Sibel ÖZBUDUN

SOSYAL BİLİMLERDE "EVRİM" DÜŞÜNCESİ[1]

Sibel ÖZBUDUN
  08-07-2020 19:58:00

SİBEL ÖZBUDUN

 

"Halkın çoğunluğu

ona inansın inanmasın,

gerçek değişmez."[2]

 

Kaçırmış olabilirsiniz. Reuters'ın 22 Ocak 2020 tarihinde Brezilya'dan geçtiği haber şöyleydi: "Brezilya'nın 200 yerli kabilesini temsil eden ana örgüt ABIP, yerli halkın 'evrildiğini' ve daha fazla insanlaştığını söyleyen aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'ya karşı dava açacağını duyurdu."[3]

Bolsonaro'nun ifadesi ırkçılık yüklü, yüklü olmasına ama aynı zamanda bir hayli ikircimli: Başkan Brezilya yerlilerinin "biyolojik evrim" geçirerek "insanlaştığını" mı kast etti, yoksa "sosyo/kültürel evrim"le insanlaştıklarını, ya da "medenîleştiklerini" mi... Olasılıkla her ikisinin bir karmasını. Irkçılar, hele ki popüler kültürden beslenenler bu tür "ince" ayırımlara kafa yormazlar...

Aslına bakılırsa, bugün Brezilya'nın yerli topluluklarıyla Devlet Başkanı arasında dava konusu olan kavram, "evrim" kavramı 19. yüzyıldan beri hararetli tartışmaların konusu.

Ama dediğim gibi, kavram, iki düzleme yerleşiyor: Biyolojik ve sosyo-kültürel. Biyolojik evrim, nicedir akademik/bilimsel düzlemde bir tartışma konusu olmaktan çıktı. Bir "kuram" olmaktan bir "yasa" olmaya doğru hızla ilerliyor; bugün biyolojik evrim üzerine yürütülen bilimsel tartışmalar, ancak bu yoldaki boşlukları doldurmaya yönelik. Evrim-karşıtlığı ise, artık eğitim-öğretim alanına ya da dinin bilişsel dünyamıza ne kadar hükmetmesine izin verileceğine dair bir konu...

Buna karşılık "sosyo-kültürel evrim", sosyal bilimler alanında hâlen bir hayli tartışmalı. Yüzyılı aşkın bir süredir şiddetli itirazlara ve radikal gözden geçirmelere konu olageldi.

Dilerseniz bu tartışmaların tarihine bir göz atalım.

 

Aydınlanma ve Evrim Düşüncesi

 

Aydınlanma düşünürlerinin büyük bölümü, toplumların birkaç evreden oluşan doğrusal bir gelişim gösterdiğini düşünürlerdi. Fransız Aydınlanmacıları için toplumlar düşünsel çerçevelerinde ilerlemekteydi: Fransız Aydınlanması'nın kurucu figürü Anne Robert Jacques Turgot'nun ana fikri, "...tarihin evrensel tarih olarak kurgulanması ve bu kurgu içerisinde tekil insan türünün bütün düşünsel ve toplumsal kazanımlarının, çöküş ve yükselişlerinin bilime bağlı bir ilerleme fikri etrafında bütünselleştirilmesine dayanmaktadır. Burada insan türü, avcılık-tabiata bağımlılık, tarım ve ticarî-kentsel olmak üzere üç dönemli bir ilerleme göstermektedir. Bu üç döneme uygun ifade araçları ise dil, matematik ve resim sanatı olmaktadır." (Çiğdem 2009: 42)

Fransız Aydınlanma düşünürü Marquis de Condorcet ise avcılıktan başlamak üzere dokuz evreli bir toplumsal evrim modeli kurgulamaktadır:

Çıkar birliği ve korunma güdüsüyle bir araya gelen küçük insan topluluklarının avcılıkla geçindiği ilk dönemi, doğaya bağlılıktan kurtularak tarıma başlanan, zihinsel faaliyetlere daha fazla zaman ayrılabildiği, köleciliğin ortaya çıktığı evre izler. 3. evrede doğa ve toplumun gözlemlenmesi, eğitimin kurumsallaşması ve alfabenin devreye girmesi; 4. dönemde bilimler felsefe çatısı altında toplanması gerçekleşir. 5. dönemde bilimler felsefeden bağımsızlaşarak kendi aralarında da ayrışır ve bir çöküş yaşanır; 6. dönemde karanlık, tiranlar ve despotların hâkimiyeti; 7. dönemde bilimler canlanıp keşif ve buluşlar gerçekleşir; matbaa icat edilir; 8. dönemde yayıncılığın yaygınlaşması, bilim ve sanatlarda özerkleşme ve derinleşme, ahlâkın dinden bağımsızlaşması; 9. Descartes'dan başlayarak bilimlerin kurumsallaşmasının metodolojik ve felsefî meşruluk kazandığı, insanın mutlakçı ve keyfî baskılardan kurtulduğu, Fransa Cumhuriyeti'ne dek uzanan dönem.

Bu "ilkel" toplumdan Greklere, Ortaçağ'dan Rönesans'a Aydınlanma'ya ve Fransa'ya uzanan bir tablo taslağıdır: her bir dönemde bilgi ve insan aklının aldığı biçim tartışılmaktadır. (Çiğdem 2009: 43-44)

1707 yılında İngiltere'yle birleşen İskoçya'nın yoğunlaşan ticaret neticesinde zenginleşmesi koşullarında ülkelerinin tarımsaldan ticaret toplumuna dönüşmekte olduğu düşüncesini paylaşan Henry Home (Lord Kames), Adam Ferguson, John Millar, Adam Smith gibi 18. yüzyıl İskoç Aydınlanmacıları da, tüm toplumların dört evreden geçtiklerini düşünüyorlardı: avcı ve toplayıcılık, göçebe çobanlık, tarım ve ticaret. Aklın, aklın evrimini vurgulayan Fransız Aydınlanması'ndan farklı olarak İskoç Aydınlanması, geçim tarzlarının evrimi üzerinde odaklanıyordu.

Örneğin İskoç yargıç Henry Home (Lord Kames)'e göre, insanlığın ilk evresini oluşturan avcılık ve onu izleyen çobanlıkta insanlar küçük gruplar hâlinde göçer bir yaşam sürmekteydi ve toprakla aralarında bir mülkiyet ilişkisi yoktu. Ancak nüfus arttıkça ihtiyaçlar da artacak, bu ise kaynaklar üzerinde denetimi yoğunlaştırırken (yaban hayvanlarının evcilleştirilmesi yoluyla çobanlık evresine geçiş; bitkilerin evcilleştirilmesi yoluyla tarıma geçiş) özel mülkiyeti de kurumsallaştıracaktır. Adam Smith ise avcılıktan çobanlığa, tarıma ve nihayet ticarete yönelen toplumsal evrim sürecinde özel mülkiyet kurumunun güçlenmesi ve genişlemesinin yasaları çeşitlendirip kurumsallaştırdığını savunur. (Schorr, 2018: 511-512)

19. yüzyıl sosyal düşüncesine damgasını vuracak evrimci akımın, 18. yüzyıl Fransız Aydınlanması düşünürlerinin kurguladığı "aklın evrimi" (ki dinsel düşünceden seküler düşünceye, hurafelerin egemenliğinden bilimin egemenliğine yönelişi temel almaktaydı) ile İskoç Aydınlanması düşünürlerinin geçim örüntülerinin gelişimine eşlik eden kurumların çeşitlenmesiyle belirlenen evreler kurgusunun kaynaşmasıyla biçimlendiği söylenebilir. "En özgül biçimiyle kuram, toplamın 'doğal' ya da 'normal' olarak zaman içinde birbirini izleyen dört az çok belirgin aşamada ilerlediği doğrultusundaydı. Bu aşamalar avlanma, çobanlık, tarım ve ticaret olarak tanımlanır. Her bir geçim tarzına farklı fikir ve hukuk, mülkiyet ve hükümete ilişkin kurum dizileri denk düşüyordu." (Schorr, 2018: 509)

Aydınlanma, bir yanıyla Avrupa'nın merkantil kapitalizminin tarih sahnesine çıkardığı yeni bir sınıfın, burjuvazinin ideolojik ve politik iddialarını yansıtmaktadır ve farklı ülkelerde farklı tonlara bürünse de, antiklerikal bir damga taşır. Bu anlamda, ilahî buyrukların nihaî olarak Akıl'la ikamesinin insanlık tarihine içkin bir yasa, mukadder bir gidişatın zorunlu bir getirisi olarak sunulması, teokrasi payandalı aristokrasinin tahtından indirilmesine sunulmuş bir destektir.

Ancak Aydınlanma ilerlemeciliğinin rasyoneli, burjuvazi ile aristokrasi arasındaki iktidar savaşının ideolojik veçhesini oluşturmasından ibaret değildir.

Aydınlanma, Avrupa'nın ilerleyen denizcilik bilgi ve teknikleri sayesinde uzak coğrafyalarla yelken açabildiği ve dağarcığına kattığı ateşli silahlar sayesinde buraları fethedebildiği, halklarını sömürgeleştirdiği iki yüzyıllık bir karşılaşma tarihinin gözlem ve bilgi birikimi üzerine yerleşmiştir. Avrupalıların uzak coğrafyaların yerli halkları ile kurduğu uzun süreli ve sistemli ilişki, bir ucunda aile kurumundan, devletten, mülkiyet duygusundan uzak, putperest "ilkel" toplulukların, bir ucunda ise tek-eşli aileler hâlinde örgütlenmiş, giderek merkezîleşme eğilimi gösteren hükümetlere sahip, özel mülkiyet ve yasalarla yönetilen, tektanrıcı "uygar" toplumların yer aldığı bir "evrensel tarih"i tasavvur etmeyi olanaklı kılan malzemeleri sağlıyordu. "Onlar" "ilkel", "barbar", "vahşi", "kafir", "ahlâk ve yasa yoksunu", "hükümetsiz", "yoksul", "göçer"diler, "biz" ise "uygar", "Hıristiyan", "ahlâklı", "yasalara tabi", "devletli", "zengin", "kentli"ydik. "Onlar" bizim kendimizi olumlamamız (ya da J. J. Rousseau gibi daha ender vakalarda ise eleştirmemiz) için birer paradigma oluşturuyorlardı...

 

19. Yüzyıl Evrimciliği

 

19. yüzyıl, doğa bilimlerinin gelişmesi açısından bereketliydi. Bu gelişim, kendini "Ahlâk felsefesi"nden ayırarak pozitivizme yönelmekte olan sosyal bilimlere bir dizi aksiyomatik dayanak ve metodolojik esin sağlayacaktır.

Etkisi en fazla sosyal bilimlerin en genç üyesi antropoloji (sosyal antropoloji hayata gözlerini "evrimci bir bilim" olarak açmıştı) ve daha düşük yoğunlukta olmakla birlikte sosyolojide hissettiren evrim düşüncesi, doğrudan biyoloji alanından aktarılmıştır. Özellikle de Lamarck ve Darwin'den.

Fransız doğabilimci Jean-Babtiste Lamarck, evrimsel düşünceleri ilk kez 19. yüzyıl başlarında, 1800 yılında Doğal Tarih Ulusal Müzesi'ndeki derslerinde dile getirdi. Ancak evrim kavrayışı, bugünkünden oldukça farklıydı: bitkisel ve hayvansal yaşamın en basit biçimleri kendiliğinden ortaya çıkmış, yaşam iki farklı vektörün etkisiyle tedricen çeşitlenmişti: vektörlerden ilki "yaşamın gücü" dediği, örgütlenmeyi giderek daha karmaşık hâle getirme yönelimiydi. İkinci vektör ise, tikel koşullar ya da çevrenin etkisiydi.

Bir başka deyişle, Lamarck'a göre türler zaman içerisinde basitten karmaşığa (örneğin tek-hücreli organizmalardan memelilere) doğru evrimleşirken, yatay olarak, yani içinde yaşadıkları farklı çevrelerin etkisiyle çeşitleniyordu.

Lamarck evrimciliğinde hayvanlar farklı çevrelere tepki olarak yeni alışkanlıklar ediniyor ve koşullara göre bazı organlarını daha fazla, bazılarını ise daha az kullanıyorlardı. Bu durum, fazla kullanılan organların gelişmesine, diğerlerinin ise güçsüz kalmasına/sönümlenmesine yol açmaktaydı. Organizmalar edindikleri özellikleri gelecek kuşaklara aktarıyordu. Böylelikle kuşaklar boyu biriken küçük değişimler türsel farklılaşmaya yol açıyordu. (Burkhardt 2019)

Sosyal evrim fikrinin 19. yüzyıl doğa bilimlerindeki ikinci önemli önceli İngiliz doğabilimcisi Charles Darwin'in konumu birkaç anahtar noktada özetlenebilir:

1) Türler arasında büyük bir çeşitlilik vardır.

2) Türlerin popülasyonu geçim araçlarının ötesinde artma eğilimindedir.

3) Bu nedenle her türün içerisinde hayatta kalma mücadelesi sürer.

4) Bu mücadelede en uygun olan hayatta kalırken diğerleri yok olur.

Görüldüğü üzere, Darwin'in evrimciliğinde Malthus'un ama aynı zamanda "edinilmiş özelliklerin kalıtımı" tezini reddettiği Lamarck'ın etkisi vurguludur. Darwin Lamarck'ın edinilen özelliklerin gelecek kuşaklara aktarılabildiği fikrini reddeder ve varyasyonları rastlantı (mutasyon) sonucu olarak görür. Doğal seçilim, en uygun olan rastlantısal varyasyonların hayatta kalabilmesiyle işlemektedir. Dolayısıyla evrim türlerin kendilerini çevreye uyarlamasındansa, çok sayıda varyasyonun var olduğu ve en uygun varyantların hayatta kalırken diğerlerinin yok olduğu bir doğrultuda işlemektedir.

Darwin'in biyolojik evrim kuramında ne ilerleme fikri ne de canlı ve cansız çevre üzerinde hâkimiyet fikri mevcuttur; evrimleşme basitten karmaşığa doğru olabileceği gibi, kimi zaman karmaşıktan basite yönelebilmektedir. Öte yandan hayatta kalan, "en güçlü" olan değil, çevresi içinde hayatta kalmasını sağlayacak özelliklere sahip olandır – "ilerleme" düşüncesi ve hâkimiyet fikri insanı en yüksek evrimsel konuma yerleştirilmede başvurulan retoriklerdir. (Applebaum, 1970: 16-17)

Evrim kuramını doğa bilimlerinden sosyal bilim(ler) alanına taşıyan Herbert Spencer, çağdaşı, ve kuramlarını kendisinden önce yayınladığı Darwin'den çok Lamarck'çı etkilenimler sergiler. Kuramında toplumlar canlı organizma modelinde kurgulanmaktadır. Canlı organizmalar gibi yaşam çevrimleri boyunca büyür, kütle ya da boyutça artar, aynı zamanda birbirine benzeyen az sayıda kısımdan, birbiriyle ilintili çok sayıdaki benzemez kısımdan oluşacak şekilde gelişir. "Evrim maddenin belirsiz, tutarsız bir türdeşlikten belirli, tutarlı bir heterojenliğe geçtiği süreçtir".

"İlkel" toplumların üyeleri güçlü, kurnaz ya da deneyimli olanın zaman zaman ele geçirdiğinin dışında bir yetkeye tabi değildir. İlk toplumsal farklılaşma ilkel hâliyle şefliğin oluşmasıyla baş gösterecektir. Toplumun boyutları büyüdükçe yapı daha karmaşıklaşır, farklı işlevler için özelleşmiş yapılar ortaya çıkar (bakım, dağıtım, düzenleme). Yapısal farklılaşma beraberinde işlevsel farklılaşmayı getirir böylelikle toplumun farklı birimleri, yüksek ölçüde uzmanlaşmış işleri gerçekleştirebilecek bir düzeye ulaşır. Merkezi kısımları zarara uğrarsa karmaşık bir toplum (tıpkı karmaşık bir organizma gibi) yaşayamaz.

Specer'e göre büyümenin güdücü mekanizması farklı toplumlar arasındaki var olma mücadelesidir. Kabileler ve uluslar arasındaki mücadele olmasa, tüm bu karmaşıklaşma, yapısal-işlevsel farklılaşma vb. olmazdı. Grup savunması ve saldırı grup üyeleri arasında işbirliğini gerektirmektedir. Bu ise uygarlıkların gelişimi kolaylaştıran her türlü işbirliğine yol açmıştır.

Birbirlerine dönüşebilirliklerini kabullenmekle birlikte, Spencer iki tip toplumu birbirinden ayırt eder: Zorunlu işbirliği temelinde örgütlenmiş, bireyler üzerinde mutlak bir merkezi otoriteye dayalı, kendine yeterli, kolektivist askerî toplumlar ile gönüllü işbirliğine (sözleşmeye) dayalı, "laissez-faire"ci, bireyci, temsili-demokratik ticarî toplumlar. Specer'in tercihi, ikincilerden yanadır ve örneğini, liberal kapitalizmiyle 19. yüzyıl İngiltere'si oluşturur. (Lauer 1991: 62-64) Aslına bakılırsa yapıtının bütününü ve kuramını 19. yüzyıl sanayi toplumlarının liberal kapitalizminin bir meşrulaştırılması/haklılaştırılması olarak okumak mümkündür.

19. yüzyıl sosyal bilimlerinin evrimciliğinin bir başka kaynağı, Fransız sosyolog Auguste Comte ise, uygarlığın ilerlemesinin insan soyunun kendini yetkinleştirme yolundaki içgüdüsünün bir sonucu; dolayısıyla da kaçınılmaz ve değiştirilemez olduğu kanısındadır. Değişim, hem insanın çevre üzerinde artan denetimi hem de entelektüel ve ahlâksal yetilerinin gelişmesi anlamında iyileşme yönündedir. Comte tüm kültürleri kapsayan ve insanın dünyayı açıklama biçimlerinin gelişimini temel alan bir evrim fikrini öne sürmekteydi: 1. Tüm görüngülerin doğaüstü varlıkların dolayımsız ediminden türediğinin varsayıldığı, imgelemin başat olduğu teolojik evre; 2. Aklın tüm varlıklara içkin, kişileşmiş soyutlamalara inandığı, ilahî yasaların yerini doğal, soyut yasalara bıraktığı metafizik evre; ve 3. Gözlemin imgeleme başat hâle geldiği, dünyayı açıklama çerçevesini pozitivizmin oluşturduğu pozitivist evre.

Comte toplumlara ilişkin organizma analojisini Spencer'le paylaşır: organlarının (kurumların) çeşitlenmesi ve uzman işlevler üstlenmesi aracılığıyla evrimleşen, giderek karmaşıklaşan bir organizma. Bu, 20. yüzyıl işlevselci/yapısal işlevselci sosyal bilimcilerine de inandırıcı gelen bir paradigmadır.

Evrimciliğin 19. yüzyıl sosyal/kültürel antropolojisindeki en önemli temsilcileri ise, kuşku yok ki ABD'li hukukçu Lewis Henry Morgan ile, Britanyalı Edward B. Tylor'dur.

Yapıtına Karl Marx ve Friedrich Engels'in de büyük önem verdiği ABD'li hukukçu/antropolog Morgan, insan toplumlarının geçimlerini sağlayış tarzları ve kullandıkları teknoloji üzerine temellenen bir dizi evreden geçerek mevcut sınaî uygarlık düzlemine ulaşmıştır. Morgan'a göre bu evreler 1. Yabanıllık; 2. Barbarlık ve 3. Uygarlık evreleridir. Morgan ilk iki evreyi, her birinden diğerine geçişin bir teknolojik ya da kurumsal buluşla gerçekleştiği üçer alt evreyle karakterize eder. Böylelikle, yabanıllığın alt evresinden ateşin kontrol edilmesiyle birlikte orta evreye, ok ve yay kullanımıyla birlikte üst evreye geçilir. Çömlekçilik sanatı yabanıllıktan barbarlığın alt evresine, doğu yarıkürede hayvancılık, batı yarıkürede ise sulamalı tarım orta evresine geçişi sağlayan gelişmelerdir. Demirin ergitilmesi, üst barbarlığın eşiğinin aşılmasına yol açmıştır. Ve fonetik alfabenin kullanımı, uygarlığın kapısını açar...

Morgan, teknolojik gelişmenin lokomotifini oluşturduğu toplumsal/kültürel evrim sürecinde, her bir evrenin özgül bir aile tipine, siyasal örgütlenmeye ve mülkiyet tarzına denk düştüğünü savlamaktadır. Ve gezginlerin, sömürge yöneticilerinin, tarihçilerin ve etnologların kaydını tuttuğu toplumları bu evrensel evrimin basamaklarına yerleştirir: Polinezyalılar orta yabanıllık, Hudson Körfezi Athabascanları üst yabanıllık; Missouri doğusundaki kabileler alt barbarlık, Meksika yerlileri orta barbarlık, Homeros dönemi Grekleri, vs. üst barbarlık evresi toplumlarıdır...

Antropolojinin kurucusu kabul edilen Edward B. Tylor ise toplum(lar)dansa Kültür'ün evrimi üzerinde durur. Tylor'un kavrayışında Kültür, "tekbiçimli etkenlerin tekbiçimli etkisi nedeniyle "tekbiçimli" evrimsel bir süreç iken, farklı toplulukların sergilediği farklılıklar, onların bu evrimsel sürecin farklı basamaklarında yer almalarından kaynaklanmaktadır:

"Kültür ya da uygarlık, insanın bir toplum üyesi olarak edindiği, bilgi, inançlar, sanatlar, ahlâk, yasalar, adetler ve diğer yeti ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür. Çeşitli insan toplumları arasında kültürün durumu, genel ilkeler çerçevesinde incelenmeye yetili olduğu ölçüde, insan düşünce ve ediminin yasalarının incelenmesine uygun bir konudur. Bir yanda, kültüre egemen olan tekbiçimlilik, büyük ölçüde tekbiçimli nedenlerin tekbiçimli etkisine atfedilebilirken, öte yanda, çeşitli dereceleri, gelişim ya da evrimin her biri önceki tarihin sonucu olan ve geleceğin tarihini biçimlendirmede kendi rolünü oynayacak olan evreleri olarak görülebilir."[4]

Tylor'a göre bu evreler, tıpkı Morgan için olduğu gibi, üç tanedir: 1. Yabanıl ya da avcı-toplayıcı evre; 2. Hayvan ve bitkilerin evcilleştirilmesiyle karakterize olan Barbarlık evresi; ve 3. Yazının bulunuşuyla başlayan Uygarlık evresi. Ancak Tylor, Morgan'ın tersine bu evrelere denk düşen teknoloji ya da siyasal-toplumsal kurumlarla değil, zihniyet biçimleriyle ilgilidir. Üç tip zihniyet biçimini ayırt eder: büyüsel, dinsel, bilimsel... İnsan zihni, animistik inanıştan çoktanrıcılığa, bundan da tektanrıcılığa evrilmiştir ve din giderek yerini bilimsel düşünceye bırakmaktadır...

Bunlar, 19. yüzyıl evrimci toplumsal düşüncesinin öne çıkan isimleri. Ancak (sosyal/kültürel) evrimciler hiç kuşku yok ki onlardan ibaret değil... 19. yüzyıl sosyal bilimlerinin hemen tümüyle evrimci olduğunu öne sürebiliriz. Ne'yin, nasıl evrimleştiği konusundaki görüş ayrılıkları bir yana, tüm bu sosyal bilimcilerin ortaklaştığı sayıltıları birkaç başlık altında toplayabiliriz.

1) Toplumlar (tıpkı organizmalar gibi) basitten karmaşığa doğru evrimleşirler.

2) Toplumsal/kültürel evrim tek hatlı ve evrenseldir.

3) Toplumsal-kültürel evrim, toplumu/kültürü oluşturan tüm unsurların birbiriyle bağlantılı olarak geliştiği organik bir süreçtir.

4) Sanayileşmiş Batı toplumları bu evrimin en üst basamağını oluşturmaktadır. Gözlemlenebilen Avrupa-dışı toplumlar, toplumların (ve kültürün) evriminin farklı basamaklarına denk düşen canlı fosillerdir. Çevre koşulları, iç dinamikler, tecrit durumu vb. bir toplumu diğerlerinden geri kalmasına yol açmış olabilir; ancak ilerleme kaçınılmazdır...

Aslına bakılırsa, 19. yüzyıl sosyal bilimlerinin evrimciliği, bilimsel bir arayıştan çok, biyolojik evrime ilişkin bulguların Aydınlanma'dan tevarüs edilen ilerlemecilik kavrayışının sağladığı zihinsel yatkınlıklar üzerinde yorumlanmasıyla biçimlenmişe benzemektedir. Öte yandan, Batı sınaî kapitalizminin (Batı Avrupa ve ABD) yeryüzünün geri kalanı üzerinde kurmakta olduğu hegemonya, en alt basamakta Amerika, Afrika ve Pasifik adalarında "keşfedilen" küçük ölçekli avcı-toplayıcı toplumların, en üst basamakta ise sınai uygarlıkların yer aldığı bir evrimsel gelişim tahayyülünü mümkün (hatta tahayyül edilebilir tek biçim) kılıyordu. Nihayetinde dünyanın geri kalanını "uygarlaştırmak" "Beyaz Adam"ın yüküydü!

Evrimci düşünce, 19. yüzyılda ırkçılığı besleyen "polijenez" (farklı insan "ırk"larının farklı kökenlerden türemiş olduğu) fikrine karşı ortak bir köken, yani monojenezi ve insanlığın "psişik birliği"ni (tüm insanların aynı yeti ve yatkınlıklara sahip olduğu, aralarındaki farklılıkların farklı evrimsel basamaklarda yer almalarından kaynaklandığı fikri) öne sürmekle, ırkçılığa karşı bir argüman olmaları, kuşkusuz ki önemlidir. Tektanrıcılıktan farklı dinsel kavrayışların (animizm, totemizm, çoktanrıcılık vb.) mevcudiyetine ve dinsel düşüncenin hükmünü yitireceği bir geleceğe işaret etmeleri ise, Kilise'ye karşı bir meydan okumadır.

Ancak, Batı uygarlığının her toplumun kaçınılmaz olarak varacağı son "durak", insanlığın gelişiminin en "ileri" aşaması olduğu kurgusu, bir "uygarlaştırıcı misyon" olarak sömürgeciliğin meşrulaştırılmasına yol açmıştır. Bazı evrimci düşünürler de uygarlığın en uygunun doğal seçilim aracılığıyla hayatta kalmasını engellediği gerekçesiyle kapitalizmin hızlı gelişimini ve "bırakınız yapsınlarcı" versiyonunu savunmaktaydı. (Sosyal Darwinciler).

Her durumda, evrimci düşünce, 20. yüzyıl sosyal bilimine hükmedecek "geçiş" paradigmalarına damgasını vurmuştu: Feodaliteden kapitalizme (Marx); Mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya (Durkheim); Cemaatten Cemiyete (Tönnies); Geleneksel yetkeden bürokratik/rasyonel yetkeye (Weber), gelenekselden moderne...

 

Evrimciliğe Karşı Romantik İtirazlar

 

Her ağacın kurdu, kendinden olur. "İlerleme" fikri Aydınlanma'nın çocuğuydu kuşkusuz, ama tek çocuğu değildi. Aydınlanma'nın "düşman kardeşi" Alman "Aufklärung"u, bu tek hatlı, mekanik, zorunlu, "uygarlığa doğru" ilerleme fikrine karşı derin bir tepkiyi dile getirmektedir. Alman düşünür Herder'in öncülüğünü yaptığı ve nihaî formunu Romantizm'de bulan Alman Aydınlanması (ki içinde "Karşı-Aydınlanma"nın güçlü tohumlarını barındırmaktadır) Aydınlanma'nın Fransız versiyonunun damgasını vurduğu tek hatlı, doğrusal, ilkelden gelişmişe, basitten karmaşığa yönelen ilerleme fikrini reddeder. Herder'e göre tarihe belirli bir örüntü yüklemek, ona gerçek anlamını veren amprik olgular toplamının anlamlılığını ortadan kaldıracaktır. Yapıtında, çeşitliliği tekil bir terim altında birleştirecek şekilde evrenselleştirmenin, gerçekliği sözcüklerle ikame ettiği için yanıltıcı olduğunu savunmaktadır; dahası bu sözcükler analizi yapan kişiden kaynaklandığından, süreç tikel ya da genel olarak her şeyin kendisiyle kıyaslanmasından ibarettir. Kişinin kendisini tüm zamanlar ve tüm halkların yetkin örneği sayması ise, aşikâr bir budalalıktır, başka bir şey değil. (Danby 2005: 58)

Alman Aydınlanması, evrensel, her şeyi kapsayan, ilerlemeci bir tarih anlayışına karşı ulusların tikel tarihleri fikrini koyar. Her biri tikel bir tin'e (geniş anlamda: kültür) sahip uluslar kendi tarihleri içinde özgül bir gelişim izlerler. Bu kendilikleri tümel bir ilerleme şemasına yerleştirmek, tarih bilimini karikatürleştirmektir.

Alman kökenli antropolog Franz Boas'ın 20. yüzyıl başlarında evrimci antropolojiye yönelttiği eleştiriler, ağırlıklı olarak Herder'varî tarih tasarımının damgasını taşır. Boas'a göre (1963-65) insanlığın farklı gruplarının dış ve iç uyaranlara benzer tepkiler vererek benzer ya da aynı hatlar doğrultusunda geliştiği ve "belirgin bir icatlar, örgütleniş biçimleri ve inançlar diziliminin mevcut olduğu" fikri, somut araştırma bulgularıyla çürütülebilecek bir genellemedir.

Örneğin,

"hayvanların evcilleştirilmesine yönelen faaliyetlerin, bitki ekimine yol açanlarla hiçbir ortak yanı yoktur. Bu iki uğraşın kronolojik gelişimi arasında bir bağlantı kurmayı haklı gösterecek hiçbir bağ bulunmamaktadır. Bulunmamaktadır, çünkü bunlarla uğraşan kişiler aynı değildir ve bu uğraşlar birbirinden oldukça ayrıdır. (...) Tarım ile hayvancılık için bir zaman dizini kurabilmemizi sağlayacak hiçbir şey yoktur. (...) Kültürün birbirine gevşek biçimde bağlanan ya da tümüyle kopuk yönleri arasında sabit bir ilişki, bu faaliyetler arasındaki farklılıklar büyük olduğunda ve söz konusu faaliyetlere farklı birey grupları katıldığında, olası değildir. (Boas 1963: 167)

Boas'a göre farklı toplumlarda gözlemlenebilen benzer olgular ya da koşut gelişmeler, farklı kaynaklardan gelişmiş olabilir: Difüzyon, rastlantı, benzer çevre koşullarının benzer sonuçlara yol açması vb. Toplumsal olguların değişimi, ancak onların tikel, özgül tarihsel koşullarının incelenmesiyle ve ancak amprik olarak, evrimciliğin tümdengelimci metodolojisinden farklı, tümevarımcı bir metodolojiyle anlaşılabilir.

Boas'ın Evrimciliğe yönelttiği eleştiriler, Morgan'ın düşüncelerinin politik iklimin de etkisiyle ABD'de, toplum ve kültürlerin diyakroniktense senkronik incelenmesini va'zeden işlevselci kuramların da kıta Avrupası'nda revaç bulması, 20. Yüzyılın ilk onyıllarında evrimci yaklaşımı sosyal-kültürel antropoloji disiplini içinde gözden düşürecek, marjinalize edecektir.

 

Evrim: Yeniden...

 

Ancak evrimci açıklama çerçevesinin yerini alan statik modeller çağın hızlı siyasal-toplumsal gelişmeleri karşısında büyük ölçüde yetersiz kalmaktaydı. Rusya'da Bolşevik devrim, teknik icatlar, iktisadi krizler, göçler, faşizmin yükselişi... dinamik bir analiz çerçevesini çağırıyordu. ABD antropolojisinin bu gelişmelere yanıtı, Gordon Childe, Leslie White, Julian Steward, Robert Redfield, Marshall Sahlins gibi isimlerin geliştirdiği yeni-evrimci kuramlar oldu (Özbudun, Aydın Şafak, Altuntek, 2016).

Avustralya kökenli prehistoryacı V. Gordon Childe, evrimci tekil, evrensel "kültür" kavrayışını ortak maddî ve simgesel unsurları paylaşan tikel, bölgesel "kültürler"le ikame ederken (Alvarez, 2014: 72) kültürel değişimi teknolojik buluşların difüzyonu ve bunların toplumların örgütsel ve simgesel sistemlerinde yol açtığı değişimlerle açıklayan bir çerçeve geliştirdi. "Neolitik devrim" ve "Kentsel devrim" kavramları, arkeolojide hâlen başvurulan kavramlardır.

Antropolog Robert Redfield, 1941'de "folk toplumu"ndan "kent toplumu"na geçişten söz ederken, Leslie White ve Julian Steward evrimci düşünceyi bilimsel bir temelde yeniden canlandırma çabasına girişti. White, "ilkel" ve "modern" kutupsallığını reddederken toplumların denetleyebildikleri enerji miktarı temelinde evrimleştiklerini ve toplumsal farklılaşmanın denetlenen enerji miktarı ile doğru orantılı olduğunu öne sürmekteydi.

Kültürel ekolojinin kurucusu sayılan Julian Steward ise, "ilerleme" nosyonunu reddederek kültürlerin çevrelerine (Darwin'den ödünç aldığı terimle) "uyarlanarak" değiştikleri bir "çok-hatlı evrim" kurgusu geliştirecekti. Farklı çevre ve teknolojilerin farklı tipte uyarlanmalar gereksineceğini, çevre ve/veya teknoloji değiştikçe kültürün de değişeceğini söylüyordu. Bir başka deyişle, kültürler "teleolojik" olarak değil, değişen çevreyle (ki bu çevreye sosyal çevre de dahildi) değişen ilişkileri bağlamında değişmekteydiler. Bu nedenledir ki kültürleri tekil bir evrimsel şema üzerine yerleştirmek mümkün değildi. Evrim tek-hatlı değil, çok-hatlıydı, ve toplumların aynı evrelerden geçmeleri söz konusu değildi.

Yeni-evrimcilerin öğrencilerinden Marvin Harris Kültürel maddeci kuramı formüle ederken Roy Rappaport ekolojik antropoloji alanını geliştirmeye hasredecekti çalışmasını. Eric Wolf, Sidney Mintz ise, klasik biçimini Immanuel Wallerstein'ın elinden alacak olan Dünya Sistemi Kuramı ya da Andre Gunther Frank tarafından geliştirilecek olan Bağımlılık Kuramı'na kapı aralayan Marksist bir toplumsal-kültürel değişim kavrayışına yönelecekti. Max Weber'in geleneksel-bürokratik/rasyonel dikotomisi üzerine yerleşen "kalkınma/modernleşme" kuramları Marksizm esinli Dünya Sistemi kuramlarının eleştiri oklarının ana hedefini oluştursa da, "azgelişmişlikten gelişmişliğe" yönelen (ve "gelişmiş" ülkelerin bu yönelişteki katkılarını formüle etmeyi hedefleyen) evrimsel bir toplumsal değişim nosyonundan kalkınıyordu.

Böylelikle, 20. yüzyılın ortalarına doğru evrim, tek-hatlılık, ilerleme, Batı-merkezcilik gibi savlarından soyulmuş, ampirik olarak incelenebilir, bilimsel bir kuram olarak geri dönüş yapmıştı.

20. yüzyıl ikinci yarısının sosyal düşüncesi, ekolojik, teknolojik, modernist, merkez-çeper ilişkisi vb. bağlamlarına işaret eden bir dizi evrimsel açıklamayla kaynıyordu...

 

Toplumsal Evrim... Ama Nasıl?

 

Sarkaç 20. yüzyıl sonlarına doğru, Alman Aufklarung'unun ve Romantizmi'nin pek çok unsurunu yeniden dizilime tabi tutan yeni-muhafazakâr düşüncenin 20. yüzyıl sonlarında sahne almasıyla, bir kez daha evrim-karşıtı duruşa doğru savrulacaktır.

ABD'li muhafazakâr sosyolog Robert Nisbet'in evrimsel ilerleme fikrine yönelttiği eleştiriler bu yaklaşımın temel argümanlarını sergilemektedir (Gedeon 2018).

● Sosyal evrim fikri farklı toplum tiplerini belirleyip onları önceden tanımlanmış özgül ölçütler perspektifinden tarihsel bir dizin içerisine yerleştirir. Bu dizin statik imgelerin sıralamasıdır ve gerçek tarihsel süreçleri yansıtmaz. Toplumsal gelişmenin farklı evrelerini bağlayan gelişimsel sürecin birliği tarih tarafından değil, sınıflandırma mantığı tarafından yaratılır: evrim kuramı tarihsel gelişimin mantığını çıkarsamaz; aksine ona bir mantık dayatır. Bir toplumdaki gerçek değişimleri kapsayıcı bir toplumsal gelişme sürecine dâhil ederek anlayamayız; tersine verili bir toplumun özgül tarihsel değişimleri toplumun tikel tarihsel değişimleri ışığında açıklanmalıdır.

İlerleme ölçütü olarak seçilen herhangi bir standart özgül tarihsel bir zaman ve mekândan soyutlanmalıdır; yani toplumsal değişimin gerçek mekanizmasından soyutlanmalıdır. Hiçbir aşamalı evrim kuramı tarihsel değişim mekanizmalarını yansıtamaz. Hiç kuşku yok ki bir uçta küçük, sözlü kültürlerin bir ucunda, sanayileşmiş toplumların ise diğer ucunda yer aldığı bir enerji tüketim ve dağıtımı süreğenliği tahayyül etmek haklı olabilir, ama 'evrim'i bu anlamda kullanmak toplumsal değişim hakkında bir şey açıklamamaktadır.

● Tarihsel değişim görüngülerini derin toplumsal yapılar özüne dek izleyen toplumsal evrim kuramları, toplumsal görüngülerin gerisinde gizlenen yapısal sabitlerin keşfini hedefleyen bir araştırma stratejisi izlerler. Evrensel, zaman-dışı kavramlar tarihsel olarak değişen eşsiz bir gerçekliği kavrayamaz. Toplumsal değişimin araştırılması zaman içerisinde değişen özgül kavramları gereksinir.

● Tarihin ilerlemeli bir şekilde evrildiğini varsaymak bilim değil, kehanettir. Toplumsal değişimi az-çok örtülü bir toplumsal özün tarihsel açığa çıkışıyla bağlantılandırmak biyolojik bir metaforu topluma uygulamaktan başka şey değildir. Toplumsal evrim kuramı tarihin yönünü gelenekselden modern topluma yöneliş olarak tanımlar. Geleneksel toplumlar azgelişmiş, modern toplumlar ise gelişmiş toplumlar olarak nitelenir. Bu ilerlemenin içeriği farklı tarzlarda temsil edilebilmektedir: teknolojik ileleme, sekülerleşme, bireyselleşme, aklileşme, demokratikleşme vb. Modern toplumlar teknolojik gelişme açısından geleneksel toplumlara göre daha ileridir, ama geleneksel toplumlarda mevcut olmayan anomiler sergileyebilir. Modern toplumların geleneksel olanlardan daha ileri olduğu savı, ilerilik kriterlerini tartışmalı kılar ya da nitel farklılıkların nicel bir skalaya yerleştirildiğine işaret eder. Öte yandan, modern ve geleneksel toplum dikotomisi, Batı toplumsal gelişmesini idealleştiren etnik-merkezci ideolojik bir inşadır.

● Toplumsal evrim içkin ve teleolojik bir süreç ise, bu onun kaçınılmaz olduğu anlamına gelir. Oysa bu tez yanlıştır; tarihsel zorunluluk diye bir şey yoktur. Tarih gelişim yasaları temelinde yorumlanamaz. Karşılaştırmalı yöntem Batı toplumlarının özgül gelişimsel karakteristiklerini dünyanın kültür ve toplumlarını sınıflandırmanın genel ölçütleri olarak sunar.

Aslına bakılırsa, toplumsal evrimi öne süren ve eleştiren görüşler, Ortaçağ'dan bu yana, iki karşıt felsefî-metodolojik tez bağlamına oturmaktadır: Geç Avrupa Ortaçağ felsefesi bağlamında Nominalizm-Realizm tartışması; Aydınlanma-Romantizm karşıtlığı, 20. yüzyıl felsefesine damgasını vuran ampirizm-rasyonalizm tartışması. "Bu dikotomi doğa bilimleri toplum bilimleri dikotomisine, neo-Kantçılık içinde de nomotetik-idiyografik bilimler karşıtlığına tercüme edilmiştir. Bu çerçevede yalnızca doğa bilimlerinin evrensel kavramları ifade edebileceği, sosyal bilimlerin ise tarihsel, dolayısıyla da yalnızca tekil olanı incelemekle sınırlı olacağı argümanı öne sürülür." (Gedeon 2018).

Gerçekte de sosyal evrim fikrine kategorik olarak karşı çıkan yazarlar, evrensel(ler)in, genelin, kategorilerin, dolayısıyla da yasa(lar)ın var olmadığını, yalnızca tikellerin mevcudiyetini öne süren nominalizm ile, tüm bilginin kaynağının duyumlar olduğunu öne süren ampirizmin bir karışımını savunmaktadırlar. Sosyal olgular, duyan, düşünen, iradi ve istençdışı tepkiler veren bireylerin etkileşiminden oluştuğu için tekrara tabi değildir, biriciktir, dolayısıyla bir sosyal bilim olacaksa eğer, bu yalnızca idiyografik (betimleyici) olabilir; nomotetik (yasa koyucu) değil.

Ancak bu düşünce hattını kabul ettiğimizde, tarih (ya da sosyal bilimlerin herhangi bir disiplini) konusunda, olguları betimlemenin ötesinde herhangi bir şey söylememiz

  Bu yazı 9523 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 05:51:35