RUHUN ÖRSELENMESİ
Rıza AYDIN“Ruhun örselenmesi” kavramını, psikiyatrist Dr. Serol Teber’in kitaplarını okurken gördüm. Serol Teber, yerinden yurdundan kovulmuş, toplama kaplarında kalmış, tecavüze uğramış, işkence görmüş özellikle Almanya’daki Yahudilerin ruhsal travmalarını incelerken, bu insanların “ruhu örselenmiştir” diyordu.
Hitlerin toplama kaplarında kalıp, oradan sağ çıkmayı başarmış insanlar üzerinde yapılan araştırmalardan sonra, bunların ruhsal sıkıntılarını anlamak için, bunların “ruhunun örselendiği” gibi bir kavram oluşturulmuş.
Serol Teber, “Politik psikoloji notları”, “Toplama kampı sendromu”, “İşkence sonrası hayat” adlı kitaplarında, konuyu biraz daha genelleştirerek, bizim gibi, hapishanelerde yatmış, işkence görmüş, kovulmuş, dövülmüş, tecavüze uğramış vb insanların ruhsal durumlarını incelerken de, bu insanların ruhu örselenmiştir diyor.
Dr. Serol Teber, ruhu örselenmiş insanların ruhsal tedavilerinin nasıl olacağını anlatırken de diyor ki, ruhu örselenmiş insanların ruhuna her hangi bir hekim el uzatıp onu sağaltamadığı gibi buna ilaç tedavisinin de fazla bir faydası olmaz. Bu insanların tedavi edilmelerinin yolu, bu insanların başından geçenleri, hem dostlarıyla konuşup, paylaşarak hem de bunu bir psikiyatr hekimle konuşarak, yapabileceğini söylüyordu. Eğer bu olanaklar onlara sağlanamazsa, ruhu örselenmiş bu insanların bunalıma girip, taşkınlıklar yapabileceğini, intihar edecek noktalara gelebileceklerini söylüyordu.
Hapis hanelerde yatmış, işkence hanelerde her türlü kötü muameleyle yüz yüze gelmiş biri olarak, bu kitapları okuyunca kendi kendimden endişe eder olmuştum.
Sonradan psikiyatr arkadaşlarımla yaptığım görüşmelerde, Alevi toplumu içinde katıldığım muhabbet ortamlarının sayesinde, o sohbetlere katılıp oralarda kendimi, başımdan geçenleri anlatmış olmamdan dolayı, bu sıkıntılarımı azda olsa atlattığım ya da hafifletebildiğim sonucuna varmıştık. Bundan dolayı, bu anmaların çok işlevli olduğunu görüp yaşayarak inandığım için bu anmalara katılırım.
Alevilerin tarihi, kırımlar, katliamlar, sürgünler tarihidir. Kerbela’dan Yavuz Sultan selim dönemine, Oradan ikinci Mahmut ile Kuyucu Murat dönemine, oradan Koçkiriye, Koçkirinden Dersim’e, Dersimden Maraş Katliamına, 2 Temmuz Sivas katliamına kadar uzanan bir çizgi çekersek, Alevilerin ne yaman bir tarihsel yaşamın içinden geçerek bu günlere geldiklerini görürüz. Aleviler yaşadıkları bu sıkıntılı dönemler içinde, örselenen ruhlarını rahatlatmanın bir yolu olarak, el yordamıyla, sonradan bilim insanlarının da bulduğu bu yolu bulup, bunu hayata geçirmişler; o kötü günleri sürekli anıp, o günlerde kendilerine yapılanı, birbirlerine anlatmakta rahatlamışlar. Bence bu onların ruhsal sağlıklarının temeli olmuş.
Aleviler her yıl, Muharrem ayında Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin’le onun yarenlerini anarlar. Aleviler her yıl yaptıkları cemlerinde Dersi yüzülen Hallaç-ı Mansur’u, Asılan Nesimiyi, Pir Sultanı anarlar. Aleviler cemlerinde sesiz sedasın “Üryanlar semahı” dönerek, çırılçıplak ağaçlara asılan -Şeyh Bedrettin gibi- ulularını anarlar. Bunları anarken, kendilerine yapılan bu zulmün kimselere bir daha yapılmaması için gülbenkler söyleyip, nasihatlerde bulunurlar; bizlere reva görülen bu zülümleri kimseler yaşamasın, “bin kez zulüm görsen de bir kez bile zalim olma” derler.
İşte bu geleneklerin bir devamı olarak Aleviler, 2 Temmuz 1993’te, Sivas Madımak Otelinde ateşlerde yakılarak katledilen canlarını da anarak bu günlere geldiler. Bu yaptığımız anmaların, katliamlarda kaybettiğimiz canlarımıza bir yararı olacağını düşündüğümüz için yapmıyoruz, bu anmalar gelecek kuşakları, gelecekte yaşayacak insanlığı bu türden kötülüklerden korumak için yapılmaktadır. Bu anmaların amacı o günlerin kötülüklerini insanlığa anlatarak, gelecek nesilleri bu türden kötülüklerden korumak içindir.
Çağrımız şu: Gelin bu anmalara katılın, bizlerle birlikte bir an geçirin, bizim ahvalimizi kendi gözlerinizle görün, o zaman bizi daha iyi anlayıp bizleri daha çok seveceğinizden emin olabilirsiniz. Yunusun o güzel dileğiyle sözlerimi tamamlayım: “Gelin tanış olalım, işi kalay kılalım, sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz”.
Aş ile.
Rıza Aydın
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ

















