Temel DEMİRER

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK[*]

Temel DEMİRER
  25-07-2019 09:17:00

 

TEMEL DEMİRER

 

“Gerçeğin yalan, yalanın da gerçek gibi

göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi.”[1]

 

Sendikalarda dahil bilumum kitle örgütlerinde hâlâ (ve ne yazık ki![2]) demokratik işlerliği tartışıyoruz.

Her gün, tüm zamanlarda ve yeniden, yine…

Gelin bu netameli mesele üzerine konuşmayı -istemesek de- sürdürelim!

 

TARTIŞMA KÜLTÜRÜ

 

Hayır; usulüne, adabına uygun tartışmaya karşı değilim; “müsademe-i efkârdan barika-i hakikât doğar,” diyenlerdenim.

 

Birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunması; görüş alışverişi olarak tartışma; açık siyasal ideolojik mücadele, örgütün birliğini güvenceye alabilecek biricik normdur.

 

Zayıflıklarını tartışmaktan korkan bir örgüt için felaket(ler)in kaçınılmaz olduğunun altını çizerek, “Açıklık kendi açtığı yarayı, kendisi iyileştiren bir kılınçtır,” diyen V. İ. Lenin’in vurgusunu anımsamakta yarar var.

 

Herhangi bir örgüt için tartışma ve eleştiri bir yük veya vazgeçilmesi mümkün olan bir lüks değilken; tartışma yığınlar önünde olur.[3]

 

Bir yargıyı, bir düşünceyi ya da öneriyi çürütme, değiştirme amacıyla yapılır tartışma.

 

Tartışılmazlık “iddiası” saçmadır ve elbette -tartışmasız- tartışılır,

Tartışma (münazara/ debate) bir kültürdür; asla bir çekişme, niza, kavga, ağız dalaşı ve “gölgemizi bile çiğnetmeyiz” dayatmasına dönüşmemelidir.

 

Taraflar birbirlerinin fikirlerini dinlediğinde gerginlik yaratmadan, yapıcı bir biçimde sonuçlandırılabilir aksi hâlde tartışma ya sonuçsuz kalır ya da sonucu pek iç açıcı olmaz.

 

Kişiler ya da kümeler arasındaki anlaşmazlıktan, fikir ayrılığından ötürü gündeme giren tartışma bir ortak noktaya varmak için önemli olabileceği gibi, sadece tartışmanın kendisi de önemli olabilmesi söz konusu olur. Örneğin öteki, başka fikirleri dinleyerek, görüş açılarının genişlemesi ve hem de demokratik dinleme/ kabullenme olgunluğunun artması gibi...

 

Düşünce ve kanıları değiştirmeye yönelik anlatım biçimi olarak tartışma bir olgunluktur.

 

Tartışmanın iki yolu vardır: Münazara, münakaşa…

 

Düşüncelerin doğru ya da yanlış olduğu tartışılır. Ancak duygusallıktan uzak!

 

Duygu, düşünce değildir.

 

Duyguyu, düşünce diye sundunuz mu? Münazara, münakaşaya tahvil olur.

 

Kavgayla eş tutulur.

 

Bilgisi olmadan “fikri olan” münakaşa hoşgörüsüzlüğü; bencil empati eksikliğidir.

 

Tartışma bir yol gibidir. Gideceğiniz yeri biliyorsanız beyhudedir.

 

Johann Wolfgang von Goethe’nin, “Bir tartışma sırasında, kızdığımız anda gerçek için uğraşmayı bırakır, kendimiz için uğraşmaya başlarız,” saptamasındaki üzere münakaşa yani empati kurmadan saldırmak bir açmazdır!

 

Muhalif ile muktedir (azınlık ile çoğunluk) arasındaki tartışmada sataşma, dalaşma, çarpışma çözüm değildir.

 

MUHALİF İLE MUKTEDİR

 

Muhalifin (azınlığın) muktedire (çoğunluğa) itirazında somutlanan tartışma özü itibariyle bir karşı çıkmadır.

 

Elie Wiesel’in, “Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı!” saptamasıyla betimlenmen karşı çıkmak, bir düşünce veya kararın karşıtını ileri sürmekken; her yönetim; itiraza, karşı çıkışa hazımlı olmalıdır.

 

Olmadı mı? Karşınıza bürokratik deformasyonu muktedir figürü dikilir.

 

Ekleyelim: “En güçlüden bile güçlü” anlamına gelir muktedir.

 

O iktidardakidir; “yaptırımı” olandır.

 

Bülent Somay ın “because he can/ çünkü yapabilir” diye açıkladığıdır.

 

Özetle iktidarın, çoğunluğun her şeye sahip olması; gücünü yetirmesi, kontrol altına alması; onu haklı kılmazken; muhalefetten, muhaliften nefret etmesini de doğrulamaz!

 

Sorgulayan, farklı düşünen, değişik düşüncelere açık, ufuk genişleten, tek tip bakmaktan ve yorumlamaktan imtina eden eleştiriye muhalif denir.

 

Yani muhalif, muktedire (ya da çoğunlukla) aynı görüşte olmayan anlamına gelir.

 

Karşıt olan yani aleyhtardır.

 

Muhalif, hegemonik olana itirazdır.

 

Muktedir resmi ideolojiler, kendilerini yaşatacak ve taşıyacak özneler üretirken; muhalif, böyle bir özne olmayı reddedendir.

 

Bu elbette “azınlık” denendir; ancak unutulmasın: Az sanılan ama çok olan şeydir azınlık(lar)…

 

“Normalin/ normal olanın” sorumlusu(?) olduğunu “iddia” eden insan(lar)ın grubudur çoğunluk…

 

“İyi de çoğunluğa uyulur; çoğunluğun dediği olur” mu? Hayır!

 

“Çoğunluk” olmak; her zaman ve otomatik olarak haklı olmak anlamına gelmez; gelemez! (Mesela İtalya 20’lerinde Mussolini’yi, Almanya 30’larında Hitler’ destekleyenler de çoğunluktu…)

 

Nihai olarak konjonktürel bir güçtür, güçlülüktür çoğunluk.

 

Çoğu insanın seçimlerinde etkili olup, aslında istemedikleri şeyleri sadece onay görmek uğruna yaptıran bir grup insan.

 

Çoğunluk istediğini yapıp, istediğini yaptırırken; empatiden yoksun olması yanında; “sürü psikolojisi”nden malûl”dür! (Çoğunluk yanlıştır; tehlikelidir…)

 

O; “Eğer ben azınlıkta olsaydım ne olurdu?” diye düşünmeyendir…

 

Beğenmediğini itham ve infaz etme hakkını kendinde görendir…

 

İstemediğinin yok olmasını istediğinin hâkim olmasını sağlayabilendir…

 

“Kararları verip, doğruyu belirleyendir,” kendince…

 

Genelde çoğulcu siyasetten pek haz etmez çoğunluk…

 

Çoğunluk kendisini, “Terbiye, ahlâk, din, kutsal, disiplin, ortak çıkar, vb’i” diye sunar!

 

Özetle çoğulluk ile karıştırılan kavram çoğunluk. “Yarıdan fazla” anlamına gelir. Yüzde 51 ve yukarısına tekabül eder. Yüzde 49 ve aşağısını takmaz!

 

ELEŞTİRİNİN İFADESİ VE DİSİPLİN

 

İfade özgürlüğü; Alighieri Dante’nin ‘İlahi Komedya’sında dile getirilen, “Segui il tuo corso e lascia dir le genti/ Sen kendi yolunda yürü, bırak ne derlerse desinler,” cüretidir!

 

Ya da muhalifin (azınlığın) muktedire (çoğunluğa) itirazı doğası gereği eleştirinin ifadesi (özgürlüğü) meselesidir.

 

Muhalifin (azınlığın) derdini dillendirmesi; Rosa Luxemburg’un, “Özgür insan, başka türlü karar verme imkânı olan insandır… Özgürlük her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür,” diye formüle ettiğidir.

 

Vazgeçilemez ilkedir: Hiçbir nedenle fikirler sansür edilemez, yasaklanamaz, ifade özgürlüğü gasp edilemez; üzerinde yaptırım uygulanamaz!

 

Çünkü ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğünün yanı sıra “olmazsa olmaz” bir haktır. Nasıl ki düşünce özgürlüğü yoksa ya da kısıtlanmışsa, bilime sekte vurulmuş olursa; ifade özgürlüğü olmadan da insan hakları ve özgürlük bir yalana dönüşüverir.

 

Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi olmaksızın fikir alma ve verme özgürlüğünü içerir.

 

İfade özgürlüğü de tüm özgürlükler gibi başkalarına zarar vermediği ve başkalarının haklarını tahakküm altına almadığı sürece her insanın hakkıdır.

 

Eğer bir düşüncenin ifadesi bir yerde yasaklanıyorsa, o yasaklanan düşüncenin gerçekleşme olasılığı hâlâ mevcuttur. Bunun kanıtı da o düşüncenin varolan sistem için bir tehlike olarak görülmesindedir. (ABD’nin McCarthy dönemindeki “cadı avı” buna bir örnektir!)

 

İfade özgürlüğü yani genel olarak eleştiri özgürlüğü veya fikirlerin savaşı olmadan, hayatın gelişmeyeceği ve serpilmeyeceği bilinmelidir. (Evet, evet eğer eleştiriden korkuyorsan, hiç bir şey söyleme, hiç bir şey yapma, hiç bir şey olma…)

 

Gerçeklik eleştirinin temeliyken; eleştirinin eğitici ve itici etkisi de somut gerçeklikle doğrudan bağıntılıdır.

 

Bir şeyin daha iyiye gitmesi için veya bir yanlışın düzeltilmesi için yapılan bir değerlendirme eylemi ya da değerlendirme sanatı olarak eleştiri için Edward Said, “Eleştiri bilinci dediğimiz, nihayetinde, alternatiflerden yana olma yönünde karşı konulmaz bir eğilim değil midir?” derken; Nurullah Ataç da ekler: “Çıkarlarımıza bağlı olmak, duygularımıza bağlı olmak bir kulluk, tutsaklıksa, özümüzün kölesi olmaksa, bizim düşüncemizden başka doğru düşünce olmayacağını sanmak da gene öyle bir kulluktur.”

 

Kolay mı?

 

Kapitalist yabancılaşma, meta fetişizmi cehenneminde insan(lar)ın bilgi ile malûmatı, geçici ile kalıcı olanı karıştırdığı koşullarda “Eleştiri… sesini her zamankinden daha gür ve yüksek perdeden çıkarmalı”yken;[4] “Size soruyorum. Bir düşünün bakalım. Bilinçsizce neleri alkışladınız şimdiye dek… Alkışın seni allak bullak etmesine, eleştiri yeteneğini körletmesine izin verme… Şunu hiçbir zaman unutma. Alkışlayan sorumludur,”[5] diye ekler Cengiz Gündoğdu…

 

Bunlar böyle olsa da ya da çoğunluk her türlü eleştiriye açık olduğunu söylese de; aslında çoğunluk negatif şeyler duymak istemezken; bu hâl kitle örgütlerinde “disiplin”le “gerekçe”lendirilir!

 

Ki bu da, disiplinsizliğin ta kendisi olan “bürokratik disiplin”dir!

 

Evet her bürokratik disiplin dayatması, disiplinsizliğin ta kendisiyken; keyfi yönetim(ler), gerçek bir disiplin suçudur.

 

Şüphe yok: Disiplin, elbette azınlığın çoğunluğa uymasıdır; ama azınlığın haklarını gasp ya da tasfiye etmemek şartıyla!

 

Unutulmasın: Örgüt bütün azınlıkların hakları ve bütün meşru muhalefet imkânlarını garantiler; aksi hâlde bürokratik olur!

 

BÜROKRASİ VE (DEMOKRATİK) MERKEZİYETÇİLİK

 

Sendikalarda dahil bilumum kitle örgütlerin başındaki bela, bürokratik deformasyondur.[6]

 

Bürokrasi terimi ilk kez 1745’te Yunanca “Yönetmek” fiilinden türetilmiş bir terim olan “bureau (büro)” kelimesine hem “daire”, hem de “yazı masası” anlamı yükleyen Monsieur de Gournay tarafından kullanılmıştı.

 

Yani bürokrasi “büro gücü”dür. Latince “büro” bildiğimiz büro; “cracy” ise güç demek. Özetle bürokrasinin kelime anlamı, kurumlarındaki yavaş ve karmaşık yapılanmanın zararlı sonuçları diye tarif edilebilir.

 

V. İ. Lenin’in, “Bürokrasiden konuşuyorlar… Bürokrasi işin çıkarlarının, kişisel çıkarların altına konulması demektir. Dikkati mevkilerde odaklaştırmak ve işin kendini görmezden gelmek demektir,”[7] biçiminde tanımladığı konuda Karl Marx da şunların altını çizer:

 

“Bürokrasi... biçimsel amaçlarını öz hâline getirdiği için gerçek amaçlarla her yerde çatışır. Bürokrasi, içerik yerine biçimi koyar… Bürokrasi bir fasit çemberdir. Bürokrasinin hiyerarşisinde, baştakilerle alttakiler karşılıklı olarak birbirlerine bağımlıdırlar. Baştakiler, ayrıntıları bilmediklerinden, ama ayrıntıyı bilmek zorunda olduklarından aşağı kademelere, aşağıdakiler de bütünü bildikleri ve kendileri dışındaki güçlere karşı tek sığınacakları yer olduğu için baştakilere boyun eğerler. Böylece karşılıklı olarak birbirlerini aldatırlar.”[8]

 

Pascale Gisselbrecht, “Bürokrasi” başlıklı şiirinde “Boş bakışlı soğuk bir bey/ Un monsieur fade au regard vide” diye betimlediği bürokrasi için Max Weber, “Bureaucracy is among those social stuctures which are hardest to destroy/ Bürokrasi, yıkılması en zor sosyal yapılardandır,” vurgusuyla bürokrasinin çevreye de bağlı olarak negatif ve pozitif sonuçları olacağını belirtmiştir.

 

Ayrıca Max Weber’in teorik ele alışı, bürokrasiyi olumsuz gören ve yok etmek isteyen görüşle, onun insanlığın en etkin örgütlenmesi olduğunu ileri süren görüşün ortasında yer alır.

 

Max Weber’e alternatif olabilecek olan bir bürokrasi teorisi ise post-yapısalcı Michel Foucault tarafından geliştirilmişti. O, bürokrasinin veya bürokratik bir örgütün mimarisinin onun sosyal yapısı ve yetki sistemiyle doğrudan ilgisi olduğunu göstermişti.

 

Genelde bürokratik örgütler hiyerarşik yapıya uygun şekilde en üst katlar en yüksek hiyerarşiye, en alt katlar en düşük hiyerarşiye ayrılmış şekilde katlar, koridorlar ve bürolardan oluşur. Bir örgütün binalarındaki açık alanlar, koridorlar ve odaların ayarlanması onun yetki sisteminin nasıl işlediği hakkında temel ipuçları sağlar. Bazı bürokratik örgütlerde insan grupları açık yapılarda birlikte çalışırlar. Çağcıl örgütlerin mimari yapılarındaki görünürlüğün ya da yokluğunun, yetki kalıplarını nasıl etkilediğini ve ifade ettiğini vurgular.

 

Doğası gereği merkeziyetçilikle var olan (negatif) bürokrasi, demokratik merkeziyetçiliğin askıya alarak, uygulamasını keyfi bir despotluğa dönüştürür.

 

Bu bağlamda yanlışa ve haksızlığa boyun eğilmesini dayatmak, bürokratik merkeziyetçiliktir.

 

“Hoşuma gitmeyen kişilere, görüşlere örgütte yer yoktur,” tutumu bürokratik deformasyonun dayatmasıdır.

 

Ve nihayet bürokratik merkeziyetçilik, “Her şey benim” demektir.

 

Ama bunun da bir panzehiri, yani merkezi gücün, kolektif yerel birimlerine dağıtılmasıyla var olan ademimerkeziyetçilik vardır ki, bu da (sendikalardan bilumum kitle örgütlerine) muhtacı olduğumuz demokratik merkeziyetçiliktir.

 

Yığınlar önünde açık tartışma ve açık eleştiri ile gerçekleştirilebilmesi mümkün olan demokratik merkeziyetçilik ilkesi tartışma ve eleştiri hakkına mündemiçtir. Eleştiri ve itiraz demokrasinin özüdür, ruhudur, her şeyidir.

 

“Tartışma özgürlüğü, eylem birliği” ya da “İdeolojik mücadele, örgütsel birlik” gerekliliğiyle tanımlanan demokratik merkeziyetçilik ilkesinin anlamı: Demokrasi olmadan demokratik merkeziyetçilik ol(a)mazken; demokratik yönü zayıf ya da sınırlandırılmış bir merkeziyetçilik, bürokratizme ve kişi kültüne yol açar.

 

Merkeziyetçilikten arındırılmış bir demokrasi ise, küçük burjuva anarşizmi ya da liberalizme kaynaklık eder.

 

ÖRGÜTLENME VE EYLEM BİRLİĞİ

 

Demokratik merkeziyetçi bir öncünün siyasal bilinci, onun örgütlenme yeteneğinde yatarken; “Örgütsel sorunlar teknik değil, ideolojik meselelerdir,”[9] der Ernest Mandel…

 

Evet öncünün gücü, onun örgütlenme ve ikna yeteneğinde somutlanır; ancak ve ancak demokratik merkeziyetçi kolektif iradesiyle…

 

Eğer bu kolektif irade, “Çoğunluğum” diyenlerin “azınlık” ilan ettiği muhalefet tarafından itiraza maruz kalıyorsa; ortada ciddi bir soru(n) vardır.

 

Çünkü örgüt, belirli bir hedef için şu ya da bu ölçüde amaçlı, kararlı, bilinçli biçimde kurulan toplumsal gruplaşmadır. (Bu tanıma göre örneğin komşuluk bir örgüt değildir.)

 

“Her örgütün karakteri doğal ve kaçınılmaz olarak eyleminin içeriği ile belirlenir.”[10] Örgüt sürekli hareket eden ve değişen bir varlıkken; her örgütte resmen belirlenmiş en temel ilişki alanı alt-üst ilişkileridir. Örgütün başarısı büyük ölçüde alt-üst ilişkilerinin verimine bağlıdır.

 

Alt-üst ilişkileri, havası alınmış bir şişenin içinde değil, belirli tarihsel, kültürel, sosyo-psikolojik ve örgütsel özellikler taşıyan somut çerçevede yer alırken; demokratik merkeziyetçiliği ve taban inisiyatifini esas alır.

 

Eğer bir yönetici, örgüt içinde tüm öteki yöneticiler tarafından sevilen ve sayılan bir yöneticiyse çok daha demokratik, çok daha izin verici bir çalışma biçimi götürebilir ve bununla daha yüksek moral ve verimliliğe ulaşabilir. Yeterince yüksek kabul görmeyen bir yönetici ise, daha disiplinli bir yönetim biçimi uyguladığında daha yüksek moral ve verim getirir. Yine aynı araştırmanın bulgularına göre hiyerarşi içinde önemli bir yer tutmayan yönetici demokratik ve izin veren bir yönetim biçimi uyguladığında liderliği çöker.

 

Örgütte eleştiri-özeleştiri örgütsel gelişmenin yasasıdır. Örgütte eleştiri-özeleştiri örgütsel gelişmenin yasasıdır. Eleştiri-özeleştiri örgütün büyüme yasasıdır ve unutulmamalıdır ki:[11]

 

“Senin iyiliğini esas isteyen, ‘sende şu kusurlar vardır,’ diyen kimsedir.”[12]

 

“Eleştiri, Nietzsche tarafından hiçbir zaman bir tepki olarak değil, ama bir etki olarak görüldü. Nietzsche intikam, kin veya hıncın karşısına eleştirinin edimliliğini koyar.”[13]

 

“Zekice eleştiri hiçbir zaman cesaret kırıcı değildir.”[14]

 

“Eleştirinin amacı eleştiri değil, doğruyu bulmaktır.”[15]

 

“Eleştiri olmadı mı, yalnız övgü olur.”[16]

 

Tüm bunlarla bağıntılı olarak örgütün varlık nedenidir eleştiri-özeleştiri. Örgütsel birliği gerçekleştirebilmek irade ve eylem birliğinin sağlanabildiği zeminlerde mümkünken; örgüt, üyelerinin iradelerini temsil etmekle mükelleftir.

 

Ve örgüt bürokrasinin özel mülkiyeti değildir.

Bu bağlamda öncü, yönetici olmalı ve bunun gereğini yerine getiren meziyetlere sahip olmalıdır.

 

Öncü, üyelerinin eliyle, yüreğiyle, beyniyle yönetici olur; bunun başka yolu da yoktur.

 

Sendikalardan bilumum kitle örgütlerine dek birlik-dayanışma-mücadele imkânları, “Eylemde birlik ajitasyon ve propagandada serbestlik” esasına dayalı eylem birliğini “olmazsa olmaz” kılar. Çünkü halk içindeki farklılıklar, ancak böylelikle bir araya getirilebilir.

 

Kaldı ki demokratik-merkeziyetçiliği temel alan mücadele örgüt/ve tarzları açısından hiçbir şey bir tabu/ dogma değildir.

 

Bu yolda örgütte bir amaç değildir, bir araçtır. Aslolan soru(n)lara doğru yanıtlar bulup, pratiğini hayata geçirmektir.

 

Yapılması gerekenler açısından örgütsel fanatizm bir labirenttir; oradan da çözüm çıkmaz.

 

Soru(n)lar doğru anlaşılmadan; dünya değiştirilemez; tartışma ve birbirinden öğrenme, değiştirme gücünün kaldıracıdır.

 

Tam da bunlar için “Farkındalık daima ilk basamaktır, Çünkü farkında olmadığınız bir şeyi değiştiremezsiniz,” der Don Miquel Ruiz.

 

Evet, evet farkında olmak ve farkına varılan şeyin gerçekliği ile yaşamayı bilmek; gerçekliği hayatına yedirip, aynı hızla yürümeye devam etmek vazgeçilemez bir tutumdur.

 

Örgütsel eylemin birliği, tartışma ile eleştiri-özeleştiridir. Tabandan eylem kararına uymayı istemek, onun eleştirilerine sırt dönmemeyi ve tartışmayı olmazsa olmaz kılarken; farklı düşünce ve davranışları kabullenmekte ikircimsiz olabilme cüretinden geçer;[17] tasfiyeden, muktedir dayatmalarından değil.

 

Bitiriyorum: “Sadece özgür insanlar birbirlerinin değerini bilirler,”[18] der Benedictus de Spinoza ve ekler Paracelsus’da: “Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez./ Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyi anlamaz./ Hiçbir şey anlamayan, değersizdir./ Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür...” diye…

 

3 Mayıs 2019 15:18, İstanbul.

  Bu yazı 3677 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 11:51:43