ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
Rıza AYDINİnsanlar hayatlarının özgürce yaşarlar ama bunu yaşarken geçmişleri yani ölenlerin ruhu gibi geçmişten gelip kendilerine miras kalan değerler, tıpkı bir pranga gibi ayaklarına bağ olur. Marx’ın sanıyorum edebiyat Üzerine derlemelerini okurken bu manaya gelecek bir pasajını okumuştum.
Köyde kütüphanemden uzakta yazı yazmamın şöyle bir rahatlığı oluyor. Şimdi Adana’da olsam, kütüphaneme girer, Marx’ın bu sözlerinin geçtiği yeri arar, bunun için bir sürü zaman harcardım. Ayrıca Marx’ın sözleri elifi elifine tam olarak böyle değilse ona uygun cümle oluşturmak için zaman harcardım.
Bence bir sözün, bir düşüncenin güzelliği söyleyenin özelliğinden değil, sözün kendi özünden gelir. Bence yukardaki manaya gelen sözleri kim söylemiş olursa olsun bu sözün bir değeri vardır. Belkide bunun için “söz kutsaldır” demiş erenler.
Söze başlarken söylediğim o sözlerin doğru olduğunu hep düşünürüm.
Bazı çevirilirde Marx’ın o sözlerini yani geçmişin değerleri sözünü ölenlerin ruhu diye çevirdiklerini de görmüştüm.
O sözlerin doğruluğunu kendimden biliyorum.
Öğrenciliğimizde, gençliğimizde yaşarken, aileden bize gelip, içselleştirdiğim değerlerin hayatımı kurmamda etkin olduğunu hissetmiştim; biz Navruzla Kamber hocanın çocuklarıydık, onlardan aldıklarımıza yakışmayacağını düşündüğümüz davranışlardan uzak duruyorduk. Attığımız her adımı atarken özgürdük ama bizi bağlayan aileden bize kalan kültürel mirasın bağları vardı.
Bunu en çok cezaevinden çıktıktan sonraki hayatımı yaşarken hissettim.
İkna yönü güçlü olan iyi bir propagandistim. Sosyalizmin propagandasını yapıp, devrimci mücadeleye bir çok kişinin kazanılmasında emeğim vardı; ben hayatlarına girmesem yada benimle karşılaşıp, benimle temasları olmasa belkide bu arkadaşlar, hayatlarını başka türlü kuracaklardı ama yolları bir biçimde benimle çakıştığı için solcu sosyalist oldular. Onların bu yola girmesinde benim bir sorumluluğum olduğunu, bunu içimden içten içe hep hissettim.
Yolları bir biçimle benimle kesiştiği içi, sol - sosyalist saflara gelen arkadaşlarımdan ölenler, hapisaneye düşenler hatta Mustafa Özenç gibi asılanlar oldu. Hayatımın geleceğini kurarken özgürdüm kuşkusuz ama onlarında sorumluluğunu içimden hissediyordum.
Cezaevinden çıkıp, Burdur’daki gözetim cezamı mahkeme kararıyla Ankara’ya aldırıp, orada gözetim cezamı çekerken, haçlığımı kazanmak için Erkan Yücel’ğilin tiyatronun fuaye salonunda kitap sergisi açıyordum, sivil polisler beni oradan alıp götürdüler; toplam 71 gün Ankara’nın meşhur işkence merkezi olan DAL’da kaldım. Vay anam vay.
DAL’ denen işkence merkezinden çıkınca, polisin beni rahat bırakmayacağını anlayıp, önümde üç seçenek olduğunu gördüm. Ya köye gidip annemgilin yanına sığınacaktım ya da yurt dışına kaçacaktım ya da en kötü ihtimal intihar edecektim. İntiharı en kötü seçenek olarak görüyordum ama diğer iki seçeneği uzun uzadıya düşünüp, köye gittim. Bu mevzu olursa, ana ocağına sığındım diyordum.
Avrupa’da engelli biri olarak rahat edeceğimi, oranın koşullarının Türkiye’yle kıyaslanılamayacak ölçüde iyi olduğunu, duymuştum, biliyordum, yurt dışına gitmeye olanak, yol, yöntemde bulabilirdim ama yurtdışına gitmedim; niye?
Hep bu soruyu düşünmüşümdür. Niye yurt dışına gitmedim?
Kendi kendimi bazı devrimci arkadaşlarla kıyaslayınca gördüğüm farklardan ikisi şudur: benim devrimci mücadelem sadece okuduğum okulla sınırlı değil, köyümüz, mahallemiz, evimiz gibi geniş bir kitle bağlını kapsıyordu. Bütün kitle bağı yani devrimci mücadele alanı okulla sınırlı olan arkadaşların, okul hayatları bitince yada okulla bir biçimde ilişkileri kesilince devrimci sorumluluk alanlarının azaldığını gördüm. Ben bir anlamda halkla bütünleşip, çevresi geniş, sosyal bir adam olmuştum bu yüzden atacağım her adımda bunlarıda düşünüyordum. Ben devrimci olduğum için, annem başta olmak üzere bütün ailem devrimci olmuştu, kardeşim bu mücadelede ölmüştü, her davranışımda her adımımda bunlarında manevi sorumluluğunu duyuyordum; yukarda dediğim manada bunlar benim ayak bağlarım olmuştu.
Ben dünyanın neresine gidersem gideyim, Adana’ya gelince rahatlar mutlu olurum. Bunun nedenini içimde hep düşünmüşümdür, bu düşüncelerimin sonunda şu kanıya varırım. Adana kardeşim Hüsnü Cemal başta olmak üzere devrimci arkadaşlarımla yaşayıp, devrimci olmanın ruhunu tattığım şehirdir; Adana’da beni ben eden, o devrimci anılarımın ortak ruhu vardır, sanıyorum ki bunun için Adana’yı seviyorum.
İşte bu bağlarım beni bu topraklara bağlamıştır. Hegel, özgürlük zorunluluğun kavranılmasıdır demiş. Yani bunu derken demek istemiş ki, ben bir bardak su içerken, özgür bir birey, sade bir canlı gibi su ihtiyacımı karşılarım ama su içme ihtiyacımı kendim yaratmam bu vücudumun çalışmasının doğal bir zorunluluğu olarak bana kendini hissettirir, ben her canlığı gibi vücudumun bu ihtiyacını hissederek onun gerektirdiği şeyleri yerine getiririm. Örneğin kış gelip, havasal ortam soğumaya başlayınca, bunun zorunlu bir gereği olarak, bende üşümemek için kalın giysiler giyinirim. Bunu özgürce yerine getiririm ama bu vücudumun bir zorunluluğudur demiş. Bende buna katılıyorum.
Ben devrimci mücadeleye kazandığım yada birlikte olduğum herkesin vicdanı sorumluluğunu duyup, hissederek yaşadım. Bazan bu mücadelede ölen arkadaşlarım ya rüyama girerler ya da ben bunları hayal edip düşünürüm. Onlar gönlümde beni sorguya çekerler, onlarla hesaplaşırız; isterim ki onların karşısında alnım açık, başım dik, içim rahat olsun. Onlarıda ikna edip, ortak bir yola, devrimci mücadeleye girmiştik. Onlar bu yolda öldü ben kaldım. Bundan sonraki hayatımı, görünüşte özgür bir birey olarak yaşadım ama bu hayatımı yaşarken onlarında manevi sorumluluğunu içimde duyarak yaşadım. Onlar içinde benimle beraber yaşayan, içimde onlarla hesaplaştığım bir ortağım, bir parçam gibi oldular. Yazıya başlarken andığım o sözler sanki benimde iç dünyamı, yaşantımı anlatır gibiydi. Mesela bunların sanatını yapılıp, romanı yazılsın, filmi çekilsin isterim.
Aşk ile
Rıza Aydın
8 Ağustos 2019 Kaymak Köyü
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ

















