Sibel ÖZBUDUN

YANITLAR[1]

Sibel ÖZBUDUN
  24-11-2019 15:57:00

“Sessizce

bir türkü söylüyoruz

içimizde bir yaraya bakarak.”[2]

 

1) Öncelikler sizi tanıyabilir miyiz?

 

En zor soru… 1956 İstanbul doğumluyum. Aslında hiç önemi olmasa da; ana tarafından Çerkes, baba tarafından Boşnak; yani Osmanlı’nın çöküş sürecinin yollarını kesiştirdiği iki farklı, ama farklı olduklarının “farkında olmayan”, asimile olmuş iki kültürün ürünüyüm. İstanbul’un 60’lı yıllarında geçen oldukça bir çocukluk; bol kitaplı, bol hayalli, bol şiir-öykü denemeli, düşperest bir ilkgençlik; Deniz Gezmiş’lerin idam gecesi (15 yaşında olmalıyım) düzene ilk başkaldırı… 70’li yılların coşkusu içinde hızlı bir siyasallaşma…

 

Liseyi İstanbul’da bitirip üniversite için Paris’e gittim. İşe bakın, o yıl eğitim reformu tasarısına karşı tüm üniversiteler bir yıl boyunca grevdeydi. Zaten okuldan daha önemli şeylerin varlığını keşfetmişim; Paris’te okumaktan çok, sendikacılık (CGT’nin Türkiyeli işçiler seksiyonu, FKP üyeliği/militanlığı, Türkiyeli işçiler arasında çalışmalar… Gözümüz-kulağımız, aklımız fikrimiz memlekette. Bir yandan da grev dalgası sona erip üniversiteler yeniden açılınca, Paris VIII (Vincennes) ve Paris X (Nanterre) üniversitelerinde sosyoloji öğrenimi görüyorum. Ama fazla uzun sürmedi… 1977’de yurda “kesin dönüş” yaptım. Nisan sonları olmalı. Ve 1977 1 Mayıs’ında, 500 bin kişi ile birlikte Taksim’deydim. Galiba rüzgârın bize karşı döndüğü gün…

 

1977-80 arası bir yandan kitap ve dergi yayıncılığı (Havass, ardından Süreç Yayınları), bir yandan da İstanbul Üniversitesi’nde Antropoloji öğrenciliği. Mitingler, yürüyüşler, eylemler… 12 Eylül darbesi olanca karanlığıyla üzerimize çöreklendiğinde, öğrencilik de sona erdi, yayıncılık da… 12 Eylül’ün karanlığı dağılmaya başladıktan sonra, bir süre daha Süreç yayınlarını devam ettirmeye çalıştık arkadaşlarla birlikte. Ama iklim hepten değişmişti. SSCB’nin ve ardından sosyalist sistemin dağılışı, birden her yerden pıtrak gibi biten “tövbekârlar”, darbe rejiminin zindanlarında bedenleri hurdahaş edilmiş yoldaşların dışarı çıktıklarında uğradığı düş kırıklığı; sol saflarda bir Beyoğlu iptilası… İlk kitabım Niçin Feminizm Değil? (küçük bir kitapçık) bu yıllarda yaygınlaşan feminizme yönelik Marksist bir eleştiriydi.

 

80’lerin karanlığı böylece geçti. Yayınevi kapandıktan sonra çeviriye verdim kendimi; onlarca çevirim yayınlandı çeşitli yayınevlerinde: roman, araştırma-inceleme, hatta şiir. Bu arada dergilerde yazılarım yayınlanıyor; kadın sorunu üzerine. Feministlerle sert tartışmalar yaşıyoruz… 89’daydı sanırım, İstanbul’da bir kadın kurultayı gerçekleşti. Sosyalist ve feminist kadınlar arasında bir kopuş gerçekleşti.

 

90’larda üniversiteye dönmeye karar verdim. Ankara’ya göç… Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümünde yüksek lisans ve doktora. O yıllarda aynı üniversitede öğretim elemanı olarak çalışmaya başladım. Bu arada yıllar öncesinin, 70’li yılların tanıştığımız, sürgünden dönmüş Temel (Demirer)’le bir 1 Mayıs Meydanı’nda yeniden karşılaşma.

 

Temel ile Ankara’da bereketli bir birlikteliğimiz oldu: Siyah Beyaz gazetesi, Özgür Gündem, Özgür Üniversite, Öğretim Elemanları Sendikası (ÖES) ve 90’ların yükselen Kürt, öğrenci ve işçi hareketlerine Ankara’dan var gücümüzle katılım. Dört Latin Amerika yolculuğu. Davalar, yargılanmalar… Başta Ankara olmak üzere memleketin dört bir bucağında ve Kürdistan’da yüzlerce, belki de binlerce dostumuz, evladımız oldu, eylemler boyunca. Bir süre ÖDP ile buluştuk.

 

2010’lu yılların başlarında “gördüğüm lüzum üzerine” H.Ü.’den ayrıldım. Bir süreliğine A.Ü. Latin Amerika Araştırmaları Merkezi, ardından da İstanbul Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim görevleri… “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin kopardığı fırtınalar içinde akademik hayatım “resmen” sonlandı.

 

2017’de Temel’le birlikte İstanbul’a nakl-i mekân eyledik. O gün bugündür bu keşmekeşler kentinde, yazı, panel-söyleşi, yargılanma işleriyle uğraşıyoruz… Öyle anlaşılıyor ki bizlere “emeklilik” yok!

 

2) Sibel Özbudun Antropoloji bilimi üzerinde derin araştırmalarıyla bilinir? Sizi bu insan bilim dalını araştırmaya götüren neydi?

 

Antropolojiyle sanırım 17 yaşlarında, Frederick Engels’in Ailenin, Devletin, Özel Mülkiyetin Kökeni kitabı aracılığıyla tanıştım. “Bu kitapta yazılanlar üniversitede hangi bölümde okutuluyor?” diye sorduğumda aldığım yanıttı antropoloji. Paris’teki öğrenciliğim sırasında denk düşüremedim (meğer Fransa’da “etnoloji” adı altında okutulurmuş!) ama Türkiye’ye geri döndüğümde girdiğim üniversite sınavlarında tek tercih yapmıştım: İ.Ü. Antropoloji bölümü. O yıllarda “Antropoloji’de okuyorum?” dediğim hemen herkesin şaşkın bakışlarla “ne loji?” diye sorduğunu anımsıyorum. Türkiye’de pek az öğrencinin rağbet ettiği, ancak iki üniversitede okutulan, kuytu bir bilim dalıydı. Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında fazlasıyla rağbet görürmüş. Ancak o yılların ırkçı vurguları (daha çok bu ülkede yaşayan herkesin “Türk” olduğunu ispata koşulmuş) nedeniyle 2. Dünya Savaşı sonrasında gözden düşerek unutulmuşluğa terk edilmiş. 1990’lı yıllarda yıldızının yeniden parlamasında ülkedeki farklı kimliklerin tartışmaya açılması etken oldu. Pek çok Kürt, Laz, Çerkez, Arap vb. gencinin ilgisini çekti. Umarım bu dönemde H.Ü. Antropoloji bölümündeki eğitim ve yayın faaliyetlerimizin de bir tutam payı olmuştur…

 

3) Bu bilimden yola çıkarsak insanlığı gelecekte neler bekliyor?

 

Antropoloji geleceği öngörmeye yönelik bir bilim dalı değil. Yani “fütüroloji” gibi bir iddiası yok. Geçmişteki ve mevcut kültürlerin incelenmesiyle, insanlara çatışmasız, şiddetten uzak, barışçıl bir yaşam tarzı kurmanın yollarını önerebilir ancak. Bu da bu disipline içkin olan kültürel çeşitliliğin arzu edilen bir durum olarak kabulü, etnik merkezcilikten yani kendi kültürünü merkeze yerleştiren ve diğer kültürleri bu standarda göre yargılayan yaklaşımlardan ve bir tahakküm aracından başka bir şey olmayan ırkçılıktan kaçınma, insanların psişik birliği yani tüm insanların yeti ve potansiyellerinde eşit oldukları, onları farklı kılanın farklı fiziksel ve sosyal çevrelere uyarlanma araçları olan kültürleri olduğu, kültürler arasında “ilkel”, “gelişmiş” gibi hiyerarşiler kurmanın nafileliği ve hepimizin herkesten öğrenecek bir şeyleri olduğu gibi önermelerden ibarettir. Evet, toplumları ayrıştıran kültürleri değil, iktisadi-siyasal sömürü ve tahakküm açlıkları. Kültürel farklılıklar sömürü ve tahakküm ilişkileri üzerine yerleştiriliyor ve onları olumlamada araçsallaştırılıyor yalnızca. Antropologlar -tabii bilimlerini piyasaya kiralamamış olanlar- bu konularda bir duyarlık yaratmak için uğraşır dururlar…

 

4) Gelecekte kadının yeri toplumda nasıl olacak?

 

Bu hem gelecekte toplumların nasıl biçimleneceğine, hem de kadınların bu biçimlenişteki rol ve işlevlerinin ne olacağına bağlı. Eğer düşlediğimiz ve çabaladığımız üzere, her türlü sömürü ve tahakkümün tarihin çöp sepetine atıldığı, emeğe dayalı eşitlikçi ve özgürlükçü bir dünyayı kurmayı başarabilirsek, kadınlar bu dünyanın eşit ve özgür bireyleri olarak yerlerini alacak, yaşamın her alanına, toplumun tüm mekanizmalarına özgürce katılacak ve geleceğin belirlenmesinde erkeklerle eşit düzlemde söz ve karar sahibi olacaklar. Kadınlar kocanın, babanın, ailenin, dinin desteğine ihtiyaç hissetmeksizin iki ayakları üzerinde durabilecek, yaratıcılıklarını kimsenin baskı altına almasına izin vermeksizin iç dünyalarını dilediklerince zenginleştirebileceklerdir. Geçmişteki deneyimlerden ders çıkartarak, hiçbir kişi ya da kurumun kendilerini devrim sonrası evlerine geri göndermesine izin vermeyecekler, kendi örgütleri aracılığıyla özgül taleplerini topluma duyurarak karşılık bulmasını sağlayacaklardır.

Ancak dünyanın mevcut hâlinin süregitmesi hâlinde olabilecekleri düşünmek dahi istemiyor insan. Dünyadaki eşitsizlikler devasa bir hızla büyürken, yeryüzü kaynakları hızla tükeniyor. Dört bir bucağı ahtapot kollarıyla sarıp sarmalayan kapitalizmin tükenmek bilmez “kâr daha çok kâr” güdüsü bir süre sonra içecek bir yudum su, soluyacak temiz hava, ekecek bir avuç toprak bulamayacağımız bir boğazlaşma, bir “herkesin herkesle savaşı” distopyasına sürüklüyor insanlığı. Böyle bir dünyada kadınların büyük bölümünün yazgısı, boğaz tokluğuna çalıştırılıp işe yaramaz hâle gelince kapı dışarı edilen ucuz emekçiler, cinsel sömürü nesneleri, şiddetin hedefi, savaş sürgünleri olmaktan ileri gidemeyecektir ne yazık ki…

 

5) Kadın, sınıf mücadelesinin neresindedir?

 

Kadınlar sınıf mücadelesinin ta başından beri içindedir. Köle ayaklanmalarında da vardırlar, Ortaçağ’daki köylü ayaklanmalarında da… Paris Komünü’nde Louise Michel öncülüğünde kadın taburları kurmuşlar, 8 Mart 1917’de Petrograd sokaklarını zaptederek Çarlık rejimini devirmişlerdir. Gerilla olmuş elde silah, Angola’da, Kenya’da, Sri Lanka’da, Türkiye’de, Kürdistan’da, Filistin’de, Cezayir’de, Almanya’da, ABD’de ulusal ve sınıfsal kurtuluş mücadelelerine katılmış, grevci olmuş patronlara ve devletin güvenlik güçlerine kök söktürmüşlerdir.

 

Öte yandan, toplumsal kurtuluş mücadelelerine, üzerlerindeki cinsel tahakkümü silkip atmanın mücadelesini katmayı bilmişlerdir. Devrim öncesi Rusya’da grevci kadın işçi yığınları, ekmek kavgalarının yanı sıra, işyerinde tacizin önlenmesi, küfürlü konuşmanın yasaklanması taleplerini de ekliyorlardı. “Oradaki adam kadınlara arabalara binerken yardım edilmesi, çukurlarda kucakta taşınması, her yerde en iyi yerin verilmesi gerektiğini söylüyor. Kimse arabaya binerken bana yardım etmez, çamurlu çukurları geçerken kucağına almaz ya da kimse bana en iyi yeri vermez. Ya ben kadın değil miyim? Bana bakın! Kollarıma bakın! Çapaladım ve ektim, biçtim ve hiçbir erkek bana efendilik edemedi! Ya ben kadın değil miyim? Bir erkek kadar çalışabilir ve bulabildiğimde bir erkek kadar yiyebilirim - ve kırbaca bir erkek kadar dayanıklıyımdır! Ya ben kadın değil miyim? On üç çocuk doğurdum ve çoğunun köle olarak satıldığını gördüm ve üzüntümden ağladığımda beni İsa’dan başka duyan olmadı! Ya ben kadın değil miyim?” diye haykırıyordu siyah köle kadın Sojourner Truth 19. Yüzyıl ortalarında kölelik karşıtı mücadelesinde… Ve Fransız devrimci Olympe de Gouges, Fransız İhtilali’nin “İnsan ve Yurttaş Hakları” Bildirgesi’nin yalnızca erkekleri özne kabul etmesi karşısında “Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi’ni kaleme aldıktan bir süre sonra, giyotinde can veriyordu… Ve İrlandalı kadınlar IRA üyesi olarak silahlı çatışmalara katılabilmek için IRA erkeklerine karşı da mücadele veriyorlardı.

 

Özetle, toplumsal eşitlik ve özgürlük için verilen mücadeleler ile kadınların özgürleşme mücadelelerinin birbirinden ayrılabileceğini düşünmüyorum. Toplumsal altüstlükler, “en alttakiler”i, emekçileri, kadınları, azınlıkları, tüm ezilenleri öne, üste çıkartır ve tarihin aktörü kılar. Kadınlar bu mücadelelerde kendilerine varlık alanları açmışlardır.

 

Sorun, devrim momentlerinde edinilen kazanımların, yeni düzen “kurumsallaşırken” yitirilmemesinde. Bunun için kadınların devrimsel dönüşümlerden sonra da örgütlülüklerini ve özerkliklerini korumaları gerek…

 

6) Kadın mücadelesi içerisinde Feminizm nerede duruyor ve tarihçesindeki kazanımlar nelerdir? Feminizm Kadın mücadelesinde ayrı bir örgütle mi yoksa bütün kadınlar biraz feminist mi olmalı?

 

20. yüzyıl başındaki ilk, 1968 hareketinden doğan ikinci dalgasıyla, feminizm, kadın hareketlerinin bir varyantıdır. Kadın hareketine, inkâr edilmesi, küçümsenmesi mümkün olmayan, önemli katkıları olmuş bir varyant. Toplumlarda kök salmış ataerkil yönelimlere, jinekofobiye karşı, kadın erkek ilişkilerindeki gündelik eşitsizliklere karşı uyarıcılığıyla, ataerkinin gündelik yaşamdaki yansımalarını, ana akımın “vaka-yi adiye”den addettiği sıradan eril şiddeti gündemleştirmesiyle kadınlara yeni bir farkındalık alanı açmıştır.

 

19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başlarındaki birinci kuşak feminizm bu konuda genellikle kötü bir sınav vermiştir. Feminizmin ilk dalgasının genellikle sanayi ülkelerinde, sınıf mücadelelerinin yükseldiği bir ortamda boy verdiğini biliyoruz. İşçi hareketlerinden uzak durmaya çalıştığını, emekçi kadınlarla buluşmaya çalıştığı ölçüde onları sınıf mücadelesinden kopartarak kendi taleplerine destek kılma çabası içinde olduklarını da. Bu nedenle Marksistlerin feminizm karşısındaki tutumları bir hayli eleştireldir.

 

1968 hareketleri bağrında yeşeren ikinci dalga feminizm de bir çeşit patricide (babayı öldürme) gayretiyle, 68’in sol örgütleri ve Marksizm’le eleştirel bir mesafe korumaya çalışmış, kendisi açısından sınıfsal sömürünün değil, sınıfsal ilişkilerden bağımsız olarak bütün toplumları dikey olarak kestiğini düşündüğü kadın-erkek eşitsizliğinin (ya da eril tahakkümü) önceliğini vurgulaya gelmiştir.

 

Oysa kadınların eşitliği ve özgürlüğü, ya da kadınların kurtuluşu düşüncesi, toplumsal dönüşüm ve eşitlik isteklerinin bir parçasıdır. Ezilenler, sömürülenler ne zaman eşitlik ve özgürlük için ayağa kalksa, bağırlarında kadınların da kendilerine biçilmiş rollerin cenderesini kırma, hayata katılma, kendi yazgılarını ellerine alma düşleri de yeşermektedir. Bizzat feminizmin tarihi, bu hareketin kendini toplumsal dönüşüm, her türlü sömürü ve tahakküm biçiminin ortadan kaldırıldığı yeni ve eşitlikçi bir toplum tahayyülünden ayrı tuttuğu ölçüde, egemen sınıflar tarafından temellük ederek güdükleştiğini, etkisizleştiğini gösteriyor. Kişisel olarak ben feminizm ile Marksizm’in ayrı kulvarlarda yürüyen düşünceler olduğu kanısındayım. Biri cinsel politikalardan kalkınır ve eril tahakkümü sorunsallaştırırken, diğeri ekonomi politikten kalkınır ve tüm sömürü ve tahakküm biçimlerini üretim tarzı ve ilişkileri kavramları çerçevesinde tahlil eder. Feministler açısından kadınların ezilmesi (ve/veya sömürülmesi) eril tahakküm ile bağlantılı ve sınıfsal bağlamdan bağımsızken, Marksistler kadınların ezilen cins oluşunu, toplumsal sömürü ve tahakküm terimleriyle ilintiledirirler.

 

Bence feministlerle Marksistler, birbirlerine eklemlenme çabasına girişmeksizin, gerektiğinde ortak eylemlere girişebilir, ortak kampanyalar düzenleyebilir, birbirlerinin var olma hakkına saygı duyarak, birbirlerine kulak vererek -ve hiç kuşkusuz ki birbirlerini eleştirerek- ayrı hatlardan yürüyebilir. Bir Marksist olarak kendimi hiçbir zaman feminist (ve tabii ki “antifeminist”) olarak tanımlama gereği duymadım…

 

6 Mart 2019 13:57:12, İstanbul.

  Bu yazı 7263 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 05:51:35