|
İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Buca metrosunun temel atma töreninde haklı olarak isyan etti:
"Merkezi bütçeye yaptığımız katkının ancak 40'ta 1'i oranında destek alabildik. İzmir, Türkiye Cumhuriyeti içinde değil mi?"
İzmir, İstanbul, Muğla, Adana belediyelerinin 6 büyük projesi bir yıldır Saray'ın imzasını bekliyor. Ama Erdoğan, nasıl Kürt bölgelerinde halkı HDP'ye oy verdiler diye kayyımlarla cezalandırdıysa, CHP'nin kazandığı belediyelere de yatırım izni vermeyerek aynısını yapıyor.
"İşe yarıyor mu" derseniz, tersine...
Dikkat ederseniz, Başkanlık yarışında en favori adaylar, Erdoğan'ın muhtemel rakipleri, büyük kentlerin belediye başkanları... Türk siyasi tarihi, bu konuda bize ilginç bir manzara sunuyor:
1960'larda, 1970'lerde, 1980'lerde, Cumhurbaşkanları Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen askerlerdi. 30 yıllık bu gelenek 1989'da, Özal'ın seçimiyle son buldu.
1990'lara ve 2000'lere, Süleyman Demirel gibi, Abdullah Gül gibi siyasetçiler damgasını vurdu.
2010'lar ise, yerel siyaseti iktidara taşıyor. Bu gelenek, Erdoğan'la başladı. Siyasette, İstanbul Belediye Başkanlığı'yla başlayan tırmanışı, onu Saray'a taşıdı.
Şimdi 2020'lerde bu eğilim daha da belirginleşiyor: Erdoğan'ın rakipleri sıralamasında ilk sırada Mansur Yavaş'ın, Ekrem İmamoğlu'nun, Tunç Soyer'in isimlerini görüyoruz. Çünkü halk, artık vaat dinlemekten yoruldu, hizmete bakıyor. Yerelde başarısını gördüğü yöneticiyi daha yükseklere taşıyor. "Büyük bir kenti başarıyla yönetebildiyse, Türkiye'yi de aynı başarıyla yönetir" diye düşünüyor.
Son dönemde yerel yöneticilerin ön plana çıkmasının nedeni bu... Erdoğan'ın, hedef göstererek, onay vermeyerek, yatırımlarını engelleyerek onları gözden düşürmeye çalışmasının nedeni de bu... Sonucu, kendi tarihinden biliyor. Ama önce İstanbul'da, dün İzmir'de görüldüğü gibi, bu taktik, hedef alınan, bütçesi kısıtlanan başkanları daha popüler hale getirmekten başka işe yaramıyor, yaramayacak.
|