Erdal YILDIRIM

Kadına Yönelik Şiddet Bir Sistem Sorunudur

Erdal YILDIRIM
  26-11-2020 01:21:00

İnsanlık tarihi boyunca kadına karşı, erkeklerden yönelmiş olan her türlü şiddet, özünde bir sistem sorunudur. Kadınların baskı ve şiddete uğramasının tarihçesi çok eskilere dayanmaktadır. Kadına karşı düşmanlık, aile bireyleri, akraba, komşu ve de yönetenlerce sürdürülerek bugünlere gelmiştir. Görülen odur ki, eğer bu konuda yasal, hukuksal, siyasal önlemler alınmazsa bundan sonra da devam edecektir.

Eski tarihlerde, evde, bağda, bahçede, yaşamın her alanında devam eden erkek egemen şiddet, feodalizmde de, kapitalizmde de sürmektedir. Günümüzde kapitalist sömürünün devamı için sürdürülen, uygulanan eşitsizlik politikaları bu şiddetin devam etmesine olanak sağlamaktadır. 

Bu şiddete karşı kadın mücadelesi tarihi de uzun yıllara dayanmaktadır. Kadına yönelik şiddeti, salt bireyselliğe indirgeyip erkekten kadına karşı uygulanan bir şiddet olarak görmek yetersiz bir değerlendirmedir. Ve aynı zamanda sorunu doğru tespit ve teşhis etmemektir. Bu açıdan bakıldığında görülecektir ki, kadına yönelik şiddet özünde bir sistem sorunudur.

Tarih boyunca üretimde, ailede, sosyal yaşamda sürdürülen bu saldırılar, kapitalizmde, emek sermaye çelişkisinde, yani üretimde sınıfsal bir baskıyı da beraberinde getirmiştir.

60’lı yıllar genel olarak dünyanın değişik yerlerinde siyasal, ekonomik ve sosyal çalkantıların, çatışmaların, isyan ve darbelerin yaşandığı yıllardır. İsyanların, ayaklanmaların ve kanlı darbelerin görüldüğü bu coğrafyalardan biri de Latin Amerika’dır. Latin Amerika ülkelerinde biri olan Dominik Cumhuriyetinde de siyasi çalkantıların yaşandığı yıllarda 25 Kasım 1960’da ülkenin kuzeyinde, bir uçurumun dibinde üç kadın cesedi bulunur. Cesetler Patria, Minerva ve Maria Teresa MİRABEL kardeşlere aittir. Egemenler bu ölümleri “trafik kazası” diye açıklasa da kısa sürede üç kızkardeşin de tecavüz edilerek katledildiği anlaşılır.

Rafael Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi'nin öncülerinden olan Mirabel kardeşler, bu mücadele içinde sembolleşir ve “Kelebekler” diye anılırlar. Verdikleri mücadeleden ötürü zindanlara da atılan Mirabel kardeşler, 1960 yılının Kasım ayında diktatörlük tarafından ölümle tehdit edilirler. Kelebekler, ölümleriyle, Dominik’in, Latin Amerika halklarının ve kadınlarının sembolü haline gelirler.

Tüm coğrafyalarda kadına yönelik ve giderek artan şiddete karşı 1981 yılında Kolombiya’da toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım tarihi, Mirabel Kardeşlerin anısına “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” ilan edilir. Birleşmiş Milletler de, 1999 yılında 25 Kasımı “Dünya Kadına Yönelik Şiddete Son Günü” olarak kararlaştırır..

Ülkemizde de kadına yönelik olarak “fiziksel, psikolojik, sosyolojik, kültürel ve ekonomik şiddet" sür(dürül)mektedir. Dünya Ekonomik Formu tarafından “cinsiyet eşitliği raporlarına göre Türkiye 149 ülke arasında 130. Sırada bulunuyor.

Kadınların siyasete katılımındaki eşitsizlik, siyasi partilerde, DKÖ ve STK’larda, dernek ve sendikalarda da çok çarpıcı şekilde gözlemleniyor. Parlamentoda temsiliyeti çok düşük olan kadınlarla ilgili politikalara bile erkekler karar veriyor..

İş yaşamında eşit işe ücret politikalarından faydalandırılmayan kadınlar, çocuk sahibi olduklarında ya iş akdinin feshedilmesi, ya da yasal izinlerden faydalandırılmıyor..

Bunun dışında ev içindeki şiddet, içi tacizler çoğu zaman yargıya bile taşınamıyor ve genellikle bu durum ev içinde örtbas edilip kapatılıyor. Sosyal yaşamda (evde, işte, sokakta) tacize ve saldırı uğrayan kadınların yargıya taşınan vakalarında da suçlular, genel olarak iyi hal ve tahrik indirimi gibi nedenlerle cezasızlıkla ödüllendiriliyor. İktidar kadınlara yönelik baskı, taciz, tecavüz ve öldürmelerde hukuk kurallarını hiçe sayıyor ve adeta suç işleyenleri,  işleyecekleri de özendiriyor.  İktidar, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için, cinsiyet ayrımcılığını önlemeli ve buna uygun politikaları üretmelidir. Kadına karşı şiddet uygulayan failler hakkında etkili cezalandırma yoluna gidilmeli ve cezasızlık politikalarından vazgeçilmedir.

Alevi örgütlerinde, adlarında ‘demokratik’ sözcük olan kitle örgütlerinde, partilerde, sendikaların yönetim kademelerinde kadın temsilinin son derece yetersiz olması bir yana hatta özünde ağırlıklı bir kadın inancı olan ve ritüellerinde kadının erkek ile eşdeğer, “can” olarak yer alan Alevi örgütlerinde dahi bu temsil hakkı görülmemektedir. Kimi kurumlarda, parti ve derneklerde uygulanan “kota” söylemleri -kota uygulanması dahi bir ayrımcılıktır- uygulanmamaktadır.

Bir başka mağduriyet konusu da savaşlardır. Savaşlarda en büyük mağduriyeti kadınların yaşadığı gerçeği, özellikle coğrafyamızda komşu ülkelerden gelen sürgünlerle çok daha açık bir şekilde görülmektedir. Kadınlar savaşlarda taciz ve tecavüze uğruyor, fuhuşa zorlanıyor. Yetmezmiş gibi köle pazarlarında satılıyor ya da öldürülüyor.

İktidar, her türlü şiddet, baskı, hak gaspı ve cinayeti ortadan kaldırmak için altına imza attığı İstanbul Sözleşmesi hükümlerini derhal uygulamalıdır. Kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, soruşturulması ve suçluların adalet önüne çıkartılıp hukuk kurallarının işletilmesi sağlanmalı, kadına yönelik cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye ve şiddete bir an önce son verilmelidir!  

 

Erdal YILDIRIM

25 Kasım 2020

  Bu yazı 7123 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım