oldu. Benim en büyük hata ya da Aleviliğe zarar veren şey olarak gördüğüm şey budur. Hâlbuki Alevilerin “Gayip Erenler” geleneği, Hasan Sabbah geleneği bilinip hayata geçirilseydi, o devrimci geçler, okuyup gelişerek hayatın her yanına nüfus edip, oralarda etkin hale gelirlerdi. Bence solun hem kendine hem de Alevi kitleye en büyük zararı bu teoridir.

 

Bizlere mahkemelerde mesleğin ne diye sorulunca, göğsümüzü kabartarak “devrimcilik” derdik. Hapisten çıktık, devrimcilik mesleği ile ekmek kazanılamıyor, bu iş, sosyal pratikte bir işe yaramıyordu; sol kadroların asıl bocalaması burada oldu. Bakın, biz parayı diker atınca vururduk; harmanın ortasından tepen kösnüyü tek atışta vurduğumu köylüler bilir ama bu meziyet bir işe yaramıyordu. Bazen halimizi anlatmak için, düşününki askerlikte, top atışı konusunda uzman olan bir askeri, işten atsanız, o asker sosyal hayatta ne yapar; bizim kadroların durumu biraz böyleydi. Mecburen alan değiştirmek zorunda kaldık. Mesela ben hayalini kurduğumuz gerilla lideri olmak yerine teori ile ilgilenmeye başladım. Buda kolay iş değildi yani.

 

Mesleğim devrimcilik diyen arkadaşlar hapisten çıktı yapacak iş bulamadı; mafya elamanı olan, bu alanda tepelere tırmanan arkadaşlarımız oldu; intihar edenler oldu. Bence bize en çok zararı dokunan teori okulları önemsemeyip, bırakmamız oldu. … Bu teorinin çok zararı oldu; Sosyalist soldaki kitlenin çoğu Aleviydi, dolaylı olarak ta bu teorinin Alevilere çok zararı oldu. Ama bunu yaşayıp bilen bilir.

 

Ayrıca şunu da söyleyeyim biz o günlerde de Aleviliği diğer klasik dinlerden saymazdık, bizim için Allah’ın olmadığı bilimsel bir düşünceydi bunu diğer dinlere karşı bilimi savunmak olarak görüyor savunurduk. Bilim dünyasından bakınca bilim böyle demeyi gerektiriyordu ama Alevilik bizim için başka bir şeydi, bir yaşam biçimiydi; el yordamıyla da olsa bunu anlamıştık.

 

Dedeler bizim önümüze çıkan sorunları bizimle konuşacak bilgi birikimine sahip değillerdi; bence o günlerde önemli bir sorunda buydu. Dedelerde kitabi bilgi yoktu, kulaktan dolma, doğruluğu kanıtlanılamayan, efsaneye bulanmış şeyler söylüyorlardı.

 

Bütün bu gelişmeleri sosyolojik süreç içinde incelemek gerekir.

*

Sevgili Ibrahim Bahadir 



Yalnız bir konuyu ayrıca konuşmanın zamanı geldi sanıyorum. Hemen herkesi ateist olarak yaftalamak doğru değil.


"Allah yok" demekle ateizm ayrı şeyler.



Allah kavramı Musevi kaynaklı dinlere has bir kavram, belirli ölçüde o bölge halkının zihniyetini yansıtıyor. Mesela Budistler, Şamanistler, kısaca çok tanrılı dinlere inananların ilah olarak gördükleri tanrı kavramı Allah kavramından farklıdır. Şimdi bunlara ateist demek doğru olur mu?



Mesela Budistlerin, Dünyanın (evrenin) dışında durup, oradan bakıp, evreni yöneten bir ilah olan Allah kavramı dışında bir tanrı anlayışları vardır. Çok tanrılı dinlerde var olan ilah (Tanrı) anlayışı, Allah kavramının verdiği algı ile uyuşmaz.



Allah kavramı nedir?



Tevrat’ın başındaki yaratılış bölümünde anlatıldığı gibi, Dünyayı yoktan var eden, dünyanın dışından, dünyayı yöneten, yukardan bakıp dünyada var olan her şeye hükmeden, onları yöneten, mesela insanların alın yazısını yazan, hayrı şerri var eden. Tabiatın dışından tabiatı yöneten bir güçtür Allah anlayışı.

 

Dünyadaki birçok inancın, Tanrı diye ilahlaştırdığı anlayış Tevrat’ın anlattığı Allah anlayışını reddeder ama onlarında bir tanrı anlayışları olduğu için onlara “ateist” denilemez. Bunun için “ateist” kavramını kullanırken iyi düşünüp, Allah yok diyen herkese hemencecik “ateist” yaftası yapıştırmamak gerekir.
 


Mesela alta resmini koyduğum Nesimin şiirini oku ne diyor: 

 

“Har nere ki baktın ise anda sen Allah’ı gör

Kançeri kim azmi kılsan sümme vechullahı gör

 

Bu ikilik perdesinden geç hicabı refi kıl

Gel bu birlik vahdetinde bah bu sırrullahı gör

 

Geç enaniyet sözünden gönlünü verane kıl

Niçesin tezcek bilirsin Küntü kenzullah’ı gör

 

Hacı Ekber olmak dilersen gel ey zahit beri

Âsığın kalbi içinde bak bu beytullah-ı gör

 

Can gözüyle bahtın ise kainatın aynına

Andan özge nesne var mı hasbeten li’llâhı gör

 

Münkir-i ruyet değilsin sureti Hakk görmeye

Bahdıhça her nazarda aynı zatullah’ı gör

 

Tevhit’i ihlas eyledinse gönlünü ey mütdai

Kürsüyü rahman’ı andım kendi arşullah-ı gör

 

İlmi hikmetten sorarsan gel beri gel ey hatem

Sen Nesimi mantığında dinle Fazlullah’ı gör”[1]

 


"Can gözüyle baktın ise kainatın aynına
Andan özge nesne var mı hasbeten lillahı gör
" diyor



Nesimi'nin burada söyledikleri ile Nazım Hikmetin Berkeley şiirinin sonunda söylediği şu sözlerin ne farkı var:

"Yok üstünde tabiatın, tabiattan gayrı kuvvet
Tabiat geniş, tabiat derin, tabiat uçsuz bucaksız"



Bunları kıyaslayarak düşünmek gerekir.

Buradaki Enel Hak yani baktığın her yerde gördüğün her şey Haktır anlayışı bildiğimiz Allah anlayışı ile uyumlu mu? Değil.

Şöyle diyor Nesimi:


Her nereye baktın ise orda sen Allahı gör
Dinle Nesimi sohbetinde orda Fazlullahı gör



Kaygusuz Abdal ise Gevher nâmede "Sana âlem görünen hakikatte Allahtır" diyor. Yani evrende gördüğün her şey Allahtır, Alahın bir parçasıdır diyor.



Bence "Enel Hak" Bende Hakkım kavramı, Tevrat kökenli dinlerdeki Allah anlayışını dıştalıyor. Aleviliğin asıl farkı buradan geliyor. Ama bu felsefi derinliği anlayacak bunu hulk içinde muhabbet edecek arifi billah az. 



Bu yüzden bazı kavramları kullanırken dikkati olup mayınlı tarlasında gezer gibi gezmek gerekir.



Şimdilik bu kadar yeter cemal cemala gelince Önder Aydın'ı da alıp konu üzerine muhabbet edelim

*

Aşk ile. 21 Mayıs 2019 Adana.

 

 

 

[1] Nesimi’nin bu deyişi Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı NESİMİ kitabının 101. sayfasında var. Ben daha önce başka kaynaklardan da yazmıştım.

  Bu yazı 2617 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım