Hüseyni duruş ve kerbela’dan ders çıkarmak
Mehmet Ali DEMİR"Anlatılan odur ki" Kerbelâ olayı, insanlık tarihi içinde zulmün en uç nokta örneklerinin yaşandığı en acı, en elim olaylardan biri olmakla beraber ibretlik dersler içeren sıra dışı bir olaydır.
ŞİMDİ BİLİNEN KAYNAKLARDAN KERBELAYA NASIL GELİNDİ BİR BAKALIM:
Kerbela Olayı, 10 Ekim 680’de, bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbelâ şehrinde, Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin bin Ali’ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi halifesi. Yezid’in ordusu arasında yaşandığı bilinir. Hz.Muhammed’in 632 yılında vefat etmesinden sonra Müslüman toplumunun başına kimin geçeceği kaygısı başladı yani burada bir iktidar olma kavgası vardır.
Bu arada peygamberin kayın pederi de olan, Ebu Bekir’in halifeliğini kabul edilir. Bu kavda devam etse de, sırayla Ebu Bekir, sonra Ömer bin Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib halife oldular.
Osman’ın 656 yılında asiler tarafından öldürülmesinden sonra Ali halife olarak başa geçti. Bunun üzerine Osman’ın amcasının oğlu Muaviye ile Talha, Zübeyr, Aişe ve Osman’ın bazı diğer akrabaları Ali’den katillerin bulunmasını ve onlardan intikam alınmasını istedi. Ali ise bir süre ortalığın yatışmasının beklenmesini istedi. Bunun üzerine Muaviye, Talha, Zübeyr ve Aişe Ali’ye darıldı. Daha sonra Talha ve Zübeyr bir ordu topladı. Bunu bir isyan kabul eden Ali ordusuyla olay yerine hareket etti. İlk başta savaş olmamasına rağmen iki tarafın askerlerinin sözlü atışması üzerine durum gerginleşti ve bir anda savaşa dönüştü. Savaşta sahabelerden Talha ve Zübeyr öldü. Aişe ise Ali tarafından Medine’ye gönderildi. Muaviye hilafetini ilan etti ve İslam Devleti, Ali ile Muaviye arasında ikiye bölündü.
Ali yaklaşık 5 yıl halifelik yaptıktan sonra 661 yılında Hariciler’den Abd'ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem tarafından gerçekleştirilen bir suikastte hayatını kaybetti ve iktidar 20 yıllığına Muaviye’yede kaldı.
Muaviye hayattayken oğlu Yezid’e biat etmeleri için taraftarları ve Hicaz ahalisinden biat istedi. Lakin taraftarları ve Hicaz ahalisi oğluna biat etmediler. Sebep olarak ise Hasan ile yaptığı anlaşmayı gösterdiler. Bunun üzerine Muaviye biat etme arzusundan vazgeçti. Muaviye 680 yılında ölünce Yezid başa geçti.
Yezid başa geçince ilk iş olarak Medine valisine bir mektup yazarak Hüseyin bin Ali’ye değil, kendisine itaat etmesini, aksi takdirde bunu canıyla ödeyeceğini bildirdi. Bu arada Hüseyin Kûfelilerden kendisine bağlılıklarını sunan mektuplar alıyordu. Kûfe’ye gelip halife olduğunu ilan ederse Hüseyin’i destekleyeceklerini söylüyorlardı. Hüseyin bu teklifleri ciddiye aldı ve Kûfe’deki taraftarlarının gerçekte olduğundan çok daha fazla olduğunu zannetti. Yaklaşık 70 taraftarı ve ailesi ile Kûfe’ye doğru yola çıktı.
Hüseyin’in ordusu ile Mekke’den Kufe’ye hareket etmesinden sonra, Kufe’nin Yezit tarafından rüşvet ve tehditle ele geçirilmesinin akabinde, Hüseyin ordusunu dağıtıldı.
Hüseyin Kerbela’da kuşatıldı.
Sayıca fazla olmayan Kûfeli taraftarları Yezid’in yandaşları tarafından bastırıldı. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbelâ’da Yezid’in 4500’e yakın adamıyla karşılaştılar.Etrafı cevrilip su yolları kapatıldı yani suya ulaşmalrı engelendi.
Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece savaşmak ya da teslim olmak seçeneği kaldı. Hüseyin, Ömer bin Sa’d’a sabaha kadar ibadet etmek istediklerini söyledi ve bu nedenle mühleti uzatmasını istedi. Ömer bin Sa’d Hüseyin’in bu isteğini bir kez daha kabul etti.
Bu mühlet de sona erince Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, hepsinin öleceği kaçınılmaz bir gerçekti amma yine de teslim olmaktansa ölmeyi tercih etti. Burada meydana gelen savaşta Hüseyin ve taraftarlarının hepsi öldürüldü ve ailesi esir alındı.
Aslında Hüseyin Küfelilere çok fazla güvenmese de. O gelecek nesillere bir duruş sergilemek, hak olan davanın mutlak şekilde fedakârlıklara göğüs germekle savunulacağını ispat etmek istiyordu işte bunun adı Hüseyin’i duruştur . Evet, onun duruşu bu anlatılan yaşanmışlık sonraki nesillere örnek olmuştur. Asırlar sonra bile onun duruşundan bahisle “HÜSEYNİ DURUŞ” tabirini kullanıyor insanlar.
Dünya durdukça Hüseyni Duruş sahipleri de olacak, tıpkı günümüzde yaşadığımız gibi bir yanda kendini dünya menfaatine satan alçaklar bir yanda günümüz Yezidine karsı bedenlerini siper edenler.Ne yazık'ki Kerbela'dan gereken dersler çıkarılmadığı için tarih boyunca yüzlerce kerbelalar yaşanmıştır,Yavuz'dan, Kuyucuya,Dersim'den,Maraşa,Çorum'dan, Sivas'a,Gezi'den Gazi'ye,oradan Roboski'ye kadar katledilmiş canlar,eğer katiliyamları anacaksak bu acılar kerbelayı milyon kat gölgede bırakır, eğer kan üstünlüğüne bağlarsanız buda ırkcı bir yaklasım olur "Alevilikte kimsenin diğerinde üstünlüğü yoktur" Bir de şimdi günümüz Kerbelâsın'da Hüseyni duruşu sergiliyenlere bakalım "Mustafa, Helin, İbrahim ve en son Ebru günümüz yezidine karşı o duruşu sergilemiştir" şimdide dünün küfelieri gibi günümüz yezidinin kılıcına boyun eğenler olmuştur. Her devirde “yezit”ler olduğu gibi “Hüseyin”ler de vardır. Asıl olan ise Hüseyin’i cesareti sergilemektir; işte o zaman kerbela ve Hüseyin'e sahip çıkmış olursun. Hüseyin ‘bir semboldür, bir örnektir’; örnek alınacak olan onun davranışıdır, duruşudur direncidir.
Önemli olan; yaşadığımız zaman ve şartlarda duracağımız saftır, sergileyeceğimiz duruştur. Yaşadığımız süre içerisinde “yezitlerin” de “Hüseyinlerin” de varisleri bitmeyecektir tıpkı tarih içinde yaşadığımız ve bugün de yaşananlar gibi. Her insan sergileyeceği davranışla mutlaka bir safta yer almıştır; kendisi safını belirlemek zorundadır.
Hüseyin'in duruşuna sahip çıkmak için Müslüman olmanıza gerek yok, Hüseyin üzerinde Alevileri asimile etmek tarih içirisinde Alevilere yapılmış en büyük zülümdür. Alevilik İslam'ın içinde bir inanç değildir, Aleviliğin 4 kitaplı dinle de bir alakası yoktur. Aleviler kendilerini dünyanın başlangıcıyla birlikte var olduğunu söyler, yoktan var olmayı değil vardan var olmaya inanan her yönüyle insan odaklı bir yol ve doğa inançıdır, buna göre insan bütün tavır ve eylemlerin odak noktasıdır asıl olan temel varlık insandır keramet ve mucizeler onda gizlidir. Hakk’ın gizli hazinesidir hak’ in görünüş alanına çıkmış yansımasıdır. Enel-Hak demesi bundandır bu yüzden vahiyi ret ederler aleviler.
Simdi yukarda anlatılan Kerbela vakası ister gerçek isterse bir mitoloji olsun önemli olan buradan doğru dersi çıkarmaktır.
Hüseyin’e sahip çıkmak onun için yaş tutmak oruç tutmak ağlamak sızlamak karalar bağlamak dövünmek değildir, her şartta dik durmak bedel ödemekten kaçınmamak duruş göstermektir.
Aleviler için eğer bu mücadele ezilen hakların çıkaranınaysa, içinde ırkçı ve faşizan bir yapı yoksa; Aleviler bu kaynaktan gereken besini alabilir, ders çıkarabilir, bunun kimliği bölgesi renginin coğrafyasının bir önemi yoktur, burada dikkat edilmesi gerek bunun içinde beli bir süre sonra simdi bir çok yerde yaşandığı gibi asimile olmamak yok olmamaktır.
Ama şimdi kimi hayinlerin yaptığı gibi aleviliğin çıkışını islama bağlayıp tüm ritüellerini bu şekilde yaparsa bu Hüseyini duruşa sahip çıkmak değil özüne ihanet etmektir.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası



















