Erdoğan ve Siyasal İslam
Heybet AKDOĞANToplumsal yaşamı belirlemede din ve siyasetin payı her zaman büyük.
Her iki kavramda kamu yaşamını yönlendirmede etkili.
Toplumsal ilerleyişin tarihsel aşamalarının tümünde din ve siyaset mevcut.
Kamusal yaşamda ve yönetiminde din ve siyaset bazı koşullarda eşit bazı koşullarda biri diğerini geride bırakarak da olsa gücünü sürdürüyor.
Bu da gösteriyor ki; din ve siyaset birbirinden beslenen iki önemli toplumsal motivasyon.
Devletli toplumların her döneminde ülkeyi dinin veya siyasetin egemenliğinde yürütmek isteyen örgütlenmeler varlığını korudu/koruyor.
Yeri geldiği zaman egemenlik mücadelesi veren her iki anlayış, varlıklarını korumak için birbirlerini destekler pozisyonlarda alıyor.
Türkiye koşullarında bu gerçeği tahlil etmek daha kolay.
Osmanlı'dan, cumhuriyet dönemine ve sonrasına baktığımızda, kimi zaman din ve siyasetin birbirlerinden uzaklaştığı ve yakınlaştığı dönemleri defalarca tahlil edebiliyoruz.
AKP iktidarı döneminde bu gerçek özellikle son on yılın değişmez bir politik stratejisi.
Erdoğan'a itiraz etmek İslam’a karşı gelmek gibi.
Erdoğan'ın istediği gibi bir Türkiye motifini kabul etmemek, Allah’ın hükümlerini kabul etmemekle eş değer görülüyor.
Bu kıstaslar dahilinde din yoksa siyaset de yok, siyaset varsa din mutlaka olmalı fikri ideolojikleşmiş bir kamu yönetimini doğurdu.
Din özel yaşamın ve sadece Allah ile insan arasındaki özel bir yaşamın kutsal ilişkisi olması gerekirken, Neo Osmanlı'cılıkla tekrar devlet aklının esası hâline dönüşen din, Erdoğan iktidarıyla birlikte toplum üzerinde bir baskı aracına dönüştü.
Türkiye'de ki geçerli(resmi) sayılan İslam mantığı, AKP iktidarıyla birlikte Siyasal İslam şeklini alarak, farklı inançlara sahip olan kitlelere sadece manevi olarak değil, seçim konusunda da dayatmalarda bulunuyor.
Seçimlere günler kaldıkça bunu daha somut olarak hissediyoruz.
Erdoğan şahsında başlayan bu dayatma Cumhur İttifakı'na mensup olanlarla gelişiyor.
Yeniden Refah Partisi Malatya 1. sıra milletvekili adayı Bilal Yıldırım, Malatya Vuslat isimli bir televizyon kanalında şunları söylüyor:“Biz Cenab-ı Allah’ın milletvekili olmak istiyoruz yani. Ona talibiz inşallah.”
Bunun yanısıra AKP Düzce milletvekili Fevai Arslan, "Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var o da Erdoğan'dır diyor.
AKP Isparta Milletvekili Adayı Yakup Kütük, Erdoğan ve seçim hakkındaki düşüncesini aynen bu şekilde ifade ediyor: " Allah, bize karşı, Recep Tayyip Erdoğan'a karşı, AK Parti'ye karşı birleşmiş olanlara şiddetimizi artırsın."
Söylemleri sosyolojik, psikolojik ve politik yönden düşündüğümüzde, modern çağımızda hiç de akla hayale uymayan, aslında akıl dışı nitelemeler olarak yorumlamaktan başka seçeneğimiz yok.
Bu açıklamalar dönemin Osmanlı devletinde miadını dolduran ancak, AKP iktidarı döneminde tekrar tedavüle sokulan propagandist söylemler.
Buna ilişkin olarak, AKP'nin iktidar zeminini Siyasal İslam ile güçlendirme gayretine sadece dini bir pencereden bakmanın yanlış olacağı kanaatindeyim.
Siyasal İslam'ın, Erdoğan ve hempaları için, neoliberal sistemin sürekliliğinin bir garantisi olduğu yıllardır konuşulan bir hakikat.
Bununla birlikte Erdoğan'ın neoliberal iktidarı, millet ve vatan kavramlarını devamlı olarak sömürdüğü Türkiye emekçi toplumuna karşı kullanarak, gelecek seçimin olmazsa olmaz propagandası kılıyor.
Bu durumda ansızın aklımıza şu soru gelebilir:
Diyanet nerede?
Neden tüm bunlara karşı tepkisiz?
Ama biraz düşündüğümüzde Diyanet'in yıllardır kimden ve ne amaçla beslendiğini hemen hatırlayabiliyoruz.
AKP'nin son yollarda ve bilhassa seçim çalışmalarında İslam'ı bir din olmaktan soyutlayıp, politikanın temel argümanına dönüştürmesi, İslam'ın gün geçtikçe salt siyasal bir din gibi algılanmasını kökleştiriyor.
Böylece, toplumsal ruhu etkileyen din, kendi tarihsel köklerinden arındırılıp, politikanın meşruiyetini belirleyen bağımlı bir ihtiyaç hâline geliyor.
Demokratik bir devlet ve iktidar sisteminde bütün dinler ve inançlar eşit bir biçimde yaşanmalıdır.
Devletin ve iktidarda olan hükümetin bütün inançlara yaklaşımı eşit mesafede olmalıdır.
Şüphesiz yaşamın her anında bireyin ve toplumun hissettiği/ihtiyaç duyduğu din yok edilemez.
Bununla birlikte toplumsal yaşantımızda şahit olduğumuz gibi, bireyler doğuştan ait oldukları inançları zamanla bırakabilir ya da başka inançları benimseyebilirler.
İnsan bir anlamda bu nedenle arayışın yolcusudur.
Bireyin ve toplumun değişmez tek gerçeği olan değişim kanunundan dolayı, her devletin ve iktidar organının demokratik ilkelere göre, yönetim ufkunu sürekli yenilemesi gerekmektedir.
Heybet AKDOĞAN
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Popülist siyasetin yeni gözdesi İmamoğlu
- Mali oligarşinin vazgeçilmezi Macron
- Söz Netanyahu'dan açılmışken
- Bosna Hersek'in AB süreci
- İran'ın uranyum zenginleştirme hamlesi
- Rusya ve ABD arasındaki hibrit savaşı
- Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönüşü
- Güney Kore ve ABD arasındaki nükleer ilişkileri
- Çin'e çip ambargosu
- Nükleer silahlar ve istenilen anlaşmalar
- Macroncu rejim ve toplumsal öfke
- O artık milletvekili













