|
Sanırım son 20 yılda yaşadıklarımızdan sonra Erdoğan'dan iyi niyet beklemeyecek kadar tanıdık kendisini... O yüzden bugün muhalifi gazetecileri Saray'ındaki şovuna davet etmesinin ardındaki hesabı da gayet iyi okuyabiliyoruz.
Öncelikle şunu söyleyeyim:
Ben gazetecilerin "Şuraya gitmem", "Bununla görüşmem" deme hakkı, lüksü olmadığına inananlardanım. Gazeteci, ayırt etmeden her yere gider, herkesle görüşür, sorusunu sorar. Erdoğan'ın ilk döneminde ben de onunla bir yurtdışı gezisine katılmıştım. Yazdığım haberi beğenmedi; bunu da açıkça söyledi. Bir daha da davet etmedi. En son Almanya'daki basın toplantısına katılmak ve sorularımı sormak istedim. "O gelirse ben gelmem" dedi. Sorularımı soramadım.
Gazeteci, gerçeği ortaya çıkarmak için, soru ya da hesap sorabileceği her ortamı değerlendirmelidir. Ancak Erdoğan'ın son davetinde böyle bir ortam yok. Seçime doğru köşeye sıkıştığını fark eden Saray, türlü ayak oyunlarıyla bir çıkış bulmaya çalışıyor. Muhalif gazetecilerin davet edilmesi de bu oyunlardan biri... Ortada iyi niyet, uzlaşma arayışı, karşı görüşü de dinleme çabası da yok. Sahneledikleri oyuna figüran arıyorlar. Muhalif gazeteciler gidip AKP'nin şovunu izlerse "İşte hepsini ayağımıza getirdik" diyecekler; gitmezlerse "Gördünüz işte; uzattığımız eli geri çevirdiler" diye yüklenecekler.
Bu, taktik bir adım bile değil; ucuz kurnazlık... Aynısını başörtüsü teklifiyle gollük pasveren CHP'ye yaptılar. Yasal düzenleme teklifini, anayasa değişikliğine çevirip "samimiyet testi" olarak lanse ettiler. Şimdi CHP yok dese, "Bak başörtüsü baskısına devam edecekler" diye propaganda yapacaklar. Aynı şekilde Aleviler, inançlarını folklorik bir malzemeye çeviren teklife direnirlerse, "Biz istedik, reddettiler" suçlamasına muhatap olacaklar. Tuzak bu...
Tabii ki, meslektaşlarımız kendisi bilir; ancak çıkardığı sansür yasasının mürekkebi kurumadan, gazetecileri ev baskınlarıyla tutuklattığı günün akşamında muhaliflerine balmumlu davetiye yollayana ancak "Hadi ordan" denir.
|