Sibel ÖZBUDUN

MEZUNİYET RİTÜELLERİ: NEREDEN NEREYE?[1]

Sibel ÖZBUDUN
  12-09-2020 09:13:00

SİBEL ÖZBUDUN

 

"Tören,... canlandırılan,

oynanan bir külttür."[2]

 

"Zamanlar değişti," der Foster ve Little bir makalelerinde (1987: 85-86). "Cheyenne ulusuna mensup erkeklik eşiğinde bir genç adam olsaydınız, yetişkinler dünyasına geçiş ayininiz (liseden mezuniyetiniz) bazı bakımlardan görü arayışına benzer bir tören olurdu. Çocukluğunuzdan itibaren bu sınavı geçmek için hazırlanırdınız - Kutsal dağda dört gün dört gece aç ve susuz yaşamak. Saygı duyulan daha yaşlı bir adam, olasılıkla dayınız hazırlıklarınıza yardımcı olan rehberiniz ve öğretmeniniz olurdu. Ve sonunda uzun zamandır beklenen gün gelirdi. Geri döndüğünüzde bir daha asla evlerinde bir çocuk olarak kalamayacağınız bilinciyle anne ve babanızla vedalaşır, sağaltıcı-reisle birlikte kutsal dağa giderdiniz; üşüdüğünüzde bürünmeniz için size bufalo derisinden bir giysi verilirdi. Sağaltıcı reis bunun ardından sizi orada tek başınıza bırakarak ayrılırdı; yalnız kaldığınız dört gün dört gece boyunca çocukluk korkularınız, yalnızlığınız ve sıkıntınızla, açlığınız ve susuzluğunuzla yüzleşir, kendiniz ve halkınız için bir görü arardınız. Arayışınız sona erdiğinde, sağaltıcı reisin yanına dönerdiniz, o da sizi ihtiyarlar konseyi huzuruna çıkartırdı. Onlara görü arayışınızın öyküsünü anlatırdınız, yaşlı bilgeler de deneyiminizin anlamını yorumlarlardı. Görü arayışınız temelinde size yeni bir ad verilirdi: 'sağaltıcı adı'. Özel simgelerinizi ve işaretler de size açık edilirdi. Bundan böyle evinizde yaşamazdınız. Erkeklerle birlikte avlanır ve ata biner ve evlenme çağına girmiş sayılırdınız.

"Washoe ulusundan kadınlığın eşiğinde bir genç kadın olsaydınız, daha küçük bir kız çocuğu iken ilk aybaşınız için hazırlanmaya başlardınız. Anneniz, annenizin akrabaları, köyün büyük anneleri sizi kadınlığın rol, sorumluluk, beceri ve ayrıcalıkları konusunda eğitmiş olurdu. İlk aybaşınızda köyden ayrılır ve sağaltıcı büyük anne rehberliğinde oruç kulübesine götürülürdünüz. Dört gün üç gece hiçbir şey yemeden büyük ana toprağın simgesi karanlık kulübede kalırdınız. Dördüncü gün sağaltıcı büyük anne sizi kulübeden çağırır, siz de bir sepet dolusu kor hâlinde kömürle koşarak kutsal dağa tırmanırdınız.

Dağın tepesinde, sizin dört boyutunuzu simgeleyen dört yöne yerleştirilmiş, dört köknar odunu yığını ve kalbinizin yolunu simgeleyen, parlak renklere boyanmış bir değnekle bulurdunuz. Güç ve rehberlik dileyerek elinizdeki kömürlerle yığınları tutuştururdunuz. Duman göğe ne kadar düz bir hat hâlinde yükseliyorsa yaşamınızın o kadar iyi, halkınız için o kadar faydalı olacağınız anlamına gelirdi. Sonra herkesin sizi (artık bir kız çocuğu olarak değil) bir kadın olarak beklediği köyünüze koşardınız ve bütün gece süren Kadınlar dansıyla 'mezuniyet'inizi kutlardınız. Ertesi sabah gün doğarken herkes dereye iner, orada yıkanır, köyünüze bir kadın olarak dönerdiniz. Burada onurunuza bir ziyafet verilirdi."

Foster ve Little modernleşmenin ve hızlı yaşamın bu erginleme ayinindeki derin anlam arayışının yitirilmesine yol açtığına hayıflanıyorlar. Oysa Cheyenne ve Washoe'lar yaşamlarını kendilerine ayrılmış rezervasyonlarda ya da kendilerini yerlerinden eden Beyaz toplumun içinde asimile olmuş bir hâlde sürdürüyor olsalar da, yerlerini alan Avrupalıların çocukları hâlâ -bazıları fazlaca gösterişli- kimi erginleme ayinlerinden geçiyor. Örneğin, Cambridge Üniversitesi'nin kataloğundan alınan, mezuniyet töreni teşrifatının anlatıldığı şu satırlar:

"Tören rektör yardımcısının alayının Baş Teşrifatçı önderliğinde Senato Salonu'na girmesiyle başlar. Herkes ayağa kalkar. Rektör Yardımcısı ya da onun naibi platformdaki yerine ulaşınca izleyiciler yerlerine otururlar. Üniversite görevlileri ayakta kalır. Toplantı nezaretçinin Senato salonunu kat edip platformdaki yerini almasıyla başlar. Tüzük kitaplarını masanın üstünde bırakırlar.

Konukları selamladıktan sonra Baş nezaretçi tek tek mezun adaylarının adlarını zikreder. Her bir anmanın ardından nezaretçiler yönetim kurulu üyelerinden herhangi birinin oylama çağrısı yapması için birkaç saniye susarlar. İtiraz 'Non Placet' ('Onaylanmadı') sözleriyle yapılır. Eğer itiraz olmazsa ikinci nezaretçi Yönetim Kurulu'nun suskun onayını 'Placet' ('Onaylandı') sözcüğüyle ifadelendirir. Bundan sonraki bütün tören Latince yürütülür.

Baş nezaretçi aşağıdaki formülü söyler:

'Supplicant reverentiis vestris viri mulieresque quorum nomina juxta senaculum in porticu proposuit hodie Registrarius nec delevit Procancellarius ut gradum quisque quem rite petivit assequantur.'

'Kayıt görevlisinin adlarını Senato binasının dışındaki kemere astığı ve Rektör yardımcısının silmediği bu erkek ve kadınlar siz saygıdeğer üyelerden kurallara uygun olarak aday oldukları derecelere kabul edilmelerini arz ederler.'

Eğer bir itiraz olmazsa, ikinci nezaretçi 'Placet' der.

O zaman teşrifatçılardan biri Rektör Yardımcısına platformun önündeki kürsüye doğru eşlik eder ve mezun adaylarının sunumları başlar. Yüksek derecelerin adaylarının (DD, LLD, MD, LittD, ScD, MusD, BD, VetMD ve MChir) sunumu önceliklidir; onları MA (yüksek lisans) adayları izler. Mezun adayını sunan öğretim üyesi onun sağ elini tutup şöyle der:

'Dignissima domina, Domina Procancellaria et tota Academia praesento vobis hunc virum (hanc mulierem) quem (quam) scio tam moribus quam doctrina esse idoneum (idoneam) ad gradum assequendum (name of degree); idque tibi fide mea praesto totique Academiae.'

'Saygıdeğer Rektör yardımcısı ve Üniversite, size hem karakter hem de eğitimi itibariyle filanca dereceye layık olduğunu bildiğim bu adamı (bu kadını) takdim eder ve size ve Üniversiteye olan sadakatim adına temin ederim.'

Adayın adı söylenir, adaylar bir adım öne çıkıp diz çökerler. Rektör yardımcısı adayın ellerini kavrayarak şunları der:

'Auctoritate mihi commissa admitto te ad gradum (name of degree), in nomine Patris et Filii et Spiritus Sancti.'

'Bana tanınan yetkiyle Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına seni filanca dereceye kabul ediyorum.' (Teslis formülü adayın arzusuna bağlı olarak çıkartılabilir.)

Mezun bundan sonra ayağa kalkar, rektör yardımcısını başıyla selamlar ve Senato Salonu'nun Doktorlar kapısından derecesinin belgesini almak üzere çıkar (...)

Son aday da kabulünü aldıktan sonra Teşrifatçılardan biri Topluluğu 'Magistri' (Ustalar/Efendiler) sözcüğüyle düzene çağırır. Herkes ayağa kalkar. Rektör yardımcısı 'Nos dissolvimus hanc congregationem' sözleriyle toplantıyı kapatır ve Baş teşrifatçının başı çektiği ve onu kayıt memurları, nezaretçiler, ön-nezaretçilerin izlediği alaya katılarak salonu terk eder. İzleyiciler alayın salondan çıkışını ayakta beklerler ve ancak sonra salondan ayrılırlar."[3]

İki anlatı da ayindir: Geçiş ayinleri. Her ikisi de bünyesinde biçimlendiği kültürün vurguladığı unsurları sergilerler... İlki kişisel cesaret, yetkinlik, özgüven, cemaat dayanışması: küçük ölçekli bir toplumun varlığını sürdürebilmek için gereksindiği başlıca değerler... İkincisi ise kurumsal vurgu: Cambridge Üniversitesi mezuniyet töreninde her şey, mezun adayları dâhil katılımcıları kurumun görkemine, mutlak yetkesine boyun eğdirmek için tasarlanmışa benzemektedir. Tabii her şey bundan ibaret değil.

Peki, nedir "geçiş ayini"?

Kavramı büyük ölçüde Hollandalı-Alman-Fransız folklorist Arnold van Gennep'e borçluyuz. Gennep'in (1981) ritüeller konusundaki çığır açıcı kitabı Les rites de passage 1909'da yayınlandı. Van Gennep, kitabında "geçiş ritleri" adını verdiği ve bir hâlden diğerine (mekân değiştirme, doğum, erginleme, tahta çıkma, evlilik, ölüm, mevsim geçişleri...) geçişe eşlik eden ayinleri tahlil ediyordu.

Van Gennep'e göre insanlar ve toplumlar, kimi toplumlarda kozmik geçişler, gezegenlerin devranı, ayın evreleri ile bağlantılandırılan ve insan yaşamını hayvansal ve bitkisel yaşamla ilişkilendiren bir dizi evreden geçmektedir. Bu geçişler toplumsal ve bireysel yaşam açısından tehlike yüklüdür: zararlı etkilerinden korunabilmek, ancak onlara eşlik eden ayinler (geçiş ritleri) ile mümkündür. Bir başka deyişle, van Gennep'e göre, bir insanın, toplumun ya da doğanın bir hâlden bir başkasına geçişine eşlik eden ayinler, geçiş evresindeki kişi ya da gruplara psikolojik destek sağlayacaktır.

Her "geçiş riti" van Gennep'e göre, her biri farklı yoğunluklarda vurgulanabilen üç evreden oluşur: ayrılma, eşiksellik ve bütünleşme...

Ayrılma evresi, kişi ya da grubun eski hâlinden koptuğu ana işaret etmektedir. Sünnet olan bir erkek çocuğu, çocukluktan kopmakta, askere yolcu edilen bir delikanlı sivil yaşamdan ayrılmakta, evlilik ritüelinden geçen çift bekârlığa, ölen bir kişi ise yaşama veda etmektedir. Sünnet olan bir çocuk, sünnet giysilerini giyip eş-dost ziyaretlerine başladığı andan itibaren çocukluktan kopar.

Ayrılığı, kişi ya da grubun artık eski hâlinde olmadığı, ama yeni hâline de kavuşamadığı bir eşiksellik (liminality) evresi izler: Evlilik ritüeli sırasında çift, ne bekâr ama ne de evli olmadıkları bir nişanlılık süreci yaşarlar, örneğin. Asker adayları, artık sivil olmadıkları, ama henüz -yemin etmedikleri için- asker de sayılmadıkları bir acemilik evresinden geçerler. Ölü ancak kırkı çıktıktan sonra tam olarak ölmüş sayılır ve yakınlarının yası resmen sona erer. Sünnet çocuğunun "erkek" sayılması (ve gerçekte dinsel açıdan sorumlu ve erişkin kabul edilmesi) için sünnet törenini sonlandıran mevlûdu beklemek gerekecektir. Bu süre içinde çocuk artık "çocuk" değildir, ama erişkin de sayılmaz...

"Geçiş riti", kişi ya da grubun yeni durumuyla buluştuğu, yeni bir statü edindiği "bütünleşme" evresiyle son bulur: acemi askerler yemin ederek asker olurlar, gelin ile damat nikâh memuru ve tanıkların huzurunda öpüşerek, ya da yine bir eşiksellik sayılabilecek balayı dönüşünde yeni bir yaşama başlarlar, kırkı çıkan ölünün yakınları yas dönemine son vererek gündelik faaliyetlerine dönerler, sünnet çocuğu sünnet mevlûdunun ardından sünnet entarisini çıkartarak normal hayatına başlar vb... Eski hâlden kopmayı izleyen tecrit durumu son bulmuş, kişi ya da grup yeni bir statüye kavuşmuş ve yeni statüsüyle toplumuna geri dönmüştür...

Ayin konusunda yoğun ve kapsamlı çalışmalarıyla bilinen antropolog Victor Turner ise, önceleri, ayinin toplumsal çelişkileri dışa vurup çözümleyiş biçimi üzerinde durur: Orta Afrika Zambiya'sındaki Ndembu halkı arasında uzun süreli bir alan çalışması gerçekleştiren Turner, Ndembuların soy grubunun örgütlenişinden kaynaklanan çelişkileri ve çatışkı potansiyellerini ayinsel olarak yatıştırdıklarını gözlemlemiştir.

Turner'ın ayin kuramı, iki yönlüdür. İlkin ayin sırasında gerçekleşen rol altüstlüklerini vurgular. Bunun için Turner, Van Gennep'in geçiş ayinlerine ilişkin üçlü şemasını devralır ve bu üç evreden "eşiksellik" üzerinde durur.

Turner'a göre "eşiksellik", "iki arada bir derede" ya da "ne orada ne burada" olma hâlidir. Geçiş ayininin eşiksellik evresinden geçen bireylerin toplumsal statüleri ters yüz olur, gündelik yaşamlarını biçimlendiren alışkanlıklar lağvolur. Eşiksellik, belirsizliklerle yüklü, ikircim dolu bir süreçtir. Eşiksellik evresindeki kişileri toplumsal yapıyı oluşturan kategorilerden birine dâhil etmek mümkün değildir: o ne sivildir ne asker, ne çocuktur ne erişkin, ne evlidir ne de bekâr... Bu nedenledir ki eşiksellik sıkça ölüme, rahimde olmaya, görünmezliğe, karanlığa, biseksüelliğe, yabanıllığa, ay ya da güneş tutulmasına benzetilir. Eşiksel varlıklar, örneğin bir dinsel cemaate katılmak üzere olan adaylar ya da yaş dönümü eşiğindeki yeniyetmeler, hiçbir şeye sahip değilmiş gibi temsil edilebilir. Eşiksel varlıklar olarak herhangi bir statüye, mülke, rütbe ya da rollerini belirtecek bir giysiye, akrabalık sistemi içerisinde bir konuma, kısacası kendilerini diğer adaylardan ayırt edecek herhangi bir şeye sahip olmadıklarını göstermek üzere garip giysiler giydirilebilir, yarı-çıplak hatta çıplak dolaşabilirler. Davranışları genellikle edilgin ve alçakgönüllüdür, kendilerine verilen talimatlara itirazsız uyar, cezalara yakınmadan katlanırlar. Sanki yeniden biçimlenerek yaşamdaki yeni konumlarına uyum göstermelerini sağlayacak yeni güçlerle donanana dek, aşağılanmayı, yerlerde sürünmeyi gönüllü kabul etmişlerdir. Adaylar kendi aralarında yoğun bir yoldaşlık ve eşitlik ilişkisi yaşarlar. Aralarındaki rütbe ve statü farklılıkları ortadan kalkmış, hepsi adeta türdeşleşmiştir.

Modern toplumlarda daha ender olmakla birlikte, geçiş ritleri ve özellikle de eşiksellik evresinin bu özellikleri, küçük ölçekli toplumlarda daha vurguludur. Bu toplumlarda, örneğin bir dinsel derneğe girmek için bekleyen acemiler ya da toplu olarak yetişkinliğe adım atacak olan kız ve erkek çocuklar, uzun süre toplumun geri kalanından tecrit edilir, topluca köylerinden uzak bir yerde, örneğin ormanın içlerindeki kızlar ya da erkekler evinde kalır, burada ritüel üstatları eliyle uzun ve acılı (kimi zaman bedenlerini yaralamayı, hatta sakatlamayı içeren) deneyimleri yaşar ve yetişkin kadın ya da erkek olmanın kendi toplumları için ne anlama geldiğini, ya da bir başka deyişle toplumlarının değer sistemlerini öğrenirlerdi... Tıpkı, Foster ve Little'ın yukarıda andığım makalesinde aktarılan Cheyenne delikanlıları ve Washoe genç kızları gibi.

Turner, bu eziyetlere birlikte katlanan, gündelik hayata hükmeden, normların altüst olduğu, kendi içinde eşitlikçi ve türdeş erginlenenler topluluğuna communitas (Lat. Commitatus= yoldaşlık) adını vermektedir. Communitas, topluma genelde hâkim olan yapı'nın (hiyerarşi, roller, mertebeler...) geçici olarak lağvolduğu ya da askıya alındığı bir momenttir; communitas katılımcıları, gündelik yaşamlarında onları birbirinden ayıran tüm statü, rol, sınıf farklılıklarının askıya alındığı bir ortamda, benzer giysiler içinde, benzer bir itaatkârlıkla üstlerinin kendilerine verdiği talimatlara boyun eğer, dayatılan acılara itirazsız katlanır. Eğitim gören acemi erler, ya da kendilerinden büyük sınıflardaki ağabey ya da ablalarının "eşek şakaları"na sessizce katlanırken kendi aralarında derin kardeşlik bağları oluşturan birinci sınıf öğrencileri gibi...

Peki, tüm bunlar nedendir?

Çünkü geçiş ayinleri, çoğunlukla kişinin statüsünün yükselmesine, bu statüyle ilişkili yeni yetkiler edinmesiyle ilişkilidir. Bir "yetki zehirlenmesi"ni önlemek için, erginlenmişler grubu "üst"ü deneyimlemeden önce "en alt"ı, "dipsiz" olanı, en düşük olanı deneyimler. Böylece yeni statüsünün kendisine tanıyacağı yeni hakları suiistimal etmeyecek, alçakgönüllü olmayı öğrenecektir. Pek çok Afrika toplumunda krallar, tahta geçiş ayinleri sırasında uyruklarının hakaretlerine, hatta fiziksel saldırılarına, müstehcen şarkılarına muhatap olmak ve başlarına gelen herşeyi derin bir tevazu ve tahammülle kabullenmek zorundadır. Osmanlı padişahları, Cuma selamlığına giderken yolun iki yanına dizilmiş, "Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!" diye bağıran halkın arasından geçmek durumundaydı. Günümüzde iktidara geldiklerinde ayrıcalıklı bir statü ve yüksek bir gelir düzeyine erişen, ve halkla pek de temas etmeyen politikacılar seçim zamanı yollara revan olur, o köy senin, bu kahvehane benim, yoksul sofralarında misafir olmak dâhil bir dizi "rol ters yüzlüğü" yaşarken, kendilerini azarlayan, hakaret eden seçmenlere karşı son derece alçakgönüllü, kibirsiz davranmak zorundadır... Adaylığını açıklamaktan mazbatayı almaya dek süren bir "eşiksellik" süreci!

Turner'ın ayin çalışmalarına bir başka katkısı, ayinsel simgeciliğe ilişkin saptamalarıdır. Ndembuların ayinlerine ilişkin gözlemleri, Turner'ı şu sonuca vardırır:

"Ndembu ritüelleri çerçevesinde kullanılan hemen her nesne, jest, şarkı ya da dua, her mekân ve zaman birimi, genel kabule uygun olarak kendisinden başka bir şeyi temsil eder. Göründüğünden fazlasıdır, hatta çoğu zaman hayli fazlasıdır. Ndembular ritüel öğelerinin anlatıcı veya sembolik işlevinin farkındadırlar. Bir ritüel öğesi ya da birimi, çijikijuli olarak adlandırılır. Sözcük 'sınır işareti' ya da ağaçlardaki 'yön gösteren çentik' anlamına gelir. (...) Esasen, ritüel inançları ve uygulamalarıyla son derece yüklü bir iş olan avcılığın teknik söz dağarından alınma bir terimdir. Çijikijuli aynı zamanda bir arazinin göze çarpan bir özelliği, 'yol gösterici bir nokta' anlamına da gelir, örneğin bir insanın bahçesini veya bir reisin bölgesini diğerlerinkinden ayırt eden bir karınca yuvası gibi..."(Turner 2018: 26)

Demek ki Ndembular için tüm ayin unsurları, "kendilerinden başka bir şeye, hatta birçok şeye işaret eden" ve katılımcılara "yol gösteren" simgelerdir. Erkek çocukların sünneti sırasında giyilen masklar ata ruhlarını, bu ata ruhlarından biri olan ve hasta çocukları kötü ruhlardan koruyan Mvweng'i sünnet derisini ve yetişkin erkekliği, art arda bebeklerini kaybeden bir kadının sağaltım ayinine başladığı dev sıçan ya da karıncayiyen yuvası tıkanmış rahmi, sağaltım ayini sırasında kanı akıtılan kırmızı horoz kocayı, kadının talihsizliğini, ıstırabı; beyaz piliç kadını, saflık, olumluluk ve iyileşmeyi... temsil eder... Yalnız nesneler, yalnız sözler değil, ayinde zaman ve mekân da simgesel bir değer yüklenir. Ve yalnızca Ndembular için değil...

* * *

Mezuniyet törenlerine bu gözle baktığımızda, Van Gennep ve Turner'ın sözünü ettiği özellikleri sergilediğini görmek, olanaklı.

Kendisi çocuklukla yetişkinlik, yetişkinliğin sorumluluklarını üstlenme arasında eşiksel bir evre olan öğrencilik yaşamı "başarı"yla tamamlandığında, "mezuniyet töreni" gibi, modern zamanımızda zaman olarak sıkıştırılmış, ama küçük ölçekli toplumlarınkinden daha az dramatik olmayan bir "geçiş ayini"yle son bulur. Adayın ne öğrenci, ama ne de mezun (yani "yetkili, ehliyet sahibi") olmadığı bir araf evresini, "ne orada ne de burada ol(a)madığı bir hâlin vurgulandığı bir törendir mezuniyet. Adaylar kendilerini diğer öğrencilerden ayırt eden giysilere bürünürler. Batı Avrupa'dan başlamak üzere dünyaya yayılan akademik gelenek uyarınca, çoğunlukla renkleri ait oldukları okulları simgeleyen bir cübbe ve kare biçimli, aşağı doğru sarkan bir püskülü olan bir keptir bu.

Mezuniyet cübbesi kullanımı, Avrupa'da 12. yüzyıla dayanır. Kiliselerin çevresinde oluşturulan ve esas olarak din adamı yetiştirmeyi hedefleyen ilk Avrupa üniversitelerinde cübbe ve kapüşon, standart keşiş giysisiydi. Bugün Oxford ve Cambridge'de öğretim elemanlarının ders verirken giymek zorunda olduğu cübbe ilim mertebesini ve dinsel statüyü simgeler. 1800'lerde İngiltere'de cübbelerin renkleri farklı bilim alanlarını simgelemek üzere farklılaşmaktaydı. (Coleman, 2006)

ABD'de bazı üniversitelerde mezuniyet adaylarının başlarına geçirdikleri kapüşonlar da öyle: Kelt druid'lerinin üstün zekâ ve bilgeliklerini simgelemek üzere taktıkları kapüşonlar, mezunların toplumdaki ayrıcalıklı konumlarını simgeler, çoğunlukla. Kapüşon astarının rengi mezuniyeti veren kurumu, dış kenarındaki kordonun rengi ise mezuniyet alanını simgelemektedir: edebiyat fakülteleri için beyaz, doğa bilimleri için altın sarısı, güzel sanatlar için kahverengi, ilahiyat için kırmızı. Benzer bir durum cübbenin yenleri için de söz konusudur: lisans mezunları için sivri yenler; yüksek lisans için koltuk altları yarık uzun, kapalı yenler, dar kapüşon; doktora için çan şeklinde yen ve drape, geniş kapüşona işaret etmektedir.

Anlatıldığına göre 1321'de Portekiz'de Coimbra Üniversitesi, tüm doktora, yüksek lisans ve lisans öğrencilerinin cübbe giymesi konusunda karar almış. 14. yüzyılda kimi yüksek öğrenim kurumları, türdeşliği sağlamak üzere uzun cübbeyi standartlaştırmış. VIII. Henry İngiltere'sinde Oxford ve Cambridge, en ince ayrıntıları yönetmeliklerle belirlenmiş standart akademik giysi uygulamasını başlatmışlar.[4]

Günümüzde akademik cübbenin daha yaygın tamamlayıcısı ise, kullanımı kapüşondan daha yaygın olan kare şeklindeki keptir. Giyilmesi 16. yüzyıla dek dayandırılan, kimine göre taş ustalarının kullandığı harç paletine benzediği için masonik gelenekle, kimine göre kitabı andırdığı için ilimle ilişkilendirilen, bazılarına göre ise Oxford Üniversitesi'nin kare biçimli planına göndermede bulunan mezuniyet kepleri, dünyanın pek çok üniversitesinde, tepedeki püskülün diploma alınırken bir taraftan diğerine (kuruma ve mezuniyet derecesine göre sağdan sola ya da soldan sağa) aktarılması ve tören sonunda topluca havaya fırlatılmalarıyla, mezuniyet törenlerinin vazgeçilmezidir.

Mezuniyet törenlerinin yaygın biçimi, rektör ya da yardımcısının başkanlık ettiği, kadrolu akademik personelin -kimi zaman akademik giysiler içerisinde- hazır bulunduğu, adayların törensel bir müzik eşliğinde bir geçitle podyumdaki yerlerini aldıkları bir törendir. Tören sırasında rektör, yardımcısı, mütevelli heyeti başkanı ya da eşraftan birinin ve dönem birincisi birer konuşma yapar, ardından adayların her birinin ismen çağrılarak diplomasını üniversite yöneticisinin elinden teslim alır. Üniversite mezuniyetinin gerçek bir ayrıcalığa denk düştüğü kimi ülkelerde, örneğin Uganda'da bu görevi devlet başkanı ya da temsilcisi üstlenmektedir (Atogonza 2010). Adaylar diplomalarını aldıktan sonra, yine yaygın uygulamaya göre keplerini topluca havaya fırlatırlar - 1912'de ABD'de Donanma Akademisi'nde başlayan bir uygulama... Mezunların iki yıl boyunca asteğmen rütbesiyle donanmada görev alma uygulamasının son bulduğu ve mezunların hemen subay şapkalarını aldığı 1912 yılında, mezunlar artık ihtiyaç duymadıkları astsubay şapkalarını havaya fırlatarak kutlamışlar mezuniyetlerini... O gün bugündür dünyanın pek çok üniversitesinde diploma töreni ardından kepler havaya atılır. (Hull 2013)

Keplerin havaya atılması, eşiksellik evresinin son bulup, adayın mezun olarak yeni hayatıyla buluştuğu dramatik momenttir: Van Gennep'in "bütünleşme" evresi. O ana dek mezun oldukları kurumun bütün ağırlığını sırtlarında taşırcasına suskun, ciddi, mütevazı olmak durumundaki adaylar, önce keplerinden, ardından da cüppelerinden sıyrılır, ellerinde diplomaları tören bitiminde aileleriyle kucaklaşmaya koşar, kimi ülkelerde mezuniyet balolarında "kurtlarını döktükten" sonra ertesi gün, iş aramaya başlayacakları "normal" yaşama dönerler.

Ama tüm mezuniyet törenleri bu denli "ciddi ve ağırbaşlı" değildir. Örneğin Norveç lise mezuniyet ritüelleri, Michel Bakhtin'i aratmayacak bir "aşırılık, oburluk ve ayyaşlık" festivali, bir faşing görünümündedir: Norveçli lise son sınıf öğrencileri, lise öğrenimlerini bir ay süren sınır tanımaz içki, müzik ve taşkınlık festivali, russefeiring ile tamamlarlar. Gerçek anlamda "sınır tanımaz": Öyle ki Norveç Karayolları Genel Müdürlüğü öğrencilerin dönel kavşaklarda seks yapmasının ya da köprülerin üzerinde çırılçıplak koşuşturmasının sürücülerin dikkatini dağıttığı gerekçesiyle bir uyarı yayınlamak zorunda kalmıştır! (Walker 2018)

İtalya'da (ve Arjantin ile İngiltere'de) ise adaylar tepeden tırnağa çöpe belenirler: yumurta, yaldız, un, keçap, konfeti... Giysileri parçalanır.

Çin'de mezuniyet törenleri adayların gelin, damat, korsan giysilerine bürünmesiyle bir kıyafet balosu görünümü alırken Japonya'nın Kanazawa Güzel Sanatlar Koleji mezun adayları ise akıllarına gelen her kılıkla çıkmaktadırlar tören podyumuna: Demir Adam, çatal, keman, makas... (Walker 2018).

Bu son örnekler üzerinde biraz daha durmak gerek. Turner'ın "eşiksellik evresi"nin rol tersyüzlükleri, kuralsızlık, yapısızlaşma ile karakterize olduğunu vurguladığına daha önce değinmiştim. Gündelik hayata hükmeden kurallar, normlar, Turner'ın eşiksellik evresinde geçici olarak lağvolur ya da tersine çevrilir. Perhiz ya da aşırı yiyip içme, cinsellikten kaçınma ya da kural tanımaz bir kösnüllük, suskunluk ya da gürültü-patırtı...

Turner'a göre bu durum geçicidir; yapısızlık er-geç yerini yapıya, kuralsızlık kurala, kaos, yerini düzene bırakacaktır. Ve eşiksellik evresinin yapısızlık, kuralsızlık, kaos deneyimi, bu deneyimi yaşayanlar için, yaşamlarının yeni evresinde, yeni rollerinde yol gösterici olacaktır: tahta geçme töreninde uyruklarının hakaretlerine uğrayan bir kral, bu madunluk deneyimi sayesinde adaletli yönetimi öğrenecek, gündelik yaşamında katı iffet kurallarıyla kuşatılmış bir Zulu kadını, yılda bir kez gerçekleştirilen tarım ritüellerinde erkek giysileri giyip normal yaşamında kendisine tabu olan çobanlık ve süt sağımı gerçekleştirir, ya da çırılçıplak dans edip açık saçık şarkılar söylerken yaşadığı catharsis aracılığıyla toplumsal rolünü kabullenecektir (Gluckman 1966). Özetle, Turner'ın eşiksellik evresi, Güney Afrikalı antropolog Max Gluckman'ın "başkaldırı ayinleri" olarak nitelediği durumlara denk düşer. Bir hâlden bir başkasına, bir mertebeden bir üste geçişte aday(lar)ın en aşağı, en ters, en kuralsız olanı deneyimleyerek toplumsal statü ve "hâl"leri ya da kısaca düzeni olumlaması.

Köprülerde çırılçıplak koşuşturan Norveçli öğrenciler, mezuniyet partilerinde sabaha kadar içip dans eden ABD'li gençler, tepeden tırnağa yumurta, un ve krepon kağıdına belenen İtalyan mezunlar, diploma törenine palyaço kılığında çıkan Japon sanatçı adayları ya da her saniyesi katı yönetmeliklerle tayin edilmiş, teşrifatlı mezuniyet töreninden çıktıktan sonra sabahlara dek içip dans eden Cambridge'liler... Ayrıldıkları disiplinli, sınavlı, cezalı okul hayatına veda edip kendilerini bekleyen kravatlı, tayyörlü, amirli, patronlu, 9.00-17.00 çalışma yaşamına geçiş yaparken yaşamlarına hükmeden katı kuralları geçici bir süre için ilga edip modern yaşamın düzenini, hiyerarşilerini, disiplinini, onları yeni bir düzlemde kabullenip özümsemek üzere ti'ye almaktadırlar...

Ama bu "geçiş hâlleri" kimi zaman bir sistem eleştirisine, mevcut düzeni kabullenmeye değil, değiştirmeye yönelik bir protestoya da dönüşebilir. Bakhtin, Rabelais ve Dünyası'nda (1984) Ortaçağ karnavallarında alt sınıfların, ezilenlerin dünyanın düzenine dönük hoşnutsuzluklarını dile getirdikleri ve kendiliğinden bir biçimde kendi yaşam ideallerini dışa vurdukları rol tersyüzlüklerinin izini sürer.

 Her yıl mezuniyet töreni sırasında ellerinde kendilerini bekleyen işsizliği, sömürü düzenini, kadın cinayetlerini, çocuk istismarını, çevresel talanı vb. protesto eden pankartlarla geçit yapan ODTÜ mezunları da, benzer biçimde toplumsal düzenle "bütünleşme" arzusundan çok, onu değiştirmeye yönelik iradelerini, çarkın dişlilerine dönüşmeye karşı itirazlarını dile getirmektedirler. Geçmişte genellikle yüksek ücretli, pozisyonlu işler bulabilen, toplumsal prestiji yüksek, gözde bir eğitim kurumu mezunlarının son yıllarda genelde yükseköğrenimlilerin, özelde kendilerinin karşı karşıya kaldığı değersizleşme, işsizlik, düşük ücretli, düşük vasıflı istihdam, kırılganlık gibi koşullara ve toplumda derinleşen gelir uçurumuna, ekonomik krizlere, baskılara karşı başkaldırısı... Ülkenin "normal" koşullarında polislerin coplu gazlı müdahalesine maruz kalacak bu protestonun "törensel" yönü onu bir meşruiyet ve dokunulmazlık zırhıyla donatmaktadır gerçi, ama ODTÜ mezuniyet törenleri, gençlerin düzenle "bütünleşme"lerine yönelik bir ayindense bir "kopuş", "değiştirme" iradesinin ifadesi gibi durmaktadır.

Sonuç olarak, mezuniyet törenleri, dahil oldukları ritüel, geçiş ritüeli kategorisinin tüm unsurları gibi bize çok şey anlatırlar: bir hâlden bir başkasına, bir konumdan (daha yüksek) bir başkasına geçmekte olan gençlerin gerilimlerini, bu "araf" durumunun ikircimini, gençlerin kurumsal aidiyetleri ve uzmanlık alanlarını, mezunu olacakları kurumun hiyerarşi, kadimlik ve görkemini, zorlu bir öğrenim yaşamını geride bırakıyor olmanın coşkusu ve belirsiz bir geleceğe adım atıyor olmanın kaygılarını, arkadaşlardan ayrılıyor olmanın hüznünü, ritüeli seyreden ailelerin gururunu, maruz kalınan katı disiplin kurallarına başkaldırıyı, tuvaletli, smokinli, şampanyalı mezuniyet balolarıyla "seçkinler" dünyasının tam yetkili mensupları olmaya doğru adım atmayı, dünyayı değiştirme arzusunu...

Ve bunu sıkıştırılmış bir zaman diliminde, yoğunlaştırılmış bir duyumsal uyarı ortamında, kesif ve çoğul-anlamlı bir simgeler ortamında yaparlar. Barbara Myerhoff'un (1980: 86) da dediği gibi, "Biçim itibariyle dramatik oldukları için ritüeller renk, koku, müzik, dans, yiyecek, ritm aracılığıyla bize seslenerek, eleştirel yetilerimizi uyuşturarak bizi kendi duyumlarımızla ikna ederler. Ritüellerde performe ederiz, ve yapmak, inanmaya dönüşür."

  Bu yazı 8883 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 05:51:35