Biz İyi Değiliz
Mehmet Ali DEMİRTürkiye’de avukatlar, öğrenciler, gazeteciler, siyasetçiler ve devrimciler cezaevinde. Toplumun sesi susturuluyor, hukuk araçsallaştırılıyor, gençlik ve basın hedef alınıyor. Artık “biz iyi değiliz” sözü sadece bireysel değil, toplumsal bir hakikatin çığlığı haline geldi.
Türkiye’de düşüncesini ifade eden herkesin bir sabah kapısı çalınabilir. Demokratik protestolara katılan öğrenciler, müvekkilinin hakkını savunan avukatlar, yolsuzlukları ortaya çıkaran gazeteciler ya da yalnızca halkın sesi olmak isteyen siyasetçiler… Binlerce kişi “terör” ya da “örgüt propagandası” suçlamalarıyla cezaevlerine gönderildi.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) 2024 raporuna göre, sadece son bir yıl içinde 3.000’den fazla kişi siyasi nedenlerle tutuklandı. Bu tutuklamaların ortak noktası, iktidarın politikalarına muhalefet etmeleriydi. Öğrenciler, üniversitelerine atanan kayyumlara karşı çıkarken, gazeteciler halkı bilgilendirmeye çalışırken ya da siyasetçiler toplumsal talepleri Meclis’e taşımaya çalışırken hedef alındı.
"Halkın avukatları" olarak bilinen birçok hukukçu, yalnızca mesleki görevlerini yaptıkları için cezaevinde. Adil yargılanma hakkını savunan, işkence iddialarını gündeme taşıyan, politik davalarda sanıkların yanında yer alan avukatlar, örgüt üyeliği suçlamasıyla karşı karşıya.
Avukatlar artık yalnızca müvekkillerini değil, kendi meslek onurlarını da savunmak zorunda kalıyorlar. Bu, yargının nasıl araçsallaştırıldığının çarpıcı bir göstergesi.
Gençlik, her dönem olduğu gibi bugün de değişimin öncüsü. Ancak Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayan kayyum protestoları sonrası birçok öğrenci sistematik biçimde hedef haline geldi. Polis şiddeti, ev baskınları, disiplin cezaları ve burs kesintileriyle gençliğe açıkça “sus” deniliyor.
Yüzlerce öğrenci, yalnızca yürüyüşe katıldıkları için, sosyal medyada düşüncelerini paylaştıkları için gözaltına alındı ya da tutuklandı. Türkiye'de artık bir öğrencinin “adalet” istemesi bile suç unsuru sayılabiliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, siyasi bir dava sonucunda verilen hapis cezası ve siyaset yasağı kararı, halkın iradesine açık bir müdahale olarak değerlendirilirken, bu karar sonrası yaşananlar Türkiye'deki baskı rejiminin geldiği noktayı bir kez daha gözler önüne serdi.
Karara tepki göstermek isteyen binlerce yurttaş İstanbul’da ve pek çok kentte sokaklara çıktı. En sert tepki ise gençlerden geldi. Üniversite öğrencileri protesto gösterileri düzenledi; “Halkın seçtiği yöneticiyi halk görevden alır” diyerek demokratik haklarına sahip çıktı. Ancak bu barışçıl protestolar da şiddetle bastırıldı.
Polis müdahalesinde öğrencilere ters kelepçe takıldı, copla darp edildiler, yerlerde sürüklendiler. Bazı öğrenciler saatlerce soğukta bekletildi, sağlık hizmetlerine erişimleri engellendi. Bazılarına gözaltı sırasında ağır hakaretler ve kötü muamele uygulandı.
Üniversite kampüsleri adeta abluka altına alındı. Gözaltına alınan öğrencilerden bazıları sınavlarına giremedi, bursları kesildi. Eğitim hakkı fiilen engellendi. Anayasal hak olan protesto hakkı, gençlere “suç” gibi gösterildi.
Türkiye, dünyada en çok gazetecinin cezaevinde olduğu ülkelerden biri. Hakikati yazmak, halkı bilgilendirmek, yalanı teşhir etmek artık “terör” kapsamına sokulabiliyor. Bağımsız gazeteciler hakkında açılan soruşturmalar, sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen hapis cezaları, basın özgürlüğünün tamamen rafa kaldırıldığını gösteriyor.
RTÜK ve BİK gibi kurumlar, sansür mekanizması olarak çalışırken; haber siteleri kapatılıyor, içerikler kaldırılıyor, muhalif medya ekonomik kıskaca alınıyor.
DEM Partisi başta olmak üzere Kürt siyasetçiler, yıllardır sistematik olarak hedef alınıyor. Belediyelere atanan kayyumlar, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, eş genel başkanların tutuklanması bu baskıların en görünür örnekleri. Aynı şekilde sosyalist, devrimci hareketlerin üyeleri de sürekli gözaltı ve tutuklama tehdidi altında yaşıyor.
Siyasi faaliyet, Türkiye’de artık bir özgürlük değil, büyük bir risk haline geldi.
Tüm bu tablo karşısında en büyük tehlike, toplumun sessizliğe sürüklenmesi. İnsanlar artık konuşmaktan, yazmaktan, sokağa çıkmaktan çekinir hale geldi. Korku iklimi, otoriterliğin en verimli zeminidir. Ancak tarih gösteriyor ki; baskılar, eninde sonunda halkın vicdanını daha da gür bir şekilde ayağa kaldırır.
Evet, biz iyi değiliz. Ama asla teslim olmayacağız. Baskıya, korkuya, susturulmaya boyun eğmeyeceğiz. Bu ülke bizim ve biz bu ülkeyi; herkesin eşit yurttaşlıkla, özgürce, barış içinde yaşadığı laik ve demokratik bir ülke yapmakta kararlıyız.
Biliyoruz ki bu mücadele, yalnızca bugünün değil, yarının da onur mücadelesidir. Geri adım atmayacağız.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası
















