12 EYLÜL ASKERİ FAŞİST DARBESİNİN RUHU HALEN YAŞIYOR
Mehmet Ali DEMİRBugün 12 Eylül darbesinin yıldönümü. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren öncülüğünde yapılan ve Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 42 yıl geçti aradan geçen 42 yılla rağmen bugün halen o cuntanın çıkardığı anayasa ile yönetiliyoruz. Yani o cuntacıların ruhu halen yaşıyor.12 Eylül idam, insan hakları ihlalleri ve kötü muamelelerle hatırlanmaya devam ediyor.
12 Eylül Askeri Faşist Darbesinin 42. yıldönümünde, darbenin geçmişteki uygulamalarını ve tüm kurumsallığı ile halen sürmekte olan faşist zihniyeti asla unutmayacağız ve unutturmayacağız! 12 Eylül 1980’in tüm darbecilerin ve işbirlikçilerin “İnsanlığa karşı işlemiş oldukları suçlardan” yargılanmadı gerekli cezaları alamdılar.
42 yıl önce devrimci hareketin ve işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtmak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK); Kenan Evren önderliğinde ülke yönetimine el koydu.
Bir grup askerin ülke yönetimine el koymasından çok daha fazlası olan 12 Eylül darbesiyle, Türkiye'ye topyekun neoliberal sistem entegre edildi.
12 Eylül darbesi, emperyalizmin Ortadoğu'daki kaması haline getirilmesi operasyonunun önemli bir parçasıydı.
Kenan Evren liderliğindeki cunta tarafından gerçekleştirilen Amerikancı darbe bu yüzden; Türkiye sosyalist hareketine karşı yapılmış saldırıların en büyüklerindendir.
Üzerinden 42 yıl geçmesine karşın darbenin demokrasiye verdiği zararın hâlâ giderilmedi. "42 yıl önce yaşanan ve toplumsal hafızamızda kara bir leke olarak yerini alan 12 Eylül askeri darbesi, bugün farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor" 12 Eylül Darbe rejimi makyajlanarak kalıcı hale getirildi. Kenan Evren'in ruhu halen yaşıyor.12 Eylül darbesinin hiçbir sorumlusuna AKP hükümeti tarafından dokunulmadı.
AKP, MHP Hükmünde Kararnamelerle, Olağanüstü Hal (OHAL) ve İç Güvenlik Yasalarıyla yeni bir saldırı konsepti oluşturdular, bugün demokrasiden bahsetmek mümkün değil ya bizdensin yada terörist bu nedenle diyorum ki; 12 Eylül ruhu halen yaşıyor.
12 EYLÜL'Ü YARATAN SÜREÇ
Türkiye'de sosyalist dalga, 12 Eylül öncesi 68'lerden itibaren kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Bu dalganın temelini de yükselen sınıf hareketi ve gençlik mücadelesi oluşturuyordu.
Sosyalist dalga, düzen adına 'başa çıkılamaz' noktaya ulaşınca çare gayrimeşru saldırı yöntemlerinde bulundu.
Toplumsal mücadelelerin yükseldiği her dönemde halkın ve solun karşısına çıkarılan kontrgerilla, 12 Eylül'e yaklaşılan dönemde ise provokasyonlarını öncekilerden daha şiddetli bir biçimde arttırdı.
Müdahale ortamını hazırlamakta kararlı olan cunta, darbeye bahane olarak öne süreceği 'anarşi' ortamını bizzat kendisi planladı ve uyguladı.
1 Mayıs 1977 katliamı, 1978'de Kahramanmaraş'ta devlet ve ülkücü faşist çeteler eliyle Alevilere karşı gerçekleştirilen sistematik katliam, DİSK Başkanı Kemal Türkler’in öldürülmesi ve işlenen yüzlerce cinayet gibi saldırılar, emperyalizmin Türkiye'de kaybetme korkusunun birer sonucu olarak gerçekleştirildi.
DARBENİN BİLANÇOSU
12 Eylül askeri darbesinin toplumsal bilançosu ağır oldu. Resmi verilere göre sıkıyönetim süresince 348 bin kişinin pasaportu iptal edildi. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca 14 bin 509 kamu görevlisi işten atıldı. 18 bin memur, 2 bin yargıç savcı, 4 bin polis, 2 bin subay-astsubay, 5 bin öğretmen istifaya zorlandı. 23 bin 667 dernek etkinlikten alıkonuldu. Siyasi partiler, sendikalar kapatıldı. 30 bin kişi Türkiye’yi terk etmek zorunda bırakıldı. 937 film yasaklandı. Gazetecilere 3 bin 314 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 30 ton gazete ve dergi imha edildi. 650 bin kişi gözaltına alındı.
Gözaltı merkezleri ve cezaevleri işkence merkezleri haline dönüştürüldü. 171 kişi işkenceyle öldürüldü. 14 kişi cezaevlerindeki açlık grevlerinde yaşamını yitirdi. En yoğun işkencelerin uygulandığı yer, 34 tutuklunun öldürüldüğü Diyarbakır Cezaevi oldu. Askeri mahkemelerde açılan 210 bin davada, 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi hakkında idam istenirken haklarında ceza verilenlerden 50’si idam edildi. Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren, 19 Mart 1980’de idama mahkûm edildi. Kenan Evren’in, Eren için söylediği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözü ise hafızalardan silinmedi.
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası



















