|
Nâzım Hikmet, ünlü "Vasiyet"inde şöyle yazmıştı:
"Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,/
Ölürsem kurtuluştan önce yani,/
Alıp götürün, Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni..."
Kurtuluşu görmek kısmet olmadığı gibi, vasiyetine bile uyulmadı.
Ahmet Kaya, Diyarbakır'a seslendiği türküde, "Üzülme sen
üzülme, başını öne eğme" diyor ve ekliyordu: "Gün olur kavuşuruz dert etme Diyarbakır..." O da Diyarbakır'a kavuşamadan göçtü.
Ataol Behramoğlu, 12 Eylül'den sonra Maltepe Askeri Cezaevi'nde tuttuğu notlarda şöyle diyordu:
"Belki 100 yıldır tekrarlanıp duran bir senaryonun yeni aktörleri gibiyiz. İyi ve akıllı insanlar, belli dönemlerde hapse atılıyor, işsiz bırakılıyor, posaları çıkarılıyor ya da öldürülüyor. Türkiye'de aydının neredeyse değişmez yazgısı..."
Bu yazgı nedeniyle, kimbilir kaç aydın, kaç yazar, fikrinin çiçek açtığını, hürriyetin sokaklarda dolaştığını göremeden göçüp gitti bu dünyadan...
Aynı Ataol Behramoğlu, geçenlerde HalkTv'de katıldığı programda, 40 yıl sonra aynı senaryonun başa sardığını söyleyerek dedi ki: "Bu insanlar, bu ülkenin yakasını bırakıp gitmeden ölürsem, mutsuz öleceğim". Sonra da "Bu ülkeyi yaşanmaz hale getirdiniz, yazıklar olsun size" diye beddua etti.
40 yılda bir arpa boyu yol gidilmediğini gören, daha geçenlerde üniversitedeki kürsüsü elinden alınan bir aydının isyanıydı ekrandaki...
Lafa, "Kanala bir zararım olur mu" sorusuyla başlamıştı. RTÜK, hemen programdan ötürü HalkTV'ye cezayı kesti. Gerekçe olarak da "canlıları keserek bayram olmaz" sözlerini gösterdi.
Ne diyelim; "100 yıldır tekrarlanıp duran bir senaryonun yeni aktörleri gibiyiz. İyi ve akıllı insanlar, belli dönemlerde hapse atılıyor, işsiz bırakılıyor, posaları çıkarılıyor ya da öldürülüyor. Türkiye'de aydının neredeyse değişmez yazgısı bu..."
İyi haber şu ki; gerçek aydın, yine de ölümüne söylüyor, yazıyor.
|