Temel DEMİRER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

Temel DEMİRER
  09-12-2019 09:06:00

TEMEL DEMİRER

 

“İnsanların kardeşliği ve dayanışma

bir gün, savaşın ve yıkımın

kanlı çizgilerini ufuktan silecektir.”[1]

 

III. Büyük Buhranı ile kıvranan kapitalist dünya sistemi, sürdürülemez özellikleriyle müthiş bir tıkanıklık, kriz içinde…

 

Yaşanan açmazın emareleri her gün daha da netleşirken; küresel ölçekte dalgalar hâlinde gelişen kriz yakıcılaşıyor. Kâr oranlarındaki düşüşler ile sermaye birikim sürecinin tökezlemelerin yol açtığı kaybı minimize etmek derdindeki kapitalistleri işçi sınıfı ile emekçilere karşı saldırmaya ve saflarında rekabeti, ayrıca da yeniden paylaşımı şiddetlendirmeye mahkûm ediyor.

 

Günümüzde yaşanan budur ki, bu da savaş demektir!

 

Sürdürülemez kapitalizme mündemiç emperyalist savaşlar, çağın kaçınılmazlığıdır. Emperyalist barbarlığın yıkıcı doğasının getirisi olan savaşlar, sistemin varolan çelişkilerini daha da keskinleştirirken; insanlığın geleceğini de tehlikeye atar.

 

Böylesi kesitler, geleceğin savaşa karşı savaşmakla savunulabileceği hatta kazanabileceği momentlerdir.

 

V. İ. Lenin’in, ‘Kapitalizmin En Yüksek Aşaması: Emperyalizm’ başlıklı yapıtında belirttiği gibi, Birinci Emperyalist Savaş öncesi dönemin en belirgin yanı dünyanın yeniden paylaşılması ihtiyacıydı.

 

Bugünde de emperyalist sistem içinde debelendiği açmazda savaş çığırtkanlığını sürdürürken; tarih bize gösteriyor ki, emperyalist savaşın anlamı burjuvazi için farklı, işçi sınıfı ile emekçiler için farklıdır.

 

Savaş burjuvazi için “müthiş kârlar” demek olması yanında; işçi sınıfı ve emekçilerin yarattığı toplumsal değerlerin yeniden, kârlı bir şekilde üretilmek üzere yok edilmesidir. Emperyalist savaş ile yeni pazarlar açılır, eskileri yeniden paylaşılır. Üretici güçler yok edici güçlere dönüşür, tüm toplumsal zenginliğin yaratıcısı işçi sınıfı ile emekçiler ölüm ve zulme mahkûm edilirler.

 

Ama bu her zaman böyle olmayabilir.

 

Tıpkı Ekim Devrimi ile işçi sınıfı ve emekçilerin bu vahşete “Dur!” diyerek, yarattığı barış gibi…

 

SAVAŞ+BARIŞ: NEDİR VE NEDEN?

 

V. İ. Lenin, 1 Kasım 1914’te yayınlanan ‘Sosyalist Enternasyonal’in Konumu ve Görevleri’ başlıklı yazısında, “Savaş tesadüfî bir olay da değildir, (yurtseverlik, insanlık ve barış vaazı veren oportünistlerden geri kalmayan) Hıristiyan papazların düşündüğü anlamda ‘günah’ da değildir. Savaş kapitalizmin kaçınılmaz bir aşamasıdır, kapitalist yaşam tarzının barış kadar meşru bir biçimidir,”[2] tanımıyla savaş+barışın ne ve neden olduğunu net biçimde ortaya koyar.

 

Bu noktada “Karl Marx’ın, ‘Özgürlükler ile birlikte el ele yürümediği sürece barış bir cinayet demektir,’ saptamasının altını ısrarla çizerek ekleyelim: Bir beklentiye indirgenmemesi gereken barış, savaşın nedenlerine karşı savaşılarak kazanılır.

 

Evet savaşın panzehiri, barıştır ve ancak ulusal bayraklar toz bezi yapılıp, kapitalizm aşıldığında gelecektir gerçek barış.

 

Savaşın olmaması diye tanımlanan barış, aslında iki savaş arası dönemdir… Yani emperyalist-kapitalizm koşullarında imkânsızdır; ütopyadır.

 

Kapitalist sömürü koşullarında ‘geçici’ ve ‘suni’ bir döneme denk düşen barış; savaştan önceki evre ve moladır.”[3]

 

Bu durumda Romalıların, “Barış istiyorsan savaşa hazır ol,” düsturunun varisi Marksist-Leninistler (M-L) olduğunun altını çizerek ekleyelim: Tarih boyunca egemenler ezilenlere, savaştan bol bir şey vermedi! Bu nedenle, burjuvazinin barış söylemi ikiyüzlü değil ise nedir?

 

Aslı sorulursa: Savaş dediğimiz şey, silahlı barış dönemindeki örtünün kaldırılıp, hunhar bir şekle bürünmesidir. Bu yüzden V. İ. Lenin şöyle der: “Biz savaşların ülke içindeki sınıf mücadelesiyle kaçınılmaz bağa sahip olduğunu görüyoruz; sınıflar kaldırılıp sosyalizm kurulmadığı müddetçe savaşın yok edilemeyeceğini biliyoruz. Keza biz iç savaşları, yani ezilen sınıfın ezen sınıfa karşı, kölelerin köle sahiplerine, serflerin toprak beylerine ve ücretli işçilerin burjuvaziye karşı yürüttükleri savaşları meşru, ilerici ve zorunlu görmemiz bakımından da onlardan ayrılıyoruz. Biz Marksistler her savaşı tarihsel olarak ayrı ayrı değerlendirmek gerektiğini düşünmemiz bakımındansa hem pasifistlerden hem de anarşistlerden ayrılıyoruz.”

 

Dolayısıyla Marksistler ne soyut bir şekilde savaş karşıtı ne de toptancı bir şekilde barış yanlısıdır; zira bu noktada Carl von Clausewitz söylediklerinde haklıdır: “Fethedenler her zaman barış meftunudur, zira savaş savunmadakilerin saldırganlarına yönelttikleri direnişten doğar.”

 

Kapitalizmde zulmün çeşitli şekillerine direniş, eli kolu bağlı oturup durmaktan çok daha barışçıl bir tavırdır. Dolayısıyla kapitalist vahşet koşullarında direniş meşru ve doğru, savaş ise kirlidir ve tam da bu yüzden barış talebi şarttır, ama onurlu bir barış.

 

V. İ. Lenin’e göre, onurlu bir barış ancak neyin ne olduğunu hiç evirip çevirmeden ortaya koymakla mümkündür. Söz konusu savaşın (“direnişin”) nasıl çıktığını, kimin çıkarlarına hizmet edip kimin çıkarlarına taş koyduğunu, daha özele inersek örneğin hangi seçim sonuçlarını hazmedememenin bir ürünü olduğunu vb sarih bir şekilde açıklamak, geniş kesimlere anlatmak gerekiyor. Dolayısıyla da V. İ. Lenin barışı mücadeleye bağlar.[4]

 

O hâlde ezilenler için sömürüye başkaldırmayan bir barış söz konusu değildir ve olmaz da!

 

“KAPİTALİZM= SAVAŞ” DEMEKTİR!

 

“Ama”sız, “fakat”sızca “kapitalizm=savaş”tır; yani savaş kapitalizmin zorunlu bir sonucu veya kaçınılmazlığıdır.

 

Elbette savaş, kapitalizmle birlikte başlayan bir olgu değildir. Ne var ki, kapitalizm, yarattığı militarizmle birlikte, insanlık tarihinin aslında en kanlı dönemini temsil eder. Kapitalizm, örgütlü, kurumsal, sistematik şiddetin ve bunun en vahşi biçimi olan savaşın zirvesini temsil eder. Rosa Luxemburg’un da dediği gibi, tepeden tırnağa her gözeneğinden kan ve pislik akışı, sermayenin sadece doğuşunu değil aynı zamanda dünyada adım adım ilerleyişini de temsil etmektedir ve emperyalist savaşlar, kapitalist sistemin işleyişinin kaçınılmaz sonuçlarıdırlar, tıpkı iktisadi krizler gibi.

 

Tarihin kanıtladığı gibi, sermayenin gelişip büyümesi, savaşların da aynı şekilde büyümesini, sayısının, sıklığının, yıkıcılığının ve kurbanlarının artmasını beraberinde getirmektedir. Dünya pazarının daha büyük bir kısmını ele geçirmek, daha geniş hammadde ve enerji kaynaklarına el koymak üzere tüm büyük güçler sonu gelmez bir rekabet içindedirler. Bu rekabet askeri yöntemlere başvurulmasını belli bir aşamada zorunlu kılar. Bu zorunluluk, kapitalist güçleri giderek daha güçlü ordular kurmaya iter.

 

Tarihe baktığımızda kapitalizmin gelişimiyle savaşların sayısının artması ve verilen kurbanların sayısının devasa boyutlara ulaşması arasında doğrudan bağ olduğunu görüyoruz. Sanayi devriminin gerçekleştiği XVII. yüzyılda 68 savaş yaşanmış ve 4 milyon kişi ölmüştü. XIX. yüzyılda bu sayı 205 savaş ve 8 milyon ölüye çıktı. İnsanlık tarihinin en kanlı dönemi olan XX. yüzyıl ise 300 civarında savaşa ve 110 milyondan fazla insanın bu savaşlarda can verişine tanıklık etti. Savaşlar giderek toplumun tamamını doğrudan kapsar hâle geldikçe ve yıkımın boyutları arttıkça, savaşlarda ölen insan sayısının nüfusa oranı da giderek arttı: Bu oran XVIII. yüzyılda binde 5 ve XIX. yüzyılda binde 6 iken, XX. yüzyılda binde 46’ya fırlamıştır.[5]

 

Söz konusu veriler kapitalizm ile savaş arasında kopmaz bir bağ olduğunu kanıtlarken; kapitalizm var oldukça iktisadi rekabet, sıcak çatışmalar kaçınılmazdır. Yani, iktisadi krizler nasıl kapitalizmden kaynaklanıyorsa; emperyalist savaşlar da doğrudan kapitalizmin iktisadi krizlerinden ve yeniden-paylaşım kavgasından türerler.

 

İşte bu yüzden savaşsız bir kapitalizm düşünülemez ki, V. İ. Lenin de Ağustos 1915’te, kapitalist gelişim dinamiklerinin kriz ve savaşları doğuruşunu yalın bir şekilde şöyle vurguluyordu:

 

“Sermaye uluslararası ve tekelci hâle gelmiştir. (…) Kapitalizm altında güç kullanmaktan başka bir paylaşım zemini ve paylaşım ilkesi mümkün değildir. (…) Kapitalizm üretim araçlarının özel mülkiyeti ve üretimde anarşidir. (…) Kapitalist bir devletin gerçek gücünü sınamanın savaştan başka bir yolu yoktur ve olamaz. Savaş özel mülkiyetin temelleriyle çelişmez, bilakis bu temellerin doğrudan ve kaçınılmaz bir ürünüdür. Kapitalizm altında tek tek işletmelerin ve tek tek devletlerin düzgün ekonomik büyümesi imkânsızdır. Kapitalizmde periyodik biçimde sarsılan dengeyi yeniden sağlamanın sanayide krizler ve siyasette savaşlardan başka bir yolu yoktur.”[6]

 

Ve bir şey daha: Savaş yalnızca yıkım ve ölüm anlamına gelmez; kitleleri harekete geçirici boyutlarından ötürü devrimci bir katalizör görevi de görür.

 

Devrimler çoğu kez savaşları izler. Bu tespit, o gün olduğu gibi bugün de emperyalist savaşlara karşı izlenecek mücadele hattının temel belirleyenlerinden biridir. Pasifistlerden (devrimci olanı da dahil her türlü savaşa karşı çıkanlar) farklı olarak Marksistler, savaşların kapitalizmden kaçınılmaz olarak türediğini ve savaşlara nihai olarak son vermenin yegâne yolunun devrimden geçtiğini vurgulayarak, savaşların yarattığı toplumsal hoşnutsuzluk dalgasını devrimci bir ayaklanmaya doğru büyütmenin taktikleri üzerine odaklaşırlar.

 

Dolayısıyla içinden geçtiğimiz, “Üçüncü Dünya Savaşı Dönemi”nde, yaşanan savaş(lar)ın emperyalist mahiyetini, kapitalizmin neden barışçıl bir dünya kuramayacağını; haksız savaşların kapitalizmin kaçınılmaz ürünleri olduğunu; dolayısıyla da savaşların aynı zamanda devrimler için bir katalizör görevi gördüğünü kavramak büyük önem taşıyor.

 

Özellikle Karl Marx’ın, “Sermaye hareket hâlindeki çelişkinin ta kendisidir.”[7]

 

“Sermaye, ölü emektir ve ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir ve ne kadar çok emek emerse, o kadar çok yaşar.”[8]

 

“Sermaye, emeği ve onun ürünlerini yönetme gücüdür. Kapitalist, kendi kişisel ya da insanal nitelikleri nedeniyle değil, ama sermaye sahibi olduğu ölçüde, bu güce sahiptir.”[9]

 

“Kapitalist üretim süreci, bir bütün olarak ele alındığında ya da bir yeniden üretim süreci olarak, sadece meta, sadece artık-değer üretmekle kalmaz, sermaye ilişkisinin bizzat kendisini, bir tarafta kapitalisti, diğer tarafta ücretli işçiyi üretir ve yeniden üretir,”[10] biçiminde tarif ettiği kapitalizm ile savaşın bağı, savaşın krizle keskinleşen hâliyle de doğrudan ilintilidir.

 

Bu gerçeği “piyasa efsanesi”(?) ile pazarlanan “piyasanın çöküşü”yle net biçimde kavrayabilirsiniz!

 

Kolay mı? Ekonominin “piyasanın görünmez eline” terk edildiği “iddia edilen”(!) emperyalist dönemlerde, dünya ekonomisinde sıklığı ve şiddeti artan finansal çöküşlere tanıklık edilir. Yıllarca sürebilecek çift haneli işsizlik oranlarının yaşandığı depresyonlar, finansal çöküşlerin zirve noktasını takip eden yıllarda meydana gelmiştir. Nitekim emperyalist bir dönem olan XX. yüzyılın başlarındaki gibi, XXI. yüzyıla girerken de, krizlerin yoğunlaşarak tırmandığı görülmektedir.

 

Özetle, piyasa efsanesinin ortak aklı esir aldığı emperyalist dönemler, aynı zamanda piyasa çöküşleri dönemleridir. Ve 2007-2008 çöküşü ardından, büyük depresyonun realize olduğu güzergâhta, büyük savaşda olasıdır.

 

GERÇEK BARIŞ

 

İşçi sınıfı ve emekçiler için barış, pasifist iç çekişlerle mümkün değildir ki, bu konuda da “İşçi sınıfını aldatma yollarından biri de pasifizm ve soyut barış propagandasıdır. Kapitalizm altında, özellikle de onun emperyalist aşamasında, savaşlar kaçınılmazdır,” diyen V. İ. Lenin “Barış Yalanı” tehlikesinin altını ısrarla çizer!

 

Emperyalizmin “barışı”, sadece yeni bir savaştan önceki soluklanma dönemidir. Oysa sadece savaşa ve savaşı üreten emperyalizme karşı, devrimci bir kitle mücadelesiyle gerçek barış sağlanabilir. Çünkü V. İ. Lenin’in ifadesiyle, “Bir dizi devrim olmaksızın, sözde demokratik barış bir orta sınıf ütopyasıdır.”

 

Yine “Kapitalizm altında apaçık bir ütopya olan silahsızlanma” talebini reddeden V. İ. Lenin (ve Bolşevikler) için emperyalizm çağında barış savaş demektir, savaş da barış!

 

Kapitalizm koşullarında, özellikle de emperyalizm çağında savaşların kaçınılmaz olduğunun altını ısrarla çizen V. İ. Lenin, söz konusu gerçeği dikkate almayan soyut bir barış savunusunun (pasifizm), işçi sınıfını aldatmaktan başka bir anlama gelmediğini belirtip; devrimci bir hareket olmadan demokratik ve kalıcı bir barışın mümkün olamayacağını; bunu isteyen herkesin burjuvaziye ve burjuva hükümetlere karşı yürütülecek bir iç savaştan yana olmak zorunda olduğunu dile getiriyordu.[11]

 

V. İ. Lenin’in tüm öngörüleri ve devrimci saptamaları tarih tarafından da test edilerek doğrulanırken; “Gerçek düşman kendi evinde” şiarıyla emperyalist savaşı iç savaşa çevirme politikasını izleyen Bolşevik perspektif için gerçek barış bir devrim sorunudur

 

Yerkürede emperyalist savaş(lar)ın, vekaletler ile, bölgesel düzeyde devam ettiği tabloda; kapitalizmi krizlerin patlak vermesinden kurtarmak mümkün değil ise, emperyalist savaşlar da doğrudan kapitalizmin iktisadi krizlerinden ve yeniden-paylaşım kavgasından türemesi kaçınılmazdır.

 

İşte bu yüzden savaşsız bir kapitalizm düşünmek mümkün değilken; işçi sınıfı ve emekçiler emperyalist savaşların kurbanı olmamaları için kapitalist sisteme son vermek zorundadırlar. İşte bundan ötürü, emperyalist savaşa ilişkin olarak, burjuvazinin iktidarını devirme perspektifinden yoksun bir “barış” sloganı, işçi sınıfı ve emekçilerin şiarı olamaz.

 

Tam da bunun için “Sosyalizm barış demek olduğundan, sosyalistler, emekçilerin ve tüm diğer ezilenlerin hakları için mücadele ederken, savaşa karşı barış bayrağını yükseltmelidirler. O hâlde, sorun, XX. yüzyılın başında olduğu gibi, bugün de aynıdır: Ekmek ve barış!”[12]

 

Evet; ILO Anayasası’nın (1919), “Başlangıç” bölümünde, “Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı” olabileceği vurgulandığı üzere; ezilenler ekmek için savaşmadan barışı, kapitalizme karşı barış için savaşmadan da ekmeklerini elde edemezler!

 

Bunun en büyük kanıtı da Ekim Sosyalist Devrimi’dir.

 

Malum üzere 1917 Ekim Devrimi’nin evrensel sonuçlarından biri, hiç kuşku yok ki sürüp giden I. Dünya Savaşı’na “Dur” demesi ve halkların barış çığlığının aracı hâline gelmesiydi. Kurulan işçi iktidarının, “tazminatsız ve ilhaksız” barış talebini yükselterek ve tüm gizli savaş anlaşmalarını deşifre ederek Rusya’nın savaştan çekildiğini açıklamıştı.

 

V. İ. Lenin’in, “Biz devrimci barış istiyoruz ama devrimci bir savaştan da korkmuyoruz,”[13] vurgusuyla; “İlk iş barışı gerçekleştirecek pratik tedbirleri almaktır. Bütün savaşan ülkelere barış teklif edeceğiz. İlhak yok, tazminat yok. Her ülke kendi kaderini tayin edecek,”[14] biçiminde özetlediği Ekim Devrimi, en karanlık dönemlerde bile,

insanlığın ortak değerlerini ve gelecek ideallerini savunmanın ne denli yaşamsal olduğunun bir kanıtıyken; Rusya işçi ve köylülerinin “Bütün iktidarı Sovyetlere” devrettiği gün, -eski Rus takvimine göre 24 Ekim’e denk gelen- 7 Kasım 1917, XX. yüzyılın akışını belirledi.

 

Barış, Rusya halklarının en yakıcı talebiydi. Cephelerde yaşanan bozgunlar, canını veren yüzbinlerce köylü, kentlerde yaşanan açlık, halkı canından bezdirmişti. Çarlığın beklenmedik devrilişi, halkın savaşa öfkesinin de bir sonucuydu. Ne var ki, Şubat Devrimi’nin ardından iş başına gelen Geçici Hükümet, Kerenski liderliğinde, savaşı devam ettirme kararı aldı. Barış için Çarlığın devrilmesi yetmemişti. Yeni egemenlerin, yani burjuvazinin de devrilmesi gerekiyordu. Ekim’in öngününde, “Bütün iktidar sovyetlere” sloganı, barış ile eşanlamlı hâle gelmişti.

 

V. İ. Lenin, Kongre’ye hitabında, “Sovyet hükümeti, bütün uluslara demokratik bir barış ve bütün cephelerde acil bir ateşkes önermektedir” diyordu. Dört yıldır bütün dünyayı kasıp kavuran emperyalist savaştan çekildiklerini açıklıyordu. Kongrenin Barış Kararnamesi’ni kabul etmesiyle, I. Dünya Savaşı’nda ilk kez savaşan ülkelerden birisi, halk iradesiyle barış kararı alıyordu!

 

“SAVAŞ+BARIŞ” KONUSUNDA V. İ. LENİN

 

Burada konuyla doğrudan bağıntılı olarak; “Bir Marksist, kendisini sınıf savaşımına dayandırır, toplumsal barışa değil,”[15] diye haykıran V. İ. Lenin parantezi açmak “olmazsa olmaz”dır.

Onun için “Kapitalist toplum daima ucu bucağı olmayan bir dehşettir.”[16]

 

Ve “Her büyük devrim, fakat özellikle de sosyalist bir devrim, dış savaş olmasa da, içte bir savaş, yani dış savaştan daha büyük bir yıkım anlamına gelen, binlerce ve milyonlarca yalpalama ve saf değiştirme anlamına gelen, en büyük belirsizlik, en büyük dengesizlik, kaos anlamına gelen bir iç-savaş olmadan düşünülemez.”[17]

 

Bu nedenle de “Birbirine karşıt olan iki sınıfı, iki siyasal çizgiyi, en farklı şeyleri ‘birleştirici’ bir formül yardımıyla uzlaştırma amacını güden değil, ama yığınların, propaganda ve uyarma yoluyla, sosyalizmle kapitalizm (emperyalizm) arasındaki kapatılamaz farklılığı görebilmelerini sağlayacak sloganlar ortaya atılmalıdır.”

 

Çünkü yine Ona göre, “Reformcu sosyalizm ölüyor ve Fransız sosyalisti Paul Golay’ın deyimiyle yeni doğan sosyalizm ‘Devrimci, uzlaşmaz ve isyancı olacaktır’…”[18]

 

 “SAVAŞ+BARIŞ” MESELESİNDE V. İ. LENİN’İN UYARILARI

“Kapitalist sömürü ve cinayet dünyasının karşısına, proleter barış ve halkların birliği dünyasının yığınlarını çıkartınız.”

“Teorik olarak, her savaşın, politikanın başka araçlarla bir devamı olduğunu unutmak büyük yanılgıdır. Şimdiki emperyalist savaş, iki büyük devlet grubunun emperyalist politikasının devamıdır ve bu politika, emperyalist dönem ilişkilerinin bütünü tarafından yaratılmış ve körüklenmiştir. Ne var ki, aynı dönem, ulusların ezilmelerine karşı savaşım politikalarını ve burjuvaziye karşı proletarya savaşımını da kaçınılmaz olarak doğuracak ve körükleyecek, ve bunun sonucu önce devrimci ulusal ayaklanmalar ve savaşlar; sonra burjuvaziye karşı proletarya savaşları ve ayaklanmaları; üçüncü olarak da her iki cins devrimci savaşların bir karışımını vb. mümkün ve kaçınılmaz hâle getirecektir.”[19]

“Savaş emperyalist politikaların bir sonucudur... Barışın savaşla kazanılmayacağını bilmeyen halklar yenilmeye mahkûmdur.”

“Savaş siyasetin devamıdır.”[20]

“Emperyalizm, yüksek düzeyde gelişmiş kapitalizmdir; emperyalizm demokrasinin inkârıdır.”

“Emperyalizm durumuna gelmiş kapitalizmin nesnel zorunluluğu, emperyalist savaşı doğurdu. Savaş, tüm insanlığı, uçurumun, tüm uygarlığın yıkıma uğramasının, barbarlığın kıyısına getirdi; milyonlarca yeni insanı ölüme sürüklemekle tehdit ediyor.”[21]

“Emperyalizm çağı bugünkü savaşı emperyalist bir savaş yapmıştır, (sosyalizm gelmediği sürece) kaçınılmaz olarak yeni emperyalist savaşlar üretecektir.”[22]

“Ulusların ne türden olursa olsun ezilmelerine karşı savaşım vermeksizin, sosyalistler, asıl büyük hedeflerine ulaşamazlar. Bu yüzden sosyalistler, ezen ülkelerin (özellikle sözde “büyük” devletlerin) sosyal-demokrat partilerinden, ezilen ulusların, sözcüğün politik anlamıyla kendi kaderlerini tayin hakkını, yani politik bağımsızlık hakkını tanımalarını ve bu hakkı savunmalarını istemelidirler. Büyük bir ulusun ya da sömürgeleri olan bir ulusun sosyalistleri, eğer bu hakkı savunmuyorsa şövenisttir.”[23]

“Emperyalizm, dünya uluslarının bir avuç ‘büyük’ devletçe gitgide daha fazla ezilmesi çağıdır, bu yüzden ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı tanınmaksızın, emperyalizme karşı, uluslararası sosyalist devrim için savaşım vermek olanaksızdır. ‘Başka ulusları ezen ulus özgür olamaz’ (Marks ve Engels). ‘Kendi’ ulusunun başka ulusları ezmesine göz yuman bir proleter, sosyalist bir proleter olamaz.”[24]

“Hayır! Biz barış arzusunu, halkın barıştan beklediği yararın bir dizi devrimlere başvurmaksızın elde edilemeyeceğini yığınlara anlatmak için kullanmalıyız.”[25]

“Biz sınıflar ortadan kalkıp sosyalizm kurulmadıkça savaşların ortadan kalkmayacağını biliyoruz.”

“Savaş, kuşku yok ki, şiddetli bir bunalım yaratmış, yığınların endişesini beklenmedik ölçüde artırmıştır. Bu savaşın gerici niteliği ile bütün ülkelerin burjuvazisinin kendi yağmacılık amaçlarını ‘ulusal’ ideoloji sözü ardına gizleyerek söyledikleri hayasızca yalanlar, nesnel devrimci bir temele dayanarak hâliyle yığınlar arasında devrimci kıpırdamalar yaratmaktadır. Bu duyguların bilinçli bir hâle gelmesi, derinleşmesi ve şekillenmesinde yığınlara yardım etmek -bizim görevimizdir. Bu görev ancak şu slogan ile doğru olarak ifade edilir: emperyalist savaşı içsavaş hâline çevirin; ve savaş sırasındaki bütün tutarlı sınıf savaşımları, ciddi bir şekilde yürütülen bütün ‘yığın hareketleri’, eninde sonunda bu amaca yönelmelidir. Güçlü bir devrimci hareketin, büyük devletler arasındaki birinci mi, yoksa ikinci emperyalist savaş sırasında mı olacağını; savaştan önce mi, savaştan sonra mı patlak vereceğini şimdiden söyleyemeyiz, ama ne olursa olsun bizim görevimiz bu yönde sistemli olarak yılmadan çalışmaktır.”[26]

“Hayır! Biz barış arzusunu, halkın barıştan beklediği yararın bir dizi devrimlere başvurmaksızın elde edilemeyeceğini yığınlara anlatmak için kullanmalıyız.”[27]

“Biz sınıflar ortadan kalkıp sosyalizm kurulmadıkça savaşların ortadan kalkmayacağını biliyoruz.”

“Komünist Manifesto’daki ‘İşçilerin vatanı yoktur,’ sözü bugün her zamankinden daha doğrudur. Proletarya ancak burjuvaziye karşı uluslararası bir mücadele yürüterek kazanımlarını koruyabilir ve ezilen kitlelere daha iyi bir geleceğin kapılarını aralayabilir.”[28]

“Ancak devrimci bir mücadele yürütülürse ‘barış’ talebi proleter bir anlam edinir. Demokratik barış denen şey bir dizi devrim olmadan bir küçük burjuva ütopyasıdır.”[29]

“Sosyalistler, yığınlara, kurtulmaları için tek çıkar yolun ‘kendi’ hükümetlerini devirmek olduğunu, ve bu amaçla, hükümetlerinin bu savaşta içine düştükleri güçlüklerden yararlanmaları gerektiğini anlatmalıdırlar.”[30]

“Sürekli ve demokratik barış isteyen herkes, hükümetler ile burjuvaziye karşı, bir iç savaştan yana olmak zorundadır.”[31]

 

M-L’LERİN SAVAŞ KARŞITLIĞI

 

M-L’ler için öncelikle ve kesinlikle; Karl Marx ile Friedrich Engels’in ‘Komünist Manifesto’da dile getirdikleri “İşçilerin vatanı yoktur” düşüncesi, “kötü bir şaka”, “talihsiz bir açıklama” değil; bir gerçektir.

 

Dünya işçi sınıfının devrimci mücadele tarihine “iktidarın fethi” yolunda müthiş bir deneyim olarak Paris Komünü, bu konuda da önemli bir ön örnek oluşturmaktadır. Karl Marx’ın deyimiyle “Göğü fethe çıkan Komünarlar”, Paris’i Prusya ordusunun işgaline karşı savunurlarken, burjuva Versailles hükümetinin hizmetine koşmadılar. Tersine, onlar silah elde işgali püskürtürlerken, bizzat kendi iktidarlarını da yaratmış oldular. Paris proletaryası, işgalci bir ordunun saldırısı karşısında silahlanmış proletaryanın, dış istilâcıların üzerine yürürken pekâlâ içteki sınıf düşmanının da egemenliğine son verebileceğinin bir örneğini gösterdi.

 

Ve sonra da Ekim Devrimi’ni hatırlayın; V. İ. Lenin, 14 Aralık 1917 Petrograd’ında, “Ekmek ve Barış İçin!” şöyle haykırmıştı:

 

“Şu anda iki sorun, diğer bütün siyasi sorunların önünde yer alıyor - ekmek sorunu ve barış sorunu. Emperyalist savaş, en büyük ve en zengin bankacılık şirketleri arasındaki savaş, Britanya ile Almanya arasında dünya egemenliği için, ganimetlerin bölüşülmesi için, küçük ve zayıf ulusların yağmalanması için yapılan savaş bu korkunç, canice savaş bütün ülkeleri harap etti, bütün halkları tüketti ve insanlığı alternatifiyle karşı karşıya getirdi - ya tüm uygarlığın feda edilmesi ve yok oluş ya da kapitalist boyunduruktan devrimci bir şekilde kurtulmak, burjuvazinin egemenliğinin defterini dürmek, sosyalizmi ve sağlam bir barışı kazanmak.

 

Eğer sosyalizm kazanmazsa, kapitalist devletler arasındaki barış yalnızca bir ateşkes, bir fasıl, halkları yeniden boğazlamak için bir hazırlık olacaktır. Barış ve ekmek, işçilerin ve sömürülenlerin temel talepleridir. Savaş bu talepleri son derece acil hâle getirdi. Savaş, kültürel olarak en gelişmiş ülkelere, en medeni ülkelere açlığı getirdi. Öte yandan savaş, muazzam bir tarihsel süreç olarak, sosyal gelişmeyi görülmedik derecede hızlandırdı. Kapitalizm emperyalizme, yani tekelci kapitalizme, o da savaşın etkisi altında tekelci devlet kapitalizmine dönüştü. Şu anda dünya ekonomisi aşamasına, sosyalizm için sıçrama tahtasına ulaştık.

 

Bu nedenle, Rusya’da başlayan sosyalist devrim, dünya sosyalist devriminin yalnızca başlangıcıdır. Barış ve ekmek, burjuvazinin iktidardan alaşağı edilmesi, savaşın yaralarının sarılması için devrimci araçlar, sosyalizmin tam zaferi... İşte bunlar, mücadelenin hedefleridir.”

 

Bunların ifade edildiği o günden bugüne, M-L’lerin barış sorununa dair tutumu, “Kalıcı gerçek barış ancak kapitalizme karşı savaşan işçilerle gelir”dir.

 

V. İ. Lenin, “Savaş, politikanın başka araçlarla sürdürülmesidir. Savaşlar, kendilerini doğuran politik sistemlerden ayrılamaz. Savaştan önce, belli bir devlet, bu devlet içindeki belli bir sınıf tarafından uzun süre izlenen bir politika, savaş sırasında da aynı sınıf tarafından sürdürülür; yalnızca eylemin biçimi değişmiştir,”[32] der.

 

Yani kapitalistler, silahların konuşmadığı dönemde siyasetlerini nasıl işçi sınıfının daha fazla sömürülmesi, sermayelerini daha da büyütme temelleri üzerine kuruyorlarsa, savaşlar sırasında da aynı siyaseti sürdürürler. Muazzam bir kâr kaynağı ve sermayelerinin etkisini yaygınlaştırma olanağı olan savaşa eninde sonunda başvurmak zorunda kalırlar ve emekçi sınıfların büyük yıkımı pahasına haksız savaşları sürdürürler.

 

Bu açıdan M-L’lerin genel savaş karşıtlığına, sanki kapitalizm altında savaşlardan kurtulmak mümkün olabilirmiş gibi bir yanılsama yarattığı için karşı çıkarlar.

 

Emekçiler haksız savaşların yarattığı yıkımların yaşanmamasını istiyorlarsa, kapitalizmi ortadan kaldırmak için mücadele etmelidirler. Çünkü kapitalizm var olduğu sürece emekçi sınıfın istediği kalıcı barış gelemezken; emekçilerin barış talebi de gerçek ve güçlü bir taleptir. Haksız savaşlar sırasında milyonlarca insanın yerinden yurdundan olmasıyla, yaralanmasıyla, öldürülmesiyle birlikte bu talep de sürekli olarak güçlenir.

 

V. İ. Lenin, I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda buna kuvvetle dikkat çekip; Bolşevik siyasetin emekçi kitleler içinde güçlenmesini sağlamıştı. Emekçi kitlelerin barıştan beklediği yararın devrim gerçekleşmeden sağlanamayacağının anlatılması gerektiğini savunarak; “Savaşların sona erdirilmesi, uluslar arasında barış, yağmaya ve zora son verilmesi - bütün bunlar bizim idealimiz; ama bu ideal, doğrudan ve ivedi bir devrim çağrısının eşliği olmazsa, burjuva safsatacıların yığınları ayartmasına yarar,”[33] demişti.

 

Ayrıca V. İ. Lenin’in barış meselesinde altını çizdiği önemli hususlardan biri de ezilen halkların mücadelesinde ezen ulus sosyalistlerinin tutumuydu. Sosyalistler savaşları soyut biçimde ele alıp, topyekûn bütün savaşlara karşı durmazlardı. Haklı temelde mücadele eden ezilen ulusların mücadelelerinin yanında olmakla mükellef olan sosyalistlerin barış meselesinde ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını tanıyarak; her türlü toprak ilhakını, yani kendi kaderini tayin hakkını ihlâl edici girişimlerin topyekûn reddetmektedirler.[34]

 

SAVAŞA KARŞI SAVAŞMAK BARIŞTIR

 

Karl Marx’ın, “Ezilenlerin ezenlerin kendilerine karşı kullandığı araçların aynısını ezenlere karşı kullanma hakkı vardır,” uyarısı eşliğinde savaşa karşı savaşmak, barıştır!

 

Gerçekten de V. İ. Lenin’in haksız savaşların kapitalist sistemin bir sonucu olduğunu; savaş tehlikesinin ancak kapitalizmin ortadan kaldırılmasıyla yok olacağını; sömürgeciliğin silahlanma yükünü ve savaş tehlikesini arttırdığını; işçi ve emekçilerin savaştan en çok zarar gören kesim olduğunu; işçi sınıfı ile temsilcilerinin savaşa karşı olması gerektiği belirtmesi, günümüzde de geçerliliğini koruyan temel bir derstir.

 

M-L’lerin haksız savaşı anlamak ve haksız savaş karşıtı mücadele geleneği kavramak için V. İ. Lenin, Rosa Luxemburg, Nikolai Buharin, Karl Liebknecht önderlerine yeniden ve ısrarla göz atmak can alıcı önemdedir.

 

SAVAŞ+BARIŞ KONUSUNDA

FİDEL CASTRO

“Soygun felsefesine son verirseniz, savaş felsefesi de ortadan kalkar.”

“Kapitalizm tiksintici vericidir çünkü o savaş, rekabet ve ikiyüzlülük üretir.”

EMMA GOLDMAN

“Bütün savaşları dövüşemeyecek kadar korkak olan bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır.” “... ‘Demokrasi için savaş’, ‘Savaşı bitirmek için savaş’, dünyayı gerçek bir cehenneme çevirdi.”

EUGENE V. DEBS

“Yönetici sınıftan savaşmak için herhangi bir komuta itaat etmeyi reddediyorum, ancak işçi sınıfı için savaşmak için komuta edilmeyi beklemeyeceğim.”

KOMUTAN YARDIMCISI MARCOS

“Bizim tercihimiz savaş ve barış arasında değil, haysiyetli veya haksız bir yaşam arasında.”

“Bu savaşın arkasında para tanrısı dışında, ölüm ya da imha etme arzusundan başka bir hak yoktur... Bugün güçlü olanı zayıflatan ve zayıf olanı güçlendiren bir ‘Hayır’ vardır savaşa.”

YILMAZ GÜNEY

“Bir zalime sırt vererek başka bir zalimle savaşılmaz.”

JEAN PAUL SARTRE

“Savaşları zenginler çıkarır, fakirler ölür.”

TUPAC AMARU SHAKUR

“Savaşları için paraları var ama fakirleri doyuramıyorlar.”

YUVAL NOAH HARARİ

“Savaşı anlamak istiyorsanız tepedeki komutanlara ya da gökteki meleklere değil sıradan erlerin gözlerinin içine bakmanız gerekir.”

ALBERT EİNSTEİN

“Sadece barışçı değil, militan bir barışçıyım. Barış için savaşmaya hazırım.”

“Her savaş insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka ekler.”

PLATON

“Savaş, kötülüklerin kaynağı olan şeyden; başkalarından çok mal edinmek hırsından doğar.”

LEV TOLSTOY

“Savaş, mızraklı, trampetli bir bayram değildir, onun manzarası kandır, ölümdür.”

“Savaşı öven insanları savaşın tam içine, en ön cepheye; saldırının, şiddetin tam ortasına yollayın.”

BERTOLT BRECHT

“Her savaştan geriye üç ordu kalır: Ölüler ordusu, yas tutanlar ordusu, hırsızlar ordusu.”

CHARLİE CHAPLİN

“Bir kişiyi öldürürsen katil, milyonlarca kişiyi öldürsen kahramansın.”

GEORGE SANTAYANA

“Yalnızca ölüler savaşın sonunu görür.”

ERNEST HEMİNGWAY

“Bundan daha kötüsü olamaz. Savaştan daha kötü bir şey yoktur, yeryüzünde. Bozgun, daha kötüdür.”

 

Nikolai Buharin’in, “Devlet gücü genellikle önemli bir şekilde artıyorsa, kara ve deniz kuvvetlerinden oluşan askeri örgütünün gelişimi özellikle çarpıcı hâle bürünür. Kapitalist devlet tröstleri arasındaki mücadele öncelikle silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkiler tarafından belirlenir,”[35] biçiminde resmettiği tabloya ilişkin ekler Rosa Lüksemburg da:

 

“Emperyalist vahşet Avrupa’yı yakıp yıkmakta serbest bırakılmıştır ve bunun yanı sıra Avrupa proletaryasının boğazlanmasına ‘kültürlü dünya’nın kalbi ve vicdanı seyirci kalmıştır... Orak altındaki mısır gibi biçilen şey, bizim umudumuz, bizim insanlarımızdır. (...) Kapitalizm gerçek yüzünü ortaya koymuştur; dünyaya ihanet içindedir, tarihi sebebini yitirmiştir, sürüp giden varlığı artık insanlığın ilerlemesiyle uzlaştırılamaz.”[36]

 

Bu tabloda, “Devlet, tek uğraşı yönetmek olan ve yönetmek için de başka insanların iradesini zorla baskı altına alarak-hapishaneler, özel birlikler, ordular vb biçiminde-özel bir aygıtın gerekliliğini duyan özel bir insan grubu ortaya çıktığı zaman doğmuştur,”[37] vurgusuyla şunu der V. İ. Lenin:

 

“Günümüz sosyalizmi, ancak savaşan emperyalist burjuvazilerden biri veya diğerinin yanında yer almayıp bunlardan her ikisini de ‘birbirinden kötü’ sayarsa ve her ülkede o ülkenin emperyalist burjuvazisinin yenilgisini arzularsa, kendi ismine layık kalacaktır. Bunun dışında kalan herhangi bir diğer tutum, aslında gerçek enternasyonalizmle hiçbir ortak yönü bulunmayan milliyetçi-liberal bir tutum olacaktır...”[38]

 

“Esas düşman içeridedir,” diye haykıran Karl Liebknecht için ise, “Gerçek hainler, savaşın korkunç suçunu yüklenmiş olanlardır, halkın malını, mülkünü, yoksulluğunu, terini altına ve güce dönüştürenler, aç gözlülüğü ve hırsı yaygaracı bir yurtseverlik çabasının ardında gizlenen, savaşın kendisiyle ve savaşın emperyalist hedefleriyle ilgili olan kişilerdir; (...) Bütün öteki ülkelerde de halkın özgülüğünden nefret edenler, (...) bu savaşı bir özgürlük savaşı olarak sunmaya çekinmeyenler, kendi alçakça manevralarının kurbanı olan halk kitlesi daha hâlâ gerçeği bilmediği için kendilerine daha hâlâ hesap sorulmamış olan kişilerdir.”[39]

 

HAKLI (VE HAKSIZ) SAVAŞLAR

 

Mao Zedung’un, “Tarih gösteriyor ki savaşlar haklı ve haksız olarak ikiye ayrılır. İlerici olan savaşlar haklıdır, ilerlemeyi sekteye uğratan tüm savaşlarsa haksızdır. Biz komünistler, ilerlemeyi baltalayan tüm savaşlara karşı dururuz fakat bizler haklı, ilerici olan savaşlara karşı çıkmayız. Komünistler haklı savaşlara karşı çıkmamakla da kalmazlar; o savaşlara aktif olarak katılırlar da. Haksız savaşlara gelince, I. Dünya Savaşı, her iki tarafın da kendi emperyalist çıkarları uğruna savaştıkları bir örnektir; bu nedenle Komünistler bu savaşa kesin olarak karşı çıkmışlardır. Bu tür savaşlara karşı çıkmanın yolu, savaş patlak vermeden önce yapılabilecek her şeyi yapmaktır ve savaş bir kere patlak verdiğinde de, savaşa savaşla karşılık verilir, haksız savaşa karşı haklı bir savaş, ne zaman olursa olsun,” tespitine rağmen; hâlâ “Haklı savaş olur mu?” diyenler olabilir.

 

Öncelikle ve bir kez daha, M-L’lerin savaşa karşı tutumlarının pasifistlerden ve reformistlerden farklı olduğunu hatırlatmamız “olmazsa olmaz”dır!

 

Söz konusu farklılık, savaşların nedenleri ile sonuçları arasındaki bağın kurulması, savaşların nasıl ortadan kalkacağı ve niteliği konusunda ortaya çıkar. Bu bakımından, ayrım noktalarının vurgulanması ve haklı-haksız savaş ayrımının doğru yapılması zorunludur; V. İ. Lenin’in ifadesindeki üzere:

 

“Sosyalistler, halklar arasındaki savaşları daima barbarca ve canavarca bulmuşlar ve kötülemişlerdir. Bizim savaşa karşı tutumumuz gene de aslında burjuva pasifistleri ile anarşistlerden farklıdır. Her şeyden önce, biz, bir yanda savaşlar ile öte yanda bir ülke içindeki sınıf savaşımları arasındaki ayrılmaz bağlılığı; sınıflar ortadan kaldırılmadan ve sosyalizm kurulmadan savaşların ortadan kaldırılmasının olanaksızlığını ve iç savaşların, örneğin, ezilen sınıfın ezene, kölenin köle sahiplerine, serflerin toprak beylerine, ücretli işçilerin burjuvaziye karşı verdikleri savaşların haklılığını, ilerici niteliğini ve gerekliliğini tamamen kabul ederiz. Biz Marksistler, her savaşın ayrı ayrı, Marx’ın diyalektik materyalizmi görüş açısından, tarihsel bir incelenmesi yapılması gereğini kabul ederiz. Her savaşta kaçınılmaz bir biçimde olagelen dehşete, zulme, sefalete ve işkenceye karşın, tarihte ilerici nitelikte pek çok savaş vardır; bu savaşlar (örneğin mutlakıyet ya da kölelik gibi) çok kötü ve gerici kurumların yıkılmasına ya da (…) Avrupa’da en barbar despotlukların ortadan kalkmasına yardım ederek, insanlığın gelişmesine hizmet etmişlerdir. Bunun için, bugünkü savaşın da tek başına tarihsel özelliklerini incelemek zorunluluğu vardır.”[40]

 

V. İ. Lenin’in de altını çizdiği üzere, M-L’ler her savaşa karşı çıkmazlar ve meseleyi ayrı ayrı ele alarak değerlendirirler. Haklı savaşları, gerici ve yağmacı niyetlerle yürütülen haksız savaşlarla aynı kefeye koymazlar. Haklı savaşları desteklerken, haksız olanlara da karşı çıkarlar.

 

Pasifistler gibi, “Her türlü savaşa” karşı olmak; işçi sınıfı ve emekçilerin haklı savaşlarını yürütmekten alıkoyup, edilgin bir konuma mahkûm eder.

 

Haklı-haksız savaşlar arasındaki ayrımın yapılmasında kullanılacak ölçütler: Ezilen sınıfın ezene, kölenin köle sahiplerine, serflerin toprak beylerine, ücretli işçilerin burjuvaziye sömürge halklarının sömürgecilerine karşı karşı yürüttüğü sınıf savaşımları haklığıyla karakterize olur.

 

Yani her savaşı kendi tarihselliği ve koşulları içinde değerlendirmek gerekir. Aksi hâlde soyut ölçütlerle hareket edildiğinde, yanılgı kaçınılmaz olur. Yani savaşın niteliğini belirleyebilmek için, öncelikle savaşa yol açan politikanın ortaya konması gerekirken; “Bir savaşın ‘özü’nü nasıl tanımlayabilir, nasıl ortaya koyabiliriz? Savaş siyasetin devamıdır. Öyleyse savaş öncesinde güdülen siyaseti, savaşa yol açan, savaşı ortaya çıkaran siyaseti incelememiz gerekir. Bu siyaset emperyalist bir siyasete, yani mali-sermayenin çıkarlarını güven altına almak, sömürgelerle yabancı ülkeleri soymak, ezmek amacını güdüyorsa, o zaman bu siyasetten doğan savaş emperyalisttir. Eğer güdülen siyaset ulusal kurtuluş siyasetiyse, yani ulusa zulmedilmesine karşı olan yığın hareketinin ifadesiyse, o zaman bu siyasetten doğan savaş, ulusal kurtuluş savaşıdır.”[41]

 

Özetin özeti V. İ. Lenin’in yıllar öncesindeki uyarıları, -“küçük”, “büyük” ayrımı yapmadan!- bugün de hâlen geçerlidir:

 

 “100 kölesi olan bir köle sahibi, kölelerin daha ‘adil’ bir dağılımı için 200 kölesi olan bir köle sahibine karşı savaşa girişiyor. Açıktır ki, bu durumda, ‘savunma’ savaşı ya da ‘anayurdun savunulması için’ savaş deyimlerinin kullanılması, tarihsel bakımdan yanlış ve uygulamada, halkın, işin inceliğini aramayan ve bilisiz kimselerin, kurnaz köle sahiplerince aldatılması olur. İşte bugünkü emperyalist burjuvazi, köleliği sağlamlaştırmak ve güçlendirmek için köle sahipleri arasındaki savaşı, ‘ulusal’ ideoloji ve ‘anayurdun savunulması’ gibi sözlerle halka yutturmak istemektedir.”[42]

 

Tıpkı “yerli ve milli” söylencelerindeki üzere…

 

BUGÜNÜN PAYLAŞIM SAVAŞ(LAR)I

 

Sürdürülemez kapitalizmin krizi, emperyalist paylaşım savaşını körüklerken; dünyayı da kana bulamayı sürdürüyor. Kanla, ateşle, yıkımla beslenen egemenler, savaşın ateş topunu daha da büyütme gayretlerini yoğunlaştırıyorlar.

 

  Bu yazı 6716 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 11:51:43