İmam Hasan Kimdir?
Mehmet Ali DEMİRHasan hicret'ten 3 yıl sonra, miladi 624'te doğmuştur. Babası Muhammed'in Amcası Ebu Talip'in oğlu Ali, Annesi ise Muhammed'in kızı Fatımadır. Hasan, Muhammed'in ilk torunudur, güzel anlamına gelen ismi Muhammed tarafından verilmiştir.
Sünniler'in Beşinci halifesi, Şiâ'nın İkinci imâmı olan Hasan İmâmeti 10 yıl sürmüştür.
Hasan, 4 Mart 624 - 7 Nisan 669, Ali bin Ebu Talib ve Fatıma’nın büyük oğulları ve Muhammed'in ilk torunudur. Şiâ çoğunlukla onu imâmlarının ikincisi kabul edilir.
Bununla birlikte hem Sünni, hem de Şiî İslam anlayışında çok önemli bir yeri vardır; Onun, peygamberin Ehli beyt'inden olduğu konusunda herkes hemfikirdir (Ehli beyt: ev halkı" anlamına gelen ve İslam peygamberi Muhammed'in ev ahalisini tanımlamak için kullanılan İslami terimdir). Hasan Babası ile 37 yıl, dedesi ile ise 8 yıl birlikte bulunmuştur.
Hasan'ın çok sık evlenip çok sık boşandığı için (Mıtlak) yani boşayıcı lakabıyla da anılan Hasan'ın 100'e yakın evlilik yaptığı rivayet edilir ve ayrıca Şii alim İbn Şehraşûb 250 veya 300 cariyesi olduğunu belirtmiştir.
Ali, Kûfe'de öldürüldükten sonra; Ali'nin taraftarları Hasan’a bağlılık yemini (biat) ettiler. Bu yemini, Ali ile halifelik için çatışan ve savaşan Muaviye kendi otoritesine bir tehdit olarak algıladı. Derhal Suriye, Filistin ve Lübnan'daki ordu komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat verdi, diğer yandan da Hasan ile anlaşmayı denedi. Hasan'a halifelik iddiasından vazgeçmesini bildiren bir mektup gönderdi ve eğer vazgeçmezse, istemediği sonuçların doğacağını ve Müslümanların öleceğini bildirdi. Aslında Muaviye için en iyisi Hasan'ın halifelik hakkından vazgeçmesi olacaktı. Çünkü Muaviye orduları Hasan'ı savaş meydanında öldürüp tüm güç Muaviye'nin elinde toplansa bile, Muaviye'nin halife olabilirliği tartışılmaya devam edecekti. Kurnaz bir politikacı olan ve halka hoş gözükmeye çalışan Muaviye için bu hiç de istenilen bir durum değildi.
Hasan vazgeçmedi ve anlaşma sağlanamadı. Kimi kaynaklara göre altmış bin olduğu iddia edilen Muaviye'nin ordusu Hasan ile savaşmak için yürüyüşe geçti. Diğer yandan Hasan da kırk bin kişilik ordusunu kurmuş ve savaşa hazırdı, iki ordu Sabat yakınlarında karşılaştılar.
Hasan savaş başlamadan önce Muaviye askerlerine konuşma yaparak onlara yanlış yönde olduklarını ve Muaviye'yi haksız görüyorlarsa onun tarafında bulunmamaları gerektiğini Kur'an ve hadislerden örneklerle anlattı. Hasan'ın teslim olacağını sanan bir kısım birlikler, Hasan'a asi oldular ve ona saldırdılar. Hasan yaralandıysa da, yakın korumaları bu saldırıyı püskürtmeyi başardı. Ayrıca Hasan'ın ordu komutanlarından Ubeydullah, Muaviye'nin tarafına geçti.
İki ordu arasında birkaç sonuç getirmeyen çarpışma yaşandı. Sonunda Muaviye üstün gelemeyeceğini, üstün gelse bile birçok adamını kaybedeceğini anladı. İki Kureyş'li adamını Hasan ve takipçileriyle anlaşsınlar diye görevlendirdi. Hasan yaralanmıştı ve ordusunun içinde meydana gelen başıbozukluk yüzünden ordusuna pek güvenemiyordu. Sonunda Hasan ve Muaviye bir yerde bir araya geldiler ve anlaştılar. Buna göre:
1-Kufe beytül-mali Hasan'a bırakıldı (5 milyon dirhem)
2-Darabcerd bölgesinin haracı Hasan'a ait olacak.
3-Hasan'ın babası Ali lanetlenmeyecek, en azından Hasan bunu duymayacaktı.
Antlaşmaya göre Hasan, halifeliği Muaviye'ye devretti, ancak kendisinden sonra hilafeti saltanata döndürmeyecek; bunun yerine istişare ile ardılının seçilmesine izin verecekti.
Antlaşmadan sonra Muaviye, biat almak üzere Kûfe'ye gitti. Orada Muaviye halka hitap ettikten sonra minbere Hasan çıkarak şöyle dedi:
Ey Irak halkı! Benim gönlüm sizden soğudu. Babam Ali'nin sağlığında bunca muhalefetler ettiniz, bir gün onu gamsız bırakmadınız. Nihayet babamı öldürdünüz. Bana da bunca zahmet verdiniz; üzerime hücum eylediniz; beni yaraladınız. Henüz yaram iyileşmedi. Malımı yağmaladınız. Ey Irak halkı! Eğer siz Ehli beyt'i peygambere eza kıldınızsa da Allah hıyanette bizimle sizin aranızda hakim ve kafidir. Şu halde ben Muaviye'ye biat ettim. Sizin biatınızdan bizar oldum.
Hasan ibn Ali'nin mezarınında bulunduğu El-Bâki'nin Abdülaziz el-Suud tarafından 1925'te tahrip edilmeden evvelki durumu.
Şii kaynaklara göre Muaviye hilafetinin onuncu yılında, Hasan'ın varlığından iyice rahatsız olmuş ve Hasan’ı öldürme fikirlerine kapılmıştır, diğer yandan da hilafeti oğlu Yezid'e bırakmanın yollarını aramaktadır ve gizliden oğlu için biat almaya başlamıştır. Muaviye bir yandan da, Hasan'ın karısı olan Eş'as bin Kays kızı Cude'ye, kocasını zehirlediği takdirde onu yakında halife olacak oğlu Yezid’le evlendireceğini söylemiş ve bu haberle birlikte yüz bin dirhem göndermiştir. Cude, babası Eşas'ın da kendisini yönlendirmesiyle, Hasan'ı zehirlemiştir.
Sünni kaynaklara göre ise Yezid bin Muaviye tarafından evlendirilmek vaadiyle kandırılan eşlerinden Ca'de bint Eş' as b. Kays tarafından zehirlendi. Hasan bu zehirlemenin karşısında kırk gün ağır bir şekilde hasta yattı. Hasan, hicretten 50 yıl sonra Safer ayı'nda, kendisine verilen kuvvetli zehir karşısında ciğerleri parçalanmış ve ölmüştür.
Defnedilmesi
Sünniler'in Beşinci halifesi, Şiâ'nın İkinci imâmı olan ve İmâmeti On yıl süren Hasan, kardeşi ve vasisi Hüseyin tarafından gusül verilip, kefenlenmiş ve isteği üzerine dedesi Muhammed’in yanına gömülmek üzere cenazesi yola çıkarılmıştır.
Şii kaynaklara göre bunu haber alan Birinci halife Ebu Bekir'in kızı ve Muhammedin hânımı Ayşe binti Ebu Bekir bunu engellemiş ve Muaviye tarafından atanmış Medine yöneticileri askerleriyle, cenazeyi oklayarak, Hasan'ın dedesi yanına gömülmesine izin vermemişlerdir.
Sünni kaynaklara göre ise Ebubekir'in kızı Aişe izin vermiş ancak Mervan bin Hakem Muhammed'in yanına gömülmesini engellemiştir. Taraftarları ve kardeşi Hüseyin, Hasan'ı Bâki Mezarlığı’na defnetmişlerdir.
****
Bunu yazmaktaki tek nedenim, İmam Hasan’nın Alevilikle bir ilişkisi olmadığını ortaya koymaktır. Burada yaşananlara baktığımız zaman Alevi yaşam şekli ve felsefeliyle hiçbir ilişkisinin olmadığını görüyoruz.
İki Aile arasında yaşanan bir iktidar kavgasıdır, Hz Hasan’ın özeliği Hz Muhammet’in Kızı Fatima ve Yeğeni Ali’nin asil kanını taşımasıdır. Yani onu kutsal kılan tek şey kandır.
***
O dönem Hlifelik ve imamelik için tarihciler şunu yazar:
Tarihçi İhsan Süreyya Sırma “Müslümanların Tarihi” adlı eserinde şöyle yazıyor:
“Hz. Osman on 12 senelik hilafetinin ilk altı yılında bütün Müslümanları memnun eden bir idare sergiledi... Fakat altıncı seneden sonra akrabalarına yönelip onlara makamlar tahsis etmeye başladığını görüyoruz.”
Prof. Sırma “işi ehline değil yakınına verme kuralı yerleşince” toplumsal gerilimlerin, ihtilafların arttığını anlatır.
“Osman da bir beşerdi ve beşeri zaafları vardı” diye belirtir.
Gerçekten Medine site devletinde ve Hz. Peygamber’in terbiyesi altında adil yönetim başkaydı...
İmparatorluk haline gelen İslam toplumunda ise halifenin elinde toplanan büyük iktisadi ve askeri gücün etkileri ve sorunları başka.
Bütün faziletlerin simgesi olan Hz. Ali’nin uyarıları da etkili olmadı, sonunda çıkan anarşide Hz. Osman şehit edildi.
Hz. Ali halife seçildi, Şam Valisi Muaviye meşru halife Ali’ye isyan etti.
MUAVİYE YÖNETİMİ
Muaviye’nin sloganı “Osman’ın kan davası” idi. Bu bir “cahiliye” kültürüydü ama bu sayede etkili oldu; çünkü kabile kültürü hâlâ çok güçlüydü.
Hemen bütün Kureyş kabilesi Muaviye’yi destekledi.
Prof. Vecdi Akyüz “Hilafetin Saltanata Dönüşmesi” adlı mükemmel eserinde belirtir; Muaviye “körü körüne itaat” kültürünü taraftarlarına aşılamıştı.
Sıffin Savaşı’nda Hz. Ali karşısında mağlup olacağı sırada Muaviye bir “harp hilesi” olarak kılıçların ucuna Kuran sayfaları taktı...
“Hakem olayı”nı da harp hilesi olarak kullandı.
Bunlar dini siyasete alet etmenin ilk örnekleridir. O dönemde ortaya çıkan ve bugünkü DAİŞ’çilere benzeyen Hariciler konumuzun dışında.
Cevdet Paşa “Kısas-ı Enbiya” adlı kitabında Muaviye’nin etrafında güçlü “fukaha” (hukukçular) bulunmadığını, bulunanların da “ağız açmaya korktuklarını” yazar.
Prof. Sırma “siyaseten katl” uygulamasını Muaviye’nin başlattığını belirtir ki asla İslam’la bağdaşmaz.
‘EMEVİ MEZALİMİ’
Emevi saltanatı böyle kuruldu. Cevdet Paşa’nın kitabında bir bölümün başlığı “Emevi mezalimi”dir.
Bu olaylara bakarak sadece İslam tarihinde böyle olduğunu sanmak büyük hatadır. İslam tarihinde Batılı tarihçilerin de bugün takdirle bahsettiği hukuk asırları da vardır.
Kabile ve feodalite çağında bütün insanlık tarihinde düzen “mutlakiyet”le sağlanmıştı.
Bütün dünya tarihi kanlı güç savaşlarıyla doludur.
Yetmiş yıl önce Avrupa’da Hitler ve Mussolini vardı!
Nazi Almanya’sında eğitim düzeyi bugünkü Türkiye’den yüksekti!
Sorun öğretimden ziyade bireysel özgürlük ve hukuk kültürünün gelişme derecesiyle ilgilidir.
Tarihte yazılı haliyle size sunmak istedim.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası



















