Mehmet Ali DEMİR

Dedemden Babamdan böyle gördüm savsatası

Mehmet Ali DEMİR
  25-04-2022 14:07:00

Pir Bektaş Veli, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” demiş.

Bilişim çağında insanlar, artık kararlarını ya “bilimden, ilimden” yana, ya da hurafelerden, rivayetlerden ve bilim dışı söylemlerden yana vermelidirler.

Özellikle bu ikilem, ya da tercih daha çok “inanç” konusunda karşımıza çıkmakta ve bilimsellikten uzak anlayış da bu gittikleri yolu “Babamdan, dedemden böyle gördüm, böyle duydum, böyle diyorlar” sözleriyle ifade eder. Üstelik sadece “duyma” iddiasıyla hareket eden bu kişiler, bu duyduklarının “gerçek” olduğu konusunda da ne yazık ki, bağnaz ve fanatik bir savunma mekanizması da oluştururlar. Babamızın, dedemizin, ya da herhangi bir bireyin söylediği her sözü “sorgulamadan, araştırıp incelemeden, adeta körü körüne bir inanmışlık” ile doğru kabul etmek, hem bilgi kirliliği, kafa bulanıklığı, ötesi son derece yanlış sonuçları da beraberinde getirir.

Kimi zaman, kimi bireylerin “Dedem, dünya sarı bir öküzün boynuzları üzerinde duruyor. Deprem olduğu zaman sinek öküzü ısırır. Öküz kendini sallar ve deprem olur” diye anlatılan, ya da “Ay tutulduğu zaman bacaya çıkar, teneke çalar ve dua ederdi. Çünkü ayı cinler işkâl etti” vb söylemlere, ifadelere itibar edip inanmak, son derece sığ, bilimsellikten ve akıldan uzak olgudur. 21.yüzyılda böyle hurafelere inanmamızı bekleyenler ancak karanlıkların sözcülüğünü yaparlar.

Atalarımız, dede ve babalarımız Anadolu coğrafyasının ücra köşelerinde, elektriğin, yolun, teknolojinin, okulların – bilimsel kitapların olmadığı, hatta okuma yazma oranının da çok düşük olduğu dönemlerde doğal olarak büyüklerinden duydukları her türlü doğru, yanlış, ya da eksik bilgiyi, sorgulama olanaklarının da olmamasından ötürü çocuklarına ve topluma iletmişlerdir. Sadece duyuma dayanan, belgesi, bilgisi ve ispattan uzak bilgileri “doğru” diye anlatmak, kabul ettirmeye çabalamak, ancak gericiliğe ve bilim dışılığa hizmet eder. İşte tam da Pirin söylediği “bilimden, ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” ifadesi bu duruma denk düşüyor ve bize yol gösterici oluyor. Zira bizler artık günümüzde her türlü bilgiye, belgeye, bilimsel verilere ulaşabilme olanaklarına sahibiz.  

Arkeologlar, antropologlar yaptıkları alan çalışmalarında insanlığın biyolojik ve kültürel evrimini ortaya çıkarmak, araştırmacılar, yazarlar ve tarih yazıcılar insanlığını tarihini gün yüzüne çıkarmak için önemli adımlar atıyorlar.. Bunlar belgelere, dokümanlara dönüşüyor.

Bilim; İnsanın en yakın çevresinden başlamak üzere dünyayı anlama ve değiştirme faaliyetidir. İlk atalarımızdan başlamak üzere bizi insan kılan temel özellik, bilime inanıp değişime ayak uydurmaktır. Bizler bilimsel verilere dayalı öğrendiklerimizi akıl süzgecinden geçirdikten sonra değerlendirmeli ve bu sonuca göre davranmak, söylemek, yazmak zorundayız. Bu bilime inanmanın, çağdaşlaşmanın ve gerçeklere ulaşmanın da yoludur. İlerleme, aydınlanma da ancak bu şekilde olur.

Peki,  şimdi 21. yüzyılda bilgiye erişimin oldukça kolay olduğu bir dönemde, bilimsellikten uzak hurafelere, sadece duyumlara inanmak, bu gerçekdışı olgu ve bilgileri bağnazca savunmak neyin nesi olabilir?

Yolumuz adına yapılmış, yapılan ve yapılacak olan tüm üretimlerin, faaliyetlerin bilimsel olup olmadığı aynı zamanda Aleviliğin geleceğe nasıl taşınacağı konusunda da bize sağlıklı veriler sunar.. Eğer bilimselliğe uygun ve sağlam adımlar atamazsak, işte o zaman ortaçağ karanlığı içindeki girdaplarda dönenir dururuz. Bu durum ise, Alevi yoluna, toplumuna, bilime kötülük etmekle eşdeğerdir.

Bilimsel gelişmelerin yalnızca birikimle değil, aynı zamanda devrimci sıçramalarla gerçekleştiğini anlatan Thomas Kuhn’un söylediği gibi, düz bir birikim süreci bilimdeki gelişmeyi ya da onun kavramıyla “paradigma değişimini” anlatmaya yetmez. Bu nedenle Kuhn, siyasi devrimlerle bilimsel paradigma değişiklikleri arasında paralellikler “koşutluklar” bulur. Varolan kurumların kendi eserleri olan ortamın sorunları karşısında yetersiz kalmasının siyasal değişimi zorladığını söyleyen Kuhn, “Gerek siyasi gerek bilimsel gelişmede devrimin ön koşulu, düzenin bunalıma varan ölçüde işlerliğini yitirdiğini haber veren belirtilerin algılanmasıdır” diye yazıyor.   (Bilimsel Devrimlerin Yapısı, Thomas S.Kuhn, Kırmızı Yayınları, 2017 İstanbul )

Günümüzde gözle görülür bir şekilde, bizim ülkemiz coğrafyası da dahil olmak üzere kimi ülkelerde, emperyalizm ve feodalizmin de bilinçli bir şekilde gündemde tuttuğu “din – dincilik, inançlar arasındaki farklılık” tartışma ve çatışmalar artıyor.  Bu inanç kaynaklı olgular giderek, bireyin, grupların, toplumların hayata nasıl bakacakları, olay ve olgulara nasıl bakacakları, fiili durumlarda nası bir duruş sergileyecekleri, yani kısacası nasıl yaşayacakları gibi konuları da önemli hale getiriyor. Zira dünyanın doğusunda İslam, daha doğusunda Taoizm, Budizm, batısında Evangelizm, Baptistlik gibi değişik Hristiyanlık inançları yaşam tarzlarını iletişimi ve ilişkilere de direkt etki ediyor.

Bilmemiz gerekir ki, bilim, insanın en yakın çevresinden başlamak üzere “dünyayı anlama ve değiştirme” faaliyetidir.  İlk atalarımızdan başlamak üzere bizi tanımlayan temel özellik budur. Onun içindir ki, “bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” deriz.

Avının peşinden koşan Homo Habilis’in davranışlarında da, atom altı ölçekteki Higgs Bozonu’nu verilendirmeye çalışan Kuantum fizikçisinin pür dikkatinde de aynı dürtü mevcuttur. Gerçeğe olan mecburiyet ve tutku da bundandır.

Ondandır ki, “gerçeğin demine hü” deriz.

Sözlerimi de öyle bitireyim. “Gerçeğin demine hü”

  Bu yazı 11880 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım