|
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AKP Genel Başkanı Erdoğan peşpeşe basın açıklaması yaptılar dün akşam... İlki, yani Cumhurbaşkanı olan Erdoğan, kısaca yeni salgın önlemlerini açıkladı. Sonra kürsüyü öbürüne, yani parti başkanı olan Erdoğan'a verdi. O da her zamanki gibi aldı sazı eline, CHP'yi, "düşmanlıktan, nefretten, acıdan beslenen bir yaratık"a benzetti. Ardından sıra medyaya geldi; onların da "zehirli diline" verdi veriştirdi. Yeterince öfke yayıp kutuplaştırdığına kanaat getirince basın –toplantısına değil tabii- açıklamasına son verdi.
Niye bir Cumhurbaşkanı, hem de salgın koşullarında, halkı birbirine düşürmek için bu kadar çabalar ki? Niye rakiplerini, günlerdir ölüm tehdidi yağdıran trol ordusuna hedef gösterir ki?
Niye mesela Pazar günü durduk yerde, ortada hiçbir şey yokken, "Bu yoldan dönmeyeceğiz" diye alarm verir ki? Niye ardından damadına "Bayrak dalgalanacak. Ezan susmayacak" diye mesaj verdirir ki?
Bir tek nedeni var: Korku...
Erdoğan devrilmekten korkuyor. Devrildikten sonra da bütün yaptıklarının hesabının sorulmasından korkuyor.
Üstelik bunun mümkün olduğuna dair somut gerekçeler var:
İşsizlik, yoksulluk büyüyor, doların tırmanışı sürüyor, AKP tabanı homurdanıyor. Avrasya'nın araştırmasına göre bugün seçim olsa Erdoğan kazanamıyor. CHP oyunu artırırken AKP oy kaybediyor. Cumhur İttifakı'nın oyları, Millet İttifakı'nı geride bırakmış görünüyor. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş isimleri, Erdoğan'ın yenilmez sanılan liderlik popülaritesini yakalıyor. Kısacası, çanlar Erdoğan için çalıyor. Acilen düşman yaratması, toplumu korkutması, bu korkuyu büyütüp daha çok baskı yapması gerekiyor.
Bu durum karşısında, muhalefetin yapması gereken, Erdoğan'ın çektiği polemik tuzağına düşmemek, bu hezeyanları gülümseyerek seyretmek ve belediyeler aracılığıyla hizmet vermeye devam etmek... Bunlar sonra muhalefetin "demokratik bir seçimi kazanmak" diye bir sorunu yok; "seçimin yapılmasını" ve "demokratik yapılmasını" sağlamak diye bir sorunu var.
|