DEDELERE VERİLEN ŞECERELER -2
Rıza AYDINOsmanlı Devletinin verdiği Şecere örnekleri
Elime geçen bütün Şecereleri inceliyorum; sizlere de önerim elinize geçen bütün şecereleri inceleyip üzerinde tefekkür etmenizdir.
Bu şecereleri hepsi Yavuz Sultan Selim'in Nakubul Eşraflık kurumunu kurduktan sonra yani 1517'den sonra Osmanlı devletinin bir kurumunca verilmiş, yani bu şecereler Osmanlı'nın devletinin verdiği belgeler; ben bunlara kayırma belgeleri diyorum.
Mesela Metin Küçük’un yayımladığı, Seyyid Derviş Beyaz Ocağı ve Şeceresi adlı kitapta[1] fotoğrafları bulunan şecere, 11 Kasım 1721 yılında Osmanlı padişahı üçüncü Ahmet tarafından verilmiş.
Bu şecerelerde öz olarak, şecere verilen dedelerin ehli beyit soyundan geldiği söyleniyor. Bunlara dayanarak ta kimi dedeler "biz ehli beyit soyundanız" diyorlar.
Şimdi şunu düşünelim Aleviliği beşinci mezhep gören, Alevi'yi tuttuğu yerde cezalandıran Osmanlı, kimi dede ocaklarınana bunu niye yapıyor? Çünkü bu şecere denen belgeleri alanlar Osmanlı ile iş birliği yapıyorlar da ondan.
Bu yüzden -bence- bu şecereler aynı zamanda Aleviliğe ihanet edilişinde bir belgesidirler. Dedelerin ehli beyit soyundan geldiği yalanının nedenide bu diye düşünüyorum.
Polis sorgularından geçenler bilirler, Polis sorgusunda akıllı olmak yoldaşlarına ihanet etmek anlamına gelir; bunun için Julis Fucuk Darağacından notlar adlı kitabına "ben akıllı olmayacağım" diye başlar, çünkü der polisin dilinde akıllı olmak ihanet etmiş olmaktır. Osmanlı'nın dilinde Ehli beyit soyundan olmak sözü polisin dilindeki akıllı çocuk sözünün muadili olmuş. Ne acı bir gerçek değil mi?
Konu hakkında deruni dilden muhabbet etmek gerek
Aşk ile
***
Bazı dostlarımdan aldığım kendi Ocaklarından dedelerin aldığı Şecereleri buraya koymuştum ama bu dostlarım ellerindeki bu şecerelerin yayımlanmasını uygun bulmadıklarını bunun içinde o belgeleri kaldırmamı istediler bende kaldırdım.
Biz Önder Aydın ile beraber Gazi Üniversitesinin Hacı Bektaş Veliyi araştırma enstitüsü başkanı sayın Gıyasettin Aytaç'ın yanına gitmiştik, Gıyasettin hoca kendisinde böyle üç yüzden fazla şecere olduğunu söylemişti.
Hem devlet kurumlarının hem de Allah'ın bildiği bilgileri, Alevilerden niye saklayacağız buna akıl erdirmek istemiyorum.
Çağrım şu, Ehli Beyit soyundanım elimde Şecerem var diyen arkadaşlar buyursun bunları yayımlasın; mesela bana göndersin ben buradan yayımlayın. Gerçek neyse gizli kalmasın.
Sadece yayımlanan kitabın bilgilerini bırakıyorum. Elinde böyle kitaba dergiye geçmiş olan yayın olan dostlarında bunları göndermesini istirham ediyorum.
Aşk ile
***
Muhabbet ehli değerli dostlar.
Hacı Bektaş, "Anlamadığınız duaya amin demeyin" demiş.
Bu yüzden Alevi edebiyatının dili halkın anlayacağı, halkın konuştuğu dildir, Yunus Emreden bu yana bu dil bugün konuşup yazdığımız bu dildir; Aleviler deyişlerinde, öykülerinde bu dili kullanır. Şecere denilen Osmanlı'nın kurumlarınca verilen bu belgelere bakın bunların dili Arapça ile Farsça karışımlı anlaşılması zor ağdalı bir dili vardır; bu bile gösteriyor ki bu şecereler Alevice değil.
Şecerelerde Ramazan orucu tutacaksın, hacca gideceksin gibi Emirler'de var ama öz olarak alan aileye devletin imtiyazını tanıyor.
Benim buraya koymamı istemeyen dostlarda ellerindeki şecereleri bu açıdan incelesinler belki onlarda Birgün benimle aynı noktaya gelirler
Aşk ile
***
Bu bilgileri gerektikçe sadece ben göre bileyim diye yaptım
Çünkü bu şecereleri aldığım arkadaşlar bunları paylaşmamı istemediler
**
Bu yazıyı yazdığımda Ayfer Karaka'nın "Vefailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık" adlı kitabını okumamıştım.
Bu kitabı okuyup bitirdi.
Kitap 2002 ile 2013 tarihleri arasında çeşitli vesilelerle yazılmış 8 yazı ile bir sunumdan oluşuyor.
Bu yüzden her yazı ile sunumu farklı değerlendirmek gerekir. İlerde sunumu temel alan genel bir değerlendirme yazısı yazacağım. Hemen belirteyim ki, kitapta ufuk acıcı, yeni bir fikir bulmadığım gibi ana mesajını da doğru bulmadığımı söylemeliyim.
Kitap ana fikir olarak, Aleviliğin Ahmet Yesevi, Lokman Perende, Babalar yolu ile değilde, Ebu'l Vefa el Bağdadi (1020 -1107) kaynaklı olduğunu savunuyor. Bu düşüncesini yazar öz olarak şöyle ifade etmiş:
"Bütün bu değerlendirmelerin ışığında sonuç olarak diyebiliriz ki, Kızılbaşlığın / Aleviliğin veya daha genelde "heterodoksi" İslam denen olgunun kökleri İslâm öncesi Orta Asya inançlarında değil, Anadolu ve komşu bölgelerin çok kültürlü Sufi /mistik/batini çevrelerde aranmalıdır."
-Geçen günlerde Baba Kuhi El Şirazi (Doğumu: 933 – Ölümü: 1075) ile ilgili yazdıklarım aslında bu düşüncelerin yanlışlığını göstermek içindi.-
Ayfer Karakaya bu kitabında, benim bu albümde sunduğum dedelerin Ehlibeyit yani seyit soyundan geldiğini söyleyen Osmanlı devletinin Nakibüleşraflık kurumunca verilen belgeleri ile ilgili sunduğum tezin ana fikrine uygun bilgiler vermiş.
Ben çeşitli ocaklardan dedelerin elinde bulunan, bu dedelerin Seyit soyundan geldiğini iddia eden belgelerin, Osmanlı devletiyle işbirliği yapan ocakzade dedelere, bu işbirliğini karşılığı olarak maddi - manevi bir çıkar sağlamak için verildiğini, bundan dolayı da bu belgelere itibar edilmemesi gerektiğini söylüyorum.
Bakın bu konuda Ayfer Karakaya neler yazmış:
"Sinemilli örneğinde olduğu gibi, Alevi dedelerinin elinde bulunan seyitlik şecereleri ve icazetnamelerin hemen (hemen R.A) tümünün kaynağı Kerbela'daki nakibüleşraflık kurumu ve Irak'ta Şiilerce ve Alevilerce kutsal sayılan yerlerde kurulmuş Bektaşi dergâhlarıdır."[2] sayfa 134
Seyit Bektaş Kerbela'dan döndükten sonra adına çıkarttığı seyitlik belgesini Darende ve Marş'taki kadılarada onaylatmıştır. Bu, yeni çıkartılmış olan bir seyitlik şeceresinin yaşanılan yerdeki resmi görevlilerce de kabul edilip kayda geçirilmesi için sıradan bir işlem olabileceği gibi farklı boyutlar da haiz olabir." sayfa 134. seyitlik şecerelerinin nakibüleşraflarca verildiği konusu aynı şekilde aynen böyle 171. sayfada da böyle ifade ediliyor.
Bu belgenin verilmesinin amacını ise başka bir yerde anlatılan şu anlatımdan çıkarabilirsiniz:
"Bahsi geçen bölümde, evliyalara, seyitlere ve dervişlere gösterilecek saygının devletin devamını sağlayacağı inancı hatırlatılarak, sadattan olması hasebiyle belgenin sahi Seyit Süleyman'a gereken saygının gösterilmesi ve kendisine belli vergilerden muafiyet tanınması istenmektedir."[3] sayfa 90.
Benzer şekilde Alevi dedelerinin ellerindeki Kerbela nakibüleşraflarının ve Bektaşi tekkelerindeki meskün dervişlerin mührini taşıyan seyitlik şecereleri, aynı seyit ailelerinin nakibüleşraflık kurumu ile olan yakın ilişkileri düşünüldüğünde daha anlaşılır olmaktadır."[4] sayfa 62
Bu alıntılardan da görüldüğü gibi bu seyitlik belgelerini veren Osmanlı devletinin nakibüleşraflık kurumudur, bu belgeyi alan kişiye bu belde devlet dairelerinde makul karşılanıp, maddi çıkar sağlamayı amaçlamaktadır. Bu belgeyi alanlara, devletle işbirliği yapıp gösterdiği hizmet karşılığında devlette onları ödüllendiriyor. Ben bunu polisle işbirliği yapan devrimcilere polisin verdiği yardıma paraya vs benzetiyorum. Bence elinde böyle şeveler olan canların bunu iyice inceleyip tarihimizi aydınlatmak için paylaşmaları gerekir.
Aşk ile.
Bir Şecerenin Türkçeye çevrilmiş hali şöyle:
***
*Seccadeye oturma, yasal namazları kılma, zakat alma, mümkün olduğunda haca çıkma, Ramazan ayının orucunu tutma, giren ve çıkan şeylerin üzerine mühür basma, zikr ayininden sonra tövbe verme, fakir ve yoksul hizmetinden halaik kategorilerinden vergi alma, makas geçirme ve talibanların (yeni öğrencilerin) saçlarını kesme ve hırka giydirme iznini (Mehmet Çelebi Halife’ye)veriyoruz*.
Belgenin sonunda bulunan Osmanlıca metnin transkripsiyonu:
“Sebeb-i tahrir-i kitab ve bahis-i tastir-i hitab oldur ki Dede Baba Abdal ve Derviş ve Sultan isimleriyle müsemma olan tekayan (tekkelerin) tekye-nişinlerin (tekkelerde oturanların) azl ve nasipleri ve Tarikat-ı Aliyye’ye müteallik (Yüce Tarikat’a bağlı) cemi’(bütün) umurlarının Teveccühü (Yön veren Sorumlusu) tarafımıza mütehassis olduğu yedimize (elimize) mesture (yazılan) hutut-ı hümayun-ı celalet-maruf Hazret-ı Şahinşahi olduğuna binaen bu esnada şurut-ı hatt-ı hümayuna dahil Pir Sultan Abdal evlatlarından tekye-nişin (tekkede oturan) Mehmet Çelebi Halife cedd-i alamız (yüce dedemiz) El-Hac Bektaş-ı Veli kuddise sırruhu (sırları takdis edilsin) el-ali Hazretleri’nin Asitane-i Aliyyesi’ne (Yüce Eşiği’ne) gelip Tarikat-ı Aliyye meşakkat anasınca erkan-ı Evliya-ı ali’yi icra edip (Yüce Evliya’nın kurallarını uygulayıp) yedine (eline yani Mehmet Çelebi Halife’nin eline) sancak ve çırağ ve sofra verilip varıp Tarikat-ı Aliyye’ya talib olan müridlere daire ve beyte çıkmaya izin ve ruhsat verilip ve her hususta Tarikat-ı Aliyye’ye müteallik olan müridler ve muhhipler (dervişler) merkum (bahsedilen) Mehmet Çelebi Halife’ye izzet ve ikram edip itina ve itaat etmeleri içün yedine (eline) işbu Hilafet icazetnamesi verilmişdir.
Hurure (Yazıldı) fi evail-i şehr-i Şevval-i sene işrin ve miyeteyn ve elf
(Şevval ayının başında ve 1220 senesinde (İ:S 1805) yazıldı.)
Yazıdan sonra yüksek rütbeli dervişlerin mühürleri ve adları bulunuyor:
Türbedar-ı Hacı Bektaş Veli Furuği İbrahim Baba
Aşçı-i Asitane-i Hacı Bektaş Veli Ahmet Baba
Etmekçi (Ekmekçi)-i Asitane-i Hacı Bektaş Elbisani Mustafa Baba
Mütevelli-i Evkaf-ı Hacı Bektaş Veli Mustafa Çelebi min evladhu (evlatlarından)
Zeyin Ali Çelebi min evlad Hac Bektaş Veli
Zülfikar Çelebi min evlad Hac Bektaş Veli
Furuği İbrahim Baba sadece Hacı Bektaş mevkiinde değil aynı zamanda da III:Selim’in Sarayı’nda yüksek seviyeli hizmetlerde bulundu. Etmekçi Mustafa Baba gibi Elbisan’dan geliyordu.
Çelebiler sınıfı kökenini ta Hacı Bektaş Veli’ye kadar dayatıyordu.
Tarikatta Hacı Bektaş ya da Pir Sultan evlatlarından olmak çok mühimdi.Yine de böyle bir şey yeterli değildi ve bu şahısların torunlarından daha çok erdem ve bilgi isteniyordu.
Söz konusu icazetnameyle Pir Sultan evletlarından olan Mehmed Çelebi halife rütbesine tayin ediliyordu. Bütün Osmanlı İmparatorluğu’nda sadece 11 Baba Halife vardı.
Aslında Mehmed Çelebi Halife bir sınava tabii tutulmuş ve ayırtmanları mühürlerini basan dervişler olmuştu.
Sınav sonucu olarak Mehmed Çelebi’ye çırağ veriliyor. Çırağ, gece kelebekleri gibi Hakikat Işığı’na pervane olan dervişi simgeliyor. Rivayete göre Ahmet Yesevi Hacı Bektai Veli’ye bir çırağ hediye etmişti. Sofra, bildiğimiz yuvarlak ve ahşap masadır. Sofra ile her yere yolculuk yapılabiliyordu. Bu kelimede zaten yolculuk etmek anlamına gelen Arapça s.f.r kökeni bulunuyor. Ama eskiden sofra, katlanabilen ve bir çantaya sığınan yuvarlak bir örtüydü. Yolculuklarda kullanılıyordu.
Sancağa gelince ben şahsen (J.L Mattei) Bursa’da olan bir antikacıda bir deregahdan gelen böyle bir Bektaşi sancağı gördüm. Üzerinde Hacı Bektaş Veli’nin bonesi (şapkası) vardı. “Ya Muhammed” “Ya Ali”,“Ya feta illa Ali la seyf illa Zulfikar” gibi ibareler okunuyordu. Zülfikar da tasvir ediliyordu.
Feyzullah Efendi, Mehemed Çelebi zamanında Tarikatın başıydı. 1802’de mevkiine oturmuştu. Onun mührü sağ tarafta ve belgemizin yarısında bulunuyor.
1739’da doğan Şeyh Feyzullah 1825’te düzenli orduya mensup olmayan bir asker tarafından öldürüldü.
Muhammed Hanefi, Bektaşileri yönetenlerin dedelerinden biri gibi gösteriliyor. Hasan ve Hüseyin’nin küçük kardeşidir. Ama gerçekten yaşadı mı? Tarihi bir şahıs mıdır? Bu nokta tartışılıyor.
Yine de Muhammed Hanefi, Hazret-i Ali onuruna yazılan cenknamelerin kahramanlarındandır.
Öte yandan Pir Sultan Abdal Bektaşi Tarikatı’nı yönetenlerin arasında yer alıyor.
Transkripsiyonun verdiğimiz listede Pir Sultan Abdal, Resul Balı Sultan ve Balım Sultan’nın arasında bulu
Gefällt mir Weitere Reaktionen anzeigenK ommentieren.
Alta bu belgeyi okutan benim de belgeyi aldığım arkadaşın adı kaydedilmiş.
[1] Metin Küçük, Seyid Derviş Beyaz Ocağı ve Şeceresi, ALEVİLŞK, Ankara 2011, sayfa 47.
[2] Ayfer Karakaya- Stump, Vedailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık, 1. Baskı İstanbul, 2015, sayfa 143.
[3] Ayfer Karakaya- Stump, Vedailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık, 1. Baskı İstanbul, 2015, sayfa 90
[4] Ayfer Karakaya- Stump, Vedailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık, 1. Baskı İstanbul, 2015, sayfa 62
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ













