|
Düşünün bir an:
Ülkenin ordusunun başındasınız. Askerlerinizden bazıları rehin alınmış. Onları kurtarmanız lazım. Ne yaparsınız?
Elinizde iki araç var: Siyaset ve askeri seçenek...
Uzman olmasak da, Türkiye'de daha önce yaşanmış örneklerden biliyoruz ki siyasi temas, sonuç veren bir yöntem... Örgütle görüşmeye gidip rehineleri alıp dönen politikacıları biliyoruz. Bu sefer de birçok politikacı, biraz da ailelerin baskısıyla buna gönüllü oldu. Hükümeti uyardılar, sorumluluk almaya hazır olduklarını söylediler. Hükümet reddetti. Belli ki başka bir plan vardı. Onun ne olduğunu gördük geçen hafta... Anladığım kadarıyla, plan, "rehinelerin ölümünü göze almak"mış. Yoksa bir askeri operasyon planlayacak olsanız, öncelikle onların hayatını kurtarmayı düşünmez misiniz? Rehineleri kurtarmayı düşünüyorsanız, Cumhurbaşkanı'na günler öncesinden, örgüte haber verir gibi, operasyon gününü duyurup bir sürpriz hazırlandığını söyletir misiniz?
Dahası, rehinelerin tutulduğu sığınakları bombalamak yerine baskın şeklinde bir kurtarma operasyonu düşünmez misiniz? Bombaladığınızda onları da kaybedeceğinizi, sizin bombalarınızla ölmeseler, örgüt tarafından öldürüleceklerini hesaplamaz mısınız?
Bunu düşünmemiş olamazlar elbette...
O halde?
Tek açıklama var: Rehineleri gözden çıkardılar.
Bunu eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in 2007'de 8 rehin asker kurtulduğunda yaptığı açıklamadan da biliyoruz. Şahin o zaman demişti ki: "Türk ordusunun hiçbir mensubu, terör örgütünün eline geçmemeliydi. Kurtulmalarına sevinmedim".
Bu zihniyet, son operasyonda, örgütün eline geçen rehineleri feda etmekten çekinmedi. Bu fiyaskonun başka açıklaması yok. Amaç, kurtarmak değildi. Esir düşmeleri affedilmedi ve gözden çıkarıldılar. Sonra da şehit ilan edilip defnedildiler. Savunma Bakanı, "Onlar zaten sivildi" dedi. Kimlikler valiye açıklatıldı. Medya susturuldu, gerçeği söyleyenlere soruşturma açtırıldı. Muhalefet hizaya getirildi. Konu hamaset nutuklarıyla kapatıldı.
Şimdilik...
|