Sibel ÖZBUDUN

KRİZİN "KADIN HÂLİ" VE KADIN MÜCADELESİ[1]

Sibel ÖZBUDUN
  08-03-2024 10:31:00

SİBEL ÖZBUDUN

 

"Kadınların emeğini kapitalistler için çekici kılan,

Yalnızca daha düşük ücretli olması değil, aynı zamanda

Kadınların daha itaatkâr olmalarıdır."[2]

 

Farkında mısınız, biz kadınlar, son zamanlarda krizden daha az söz eder olduk... Arşivleri bir karıştırın, 2001, 2009 ve en son da pandemi dönemi 2020'de krizin kadınlar üzerindeki etkisi üzerine tartışmalar dolduruyordu gazete-dergi sayfalarını, ekranları, sosyal medyayı ve salonları. Sendikaların, kadın örgütlerinin başlıca gündem konusu buydu... Covid-19 pandemisinin sonu ilan edildikten sonra bu tartışmalar duruldu, kriz adeta gündemden düştü.

Peki, bitti mi? Bu sorunun yanıtını vermek için ekonomi uzmanı, borsa simsarı, yatırım danışmanı filan olmanıza gerek yok. Geçen hafta gittiğiniz marketteki ya da çıktığınız pazardaki fiyatlarla bu haftakileri kıyaslamanız, geçen aya kadar satın alıp da bu ay almaktan vazgeçtiğiniz gereksinimlerinizi hatırlamanız yeterli...

Hayır, kriz bitmedi. Kronikleşti... 2000'li yılların başından bu yana, kapitalist metropollerin 1970'lerin krizini atlatabilmek için giriştikleri "model değişikliği"nin, yani neoliberal ekonominin onmaz, geri dönüşsüz krizinin içinde yaşıyoruz. Bu nedenle belki alıştık, belki "krizsiz günler"in neye benzediğini unuttuk... Ya da korku filmi bağımlıları gibi, korkmak için bir öncekinden daha dehşetli, daha ürkütücü sahneyi bekliyoruz...

"Geri dönüşsüz" dedim, gerçekten de içinde debelendiğimiz kriz, artık sistemin kendini restore edebileceği boyutları aştı. Bunun en önemli nedeni, yalnızca iktisadî/malî olmaması. Neoliberal ekonominin frensiz talan mantığının itimiyle mevcut hâl,  yaşamımızın farklı veçhelerindeki krizleri tetikleyip onlarla örtüşerek bir "uygarlık krizi"ne dönüştü. Artık "normalleşme" mümkün gözükmüyor. Ve üst üste düşen iktisadî/malî, sosyal/beşeri, siyasal ve ekolojik -krizler kapitalist sistemin kendini onarma yetisini dumura uğratıp daha da saldırganlaşmasına yol açarken, kadınların yaşamlarını da derinden sarsıyor.

O zaman gelin,  bu dört veçheli krizin coğrafyamızda kadınların yaşamlarında ne gibi etkilere yol açtığını kısaca da olsa, irdeleyelim.

İKTİSADÎ/MALÎ KRİZ

İktisadî/malî krizlerin kadın emekçiler üzerinde (Janus heykeli misali) çifte etkisi olduğu yıllardır söyleniyor. Bunlardan ilki, kadınların kitlesel olarak hane-dışı üretime çekildiği "sanayi devrimi"nden bu yana geçerli: "yedek işgücü" olarak görülen kadınlar, kriz zamanlarında evin esas "ekmek getiricisi"ne yol verip, yeniden üretim maliyetlerini düşürmek üzere yine işten çıkartılıyorlar.

Ancak son dönemlerde bunun tersi bir eğilimin devreye girdiğini gözlemliyoruz. Kadın emekçilerin daha ucuza, daha uzun süreler çalışmaya razı olup aynı zamanda yeniden üretim "işlerini" de bedelsiz olarak üstlenmeye yatkın olduğunu sezinleyen patronlar, kriz dönemlerinde kadın işçi istihdamına yönelmeyi tercih eder gözüküyor. Nitekim Türkiye'nin en "güvenilir" (?!!) kurumlarından biri olan TÜİK'in verileri de bütün ihtiyat payına rağmen, bu eğilimi doğruluyor. Bu verilere göre Türkiye'de erkek işsizliği oranı Aralık 2022'de % 8.2 iken Aralık 2023'de % 7.1'e düşmüş gözüküyor. Erkek işsizliğinde 1 yıllık gerileme oranı: % 1.1. Buna karşılık Aralık 2022'de % 14.4 olan kadın işsizliği, Aralık 2023'de yüzde 12'ye gerilemiş. Gerileme oranı: % 2.4. Bir başka deyişle patronlar, işe almada kadınları tercih etmiş...[3]

Sizce neden? Patronlar kadınların "güçlendirilmesi" gerektiğine inanıp buna katkıda mı bulunmak istiyorlar? Yoksa tarihsel işbölümü içinde kadınların itaatkâr, uysal, konsantrasyon yetisi yüksek, dikkatli ve de en önemlisi, talepkârlık düzeyi düşük olması nedeniyle mi, yani kâr marjlarını korumak ya da yükseltmek için mi tercih ediyorlar onları? Öyle ya, geleneksel işbölümü kadınlara, çalışıyor da olsalar, esas görevlerinin eve, çoluğa-çocuğa bakmak olduğunu belletmiştir. Bu nedenle de kendilerini genellikle esas ekmek getiren olarak görmezler. Zorunluluklar nedeniyle çalışıyorlardır, güçlükler atlatıldığında eve dönme hayaliyle... Kendilerini "geçici işçi" olarak algılamaktan vazgeçemezler bir türlü. 

Bildiğimiz bir şey daha var: Pandemi sürecinde hizmet sektöründe yaygınlaşan "evden çalışma modelini" patronlar çok sevdi. (Hemen ekleyelim; "evde çalışma" özellikle taşra KOBİ'lerinin tercih ettiği bir model olarak pandemiden önce üretim sektöründe yaygın olarak uygulanıyordu: özellikle tekstil sektöründe, parça başı çalışma olarak...) Sevmekte kendi açılarından haklılar da: personelin yemek, ulaşım, aydınlatma, ısınma, hatta tuvalet giderlerini kendisine yükleyip tasarruf edebiliyor, üstelik de böylelikle işyerindeki örgütlenme, grev, iş yavaşlatma, protesto gibi "nifak unsurlarından kaçınabiliyorsunuz. TÜSİAD'ın, TÜRKONFED'in, TİSK'in, MÜSİAD'ın evde(n) çalışmaya, ya da bir diğer adıyla "esnek çalışma"ya övgüler yağdırması boşuna değil.

Peki "evde(n) çalışma"yı en çok kimler gerçekleştiriyor? Doğru tahmin ettiniz, yine kadınlar... Öyle ki, resmi kaynaklar "esnek çalışma" [yani part time, geçici, evde(n)... bir başka deyişle düşük ücretli, güvencesiz, izole...] modelleri sayesinde kadın istihdamının arttığını bildiriyor; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da (düşünün, Çalışma bakanı bile değil!)  "kadınların ev ve iş hayatı arasında tercih yapmak durumunda kalmaması için" esnek ve uzaktan çalışma, hibrit çalışma modelleri üzerinde durduklarını müjdeliyor!

Bu "müjde" bizi iktisadi krizin kadınlar üzerindeki ikinci yüküne getiriyor. Ev işleri, yani yeniden üretim faaliyetlerinin hemen tümüyle kadınların sırtına yıkılması... Krizde işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, dar gelirlilerin alım güçleri daha da düşer. Daralan bütçeyle evi idare etmek, indirimli ürünleri, pazarın ucuz saatlerini kollamak, belki çöpleri karıştırmak, sökükleri dikmek, eski giysileri bollaştırıp onarmak, evdeki yaşlılara, hastalara bakmak, makarna, yumurta, tarhanayla mucizeler yaratmak, Halk Ekmeklerde kuyruk beklemek, evde yalnızken ısıtıcıyı kapatmak, ek gelir için evlere temizliğe gitmek, çorap, bere, atkı örmek... onlara düşer. Bir işte çalışsalar da çalışmasalar da...

Yani kadınlar kapitalizm için çalışsalar da çalışmasalar da "üretim maliyetini düşürücü unsurlardır"... Ucuz, örgütsüz işçilikleri ve bilabedel gördükleri ev işleriyle...[4]

Bu durum kadınlara değer katmaz. Tam tersine, değersizleştirir. Bu "değersizlik"in temelinde kadınlarla erkekler arasındaki tarihsel "hiyerarşi" vardır, hiç kuşkusuz. Erkek çocuk doğduğunda bayram eden, kız doğduğunda yasa bürünen, kız çocukları "babaya itaat, kocaya hizmet" zihniyetiyle yetiştiren, bu coğrafyada yaşayan kadınların yarıya yakınının koca eline bakıyor olmasından beslenen, bekâret zarı takıntılı bir hiyerarşi...

SOSYAL/BEŞERÎ KRİZ

Ancak kadınların yaşadığı ve giderek bir korku filmini çağrıştıran kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet sarmalı, yalnızca bu "geleneksel" hiyerarşiyle ilgili değil. Aynı zamanda, genel bir değer yitimine yol açan "sosyal/beşerî kriz"in bir sonucu... Kabul etmeli ki 1980'li yıllardaki neoliberal birikim rejimine geçiş, bu ülkede kapsamlı bir "değer altüstlüğü"nü tetikledi. "İyilik yap, denize at...", "Ne verirsen elinle, o gider seninle", "alçak uçan yüce konar, yüce uçan alçak konar", vb. atasözlerinde tezahür eden alçakgönüllülük, paylaşımcılık ethosu, kısa sürede "kafayı kullan, köşeyi dön", "altta kalanın canı çıksın", "gemisini kurtaran kaptan"cılığa dönüştü.

Ülke içi gelir bölüşümündeki uçurum açıldıkça ve birilerinin servetine servet katmasının ancak yığınların yoksullaşmasıyla mümkün olacağının bilince çıkmasıyla birlikte, yeni bireyci ethos, bir insanî çürüme/yozlaşmaya tahvil olacaktı. Empati yerini kibirli bir benmerkezciliğe, acıma duygusu sadizme, okumaya, ilme duyulan saygı hoyrat bir cehalet güzellemesine dönüşürken, toplumun yeni rol modelleri, ne idüğü belirsiz "tiktok fenomenleri" olacaktı...

Bu sosyal/beşerî krizden kadınların payına düşen ise, giderek ağırlaşan, önü alın(a)mayan ve her gün en az bir kadının hayatına mal olan şiddet oldu.  Ve tabii kadınların bedenlerini metalaştıran fuhuş ve porno sektörlerinin vardığı boyut... Eğer bugün depremzede kız çocuklarının Jeffery Epstein'ın pornografik adasında milyarderlere, politikacılara, ünlülere ikram edilmek üzere kaçırılmış olma ihtimalini konuşuyor isek eğer ve dünya yıkılmıyorsa, bu, değersizleşmenin vardığı boyutları bize göstermektedir.

SAL KRİZ

"Sosyal/beşerî kriz", bir yönüyle malî/iktisadî krizin getirisiyse, bir yanıyla da siyasal krizle bağlantılı. Küresel kapitalist sistemde parlamenter demokrasilerin bir simülasyona dönüşmesi ve yeni-faşizmin yükselişiyle tezahür eden siyasal krize, Türkiye'de egemen sınıfın "kabuk değiştirmesi" eklemleniyor. Taşra kökenli Anadolu Kaplanları'nın "laik" Marmara Baronları'nı tahtta indirmek için giriştikleri kıran kırana mücadeleden söz ediyorum. Akit yazarı Sinan Burhan'ın, sermayenin el değiştirme sürecine değgin "itiraf"ından okuyalım:

"Şöyle 20 yıl geriye doğru bir gidelim... 

Türkiye ne hâldeydi ne hâle geldi... Kendini dindar hisseden, mağdur hisseden insanımız bugün özgürlüğe ve konfora kavuştu. 

 28 Şubat sürecinde Refah Partisi kapatıldı, hükümet devrildi, başörtüsü yasaklandı, imam hatip okulları kapatıldı, devlet daireleri dindarlara kapatıldı. Dindarlar öksüz, dindarlar yetim; dindarlar Necip Fazıl'ın deyimiyle paryaydı. Ekonomik olarak Beyaz Türkler ülkeyi idare ediyordu. Boğaz'da yaşayanların ülkesiydi, bir elleri yağda bir elleri baldaydı, garip guraba umurlarında değildi.  (...)

Bu ülkede Beyaz Türklerin çocukları diplomat oldu, vali oldu, emniyet müdürü oldu, büyükelçi oldu, gazeteci oldu; Anadolu çocukları işe işçi oldu, şoför oldu, ırgat oldu... Ne zaman ki Erdoğan iktidara geldi; insanın kaderi değişti, fakir fukaranın kaderi değişti, Boğaz'daki bir avuç elite karşı doğru insanın önü açıldı. Anadolu insanı bakan oldu, milletvekili oldu, büyükelçi oldu.. Anadolu insanının cebi para gördü, Anadolu insanı tatil yapmaya başladı. Bunları kim yaptı!? Recep Tayyip Erdoğan yaptı. Başörtülü öğrenciler üniversiteye giremedi, Erdoğan önlerini açtı. Başörtülü polis var, başörtülü asker var. Bunlar hayaldi gerçek oldu.  

Nankörlük yapmayın gerçekleri görün. Daha düne kadar adam yerine konulmayan insanlar bugün Erdoğan'ı eleştiriyorlar. Erdoğan Anadolu insanının zincirlerini kırdı, Anadolu insanlarını mahkûmiyetten, esaretten kurtardı. Siz de yapabilirsiniz, ayağa kalkın dedi. Başörtülü kardeşlerimiz askeri tesislere giremezdi daha düne kadar. Cumhurbaşkanının eşi GATA'ya giremiyordu.

Erdoğan bu engellerin hepsini kaldırdı, Türkiye'yi demokratikleştirdi, Türkiye'yi bir avuç azınlıktan kurtardı, Türkiye'yi diktatörlerden, zalimlerden kurtardı. Erdoğan'ın kıymetini bilmek lazım. 

Efendim hırsızlık yapanlar varmış, yolsuzluk yapanlar varmış! Hırsızlık yapar, yolsuzluk yapar suçlu Erdoğan! 

Ne yapacak adam günah dinlemiyorsa, hukuk dinlemiyorsa? Herkesin vebali kendi boynuna. Erdoğan her birinin vicdan bekçisi olacak değil ya!"[5] 

Çok açık, değil mi? Sinan Burhan "Tayyip Erdoğan Boğaz'dan ülkeyi idare eden (seküler/Batıcı) elitlerin yerine Anadolu insanını (İslâmcıları) geçirdi; bununla da kalmadı, kamu görevlerini İslâmcılara açtı; yeni biçimlenen siyasal İslâmcı egemen sınıfa payanda olacak bir İslâmcı orta sınıf yarattı. (Kamu görevlerinin AKP üyeleri, cemaatler ve İmam-Hatip çıkışlılar arasında pay edildiği unutulmamalı!) Bunlar olurken bir miktar yolsuzluk, hırsızlık da olmuş, e o kadarını da idare ediverin artık..." diyor.

Şöyle söyleyeyim, 2002'den bu yana hükümet olan AKP eliyle sürdürülen bu mücadele, toplumda muhafazakârlaşma/İslâmcılaşma yönelimli bir dönüşümü gerçekleştirme uğraşıyla atbaşı gidiyor. Toplum, İslâm referanslı bir iktidar eliyle, Batıya dönük seküler bir yönelimden, Ortadoğu'ya dönük İslâmi bir yönelime geçişi hedefleyen bir "toplum mühendisliği"ne zorlanıyor.

Bu "toplum mühendisliği"nin kadınlar açısından ağır bir bedeli var. "İslâmcılaşma" esas olarak kadınların bedenleri ve yaşamları üzerinden yürütülüyor. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi, boşanmanın güçleştirilmesi, nafakanın sınırlandırılması hedefli tartışmalar, kürtajın fiilen olanaksızlaştırılması, toplum üzerindeki "ahlâk cenderesi" daraltılırken kadınların giysilerini, kamusal alanda boy göstermelerini, özel yaşamlarını hedef alan bir "namus bekçiliği"nin devreye sokulması, özgürlük peşindeki, mücadeleci kadınlara karşı "misogyn" (=kadın düşmanı) bir nefret dilinin kışkırtılması... bu bedele içkin...

EKOLOJİK KRİZ

Ve nihayet, günümüz kapitalizminin, yeryüzü kaynaklarını büyük bir hızla ve geri dönüşsüz biçimde tüketmesi, mevcut kriz dinamiklerine ciddi bir ekolojik boyutun da eklenmesine yol açtı. Tarımda, örneğin, iklim değişikliğinden kaynaklanan büyük verim kaybı yaşanıyor. 2021 yılı için yalnızca buğday rekoltesinde % 50'ye varan bir düşüşten söz ediliyor. Bu, bir yönüyle kırsal çöküş,  diğer yönüyle ise açlık anlamına gelmekte... BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)'nün 2023 tarihli raporuna göre dünya nüfusunun üçte bire yakını, iklim değişikliği, çatışmalar ve salgın hastalıklar yüzünden gıda erişiminden mahrum kaldı. 691 ila 783 milyon insanın açlıkla karşı karşıya... FAO, gıda krizine bağlı olarak, her gün 1,6 milyon kişinin güvenli olmayan gıdalar sonucu hastalandığını ifade ediyor. Aynı rapora göre, 3.1 milyardan fazla insan da yeterli beslenememekte...[6]

Ülkemizde 2 milyona yakın kadının tarımda çalıştığı düşünüldüğünde, kırsal çöküşün; beslenmenin geleneksel olarak bir kadın işi olduğu düşünüldüğündeyse, açlık tehlikesinin doğrudan birer kadın sorunu olduğu, görülecektir. Kadınlar, kırsalın çöküşünün de, açlık tehdidinin de, ekolojik felaketlerin yol açtığı göçlerin de birinci elden mağdurlarıdır.

NİHAYET

Tüm bunlar neyi mi anlatıyor? Öncelikle kadınların yaşadıklarının ve çektiklerinin iktisadi-siyasal ve toplumsal sistemden yalıtarak ele almanın mümkün olmadığını... Kadınlık durumunun sistemdeki kırılmalardan etkilendiğini... Dahası, aynı zamanda ataerkil işbölümünün kendilerini yerleştirdiği kırılgan konum nedeniyle kadınların erkeklerden farklı biçimlerde ve fazlasıyla etkilendiklerini... Yani kapitalizmin ve onun krizinin bir "kadın hâli"nden söz etmek gerektiğini... Ve nihayet, çürüyen ve çürüten bir sistem (kapitalizm) içerisinde kadın mücadelelerinin kadim hedefi eşitliğe ulaşmanın mümkün olmadığını...

Bu nedenledir ki, kadınların eşitlik savaşımları, artık baştan başa bir kriz rejimine dönüşen kapitalist sistemi hedef almadıkça, ancak kısmî, geçici ve palyatif başarılara ulaşabilecektir. Kadınlar mevzi kaybettikçe daha geri konumlara razı oluyor, daha azla yetinmeye alış(tırıl)ıyorlar. Örneğin, çalışma hayatının yanı sıra ev işlerini de tek başına yüklenmek zorunda olan bir kadın, zamanını dilediği gibi kullanabileceği yanılsamasıyla, "evde(n) çalışma" seçeneğini bir kurtuluş olarak görebiliyor... Aile bütçesini denkleştirebilmek için çırpınan bir kadına verilen sadaka mahiyetindeki destekler (evde bakım ödeneği, evlenme ödeneği, doğum yardımı, "cep harçlığı", dulluk yardımı...) karşılığını "Allah devlete zeval vermesin" minnettarlığında buluyor... Yoksulluk ve kör şiddet sokağa hâkim olduğunda, başını sokacak bir yuva ve içkisi-kumarı olmayan bir koca, "bulunmaz Hint kumaşı" oluveriyor... Böylesi bir zeminde biçimlenen asgari beklenti düzlemi, kadınların elde ettiği her türlü kazanımı kırılganlaştırıp, geri alınabilir kılmakta.

O zaman, kadın mücadelesi, kendini asla sınıf mücadelesinden ayırmaksızın, çalışıyor olsun-olmasın emekçi kadınları saflarına katmayı hedefleyerek sürdürülmelidir. Örgütlenme alanları fabrikalarda, atölyelerde, bürolarda, tarlalarda çalışan, evlere temizliğe giden, evde(n) çalışan, işsiz kadınlar, küçük dükkânlarını çevirmeye çalışan esnaf kadınlar, ev kadınları, okuyan, iş arayan genç kadınlar... yani yaşayabilmek, geçinebilmek için uğraş vermek zorunda olan tüm kadınlardır.

 Ve hedef, kadınların sorunlarını çözmek değil, bu sorunları dile getirmek, taleplere dönüştürmek ve kadınları kendi sorunlarını çözme konusunda kararlı, ısrarlı, kolektif davranmayı ve paylaşmayı bilen mücadele öznelerine dönüştürebilmektir...

 

N O T L A R

[1] Sosyalist Kadın Hareketi'nin 25 Şubat 2024 tarihinde İstanbul'da düzenlediği "Kadınlar: Yetti Artık!" başlıklı forumda yapılan sunum... Kaldıraç Dergi, No:272, Mart 2024...

[2] Clara Zetkin.

[3] Belirtmeden geçmeyeyim, TÜİK'in açıkladığı, "dar tanımlı" işsizlik oranları... Bir başka deyişle TÜİK, iş bulmaktan umudunu keserek iş aramayı bırakmış olanları, ya da geçici, eksik zamanlı çalışanları, mevsimlik işçileri vb. "işsiz" saymıyor. Bunlar da katıldığında, geniş tanımlı işsiz oranının % 24.7'yi bulduğunu görüyoruz. Bu oran erkeklerde % 19.7'de seyrederken, kadınlarda yüzde 33.2'ye çıkıyor. ("Gerçek TÜİK rakamlarının üç katı: Bir ayda bir milyon kişi işsiz kaldı", Birgün, https://www.birgun.net/haber/gercek-tuik-rakamlarinin-uc-kati-bir-ayda-1-milyon-kisi-issiz-kaldi-506138)

[4] Unutmayalım, bu ülkede 33 milyon küsur 15 yaş üstü kadının 14.7 milyonu, yani yarıya yakını "ev kadını" (işsizlik istatistiklerinde adı olmayan) "ev kadını"dır.

[5] Sinan Burhan, "Erdoğan Daha Ne Yapsın Nankörler!", Yeni Akit, 11 Şubat 2024. https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/sinan-burhan/erdogan-daha-ne-yapsin-nankorler-44523.html

[6] Aslı Atakan, "Büyük Gıda Krizi Kapıda: İklim Değişikliği ve Savaşlar Milyonlarca Kişiyi Aç Bırakacak", İklim Haber, 14 Ağustos 2023, https://www.iklimhaber.org/buyuk-gida-krizi-kapida-iklim-degisikligi-ve-savaslar-milyonlarca-kisiyi-ac-birakacak/.

 

 

 

  Bu yazı 10303 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray134245--547
    2Fenerbahçe2342111--240
    3Trabzonspor334209--522
    4Beşiktaş434179--819
    5Başakşehir534169--923
    6Göztepe6341413--710
    7Samsunspor7341312--91
    8Rizespor8341011--13-6
    9Konyaspor9341010--14-7
    10Kocaelispor1034910--15-12
    11Alanyaspor1134716--110
    12Gaziantep FK1234910--15-15
    13Kasımpaşa1334811--15-16
    14Gençlerbirliği S.K.143497--18-11
    15Eyüpspor153489--17-15
    16Antalyaspor163488--18-22
    17Kayserispor1734612--16-35
    18Fatih Karagümrük183486--20-23
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    15 Mayıs, CumaRizespor2-2Beşiktaş
    16 Mayıs, CumartesiFatih Karagümrük2-1Alanyaspor
    16 Mayıs, CumartesiGaziantep FK1-2Başakşehir
    16 Mayıs, CumartesiSamsunspor3-0Göztepe
    17 Mayıs, PazarKayserispor2-1Konyaspor
    17 Mayıs, PazarFenerbahçe3-3Eyüpspor
    17 Mayıs, PazarTrabzonspor0-3Gençlerbirliği S.K.
    17 Mayıs, PazarKasımpaşa1-0Galatasaray
    17 Mayıs, PazarAntalyaspor1-0Kocaelispor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Erzurumspor FK1382312--355
    2Amed2382111--639
    3Esenler Erokspor3382111--646
    4Çorum FK438218--924
    5Bodrum FK5381810--1032
    6Pendikspor6381615--725
    7Keçiörengücü7381612--1030
    8Bandırmaspor8381612--1013
    9Manisa F.K.938167--151
    10Sivasspor10381411--134
    11İstanbulspor11381313--122
    12Sarıyer1238157--160
    13Iğdır FK13381311--14-2
    14Vanspor FK14381310--155
    15Boluspor1538146--184
    16Ümraniyespor1638137--18-4
    17Serik Spor1738116--21-31
    18Sakaryaspor1838810--20-27
    19Hatayspor193828--28-69
    20Adana Demirspor203813--34-147
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    1 Mayıs, CumaHatayspor3-1Vanspor FK
    1 Mayıs, CumaBoluspor3-1Serik Spor
    1 Mayıs, Cumaİstanbulspor8-1Adana Demirspor
    1 Mayıs, CumaManisa F.K.5-0Sakaryaspor
    2 Mayıs, CumartesiÜmraniyespor1-4Keçiörengücü
    2 Mayıs, CumartesiBodrum FK0-1Sarıyer
    2 Mayıs, CumartesiBandırmaspor1-0Sivasspor
    2 Mayıs, CumartesiÇorum FK1-1Erzurumspor FK
    2 Mayıs, CumartesiEsenler Erokspor1-1Pendikspor
    2 Mayıs, CumartesiIğdır FK3-3Amed
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Batman Petrolspor136258--353
    2Muğlaspor236219--632
    3Elazığspor336216--945
    4Adana 01 FK4361910--720
    5Şanlıurfaspor536198--920
    6Ankaragücü636189--911
    7İnegölspor7361612--823
    8İskenderunspor836168--126
    9Beyoğlu Yeni Çarşı9361315--810
    10Ankaraspor10361313--1010
    1124 Erzincanspor1136156--156
    12Kastamonuspor1236119--16-12
    13Karacabey Belediyespor1336118--17-9
    14Altınordu1436811--17-26
    15Erbaaspor1536107--19-21
    16Beykoz Anadolu163686--22-29
    17Kepezspor173658--23-45
    18Karaman FK183649--23-56
    19Bucaspor 1928193648--24-38
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    24 Nisan, CumaKaracabey Belediyespor0-1Bucaspor 1928
    25 Nisan, CumartesiBatman Petrolspor6-0Kepezspor
    25 Nisan, CumartesiAnkaragücü4-1İskenderunspor
    25 Nisan, CumartesiAltınordu2-2İnegölspor
    24 ErzincansporKastamonuspor0-3Muğlaspor
    24 ErzincansporŞanlıurfaspor2-1Ankaraspor
    24 ErzincansporKaraman FK3-2Beykoz Anadolu
    24 ErzincansporBeyoğlu Yeni Çarşı3-1Erbaaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Sebat Gençlikspor130207--333
    2Yeni Orduspor230184--838
    3Yozgat Bld Bozokspor330176--731
    4Karadeniz Ereğli BSK430169--515
    5Fatsa Belediyespor530154--118
    6Zonguldak Kömürspor630137--1018
    7Pazarspor7301110--9-2
    8Karabük İdman Yurdu830125--13-15
    9Düzcespor930117--12-6
    10Tokat Bld Plevnespor1030106--14-7
    11Orduspor 1967113097--14-16
    12Amasyaspor 1968123096--15-12
    13Artvin Hopaspor133095--16-12
    141926 Bulancak143085--17-30
    15Çayelispor153059--16-21
    16Giresunspor163049--17-22
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    18 Nisan, CumartesiGiresunspor0-1Karabük İdman Yurdu
    18 Nisan, CumartesiArtvin Hopaspor7-31926 Bulancak
    18 Nisan, CumartesiFatsa Belediyespor5-1Çayelispor
    18 Nisan, CumartesiPazarspor1-0Amasyaspor 1968
    18 Nisan, CumartesiYeni Orduspor3-4Zonguldak Kömürspor
    18 Nisan, CumartesiKaradeniz Ereğli BSK5-3Orduspor 1967
    18 Nisan, CumartesiTokat Bld Plevnespor2-0Düzcespor
    18 Nisan, CumartesiSebat Gençlikspor2-3Yozgat Bld Bozokspor
    Son güncelleme: 26.07.2026 13:00:16