|
Marksist literatürde devlet, hâkim sınıfın çıkarını kollamak üzere icat edilmiş bir baskı aracıdır. Ordu, sermaye daha çok sömürebilsin, itiraz eden emekçinin başı ezilsin diye vardır, polis de, savcı da, hâkim de, vali de...
Ben üniversitedeyken Cem Karaca'nın hep bir ağızdan söylediğimiz şarkısının sözleri şöyleydi:
"Gardiyanları, yargıçları, savcıları hepsi halka karşıdır./ Kanunları, yönetmelikleri, bütün kararları halka karşıdır./ Dergileri, gazeteleri, bütün yayınları hepsi halka karşıdır."
Tabii halkın çoğunluğunu buna inandırmak zordu. 12 Eylül'de devletin gerçek yüzünü bilip söyleyenleri hapse tıktılar. Ordunun, polisin, basının, adliyenin sermaye için değil, ülke için çalıştığına halkı inandırdılar. Sonra AKP, "Millet efendidir, devlet onun uşağıdır" sloganıyla iktidara geldi.
Bugün geldiğimiz yere bakın:
Muğla halkı yangından kurtarabildiği ormanını şimdi de Erdoğan'ın 5'li çetesinden koruyabilmek için göğsünü siper ediyor; devletin ordusu, şirket ormanı katletsin diye halkın karşısına dikiliyor.
Kadınları cinayetten korusun diye İstanbul Sözleşmesi imzalanıyor. Devlet, katiller rahatça cinayet işleyebilsin diye sözleşmeyi kaldırıyor, polisin salıverdiği katiller, gencecik kadınları katlediyor.
Hasbelkader hapse düşen bir uyuşturucu kaçakçısını kurtarmak için, devletin anayasa profesörü, Saray'ın danışmanı seferber oluyor. Hâkimi, savcısı adamı hapisten çıkarmak, ülkeden kaçırmak için ne mümkünse yapıyor.
Manzara o ki; devlet sermayenin, millet devletin emrinde...
Cem Karaca'nın tek şarkıda özetlediği Marksist analizin mükemmelen doğrulandığı yer haline geldi Türkiye... Ama şarkının devamını hatırlamadan bitirmeyelim. Der ki orada:
"Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak."
Üniversitede buna inanıyorduk, bugün buna eminiz.
|