Kitaba girmeyen anılar-2
Rıza AYDIN“Anı yazmak Cebrail’in elinden bir canı kurtarmak gibidir.” Derler umarım öyle olur.
Sevgili dost,
Adanalının hayatı roman ama yazan nerde. Roman diye ottan çöpten şeylerin hikayesini anlatıyorlar. Halbuki ayna tutulacak öyle ilginç şeyler varki anlatmakla bitmez.
Bah sana bir hikaye anlatıyım Mustafa Kemal Celikkiran’ gardaşımızda dinlesin.
Yıl 1975’in sonu yada 76’nın başı. Sürekli tutuklanıp cezaevine atıyorum, birkaç gün yatıp çıkıyorum.
Siyası koğuşu cezaevinden teycit edip ayırmışlar, yandan bir kapı açmışlar sanki ayrı bir cezaevi gibi oradan gelip gidiliyor, arka sol siyasi koğuş diye tabir ediliyor.
Camal bey diye namlı bir Cezaevi müdürü var, anlatamam tam bir despot. Bizim gibi gençleri Sol siyasi bölüme vermiyor; siz yarın bu yoldan cayarsınız, orada bu yolun kompetanları var, adamlar bu işin kitabını yazmışlar, sizin beyninizi yıkarlar diyor. Ben onunla ilk karşılaşmamızı hiç unutamam, bizi müdür odasında huzuruna çoksardılar. Ağzında pipo, eli arkasında, odada bir ileri bir geri volta atarak bizimle konuştu; hiç boşuna zorlamayın sizi siyasi kopuşa vermem dedi. Bizde o zaman ses edemedik.
Ben sanırım üçüncü kez hapisaneye düştüğümde ben siyasiyim siyasi koğuşa gideceğim diye direttim, baktılar ki iş büyüyecek beni siyasi koğuşa verdiler.
O zaman siyasi koğuşta, Niko dayı vardı, Nahit amca vardı, Aşık Settari vardı, bizim Ziya Uncu vardı, sanırım Cengiz Bayıldıran İle Cihangir Tümtürk de vardı; vardı da vardı işte aklımda kalanlar bunlar.
Arka sol siyasi koğuşla, cezaevinde hasmı olanları bir bölüme koymuşlardı, hasımlılar kopuşu ile aynı bahçeye çıkıyorlardı.
Ben koğuşta birkaç gün kalınca tecrübe olsun diye seni birde hasımlılar koğuşuna götürelim orada kabadayılar aleminden Memet ağa var onunlada seni tanıştıralım, sen o alemin raconunu bilmezsin, karışma o değilden durumu izle dediler.
Bu Memet ağa Devecilerin Memet ağa diye tanınıyormuş, Adana’nın üflü kabadayılar aleminde anılacak kadar namı varmış.
Memet ağadan randevu alındı biz Memet aganın mekanına gittik
Koğuşa vardık ki, Memet ağa bir köşeyi kendine göre döşetmiş, etrafındaki halı yastıklar arasına bağdaş kurup oturmuş, kalın pala bıyıkları olan, elinde bulunan büyükçe bir kehribar tesbihi çekerek konuşan bir adam.
Memet aganın mekanına varıp, selam verdik, Memet ağa yeğenlerim benim mekanımıza hoş gelmişsiniz buyrun oturun dedi oturduk.
Biz oturunca, koğuş sakinleri, “Memet ağam misafirine merhaba?” dediler Memet ağada elini döşüne koyup, ağır bir eda ile “merhaba” dedi.
Memet ağa, eliyle bığını şöyle bir sıvazladıktan sonra, elindeki tesbihi yavaş yavaş çekerek, bize ağır bir tondan “hoş gelmişsiniz” deyip, konuşmaya başladı.
Çok ağırdan tane tane konuşuyordu.
“Ben” dedi “delikanlıyı gözünden tanırım, sizlerde delikanlı olacak göz var, Allahın izniyle İlerde hepiniz namlı bir delikanlı olacaksınız.
Bu alemde beni herkes bilir. Galapısından Patnuri, Düdükİsmail, Kandilliİzet, İnce Cumalı arkadaşım olur.
Galapısından Patnuri benim mekanıma ilk gelişinde daha çocuktu, bu alemin bütün raconu evvelallah bizim yanımızda öğrendi. Şimdi kendine ait mekanı var. Bir selam salsak, bir isteğimiz olsa evelallah geri çevrildiğini tarih yazmaz.
Siz benim namımı buradan değil, gidip taaaa Sinop Cezaevinden sorun. Evelallah oralarda da namımızı bilirler.
Sene 1965 beni Sinop Cezaevine attılar. Gelelide daha üç gün olmuş ama biz gelmeden namımız gelmiş. Namımız bizden büyük evelallah.
Buraya gelirken arkamızda kelleler bırakmışız; bir iki, üç, beş değil tam dokuz kelle. Dile kolay.
Sinop Cezaevine varalı da üç gün olmuş. Havada biraz bulanık, ben dumanımı dolamışım ortalığı kolaçan ediyorum.
Birde baktım densizin biri narayı patlatmaz mı?
“Ulan ooofff bana derler çiyan!”
Geleli daha üç gün olmuş. Önce kendi kendime “Oğlum Memet biraz sabret’ dedim” Sonra bir düşündüm, bi düşündüm. Oğlum Memet dedim, şimdi sen bu densizin ağzının payını vermezsen, bu kartopu gibi büyüye büyüye taaa Adana’ya varır; bizim çocukların kulağına değer. Bizim çocuklar, taaaa Adana’dan kalıp buraya gelip, burada bu densizin ağzının payını vermek için cürüm işlerlerler. Sonra düşündüm, bizim çocukları taaaa oralara emendirmemek için Zülayı patlatırım.
Bi nara atarım, bir nara atarım, Allah sizi inandırsın şu Gökkubbe var ya, işte bu Gökkubbe yere iner. Ulan oooffg banada derler Dokuz boğumlu akrep.
Tam bu esnada, daha naram bitmeden biri gelip, ayaklarıma kapanmaz mı?
Duttum kafasından kaldırdım, az kalsın kelleyi alıyordum ki, Aman dedi aman Memet ağam ben ettim sen etme, ben seni bir deneyim istedim demez mi?
Ulan hergele dedim, bunun denemesi olur mu? Az kalsın kellen gidecekti dedim.
Ondan Sonra işimiz sürdü gittti.
Gardiyan kafa dengi. Simitler, liralıklar Kabil. Siz buradan değil gidin benim namımı Sinop zindanlarından sorun.
Gençler sizi sevdim. Bir daha, vakitli gelin, şimdi benim volta saatim. Ben voltaya çıkmazsam, ayıp olmasın diye koğuşta kimse volta atmaz, arkadaşları bekletmeyim dedi. Memet ağa ayağa kalktı, bütün koğuş gibi bizde ayağa kalkıp, izin alıp, Allah ısmarladığı çektik.
Benim o suçumdan tutukluğun kaldırıldı, iki yada üç ay Sonra tekrar cezaevine düştüm.
Ben cemevinden çıkınca Adana’nın en uflu, namlı kabadayısı olan Asfalt Rıza cezaevine düşmüş.
Nahit amca ile bunu konuşuyordum Nahit amca dediki. Hayret ettim bizim delikanlı Memet ağa, Asfalt Rızaya karşı saygıda kusur etmedi. Adeta eski yazı dört gibi Asfalt Rıza’nın karşısında dikilip, saygılı davrandı. Adana Kabadayılarında büyüğe saygı küçüğe sevgi esastı.
Asfalt Rıza’da ilginç bir insandı, hayret ettim, sohbet sırasında yeni duyduğu ilginç bir tabir geçerse, aman Nahit bey amca bunu unuturum, bir daha söylede bunu yazıyım deyip not alıyordu dedi.
Nahit İmre’yi tanımayanlar Geoogleye sorup onun hakkında bilgi alabilirler
Nahit amca Avrupa’da NATO temsilciliğinde diplomatmış, İlter Türkmen onun alt birimindeymiş. NATO’nun sırlarını Varşova’ya veren ajan suçlamasıyla cezaevine atıldığı için siyası koğuşta kalıyordu. Bizde onu sever, saygılı davranırdık çok bilge bir insandı.
Nahit amca Brejnevle masada oturup, kadeh tokuşturduklarını söylerdi.
Bazan eş dost bir araya gelince, bu geçmişimizin anılarını yad ediyoruz. Bu vesile ile bunları anlatayım istedim. Kaymaktan Avrupadaki arkadaşlarımıza selam olsun.
**
Kitaba girmeyen anılar -3
Ahmet Arif bir şiirinde
Çukurovalı olmayı bir anlamda da Adanalı olmayı anlatır
Dostuna yarasını gösterir gibi, öyle içten, öyle derin of çekmek Adana yiğidine mahsustur der.
Adanalı olmanın başka bir yönüdür dostuna yarasını gösterir gibi of çekip, gardaş gel hele biraz muhabbet edelim deye lafa başlayıp dertleşmek bize has bir özelliktir; nere gidersen git, nerde olursan ol bunu kaybedemezsin; haniya Kavavis demiş ya, sen bu şehirden gidince bu şehir senin ardından gelecek, sen yine bu sokaklarda gezeceksin diye Adana öyledir işte. Hani olmaz ya var sayalım ki Adana’yı unuttun, kahredip sövdün ana avrat bu şehire kaçıp başka diyarlara gittiğin, beni arkada bıraktığın onca maziyi nasıl unutacaksın bunun mümkünüyatı var mı? Olabilebilir mi böyle bir şey?
Hani ya biliyor musun hapsanedeyiz, açlık grevi yapıyoruz; üçüncü günü de geride bırakmışız ...
Yemek sohbetleri yapmayın bu yasak diyorum ama Adanalı bu yasak dinler mi? Bir geliyordum ki Adanalılar ranzalara bağdaş kurmuş, başlamışlar mavraya, şimdi diyor biri Allah’ını seviyim Adana’da olsak, galapısında yada barajda şalgamı açsak mangalı yaksak Allah’ını seveyim gören eşdost gelse nasıl olurdu değil mi gardaş. He Ya diyor o biri ama Yok diyor öteki, ele değel, Allah’ını Seviyim şimdi bizim Saydamda olacağan, gideceğen Havutluda bir bahçenin kenarına yada uğrayacahsın çikçik aliye Allah’ını seviyim nasıl olurdu değil mi?
Ben yahu arkadaşlar etmeyin tutmayın şu Adana mangal muhabbetini bırakın diyorum ama kim tınar
Böyledir bizim Adana sevdamız anlatmaya başlasak laf uzar.
Selamlar 12 Haziran 2019 Kaymak köyü
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ













