Mehmet Ali DEMİR

Diktatörler ve kaçınılmaz sonları

Mehmet Ali DEMİR
  12-05-2019 10:38:00

 

 

En tehlikeli olan güçün tek elde toplanmasıdır. Çünkü gücün doğasında yozlaşmak vardır. Bir ülkede güç ne zaman tek elde toplanmışsa orada insanlık tarihine utanç tablosu olarak tarihe geçecek sahneler yaşanmıştır ve yaşanır çıkısı ne olursa olsun bu değişmez.

 

Çünkü yaşamın doğasında güce tapınmak var tıpkı tuzlu su içmek gibidir. İçtikçe susar, susadıkça içer güç sahibi doymaz çünkü tuzun etkisiyle susar, kin kibir kapar beyni gözleri kör olur, sağır olur kendini ilahi bir güç olarak görür.

 

Adolf Hitler, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP)’nin kurucusu ve başkanıydı. Kendisinin tezgâhladığı sonradan anlaşılan Reichstag yangınını kullanarak Almanya’nın başına geçince muhaliflerini tek tek öldürdü veya hapse tıkarak ortadan bir sekil ortadan kaldırdı.

 

Ülkesinde yada işkal etiği yerlerdeki 6 milyon Yahudi’nin katletti. Tarihe bir utanç belgesi olarak gecen Yahudi Soykırımı’nı yaptı hiç acımasızca çünkü o kibir kin mutlak kazanmak hırsı kendisinin haklı doğru olduğunu hiş ettiriyordu ona,  ve on milyonlarca insanın hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı’nı başlattı. Sovyet ordusu Berlin’e girince, anlatılan odurki bir bodrumda yeni evlendiği Eva Braun ile birlikte intihar etti.

 

Ve yine tarihin bize anlattığı odur ’ki: Braun, siyanür kapsülünü ısırarak saniyeler içinde öldü. Hitler ise önce siyanür kapsülünü ısırdı, ardından aynı anda silahıyla kendisini kafasından dayıyarak ateş etti ve orda öldü bir zamanlar kendini dünyanın mutlak efendisi olarak gören bir diktatörün sonu böyle bitti.

 

Benito Mussolini. Hitlerden öncesinde Avrupa’daki ilk Avrupalı faşist lider, İtalya’nın başına 1922 yılında geçti. İlk iş olarak Faşist parti dışındaki partileri kapatmak, gazetelere sansür uygulamak, sendikaları yasa dışı ilan etmek gibi pek çok faşizan politikaya imza attı, büyük Roma İmparatorluğu’nu yeniden kuracağına inanıyordu.

 

Müttefiki olan faşist diktatör Adolf Hitler ile birlikte , 400 bin insanın ölümünden sorumluydu. Hayal ettiği o büyük roma imparatorluğunu yeniden kuramadığı gibi Cephelerdeki ve iç siyasetteki başarısızlıklarıyla başlayan çöküşünün ardından 25 Nisan 1945’te komünist partizanlar tarafından yakalandı.

 

Daha sonra 28 Nisan’da metresi Clara Petacci ile birlikte kurşuna dizilerek öldürüldü. Ertesi gün Mussolini’nin, sevgilisinin ve birkaç yandaşının cesedi Milano’da Loreto Meydanı’ndaki Esso benzin istasyonunun çatısından baş aşağı sallandırıldı.

 

Alfredo Stroessner, 1954 ve 1989 yılları arasında Paraguay’ı yöneten askeri diktatör. Latin Amerika’da 20. yüzyılın en uzun süren diktatörlüğünü kurmuştur. 4 Mayıs 1954’te Başkan Federico Chavez’i devirdi. Ardından yalnızca kendisinin aday olduğu bir seçimle devlet başkanlığına geldi.

 

Bir yandan kırsal kesimdeki yoksullar ile kent işçilerinin huzursuzluğunu yatıştırmaya çalışırken, bir yandan da büyük toprak sahiplerinin ve iş insanlarının çıkarlarını kolladı.

 

Meclisi ve mahkemeleri yandaşlarıyla doldurdu. Altı kez art arda başkan seçilmesini meşrulaştırmak için 1967 ve 1977’de anayasayı iki kez değiştirildi.

 

Rejim karşıtlarına ağır baskılar uyguladı. Şubat 1989’da bir askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. Darbeden sonra on yedi buçuk yıl sürgünde yaşayacağı Brezilya’ya kaçtı. Ölümünden önce ülkesine dönmek istedi ama hükümet izin vermedi.

 

 Saddam Hüseyin Irak Cumhurbaşkanı (1973-2003). 1970’li yıllardan itibaren devleti kademe kademe ele geçirmeye başladı. Bu dönemde Irak nüfusunun yalnızca beşte birini oluşturmalarına rağmen Sünni Araplar pek çok kilit yönetim kademesine getirildi.

 

Hükümeti devirmeye çalışan veya bağımsızlık çabasına girişen Şiiler ve Kürtlere karşı pek çok kez sindirme girişiminde bulundu. Bu süreçlerde 5 bin kişinin öldüğü Halepçe Katliamı’nda olduğu gibi kimyasal silahlara da başvurdu. 2003 yılında, ABD ve Britanya öncülüğündeki koalisyon güçleri Irak’ı işgal etti.

 

Harekâtın başlamasından üç hafta sonra, 9 Nisan 2003 tarihinde başkent Bağdat’ın koalisyon güçlerinin eline geçmesiyle Saddam Hüseyin iktidarı sona erdi, kısa süre sonra da Baas Partisi yasaklandı. Yaklaşık sekiz ay sonra saklandığı sığınakta yakalanan Hüseyin daha sonra yargılandı.

 

5 Kasım 2006’da, idam cezasına mahkûm edildiğinde yaklaşık 2 milyon insanın ölümünden sorumluydu. 30 Aralık 2006’da asılarak idam edildi.

 

Muammer Kaddafi, 1969’da yaptığı darbe ile Libya’nın başına geçti. 2011 yılında başlayan iç savaşa kadar da ülkeyi yönetti. Petrol zengini ülke, komşularına nazaran daha zengin görünse de kendinden başka hiç kimseye iktidar şansı tanımayan Kaddafi’nin yasakları ve kısıtlamalarıyla boğuşmak zorunda kaldı.

 

Muhalifleri bastırmada sık sık şiddete başvurdu. Son olarak 2011 yılında başlayan iç savaşla devrildi ve isyancılar tarafından linç edilerek öldürüldü.

 

Mobutu Sese Seko, 32 yıl boyunca (1965–1997) o zamanki adıyla Zaire günümüzdeki adıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin devlet başkanlığını yapmıştır. Yönetim süresi boyunca yanlış politikalarla zengin yeraltı kaynakları olan ülkeyi fakirleştirmiştir.

 

Aynı zamanda demir yumrukla yönettiği ülkede aykırı seslere karşı da tolerans göstermemiştir. Kendisini sürekli ilahi bir güç olarak gösteriyor, bu şekilde tasvir ettiriyordu. 16 Mayıs 1997’de Kinşasa’yı ele geçiren muhalif gruplar 32 yıllık Mobutu iktidarını devirdiler. Devrilen Mobutu sürgün olarak önce geçici olarak Togo’ya ardından Fas’a gitti.

7 Eylül 1997’de sürgündeyken prostat kanserinden hayatını yitirdi ve Fas’ta defnedildi.

 

Pol Pot, Kızıl Kmerler adlı radikal komünist hareket ile verdiği gerilla savaşı sonucu Kamboçya yönetimini ele geçirdi ve 1975-1979 yılları arasında yönetti. Kentlerde yaşayan milyonlarca insanı zor kullanarak köylere yerleştirerek çiftliklerde ve pirinç tarlalarında çalıştırdı.

 

Yaklaşık 1,5 milyon insanın çekiç, balta ve kürekle öldürme emri verdi. İktidarda olduğu süre içinde 7 milyonluk Kamboçya nüfusunun 3 milyon 300 binini katletti. 1979’da devrilince Kamboçya’nın ormanlık bölgelerine kaçtı ve burada gerilla hareketine devam etti.

 

1997’de tekrar başkenti ele geçirmeye çalıştı ancak başarısız oldu. Bunun üzerine yandaşlarınca ömür boyu ev hapsine mahkum edildi. 1998’de kimi iddialara göre kalp krizi nedeniyle, Kızıl Kmerler’in iddialarına göre ise intihar ederek öldü.

 

Idi Amin1971-1979 arasında devlet başkanlığı yapmış olan Ugandalı asker diktatör. İdi Amin’in yönetimi sırasında politik baskı ve etnik ayrımcılığın yanı sıra insan hakları ihlalleri gözlemlendi.

 

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları gruplarının tahminlerine göre, 100 bin ila 500 bin insan İdi Amin’in yönetimde olduğu dönemde öldürüldü. Ekim 1978’de Tanzanya tarafından desteklenen Uganda Ulusal Kurtuluş Ordusu adlı gerillaların saldırıları başladı.

 

13 Nisan 1979’da isyancı gerillalar başkent Kampala’ya ulaşmadan önce, ülke dışına kaçtı. İdi Amin, hayatının geri kalanında Uganda’ya dönmesine izin vermesi için Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni’ye yalvardı ancak devrik diktatöre izin verilmedi.

 

Amin, 16 Ağustos 2003 tarihinde Cidde’de, hastanede öldü ve Cidde Ruwais Mezarlığı’na gömüldü.

 

Elbette Türkiye’de bugün yasana tamda bu değil amma  “Başkanlık sistemi, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplandığı, kanun hükmünde emirnamelerle insan haklarının askıya alındığı, özgürlüklerin yok edildiği, yargının tarafsızlığını kaybettiği bir yönetim biçimi götürmektedir” birilerinin bu yaşanan hukuksuzluğu  bitmesi ve bu güç sarhosluğundan uyanmaları için mutlak güç sahiplerini uyarması lazım.

 

Unutma her başlangıcın bir sonu var.

 

 

 

 

  Bu yazı 6199 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım