|
Kötüler. Kötülüklerinin sınırı yok, kürsüde çocuk tacizi de yapıyorlar, linç çağrısı da... Metrodaki köpeğe kumpas kuran kafa, kürsüdeki çocuğu taciz etmez mi; eder tabii... Tecavüze uğrayan çocukların rızası olduğunu söyleyebilen zihniyet, eleştiri yapanları "terörist" diye karalamaz mı? Karalıyor işte...
Belkemikleri yok: Dünkü ortaklarını bugün terörist ilan edip dün "terörist" dedikleriyle bugün masaya oturabiliyorlar. Muhalefete küfrettirmek için koca bir trol ordusu besleyebiliyorlar. Yazısını beğenmedikleri gazetecileri iş çıkışı dövdürebiliyorlar.
Yapabiliyor olmak, başlarını döndürdü; kararlı direniş görmemek, cüretlerini artırdı. O yüzden liderleri, rakibinin üstüne çetelerini saldıktan sonra "Bunlar daha iyi günleriniz" diyebiliyor, pervasızca...
"Gitmemek için her şeyi yapacak" diyoruz ya; camide mikrofonu kapıp bir sanatçının dilini koparma tehdidi yapmasından, kürsüde bir çocuğun eline mikrofon verip muhalefet liderine küfrettirmesinden görüyoruz, bu "her şeye" gerçekten her şey dahil...
Arkası gelecek: Daha da gaddarlaşacaklar. Seçime doğru, bir savaş kabinesi kuruyorlar ağır ağır... Küfürbaz trol çetelerini büyütüyorlar. Gazetecileri tutukluyor, kanalları kapatmakla tehdit ediyorlar. "Milli hassasiyet" adı altında tam sansür hazırlığı yapıyorlar. "Biz yıkalım, hukuk arkadan gelir" lafını eleştireni görevden alıp, "Hukuku boş ver yıkıp geçelim" diyeni baştacı ediyorlar. Polis devleti, seçim günü için yığınak yapıyor.
Bir seçimle karşı karşıya değiliz bu kez; kötülüğün yenilmesi sorumluluğuyla karşı karşıyayız.
Bir diktatör heveslisinin devrilmesi değil sorun; nefretle zehirlenen bir kuşağın kurtarılması...
Polis devletine karşı ancak birlikte durarak direnilebilir. Ancak istiklal'de yasaklanan Kürtçe şarkı hep bir ağızdan söylendiğinde, Gebze'de susturulan işçiler, Kocaeli mitingine davet edildiğinde, sansürlenen yazı dünyaya yayıldığında durdurabiliriz, tam diktatörlüğe gidişi...
|