Sibel ÖZBUDUN

NE GEÇMİŞ TÜKENDİ, NE YARINLAR… (1920’LERDEN 1970’LERE DEVRİMCİ KADINLAR)-SİBEL ÖZBUDUN

Sibel ÖZBUDUN
  02-07-2021 23:55:00
 

SİBEL ÖZBUDUN

 

"Yaşamak;

Teslim olmadan,

Boyun eğmeden,

El etek öpmeden yaşamaktır."[1]

 

Geçen gün, postadan irice bir zarf çıktı. İçinden çoktan toza-toprağa karıştığını düşündüğüm yüzlerce sayfa elyazması not, fotokopi, vs. 1980'li yıllarda biriktirdiğim... Zarf, eski bir dosttan. Emel Akal. Kitaplığını elden geçirirken bulmuş, "İçlerinden bazı matbu evrakları Kadın Kütüphanesi'ne gönderdim. Bunları da sana gönderiyorum," notuyla birlikte toparlayıp göndermiş, sağ olsun.

"Zaman zaman içinde" derler ya, öyle bir şey. Notların çoğu, 1986'da, 12 Eylül sonrasının ilk 8 Mart etkinliği "Ve kadınlar... Bizim kadınlarımız..." gösterisi için çıkardığım notlar... Etkinlikte Türkiye sosyalist hareketinde yer alan kadınlardan göçüp gidenlerin anısına, sağ olanların ise varlıklarına bir selam göndermeyi hedeflemiştik... Tabii bir de bu coğrafyada kadınların kurtuluş mücadelesinin bizim kuşaklarla başlamadığını, yüzyıl başlarına dayanan bir geçmişi olduğunu... Etkinliği dört kadın (Hale Kıyıcı, Füsun Öztürk, Gülden Sevgili ve ben) kafa kafaya verip kararlaştırmış, topladığımız notları metinleştirmesi için (toprak incitmesin) Orhan İyiler'e, gösterinin görsel malzemesini hazırlaması için İsa Çelik'e, gösteride sunuculuğu üstlenmeleri konusunda ise sevgili Celile Toyon ile Vala Önengüt'e müracaat etmiş ve her birinin coşkulu, özverili desteğini almıştık...

Dokuz aylık, bizi bir aileye dönüştüren sıkı çalışmanın ardından, 8 Mart 1986'da Beyoğlu'nda merdivenlerine dek, tıklım tıklım dolu bir sinema salonunda gerçekleşmişti etkinlik... Geriye Hale Kıyıcı'nın köşelerinden bulup çıkardığı, bu coğrafyanın sosyalist hareketine emek vermiş, yasaklı varoluşlarının bedelini kadınlar olarak çok daha ağır ödemiş ablalarımızın, tütün işçisi, sendikal önder Zehra Kosova'nın, Mediha Özçelik'in, TKP emektarı Zeliha Okyalaz'ın ("Postacı Burhan'ın eşi), yumruğu havada sahneye dimdik koşar adım çıkıp işkence tezgâhında can veren TKP'li eşi Emine'ye değgin anılarını bizlerle paylaşan Şoför İdris'in gözlerindeki, fazlasıyla hak ettikleri sevgi ve saygıyı bir nebze olsun almış olmanın ışıltısı kaldı, asla aklımdan silinmeyen...

Diyorum ya, "zaman zaman içinde..." Etkinlik sonrası, bu yüzlerce sayfa notu saklamış, sonra da "Belki bir işe yaratırız," diye Mayıs 1989'da İstanbul'da düzenlenen 1. Kadın Kurultayı'nın ardından yaşanan ayrışma sonrası buluştuğumuz sosyalist kadın arkadaşlarla paylaşmıştım. O zaman bir işe yaratamamıştık... Yıllar sonra, bir zarfın içinde, elime ulaştılar...

O zaman gelin, geçen otuz küsur yılın ardından, birlikte bir işe yaratalım o notları...

Buyurun... Bu coğrafyada sosyalizm kavgasıyla kadın mücadelesini birleştiren ve bu uğurda ağır bedeller ödeyen kadınların yaşamlarından kesitler[2]...

 

Halime, Rahime ve Fatma Yoldaşlar...

 

Mustafa Kemal'in emriyle lağvedilen Yeşil Ordu Cemiyeti'nin kimi mensuplarıyla birlikte Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası'nı kuran Tokat mebusu Nazım Bey'in sorgusu sırasında İstiklal Mahkemesi Reisi ile aralarında ilginç bir diyalog geçer. Tarih, Ocak 1921...

"REİS: Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin emirleri üzerine Yeşilordu Cemiyeti'ni bir kısım arkadaşlarınızla ilga etmiş oldukları hâlde siz, bazı arkadaşlarınızla birlikte cemiyeti ipka ve Halk İştirakiyun Fırkası namıyla bir fırka hâline tahavvül eylemişsiniz. Ve bu fırkanın resmen kuruluşundan evvel arkadaşlarınızdan Bursa mebusu Şeyh Servet, Erzurum mebusu Asım ve Karasi mebusu Asım ve gene Karasi mebusu Basri beylerle mebus Memduh beyi alarak Hacı Musa Mahallesi'nde bir eve götürmüş. Bu evde sonradan kim olduklarını öğrendikleri Salih (Baytar Salih-b.n.), Ziynetullah, Hüsnü beyler ve zat-ı alinizle yüzleri açık, sırtlarında birer manto bulunan Halime Yoldaş, Rahime Yoldaş ve denen üç de kadın ki cem'an yedi kişiden mürekkep bir heyetle buluşmuşlar..."

Kurulmakta olan yeni rejimin ilk "komünist davası" sayılabilecek bir yargılamada, sanıkların "komünist parti" kurmanın yanı sıra, "yüzleri açık, sırtlarında birer manto olan" üç kadınla aynı mekânda bulunmakla suçlanmaları, çarpıcıdır. Bu toplantıya katılan kadınların suçu ise "çifte"dir: gizli bir "komünist" faaliyette yer almak; üstelik de bunu erkeklerle aynı mekânda, "yüzleri açık" olarak gerçekleştirmek...

Nazım Bey'in üç kadına ilişkin savunması, kabul etmeli ki pek parlak değil: "Biz Ziynetullah'ın evinde otururken o üç kadın geldi. Biz bunları Ziynetullah'ın haremi, hemşiresi ve akrabası sandık. Bunlar Ankara sokaklarında dahi aynı kıyafette, yani uzun mantolarla ve başları örtülü gezerler. Bunlar İstanbul'daki bazı ailelerde artık adet olduğu üzere erkek misafirlerden kaçmazlar ve onlara izaz ve ikram ederler. Vakıa bu bize de garip geldi ama kabahat bizim değildi..."[3]

Demek ki, 1920'lerde bu ülkede bir yandan yoksulluğa, sömürüye, emperyalizme karşı komünist saflarda mücadele veren, bir yandan da erkek yoldaşlarının bağnazlığıyla baş etmek durumunda kalan devrimci kadınlar yaşıyordu.

Peki, kimdi Halime, Rahime ve Fatma Yoldaşlar?

Halime Yoldaş, Cemile Nuşirvanova'dan başkası değildi... İzmirli, olasılıkla Tatar göçmeni bir anne ile Süleyman Selim Bey'in kızı. Darülmuallimat'ı bitirip Bezmialem Valide Sultaniyesi'nde öğretmenlik yaparken Rusya'dan gelme Ziynetullah Nuşirvan ile evlendi. Kocasının Matbuat Müdürlüğü'ne Rusça mütercim olarak atanması üzerine, o "mahut" toplantının yapıldığı Ankara'ya yerleştiler. Ziynetullah Nuşirvan Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası kurucuları arasında yer almış, 9 Mayıs 1921'de "Hıyanet-i vataniye"den 15 yıl kürek cezasına çarptırılmıştı. Ancak SSCB ile ilişkiler çerçevesinde 29 Eylül 1921'de diğer mahkûmlarla birlikte affa uğrayacaktı.

Halime (Cemile) Yoldaş'ın, 1921'deki THİF görüşmelerine "yüzü açık" bir şekilde katılmaya cüret eden diğer kadınlardan, kardeşi Rahime Yoldaş ile birlikte, Ankara'daki ilk komünist mayalanmalarda bir hayli etkili olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin 1921 Martı'nda bizzat örgütledikleri Türkiye tarihinin ilk 8 Mart etkinliğini şöyle anlatıyorlar (akt. M. Tunçay):

"Bir yandan burjuva cellatlarını protesto etmek, bir yandan da işsiz kadınların ağır durumlarının hafifletilmesini talep etmek amacıyla komünist Süleyman Selim yoldaşın Ankara dolaylarındaki bağında kadınların genel toplantısı yapıldı. 8 Mart Uluslararası Kadınlar Bayramı'nın önemini açıklayan, Şerif Manatof yoldaşın bildirisi okundu. İkinci sorun olarak, kadınların durumunu düzeltmek, onlara iş sağlamak için bir kadın örgütü seçildi. Önceden hazırlanmış olan tüzük onaylandı. Sonra BMM'ne Türk kadınları adına bir bildiri gönderilerek komünistlere, Mustafa Suphi ve arkadaşlarına gösterilen vahşilikler protesto edildi. Kadınlar örgütünün Ankara'daki ilk 8 Mart bayramı Türk(iye b.n.) komünist hareketi tarihinin sayfalarında şerefli bir yer tutmaktadır. Cemile Nuşirvanova, Rahime Selimova."

Cemile ve Rahime yoldaşlar, Ziynetullah Nuşirvan'ın afla tahliyesinin ardından Komintern'in dördüncü kongresine katılmak için Sovyetler Birliği'ne giderler (Temmuz 1922). Ancak bu yolculuktan önce Cemile Nuşirvanova'nın Ankara'daki Sovyet elçiliğinde Paris Komünü anısına düzenlenen bir toplantıya katıldığı anlaşılmaktadır. Nuşirvanova, yaşamının geri kalanını sürdüreceği SSCB'nde "Türkiye Komünist Kadınlığı Murahhası ve Kadınlar Şubesi Müdiresi" sanıyla hareket ettiği anlaşılıyor.

Rahime (Selimova) hanım ise, ablasıyla birlikte THİF çalışmalarına katılmış ve ardından gizli TKP'nin üyesi olmuştur. Ankara'da öğrenci iken, hamile olan ablasının yerine Sovyet Büyükelçiliği'nde düzenlenen bir törene katılıp burada bir konuşma yaptığı için okuldan uzaklaştırılmıştı. SSCB'ne gittikten sonra Bakû'de Mustafa Suphi'nin yoldaşlarından Kayserili İsmail Hakkı ile evlenecek, ancak bu evlilik uzun sürmeyecekti.

İstiklal Mahkemesi reisinin sözünü ettiği üçüncü kadın, Fatma Yoldaş ise Hacıoğlu Salih (Baytar)'in eşidir ve ne yazık ki hakkında 1922'de gencecik yaşında, öldüğü dışında fazla bir bilgi yoktur... Geride dört çocuk bırakarak... O yılların zorlu koşullarında, bu kısacık ömre dört çocukla birlikte bir de komünist mücadeleyi sığdırmak...

 

Naciye Yoldaş

 

Türkiye Komünist Partisi'nin kadın militanlarından biri de Naciye Hanım. Mustafa Suphi ile birlikte Karadeniz'de boğdurulan (Arap) İsmail Hakkı Bey'in kardeşi... 1920 Eylülü'nün ilk haftasında Bakû'de toplanan Şark Milletleri Kurultayı'na katılan Türkiyeli delegeler arasında yer alan Naciye Yoldaş. Bakû'ye gidişi, Almanya'da sürdürdüğü pedagoji eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul'a dönerek Şefik Hüsnü çevresiyle ilişkiye geçmesiyle bağlantılıdır. Naciye Hanım, Kurultay'a Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Partisi'ni temsilen delege olarak katılan ağabeyi ile birlikte gitmiş, Kurultay'da Divan'da görev almış ve bir de konuşma yapmıştır.

"Doğu'nun kadınlarının şu anda başlattıkları hareketi, toplumsal hayat içinde kadının yerini narin bir bitkinin veya zarif bir taş bebeğin yeri gibi görmekten memnuniyet duyacak uçarı feministlerin bakış açısından görmemek gerekir," diyordu Naciye Hanım, Bakû Kurultayı'ndaki konuşmasında. "Bu hareket şu anda tüm dünya ölçeğindeki genel devrimci hareketin ciddi ve zorunlu bir sonucu olarak görülmelidir. Doğu'nun kadınları yalnızca bazılarının sandığı gibi çarşafa bürünmeden sokağa çıkma hakkını elde etmek için mücadele etmiyorlar. (...) İnsanlığın yarı nüfusunu oluşturan kadınlar, eğer erkeklerin rakibi olarak kalırsa, eğer erkeklerle eşit haklara kavuşamazsa, insan toplumunun ilerlemesi elbette ki olanaksızdır; Doğu toplumlarının geri kalmış durumu bunun tartışmasız kanıtıdır.

Yoldaşlar, emin olunuz ki, toplumsal hayatın yeni biçimlerini gerçekleştirmek için harcayacağımız tüm çabalar ve çekeceğimiz tüm acılar, ne kadar içten olurlarsa olsunlar, eğer siz gerçek yardımcılar olarak kadınlara gitmediğiniz takdirde sonuçsuz kalacaktır.

Savaşın yarattığı özel koşulların sonucu olarak, Türk kadını türlü toplumsal görevlerin yerine getirilmesi için evini ve aile topluluğunu terk etmek zorunda kalmıştır. Fakat, Türk kadınlarının savaş sırasında o zamana dek erkeklerin bulundukları konumları üstlenmeleri ve yük hayvanlarının bile aşamayacağı yolların bulunduğu Anadolu'nun bazı bölgelerinde birliklerin kullanacağı silah ve cephaneyi çekerek taşıması, çok önemlidir. Ama bu, eşit haklar elde edilmesi anlamına gelmiyor. (...) 1908 Devrimi'nin başlarında kadınlar lehine bazı gelişmeler olduğunu yadsımıyoruz, ama bu yetersiz ve öngörülen amaçlara ulaşmakta etkisiz gelişmelerin önemini büyütmemek gerekir.

Kadınlar için başkentte ve diğer bazı kentlerde birkaç orta okulun veya lisenin açılması; hatta kadınlara özgü bir üniversite yaratılması, yapılması gerekenlerin binde birini bile oluşturmaz. Siyaseti, zayıfın güçlü tarafından sömürülmesine ve ezilmesine dayanan Türk hükümetinin kadınlar için daha radikal ve önemli ölçülerde kararlar alması zaten beklenemezdi. (...)

Komünistler bütün kötülüklere son vermek için sınıfsız bir toplumun kurulması gerekliliğine inanırlar, bu sonuca erişmek için bütün burjuvalara ve ayrıcalıklı sınıflara karşı amansız bir savaş sürdürürler. Doğulu komünist kadınların savaşı daha da zorludur çünkü ayrıca erkeklerin istibdadına karşı savaşıyorlar. Siz Doğulu erkekler eğer geçmişte olduğu gibi kadınların kaderine kayıtsız kalırsanız, emin olun ki, ülkelerimizi ve onunla birlikte kendinizi ve bizi mahvedeceksiniz. Alternatif ise bizim de haklarımızı kazanmak için diğer ezilenlerle birlikte ölümüne bir savaşa girişmemizdir. Kadınların belli başlı taleplerini kısaca ortaya koyacağım.

1) Haklarda tam bir eşitlik.

2) Kadınlar için erkeklerinkiyle aynı ölçülerde genel ya da mesleki eğitim fırsatı.

3) Evliliğe ilişkin kadın ve erkek arasındaki haklarda eşitlik. Çokeşliliğin kaldırılması.

4) Kadınların bütün idari ve yasama birimlerinde istihdama kısıtlamasız kabul edilmesi.

5) Bütün kent, kasaba ve köylerde kadınların hakları ve korunması amacıyla şûrâların örgütlenmesi.

Hiç kuşku yok ki bu talepleri ileri sürmeye hakkımız var. Komünistler bizim de eşit haklara sahip olduğumuzu kabul ederek bize el uzattılar; biz kadınlar onların en sadık yoldaşları olacağız. Hâlâ yolları seçilemeyen karanlıklar içerisinde olabiliriz. Hâlâ bizi yutacak uçurumların kenarında olabiliriz. Ama korkmuyoruz. Zira biliyoruz ki, gün doğumuna erişmek için gecenin içinden geçmek gerekir."[4]

Kurultay'ın hemen ardından, 10 Eylül 1920'de Bakû'de yurtiçi ve yurtdışındaki çeşitli komünist örgütlerin birleşmesi ile kurulan Türkiye Komünist Fırkası'nın kuruluş kongresinde Naciye Hanım'ın, Parti'nin kadın politikalarının oluşmasında etkin görev aldığı görülüyor. Gündemin 6. maddesi görüşülürken söz alan Naciye Yoldaş'ın layihası ilginçtir:

"Türk kadınlığının aile arasındaki vaziyeti tam manasıyla esarettir. Cemiyet bir mücrimi [suçluyu] nasıl hapse­derse, kendi içinden çıkarırsa, kadınlar da alelıtlak [genellikle] kadın olmak cürmünden dolayı evlere hapis olunur. Fakat bu hapsin azabını çeken yalnız kadınlar değildir. Bütün millet bundan muzdarip bulunuyor. Zira kadının cemiyetle olan münasebeti kesilince eve bakmak ihtiyacını erkek yükleniyor. Şu itibarla zaruret­-i maişet [geçim sıkıntısı] vücuda geliyor. Şu vaziyet kadına körü körüne itaati, esareti tahmil ettiği [yüklediği] gibi izzet-i nefsini de cerihadar ediyor [incitiyor, yaralıyor].

Mamafih harbin bir netice-i zaruriyesi [zorunlu sonucu] olarak Türk kadını az çok serbesti bulmuş ve te­min-i maişet [geçimini temin etme] için sokağa fırlamağa mecbur olmuştur. Bunu kadın için bir mukaddeme-i halas [kurtuluş başlangıcı] addediyo­rum. Fakat hayata karışan kadınlar, kadınlığın bir kısm-ı ekalliyetidir [azınlık bölümüdür]. Bugünkü cemiyetin şera­iti [koşulları] nazar-ı dikkate alınacak olursa, hayatın zaruretleri karşısında bu kadar cüz'i bir kemiyetin [niceliğin] eriyeceği ve eski istihalenin yeniden başlaması endişesi zuhur ediyor.

Türk kadınının resmi dairelerde memur olması pek yenidir. Türkiye'de memur kadınların ekseriyeti maarife ve mekteplere mensuptur. Fakat bunda da erkeğin imtiyazı gözetilerek bir muallime aynı seviyedeki muallimle, hatta daha yüksek bile olsa, mad­deten bir olamıyor. Kadın, istihdam olunduğu bütün dairelerde aynı madun [ast, aşağı] muameleyi görüyor. (...)

Türkiye'de erkekleri işgal eden [meşgul eden] garip mesaiden biri de kadınların tesettürüdür. (...)

Memleketin kuvve-i teşriiye [ve] icraiyesi [yasama ve yürütme gücü) bütün memleketin hayatını, ihtiyacını bir tarafa atarak; güya artık her iş bitmiş gibi kadının örtünmesi, başının tuvaleti, çarşafının biçimi, hasılı kadının haric' kıyafeti ile iştigale başlarlar. (...)

Bereketsizlik, kaht [kıtlık], müselsel [ard arda gelen] yangınlar, muharebeler, mısır ekmeği, velhasıl ne içtimaı tereddiler [toplumsal yozlaşmalar), milli felaketler, buhranlar varsa, kaffesinin amil-i mutlakı [tümünün mutlak etkeni] kadının açılması olarak ileri sürülüyor. Polis ka­rakollarına, adliye idarelerine, emniyet-i umumiyeye, lazım gelen yerlere bu gibi yolsuzluklara sebep olan kadınların derhâl tutularak tevkif edilmesi, terzil olunması [küçük düşürülmesi] için emirler verilir. Bütün bu tazyikata [baskılara] rağmen, Türk kadınlığı son zamanlarda payitahtta mühim uyanıklık gösterebilmiş, siyasi ve iktisadi faaliyetler izhar etmiştir [ortaya koymuştur]. (...)

Bugünün ihtiyacı hayatın boş yiyicilerini içerisinden atarak, "Çalışan, yer" hakikatini her tarafa an­latmaktır. Fakat halkın başına yumruklarını indirerek, isyan seslerine kulaklarını tıkayarak yaşayanların, artık ebediyen sönmeleri zamanı gelmiştir. Binaenaleyh [dolayısıyla], Türkiye Komünist Fırkası herşeyden evvel Türkiye kadınını kurtarmak için bir Türkiye Komünist Kadın Teşkilatı vücuda getirmeye çalışmalıdır.

Yaşasın kadın ve erkeği hayatın bütün yollarında birleştiren kızıl güneş!

Yaşasın Türkiye Komünist Fırkası!

15 Eylül 1920"[5]

 Böylelikle, TKP, büyük ölçüde Naciye Hanım ve kardeşi İsmail Hakkı Yoldaş'ın girişimleriyle Kuruluş kongresinde şu kararları alacaktır:

"1- Tarihin hataları ve içtimai hastalıkları kat'i surette tashih ve tedaviye karar veren Türkiye Komü­nist Kongresi, kadınlık âleminin kıymet ve ehemmiyetini takdir ederek layık olduğu dereceye is'adı [yükseltmek] için icap eden kat'i tedbirlere tevessül eder [başlar, girişir].

2- Beşeriyetten sınıf farkını kaldırmak şiarıyla ortaya atılan Komünistler, tabiatıyla kadınları cemi­yetin içerisinden ihraç etmek [dışlamak] gibi bir ikilik hatasını irtikab edemez [işleyemez]. Komünistler nasıl hazır yiyicileri mahvederek tam bir müsavat-ı hukukiye [hukuk önünde eşitlik] yaratıyorsa, kadınlık, erkekliğin farklarını da kaldırarak, hukuk ve vezaif cihetiyle [görevler bakımından] hakiki bir birlik teşkilini kabul eder.

3- Türkiye'de kadınların hayat-ı umumiyeye daha serbestane iştirak edebilmelerini temin için şimdi­ye kadar erkeklere tahsis edilmiş olan içtimai [toplumsal] müesseselerden kadınların da aynı hak ve selahiyetle isti­fade etmeleri elzemdir.

4- Kadınlarla erkekleri yekdiğerinden ayrı bulundurmak, onları müessesat-ı içtimaiyyenin (toplumsal kurumların) haricinde yaşatmak, kadınlarda anlayış kuvvetini yanlış yollara saptırmak ve bu yanlış telakkiler kadını büsbütün geri bir hayat idamesine sebep olmuştur. Binaenaleyh, beşeriyetin diğer nısfı [yarısı] olan kadınların erkeklerle mütevaziyen ve mütesaviyen [denk ve eşit olarak] hareket etmeleri ve layık oldukları tekamülün [gelişimin] temini için lüzumu kadar fe­dakarlıklar ihtiyar olunur [ortaya konulur]. 15 Eylül 1920"[6]

TKP bu ilkelerin hayata geçirilebilmesi için kadınlara yönelik özel tedbirler gerektiğinin bilincinde olduğunu, aynı Kongre'de kabul edilen programına, emekçi kadınlara ilişkin şu maddeleri dahil ederek gösteriyordu:

34- se) Umumiyetle kadın işçilerin vaz-ı hamlden (doğum) sekiz hafta evvel ve sonra için yevmiyeleri tamamen verilmek şartıyla işten istisna edilmeleri;

 cim) Emzikli kadınlara iş zamanında her üç saatte yarım saat emzirme teneffüsü verilir.

49- elif) Erkek ve kız çocuklarına şamil olmak üzere 17 yaşına kadar mecburi ve meccani (parasız) tahsil;

te-) Anaları kulluktan kurtarıp umumi istihsal işlerine sokabilmek üzere küçük çocuklar için çocuk yuva ve bahçeleri gibi mektepten evvele ait müesseseler açmak.

Üzerinden yüz yıl geçtikten sonra emekçi kadın (ve gençlik) hareketinin hâlâ aynı talepleri ileri sürüyor olması, içinde yaşadığımız sistemin doğası konusunda yeterli fikir vermiyor mu?

 

Yaşar Nezihe (Bükülmez) Yoldaş

 

Genç Cumhuriyet rejiminde işçi sınıfının, emekçilerin ve emekçi kadınların davasını güdenlerden biri de, bir şair: Yaşar Nezihe (Bükülmez).

Yaşar Nezihe 13 Ocak 1882'de İstanbul'da, Silivrikapı'da harap bir evde doğdu. Babası ailesini belediyede kantar memurluğu yaparak geçindirmeye çalışan bir yoksul. Ve de içkici... Her biri bebekliğinde/ çocukluğunda ölen dört kardeşten arta kalan. Altı yaşında yitirdiği annesini sevgiyle hatırlıyor. Kendisini teyzesi büyütmüş. Okuma yazmayı kendi gayretiyle öğrenmiş bir çocuk.

Babasının 1898'de işten çıkartılması, zorluklarla dolu yaşamını daha da güçleştirecekti. Ama şiir yazmaktan asla vaz geçmedi. İlk şiirler Terakki ve Malumat gazetelerinde yayınlanan Yaşar Nezihe hanım, 1912'de babasını kaybetti. Yaşamını Esirgeme Derneği'nde, Şark Eşya Pazarı'nda işçilik yaparak kazanmaya çabaladı. Yine şiirler yazıyordu: Sabah, Kadın, Nazikter gibi dergilerde.

Oğlu Vedat'la son derece güç günler geçirdiği I. Dünya Savaşı sırasında ona direnme gücünü şiirleri veriyordu. Hele ki ilk şiir kitabı Bir Demet Menekşe'nin yayınlanması (1915). Tabii bir de üye olduğu Amele Cemiyeti aracılığıyla yakın ilişki kurduğu Dr. Şefik Hüsnü'nün Aydınlık dergisi çevresi...

Şiirlerinin Aydınlık'ta yayınlanmaya başlaması, sosyalist hareket içerisinde giderek tanınmasına yol açacaktır. Nazım Hikmet'in kendisine çok yakınlık gösterdiği, her karşılaşmalarında "abla" diye elini öptüğü aktarılır.

Ama işi yalnız şiir değildir. Örneğin Mayıs 1920'deki tramvay işçileri grevini etkin biçimde desteklemiş, grevci işçileri coşturan konuşmalar yapmıştır...

1925 Aydınlık tevkifatında gözaltına alınan Yaşar Nezihe, yargılanmasına gerek olmadığı hükmüyle serbest bırakıldı. Ancak bu tevkifat sonrasında sosyalist hareketle ilişkileri gevşeyecekti...

Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti'nin de üyesi olan Yaşar Nezihe hanım, yıllarca Hilal-i Ahmer'de (Kızılay) dikiş dikerek yaşamını sürdürecek, doksan acılı ve yoksul yılın ardından, 1972'de yaşamını yitirecektir.

Şiirlerinde kendi çektikleri, halkın acılarıyla karışır:

"Mahalleden iki gündür verilmiyor ekmek

Kolay değil gece gündüz bu açlığı çekmek

Zavallı milletin aç karnı dört buçuk senedir

İaşe meselesi hâllolunmuyor bu nedir...

Satıldı evlerin eşyası hep bir ekmek için

Ne yaptı millet acep bu azabı çekmek için

Kiminde kalmadı yatmak için yatak yorgan

Doyunca bulamadı bir çokları yazık kuru nân

Şaşırdı yollarını genç kadınlar oldu zelîl

Eden bu milleti açlıktır bu rütbe sefil (...)

Elimde iğne, kalem var da ben de muhtacım

Yetim Vedad'ım ile kırksekiz saattir açım

Çalışmak isterim iş yok, bu hâle hayranım

Bu aç yetime bakıp ağlarım, perişanım

Vatan harabe fakir millet aç, sefil, üryan

Bugün düşüncesi halkın biraz kömür ile nân..."

Kimileri "mücadele saflarını terk etmek"le eleştirse de, el kadar çocukken dere kenarlarından ebegümeci, papatya tohumu toplayarak satıp okul parasını çıkartan, ihanetlere, şiddete belenmiş üç düşkırıklığı evliliği arkasına dönüp bakmadan bitirebilen, iki oğlunu açlıktan, bakımsızlıktan toprağa verse de onurunu yere düşürmeden hayatını sürdüren, soyadı kanunuyla kendine aldığı "Bükülmez" soyadına layık, iki ayağı üzerinde kalabilmeye adanmış bir yaşam mücadelesi, bir emekçi kadın şairdi o...

 

Mübadil Tütün İşçisi Kadınlar...

 

Yaşar Nezihe'nin de muhatabı olduğu yoksulluk ve yoksunluk koşulları, genç Cumhuriyet rejiminin yöneldiği kapitalistleşme güzergâhının kaçınılmaz sonucu olarak, bir avuç türedi burjuva "vur patlasın, çal oynasın" bir "lüküs hayat" sürerken, nüfusun büyük kısmını pençesine almıştı. Dış pazarı, sömürgeleri olmayan genç burjuvazi, sermaye birikimini ancak yoğun emek sömürüsüyle gerçekleştirebilecekti; Takrir-i sükûn ve buna dayanılarak girişilen baskıların desteğiyle ücretler açlık sınırının altında seyrederken, fiyatlar dizginlerinden boşanmıştı. Kontrolsüz hayat pahalılığı karşısında işçi ve köylülerin Kızılay, Himaye-i Etfal gibi hayır kurumlarından başka sığınağı kalmamıştı.

1930 tarihli gazeteler, Cibali'de çalışan bir kadın tütün işçisinin eline ayda 25-30 lira geçtiğini yazmaktadır. Aynı günlerde Ticaret Odası endeksi, bir ailenin savaş öncesi 11 lira olan aylık giderlerinin, 145 liraya fırladığını göstermektedir.

Örneğin Bursa'da kadın ipek büküm amelelerinin gündeliği 40-50 kuruş arasında seyrederken, bir ekmeğin fiyatı 12 kuruştur.

"Nazlı" genç burjuvaziyi teşvik kredileri, vergi muafiyetleri, gümrük duvarları, grev-sendika yasakları ile besleyen iktidar, konu işçiler-emekçiler olduğunda, alabildiğine nekesleşmektedir. Bu nedenledir ki, ucuz ve uysal emek deposu olarak görülen kadınlar yığınlarla sınaî üretime çekilirken, çocukları ya bir avuç "hamiyetperver" derneğin inayetine ya da doğrudan sokağa emanet edilmektedir. Böylelikle, örneğin 1932 yılında doğan çocukların yüzde 44'ü, daha altı yaşına varmadan ölmüştür. Köylülerde bu oran, yüzde 50'nin üzerinde seyretmektedir. Ülkede bir tane çocuk hastanesi vardır ve yatak sayısı 40'tır!

Böylesi bir tabloda, emekçiler seslerini yükseltmiyorlar mıydı hiç? Olur mu öyle şey? Tüm baskılara, tevkifatlara rağmen, emekçiler itirazlarını ortaya koyuyorlardı. Kadın emekçiler de...

Emekçiler arasında en örgütlü ve direngen kesim, Drama'dan, Kavala'dan, İskeçe'den, İskilip'ten mübadeleyle getirilip çoğu İstanbul'a yerleştirilmiş tütün işçileriydi. Örgütlülükleri, mücadelecilikleri atadan geliyordu; Ana-babaları 1908'de yabancı kumpanyalara karşı antiemperyalist grev ve direnişlerde pişmiş, babaları seferberliğe katılıp savaşmıştı. İşe yerleştirildikleri Ortaköy, Cibali, Kasımpaşa (ve İzmir ve Bursa) tütün fabrikalarında kendilerine sunulan sefalet koşullarına boyun eğmeyeceklerini kısa sürede ortaya koydular. Çok ağır bedeller ödemeyi göze alarak[7], TKP'li oldular, bildiriler dağıttılar, örgütlenme çalışmaları yürüttüler, ajitasyon-propaganda çalışmalarını sürdürdüler, grevler örgütlediler...

Örneğin tütün amelesi Emine ve Şaziye... 1936 Ocağında kocalarıyla birlikte tutuklandılar. Emine ve kocası (Şoför) İdris, Şaziye ve Kocası Abbas. Sansaryan'da gördükleri işkenceden sonra ne Emine ne de Şaziye sağlığına kavuşamayacaktır. Emine 1939'da yitirir yaşamını.

Onların mücadele geleneğini diğerleri omuzlayarak onyıllar boyu taşırlar... Mediha (Özçelik), Zeliha (Okyalaz), Zehra (Kosova)...

Hele ki Zehra Kosova... 1995 8 Mart'ında DİSK'ten aldığı Kadın Emek Ödülü'yle simge bir isim hâline gelen Zehra Kosova, çekirdekten yetişme bir tütün emekçisi, yaşamını mücadeleye adamış bir komünisttir: "Hayat bizim için her zaman acımasızdı, ayrılıklar, yokluklar ve yoksulluklar başkasına değil sanki hep bize düşüyordu. Ama yine direnecektim. Eşim askerde, çocuğum kucağımda ve inandığım bir dava var önümde... Ama yine de mücadeleme devam etmeye söz veriyorum."[8]

Mücadelesi hem ekmek, hem işçi sınıfının sendikal örgütlenmesi, hem de siyasal "topyekûn kurtuluş" mücadelesidir. "İlkokul mezunu olarak başladığı işçilik hayatına içerisinde aktif olarak bulunduğu sendika faaliyetleri ile devam etmiş, tütün işçileri arasında örgütlenme çalışmalarında her zaman ön sıralarda yer almış, çeşitli dayanışma eylemleri ve iş bırakmalara öncülük etmiş, Türkiye Komünist Partisi'nde yıllarca görev yapmış, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi'nde de bulunmuş, birçok kez tutuklanmış, işkenceler görmüş bir işçiydi.

Çalıştığı yerlerde tanıştığı arkadaşları vasıtasıyla TKP (Türkiye Komünist Partisi) ile tanışır ve 1934'te parti tarafından Moskova'daki Doğu Halkları Emekçi Üniversitesi'ne (KUTV) gönderilir. Burada tanıştığı Mustafa İskender ile 8 Mart'ta evlenir.

Zehra, 1937 Nisan sonlarında arkasında bir daha göremeyeceği kızı Ayten'i bırakarak Türkiye'ye geri döner. Ayten içinde hep bir sızı olarak kalacaktır.

Türkiye'de eşiyle birlikte önce Samsun ve Bafra'da tütün işçileri arasında örgütlenme çalışmalarını yürüten Zehra, daha sonra İstanbul'a döner ve sendikal mücadeleyi yönlendiren öncü kadınlardan biri olur.

Tütüncüler Sendikası'nın kuruluşu ile birlikte Zehra, Türkiye'nin ilk kadın sendika yöneticisi olur. 

  Bu yazı 8414 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 05:51:35