Kerbela ve Hayber Kalesi Katliamları Üzerine Bir Sorgulama
Mehmet Ali DEMİRKerbela ve Hayber Kalesi, İslam tarihinin en trajik ve tartışmalı olayları arasında yer alır. Her iki olay da dinî ve tarihî bağlamda derin izler bırakmış ve Müslüman toplumlar arasında farklı yorumlara neden olmuştur. Bu makalede, Kerbela ve Hayber Kalesi katliamlarını karşılaştırarak, bu olayların neden farklı değerlendirmelere tabi tutulduğunu ve bu durumun tarihsel ve dinî arka planını anlatmaya çalışacağım.
Kerbela Olayı
Kerbela Olayı, 680 yılında Emevî Halifesi Yezid bin Muaviye’nin ordusuyla İmam Hüseyin ve beraberindekiler arasında yaşanan bir çatışmadır. İmam Hüseyin, İslam Peygamberi Muhammed’in torunu olarak, Yezid’in hilafetine karşı çıkmış ve Muviyeden sonra kendisinin Halife olması gerektiğini söylemiştir. Kerbela'da, İmam Hüseyin ve yanındaki yaklaşık 72 kişi, Yezid'in 4.500 kişilik ordusuyla savaşmak zorunda kalmış ve trajik bir şekilde katledilmişlerdir. Bu olay, özellikle Şii Müslümanlar tarafından büyük bir yas olarak kabul edilirken, alakası olmayan Aleviler yas (matem) günü olarak anarlar. İmam Hüseyin, zulme karşı direnişin ve adaletin sembolü olarak görülürken, Hayber katliamı mitolojilerle süslenmiş hikayelerde Ali'nin küçük parmağıyla kale kapısını söküp kâfirleri kestiği Zülfikar kılıcının 40 arşın uzadığı anlatılır. Peki burada da güç dengesi yok ve teslim olmuş insanlar kılıçtan geçirilir, kadınlar ve çocuklar esir alınır ve mallarına el konulur. Sevgili Alevi canlar, nerede sizin adaletiniz? Haydi bakalım, bir de Hayber'de katledilen mazlumlar için yas tutup oruç tutun.
Hayber Kalesi Kuşatması
Hayber Kalesi Kuşatması ise, 628 yılında İslam Peygamberi Muhammed’in önderliğindeki Müslümanların, Medine'ye tehdit oluşturduğı iddia edilen Yahudi kabilelerine karşı gerçekleştirdiği bir askerî harekâttır. Bu kuşatma sonucunda, 600-700 Benî Kurayza toplumuna karşı Ali’nin 3.000 piyade ve 36 süvariden oluşan Muhammed ve Ali'nin ordusu Hayber Kalesi'ni 25 gün boyunca kuşatmıştır. Yahudi kabilesi, mal ve silahlarını bırakıp Medine’den ayrılmayı talep etmiş, ancak bu istek kabul edilmemiş ve koşulsuz teslim olmaları istenmiştir. Sonuçta, Benî Kurayza kabilesi tamamen teslim olmuş ve savaşacak güçte olan erkekler öldürülmüş, kadın ve çocuklar esir edilmiştir.
Bu iki katliam neden farklı Farklı Değerlendiriliyor
Kerbela ve Hayber Kalesi katliamları, tarihsel ve dinî bağlamları itibariyle farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Kerbela'da, İmam Hüseyin ve yanındakiler, zulme karşı direnişin sembolü olarak görülürken, Hayber Kalesi’nde yapılanlar ise İslam'ın yayılma sürecinin bir parçası olarak kabul edilerek normaleştirilmeye çalışılmıştır. Aslında bir birnin benzeridir. Kerbela'daki mazlumiyet ve adalet arayışı, özellikle Şii Müslümanlar arasında derin bir yas ve direniş sembolü olmuştur. Hayber Kalesi'nde ise, İslam devletinin güvenliği ve genişlemesi adına alınan kararlar, dönemin savaş koşulları ve dinî hükümlere uygun olarak değerlendirilmektedir. Bu nasıl bir adaler? Bu tıpkı Dersim'i Türkiye devleti ve cumhıriyet için bir çiban olarak gören ve oaradki kaliamı bu anlamada meşru kılmayan çalışan devlet analayışından ne farkı var.
Tarihsel ve Dinî Bağlam
Kerbela Olayı'nın tarihsel bağlamı, Emevî hilafeti altında yaşanan siyasi çekişmeler ve İslam'ın ilk dönemlerindeki bölünmelerle ilgilidir. Bu olay, Müslümanlar arasında derin bir ayrışmaya yol açmış ve Şii-Sünni ayrımının önemli bir kilometre taşı olmuştur. Hayber Kalesi Kuşatması ise, İslam’ın Medine dönemi ve Yahudi kabileleriyle olan ilişkilerinin bir parçası olarak görülmektedir. Bu dönemde, Medine İslam Devleti’nin güvenliği ve istikrarı, çevredeki kabilelerle olan ilişkilerinin düzenlenmesi ile doğrudan bağlantılıdır.
Kerbela ve Hayber Kalesi katliamları, İslam tarihinin farklı dönemlerinde yaşanmış, ancak her ikisi de derin etkiler bırakmış olaylardır. Kerbela Olayı, zulme karşı direnişin ve adalet arayışının sembolü olarak anılırken, Hayber Kalesi Kuşatması, İslam’ın yayılma dönemi olduğu için makbul görülerek hatırlanmaz. Sayın Alevi canlar, bu nasıl bir adalet? Her iki olay da, kendi tarihsel ve dinî gerçeklikleri içinde incelenmeli ve anlaşılmalıdır. Her iki olayda da mazlum ve zalim kavramları, tarihsel bağlam ve dönemin koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, tarihî olayları anarken ve değerlendirirken adalet duygusunu yitirmemek önemlidir.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası



















