Alevi Cemlerinin Tarihsel ve Felsefi Kökenleri
Mehmet Ali DEMİRAlevilik, kökenleri itibarıyla kadim inanç sistemlerine dayanan, doğayla ve evrenle uyum içinde bir yaşam felsefesi geliştiren, kendine özgü bir inanç ve kültürel sistemdir. Aleviliğin tarihsel kökenleri, Orta Asya’nın Şamanist, Zerdüşti ve Mazdeist inançlarıyla, Anadolu ve Mezopotamya’nın eski kültleriyle derin bağlantılar taşır.
Alevilik, tarih boyunca baskıya uğramış, çeşitli dönemlerde Sünni-İslam eksenli devlet anlayışları tarafından ya sapkın bir mezhep olarak ya da İslam’ın bir yorumu şeklinde tanımlanmaya çalışılmıştır. Ancak Alevilik, İslam’ın bir mezhebi ya da heterodoks yorumu değildir; başlı başına özgün bir inanç sistemidir ve kendisini İslam ile tanımlamaz.
Bu bağlamda, Cem kavramı yalnızca bir ritüel değil, aynı zamanda Alevi topluluklarının sosyal, hukuki ve kültürel meselelerini çözdüğü bir meclis niteliğindedir. Aleviler, tarih boyunca mahkeme yerine pir huzurunda, Cem Meydanı’nda adalet aramış, toplumsal düzenlerini Cemler aracılığıyla kurmuşlardır.
Alevilikte inanç, mekâna hapsedilmiş bir olgu değildir. Camiler, kiliseler veya havralar gibi belirli kutsal mekânlara bağımlı bir tapınma anlayışı yerine, Cem her yerde yapılabilir. Alevilikte önemli olan mekânın fiziksel özellikleri değil, orada kurulan ikrarlı birlik ve toplumsal rızalık düzenidir. Bu nedenle, Aleviler için Cem Meydanı bir bina değil, toplumsal birlikteliğin vücut bulduğu yerdir. Ancak şehirleşme ve devletin kurumsal baskıları sonucunda, özellikle 1993 Sivas Katliamı sonrası şehirlerde yaşayan Aleviler için Cem Evleri bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bu süreç, Aleviliğin özüne uygun olmayan kurumsallaşma ve bürokratikleşme eğilimlerini de beraberinde getirmiştir.
Alevilik, tarih boyunca merkezi otoritenin baskılarına maruz kalmış ve devletin resmi din anlayışına mesafeli durmuştur. Bunun birkaç temel sebebi vardır:
1-Osmanlı döneminde “Kızılbaş” olarak adlandırılan Aleviler, Sünni-Şeriat düzenine uygun yaşamadıkları için sürekli baskı ve katliama uğramışlardır.
2-Cumhuriyet döneminde ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasıyla birlikte, Sünni-Hanefi inancının devlet eliyle tek meşru inanç olarak dayatılması, Aleviliğin ötekileştirilmesine neden olmuştur ve katliamlar devam etmiştir.
3-Aleviler, devletin dini inançlarla kurduğu çıkar ilişkisine girmek istemedikleri için, kendi içlerinde bağımsız bir inanç ve hukuk sistemi geliştirmişlerdir.
Cem, yalnızca bir ibadet ritüeli değil, aynı zamanda toplumsal düzenin sağlandığı, hak ve adaletin tesis edildiği bir sistemdir. Ancak günümüzde, Cem Evleri bu işlevlerinden giderek uzaklaşarak sadece belirli günlerde ibadet yapılan yerler hâline getirilmeye çalışılmaktadır.
1993 Sivas Katliamı sonrası, büyük kentlerde Aleviler Cem Evleri inşa etmeye başlamışlardır. Ancak bu süreç, Alevi geleneğinden kopuk yeni bir Cem Evi anlayışının doğmasına yol açmıştır:
1-Geleneksel Cem topluluk temelliyken, şehirlerde kurulan Cem Evleri kurumsallaşarak bürokratikleşmeye başlamıştır.
2-Eskiden Cem içinde tüm meseleler tartışılırken, bazı Cem Evlerinde “burası ibadethanedir, siyaset konuşulmaz” anlayışı benimsenmiştir.
3-Geleneksel Alevilikte olmayan ritüeller (örneğin, Sünni tarikatlarda görülen transa geçme, topluca zikir yapma) bazı Cem Evlerinde yer almaya başlamıştır.
4-Cem Evleri, toplumun sorunlarını konuşmak yerine sadece inançsal etkinliklerle sınırlı kalmaya başlamıştır.
Özellikle Şii ve Sünni mistik tarikatların etkisiyle bazı Cem Evlerinde tarikatvari ritüellerin artması, Cemlerin özünden kopmasına neden olmuştur. Oysa Alevilik, doğası gereği akılcılığa, sorgulamaya ve sosyal adalete dayalıdır.
Cem Evlerinin geleceği için kritik bazı noktalar vardır:
1-Cem Evleri sadece ibadet alanı değil, aynı zamanda toplumsal ve hukuki işlevlerini de yerine getirmelidir.
2-Devletin Aleviliği kontrol altına alma girişimlerine karşı bağımsız duruş sergilemek şarttır.
3-Alevilikte olmayan ritüellerin Cem Evlerine girmesi engellenmeli, geleneksel Cem yapısı korunmalıdır.
4-Cem Evleri, sosyal ve kültürel meselelerin tartışıldığı, çözümlerin üretildiği, gençlerin eğitildiği merkezler olmalıdır.
Alevilik, tarih boyunca sistemle mesafesini koruyarak ve kendi iç adalet mekanizmasını işleterek var olmuştur. Cem Evleri, bu geleneği yaşatacak şekilde toplumun her kesimini kucaklayan, dayanışmayı esas alan ve adaleti sağlayan yerler olmaya devam etmelidir.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası
















