Sibel ÖZBUDUN
  23-11-2020 14:28:00

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ[*]

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

"Kendimi saklayarak yaşadım aranızda

Hiçbir zaman bulamayacağınız mezarlar kazdım

İçlerine hayatımı gömdüğüm

Oysa adlarımız vardı bizim

Daha içten, daha derin ve daha gerçek

O adlar ki kanımdır benim senin için ise toz."[1]

 

Ayasofya'yı, "yeniden fethe"derek "büyük zafer"den söz edenler, "Zifiri Karanlık"[2] olarak betimlenen 6-7 Eylül 1955'in mirasçılarıdırlar.[3]

"Postmodern Helen saldırısı"[4] türünden ucuz teranelere sarılan söz konusu zihniyet; aynı zamanda 1922'de İzmir'i yakıp -yaktıkları hâlde kabullenmeyerek[5]- "Gavur İzmir" tiradından geri adım atmayanlardır.[6]

Coğrafyamızın otokton etnistelerini, "Türkiye Türktür, Türk kalacaktır" haykırışıyla ötekileştiren söz konusu zihniyetin unutup/ unutturmaya çalıştığı ilk şey; onların tarih ve mezarlarının bu topraklarda olduğudur.

 

ÖTEKİLEŞTİRİLEN BİZİMKİLER

 

"Nasıl" mı?[7]

Herkül Millas'ın, 'Aile Mezarlığı' başlıklı romanında İstanbul'da yaşayan Rum toplumunun seksen yıldaki değişimi tarihsel olaylarla bağı içinde anlatılırken; Beyoğlu'nda kürkçü ustası olan Adonis, 1936'da Atina'ya göç edince bir "aile mezarı" gereğinden söz etmeye başlar: "Mezar, var olduğumuzun kanıtıdır. Biz neyiz? Rum mu? Yunan mı? Vatanımız neresidir? Ya topraklarımız? İşte bu sorulara bir cevaptır aile mezarı."[8] "Vatan ne taşınabilir bir şeydir ne de yeniden kurulabilir. Atina'da bir mezar, belli bir yaştan sonra aldığımız bir yazlık ev gibidir. Baba evi başkadır."[9]

Evet bu topraklar onların "Ana/ Baba evi"dir...

Bir an düşünün biz "Başıbozuk" diyoruz, onlar "Basibozukis". Biz "Poğaça" diyoruz, onlar "Bugaça".

Biz "Cüce" diyoruz, onlar "Cuces". Biz "Çorap" diyoruz, onlar "Çorapi".

Biz "Dert" diyoruz, onlar "Derti". Biz "Dünya" diyoruz, onlar "Dunyas".

Biz "Fidan" diyoruz, onlar "Fidani".

Biz "Hanım" diyoruz, onlar "Hanumisa".

Biz "Hayvan" diyoruz, onlar "Hayvani". Biz "Hoca" diyoruz, onlar "Hocas". Biz "Huzur" diyoruz, onlar "Huzuri".

Biz "İnat" diyoruz, onlar "İnati". Biz "İnsaf" diyoruz, onlar "İnsafi".

Biz "Kavgacı" diyoruz, onlar "Kavgacis". Biz "Kocaman" diyoruz, onlar "Kocam".

Biz "Leş" diyoruz, onlar "Leços".

Biz "Mahalle" diyoruz, onlar "Mahalas". Biz "Mahmur" diyoruz, onlar "Mahmuris". Biz "Manita" diyoruz, onlar "Maniça". Biz "Menekşe" diyoruz, onlar "Menekses".

Biz "Nalet" diyoruz, onlar "Naletis". Biz "Nine" diyoruz, onlar "Nene".

Biz "Paçavra" diyoruz, onlar "Paçavura". Biz "Pazarlık" diyoruz, onlar "Pazarya".

Biz "Peşkeş" diyoruz, onlar "Peskezi". Biz "Rahat" diyoruz, onlar "Rahatlidikos". Biz "Saz" diyoruz, onlar "Sazi". Biz "Sersem" diyoruz, onlar "Sersemis". Biz "Sınır" diyoruz, onlar "Sinoro".

Biz "Sürtük" diyoruz, onlar "Surtikis". Biz "Şaşmak" diyoruz, onlar "Sastizo". Biz "Şarlatanlık" diyoruz, onlar "Çarlatanya".

Biz "Tuğla" diyoruz, onlar "Tuvlo". Biz "Tüfek" diyoruz, onlar "Tufeki".

Biz "Urgan" diyoruz, onlar "Organi". Biz "Üslup" diyoruz, onlar "Sulupi".

Biz "Yavuklu" diyoruz, onlar "Yavuklis". Biz "Zülüf" diyoruz, onlar "Çulufi".

Biz "Yangın diyoruz, onlar "Yangini".

Biz "Ah!" diyoruz, onlar "Ahti!"[10]

Dahası da var! Ancak bu denli iç içe olmak onları ötekileştirmeyi engellememiş...

 

ACININ TARİHİ

 

"İyi de neden?" sorusunun geriye dönük çeşitli kilometre taşları var.

Dido Sotiriyu'nun, "Gene başladı işte felaket hikâyeleri. Burgu gibi gelip saplanırlar adamın kulaklarına! Bir bunağın kafasındaki çınlayan hayali çığlıklar gibi..."

"Ve sen Kör Mehmed'in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme! Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum. Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler! Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendini! Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmed'in damadı! Benden selam söyle Anadolu'ya!

"Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin!"

"Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!"[11] satırlarındaki trajedi(ler) bir ara uğrak...

Bunun da -saklanan- Celal Bayar'lı, İT (İttihat ve Terakki)'li öncesi var ki, o da şöyle:

İkinci Balkan Savaşı'ndan sonra Hıristiyan unsurların yok edilmesine, servetlerinin her türlü yolla Türklerin eline geçmesinin sağlanmasına karar verildi. Bu hedefe ilişkin sistematik plan 10 yıllık sürede, kesintisiz, duruma göre bazen sıkı ve şiddetli, bazen gevşek uygulanacaktı. 1913 sonbaharına doğru siyah kalpaklı, kadife pantolonlu fedailer örgütlenmeye başlamıştı. Bir taraftan eylemci bir silahlı güç organize edilirken diğer taraftan yoğun bir propagandayla halk hazır hâle getiriliyordu.

Gazeteciler okurları tahrik edici yazılar kaleme alıyor, halk fanatikleştirilmeye çalışılıyordu. Pan-İslâmist Derneği'nin üyesi Hüseyin Kazım şunları yazıyordu. "Aramızda böyle imansızların varlığı bizim için bir yara olup, dinimiz için bir küfürdür. Bunlara karşı her ilişki bizim için bir leke olup, her türlü bağlantı ruhsal beladır... Bizim için her Hıristiyan işgal ettiği makam ne olursa olsun, sırf Hıristiyan olduğu için kör olup, insanlık haysiyetinden yoksundur."

Başta Rumlar olmak üzere halkta Hıristiyan nefreti uyandırmak için her şey yapılıyordu. Türk halkının bu unsurlar var oldukça fakir kalacağı, Müslümanların hayatlarından ve şereflerinden emin olamayacakları, devletin tehlikeye maruz kaldığı belirtiliyordu. Elden çıkan iller haritalarda siyah renkte gösterilerek, intikam sözcükleriyle okul duvarlarına asılıyor, hatipler ve propagandacılar intikam ve nefret söylemleriyle ülkenin değişik bölgelerinde görev yapıyorlardı.[12]

İT patentli milliyetçi şiddet hareketleri devreye girerken 1912 yılında Anadolu'da toplam 1.254.333 Rum yaşıyordu. En yoğun oldukları bölgeler ise Aydın, Trabzon, Konya, Balıkesir idi. Trakya'da ise 261.477 Rum vardı.

Yine 1917'de İstanbul'unda 1 milyon 350 bin nüfus varken; bunun 400 bini Rum 500 bini Müslüman, geri kalanında diğer azınlıklardan oluşuyordu. Lozan Antlaşması'nda sonra Rum'ların nüfusu 110 bine düştü.

Bu dramatik (ve travmatik) bir hâldi ve Osmanlı'dan TC'ye dek Hıristiyan ahâliye yönelik devlet politika ve uygulamalarının ürünüydü.

Osmanlı İmparatorluğu'nun iskân ve sürgün politikalarının en önemli özelliği etnik ve dinsel nüfus yoğunlaşmalarını karıştırarak önlemekti. Toprak kayıplarının başladığı dönemlerde ordunun terk ettiği yerlerdeki Müslüman ve Türk nüfus da geri çekilmiş böylece sürekli bir muhaceret sorunu yaşanmıştı. Özellikle Rus Çarlığı'nın yayılma ve çekilme politikaları Osmanlı ile benzerlik taşıdığından savaşlar sonucu karşılıklı göçler yaşanıyordu. Mesela 1783'te Kırım'ın işgali sonucu, Tatar Müslümanlar kitlesel olarak Osmanlı topraklarına göç ediyorlardı. Balkanlar'dan Kafkaslar'a kadar Ruslara karşı alınan her yenilgi İmparatorluğa göç eden Müslüman nüfusu artırmaktaydı. Abdülhamit, bu artıştan memnundu. Ruslar açısından ise bu durum boşalan yerlere Hıristiyan nüfus iskân edilmesi fırsatı yaratmıştı. Nitekim Osmanlı tebaası Rum ve Ermenilerin bu yerlere göç etmesi teşvik edildi.

10 Temmuz 1908'de Abdülhamit'in Anayasa'yı ilan etmesi mutlakıyetin ağır baskısından kurtulan Hıristiyan halkı başlangıçta sevindirmişti. Ancak çok geçmeden "Girit'i Birleştirme" girişimleri nedeniyle İstanbul, İzmir ve Selanik'teki Rumlara karşı yağma ve tehcir hareketleri başladı. İT, eğitimden ticarete Türkleştirme ve Müslümanlaştırmayı hedefliyor, Almanya'nın çıkarları ve yönlendirmeleriyle İmparatorluğun can damarları kesiliyordu.

Rıza Nur hatıratında Topal Osman ile yaptığı bir konuşmayı şöyle anlatmakta. "... 'Ağa Pontusu iyi temizle' dedim 'temizliyorum' dedi. 'Rum köylerinde taş üstünde taş bırakma' dedim. 'Öyle yapıyorum ama, kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum' dedi. 'Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı diyemesinler' dedim. 'Sahi öyle yapalım. Bu kadar akıl edemedim' dedi." Topal Osman fiilî Giresun Belediye Başkanlığı (daha sonra cumhurbaşkanlığı muhafız alay komutanı), Rıza Nur ise Osmanlı Meclisi'nde milletvekilliği yaptı (daha sonra milletvekili ve bakan). Doğu Karadeniz'de birkaç kilise dışında Rumlara ait hiçbir şey bırakılmadı. Ayni uygulamalar Ermenilerin yoğun yaşadıkları bölgelerde de yapıldı, böylece kültürel izler de yok edildi.

Avukat ve şair olan Mikail Argirapulos, 4 Eylül 1908'de İzmir Bornova'da bir İngiliz malikânesinde İT'nin önemli temsilcilerinden biri olan Dr. Nâzım Bey ile dünyanın ilgisini çeken bir söyleşi yapıyordu. Dr. Nâzım, örgütün Elen varlığına nasıl baktığını ve politikasının ne olacağını şu sözlerle anlatıyordu. "Bugün Anadolu'da Elen olarak 3.000.000 kişiyi bulduğunuz tahmin ediliyor. Göründüğü gibi azınlıkta bulunuyorsunuz, buna rağmen taleplerde bulunarak, büyük kargaşa kopararak hareket ediyorsunuz. Yarınlarda, başka ve size bahsettiğim nedenlerden dolayı gittikçe azınlığa düşeceksiniz.

Lütfen bunu iyice dinleyiniz: Var olan çoğunluk zirveye ulaşacak. İlk şık olarak: Gereksiz savaş hazırlıkları dışında sükûnet ve nizam hüküm süreceği için doğumlar çoğalacak. İkinci şık olarak: Şimdi İmparatorluğun sınırları dışında bulunan milyonlarca Türklerden büyük bir çoğunluk tabii veya başka yollardan bu topraklara akın edecek. Gelişmeleri seyredin; bugünkü şövenistlerin kaderini tahmin etmeniz için sizi yalnız bırakıyorum."

Söyleşiyi izleyen gazeteci Mihail Rodas, söyleşiden sonraki duygu ve düşüncelerini şöyle anlatıyor. "Akşam karanlığı salonun içine sessizce çökmüştü ve çehreler artık zorlukla seçiliyordu. Yorulmayan konuşmacımıza parlak fikirlerini samimiyetle açıkladığı için ona teşekkür ettik ve dışarı çıktık. Rum çocukları, yolda karınca kümeleri gibi toplanarak oynamaya devam ediyorlardı. Kendime hâkim olamayarak belirsiz olan yarınları düşünmeye başlıyordum... 1914'te neler mi oldu? Nâzım Bey'in 1908 sonbaharında İzmir'de söyledikleri gerçekleşti."[13]

Özetle İT politikalarıyla Ege, Trakya ve Karadeniz'den 1.200.000 Rum gönderilmiş oldu. Daha önce gidenlerle bu rakam 1.500.000 insan demekti. Kuşkusuz bunun içinde ölenler de vardı. 1.500.000 Ermeni'yi de katarsak 3.000.000 insan ülkeden silinmiş oluyordu. İnsani dramların yanı sıra, bu nitelikli insan kaybı ülke ekonomisinin ve sosyal hayatının da çöküşü demekti. Kuşkusuz bu aynı zamanda bir medeniyet kaybıydı.

 

SERMAYE GASPININ VAHŞETİ

 

Tüm bunların nihaî amacı ise, sermayenin Türkleştirilmesi idi!

Bilindiği üzere İT, Anadolu ve Doğu Trakya'da Türkleştirme- Müslümanlaştırma politikalarıyla etnik ve dinsel temizliğe girişti. Ermenilerin yanında Rumlar da tehcir ve mübadele yoluyla hızlı bir etnik arındırmaya tabi tutuldu. 1911-1914, 1916 Rum tehciri, 1919-1923 Rum tehcir ve mübadeleleri etnik arındırma olarak gerçekleşti. İttihatçı Halil Menteşe bu arındırmanın nasıl yapılacağını şöyle anlatıyor. "Talat Bey, Balkan Harbinde hıyanetleri tebarüz eden anasırdan memleketi temizlemeyi ön safa koymuştu. Fakat bunu yapmak çok ihtiyat isteyen bir işti. Alınan tedbir şu oldu. Valiler ve diğer memurin resmen bu işe müdahale eder görünmeyecek. Cemiyetin teşkilâtı (Teşkilât-ı Mahsusa) işleri idare edecek. Rumlar ürkütülecek." Bu anlatımdan sonra bütün yaşananlar eşkıya eliyle ürkütüp kaçırma yönteminin devletin kodlarına işlediğini göstermekte.

1910'dan itibaren İmparatorlukta Rum mallarını almama ve Rum tüccarları ezme eylemleri başlatıldı. Nefret en yüksek noktaya gelmişti. Görünürdeki neden Girit'in Yunanistan'la birleşmesiydi. Bu ortamda "Gâvur" diye nitelenen İzmir'in camilerinde hocalar Hıristiyan ahâliden mal alınmasını engellemek yönünde vaaz vermeye başladılar.

İT, 1913 yılı Ekim ayında Balkan Savaşı hezimeti nedeniyle Almanya'ya yaklaşıyor, yaptığı gizli anlaşma sonucu Osmanlı askerî ve sivil bürokrasisini Alman görevlilerin emrine sokuyordu. Almanya, ekonomik faaliyetlerinin ve bölgede yayılmasının önünde engel gördüğü, sermaye birikimine sahip Rumların ve Ermenilerin bertaraf edilmesini istiyordu. Bu istek etnik ve dinsel homojenleştirme politikası güden İT'nin Türk- Müslüman örgütlenmesi hedefine uyuyordu. Bunun sonucu Ege'de, Orta Anadolu'da ve Pontus kökenli Doğu Karadeniz'de Rumlara karşı sindirme, tenkil, zorunlu iskân ve baskıyla kaçırma politikaları uygulanmaya başlıyordu.

Rumlar orduda amele taburlarına alınıp, savaş alanlarında yol yapımında kullanıldılar. Çok sayıda Rum soğuk ve açlık nedeniyle öldü. Rum erkekleri dövülüp, işkence görürken büyük çapta yağmalar yapıldı. İttihatçı hükümet, yabancı müdahaleleri körükleyen Rum sorununu Batı Anadolu'dan Rumları uzaklaştırıp yerlerine Rumeli göçmenlerini yerleştirerek temelden çözmek istemiştir. Mesela Rum kasabası olan Ayvalık'taki araziler ve evler, Bosna'dan gelen göçmenlere verildi. Batı Anadolu Rumlarına karşı girişilen misilleme 1914 ilkbaharında genelleşti, Rumlar yaşadıkları topraklardan uzaklaştırılıp mallarına el konuldu. Bütün operasyonlar Osmanlı jandarmasını yöneten Teşkilât-ı Mahsusa çeteleri tarafından yürütüldü. Bu tehcir uygulamaları Ermenilere uygulanacak zulmün habercisiydi.

Kilise ve cemaat kayıtlarına göre kıyıma uğrayan Pontus Rumlarına ilişkin genel tablo vahim gözükmekte. Amasya, Niksar, Trabzon, Tokat, Maçka, Şebinkârahisar'da 815 yerleşim birimi yok edilir, 1134 kilise ve 960 okul soygunlar sonucu boşaltılarak yakılır, binlerce insan çeşitli şekillerde öldürülür ya da sürgüne gönderilir.

1915 Ermeni tehcirinden sonra 1916'da ikinci Rum tehciri gelir. Bergama, Dikili ve Ayvalık boşaltılarak Müslüman göçmenlere tahsis edilir. İttihatçı Kuşçubaşı Eşref, Ege bölgesindeki Rum ve Ermeni nüfusun sürgününde önemli rol oynar. Üretim ve ticaret hayatında Rum ve Ermeni işadamlarının yerine Türk- Müslüman işadamları geçmeye başlar.

1919-1922 yılları arasında her iki tarafın çeteleri birbirleriyle savaşırlar. 9 Eylül 1922 günü Türk ordusu İzmir'e girince "gâvur" olarak nitelenen insanların evleri, işyerleri yağmalanır. İlk gün Müslüman olmayan ahâliden insanlar öldürülür. Binlercesi deniz yoluyla gönderilir. 13 Eylül'de Sakallı Nurettin Paşa Rum ve Ermenilerin oturdukları semtleri ateşe verdirir. İzmir yakılıp yıkılırken Anadolu Rumları da göçmeye başlar. Lozan Antlaşması'yla gelen ve 1922-1924 yılları arasında uygulanan mübadele ise insan trajedileri barındıran zorunlu bir sürgündü.[14]

Sözünü ettiğimiz kırıma ilişkin olarak Falih Rıfkı Atay'ın 'Çankaya' başlıklı yapıtında birçok çarpıcı bölümler vardır. Bunların en etkileyicilerinden birisi de şudur: "Rum halk köklerine kadar sökülüp atılmakta idi. Onlarla beraber İzmir'in, bütün batı Anadolu'nun her türlü ekonomisini de köklerinden söküp atıyorduk. Bir merkezde kasabalılar bize gelmişler: 'Arabamızı tamir ettiremiyoruz, giden Hıristiyanlardan sanat sahibi olanları geri göndertseniz...' demişlerdi. Yanmamış yerlerde çarşılar kapalı idi. Ticaret ve iyi tarım onların elinde olduğundan, Türkler alışmadıkları bir hayat tarzını yeni baştan kurmaya mahkûm idiler. Bu yeni hayat, yangın yerlerinde külden ve sıfırdan, ateş görmeyen yerlerde kapalı ve boş dükkânın açılmasından başlayacaktı."[15]

Evet, ticaret, tarım ve sanatta ağırlık Hıristiyanların elindeydi. 1908 Devrimi sonrasında siyasal iktidarı hızla eline geçirmiş olan İT Cemiyeti'nin en önemli politikalarından biri, "millî iktisat" anlayışı çerçevesinde Anadolu'da Müslüman bir burjuvazinin oluşturulmasıydı. İttihat Terakki bunun için çeşitli tedbirler almış, Teşvik-i Sanayi Kanun-u Muvakkatı çıkarılmış, kooperatifçilik özendirilmiş, ulusal bir bankanın kuruluşu sağlanmıştı. Ancak tedbirler sadece bunlarla sınırlı değildi; Anadolu'nun Hıristiyan halklarının imhası da detaylı bir şekilde planlanmış, Ermeni halkı neredeyse son ferdine kadar yok edilmiş, Rum, Pontus, Süryanî, Nasturî halkları ağır bir soykırıma tâbi tutulmuş, bunlardan ele geçirilen taşınır ve taşınmaz servetler Müslümanlara aktarılarak "millî burjuvazinin" oluşturulması desteklenmişti...

Ankara'da millî burjuvazi oluşturulması yolunda girişimler 1913 yılında başlatılmış, Ankara Vilayet Genel Meclisi'ne sunulan ve Dersaadet Ticaret Odası Gazetesi'nin 3 Ağustos 1329 [16 Ağustos 1913] tarihli nüshasında yayımlanan bir takrirde; ulusların gerçek kuvvetlerinin iktisadiyat ile ölçülebileceği belirtilmiş ve Ankara'da bir iplik fabrikasının kurulması için gereken desteğin verilmesi istenmişti. Bu takrire verilen yanıt yine aynı tarihli gazetede yayımlanmıştı...

Büyük Millet Meclisi'nin 1 Ocak 1337 [1921] tarihli oturumunda subay ve memurların elbiselerinin yerli kumaştan dikilmesi hususunda verilen kanun teklifinin görüşülmesi sırasında söz alan Karesi (Balıkesir) Milletvekili Hasan Basri [Çantay] şunları söylemişti: "Bilhassa mensucat şirketlerini daha fazla himaye etmeliyiz. Meselâ Ankara'da da bir millî mensucat şirketi vardır ki, topallıktan hâlâ kurtulamıyor. Geçenlerde ziyarete gittim. Bakdım ki, tezgâh başında bulunan ustaların hepsi Hıristiyandır. Ankara'da çıkan bir takım örmeler var, bir takım güzel şeyler yapılıyor. Fakat bunların hepsi maalesef Hıristiyan elindedir. Müslümanlar şimdiye kadar Ankara'nın kıymetini daha ziyade artıran, mesela 'sof' işleri vardır ki; bu işlerde bile Müslümanlar kendi haklarını, kendi kârlarını Hıristiyanlara kaptırmışlardır. Softan sonra diğer iş ve işlemelerden Hıristiyanlar Müslümanlara nispeten çok fazla temettü ile para kazanıyorlar. Bu, Ankara için zuldür ve ayıptır. Kanun yapmaktan ziyade bilhassa memleket münevveranının millî cemiyetler ve millî şirketler ile mensucat ve mamulâtı dahiliyemizin terakkisine çalışması lâzımdır."[16]

Nihayetinde Anadolu'da Hıristiyanların ortadan kaldırılması, üretim ve pazarlama zincirine ağır bir darbe vurdu. Hammadde, işleme ve satış arasındaki halkalar koparak yok oldu, ekonomi pek çok yerde çökme noktasına geldi.[17]

Ama... Sermaye de Türkleştirilmiş oldu!

Bilmeyen var mı? 1914'deki Rum ve 1915'deki Ermeni katliamı ile Anadolu'daki belli başlı aileler soykırıma uğrayanlar ve zorla göç ettirilenlerden kalan mülke kolay yoldan konmuşlardı. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki özel sermaye, Selanik'ten göç edenler (Bezmen, Titiz, Yalman vb.) tarafından oluşturuldu. Sonraları Türkiye'de öne çıkan büyük sermaye gruplarının bazılarının kökenleri Cumhuriyetin ilk yıllarına dek uzanmaktadır. İş Bankası bu dönemde en hızlı gelişimi sergilemiş ve sonraki dönemlerde de büyümesini sürdürmüştü. Bunun dışında Koç, Sabancı, Çukurova gibi büyük grupların kurucuları 1920'lerde iş dünyasında henüz ilk adımlarını atıyorlardı...

1940'lı yıllarda atölye ölçeğinde imalata başlayan Akkök (iplik ve dokuma), Eczacıbaşı (ilaç ve seramik fincan), Yaşar (boya), Ülker (bisküvi) gibi gruplar, 1950'li yıllarda bu faaliyetlerini tipik olarak TSKB kredileri ile fabrika ölçeğine taşıdılar. Türk Traktör'ün Türk sermayedarı Vehbi Koç oldu. 1955 yılında yaşanan 6-7 Eylül olayları da Rum ve Ermeni mallarına el konulması da belirli bir zengin kesim yarattı.

Erdoğan Demirören, Beyoğlu'ndaki Rum menkullerini ele geçirenlerin başında idi. Bundan sonra iktidarla işbirliği yapan aileler İnönü ve Menderes zamanında ihaleler alarak zengin oldular.[18]

 

"VARLIK VERGİSİ" ZORBALIĞI

 

11 Kasım 1942'de TBMM'nde kabul edilen dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu tarafından, "Bize iktisadi istiklalimizi kazandıracak bir fırsat", bir "ihtilal kanunu" olarak sunulan[19] Varlık Vergisi Kanunu, yine onun ifadesiyle, "Piyasamıza hâkim olan gayri Türk unsurları bu sayede bertaraf ederek Türk piyasasını Türk tüccarlarının ve Türklerin eline" vermeyi amaçlıyordu. Bu güzergâhta yapılan, "Gayrimenkullere tarh edilecek (kesilecek) vergilerin ancak dörtte birinin Türklere" kesileceğinin ilan eden[20] zorbalıktan başka bir şey değildi.

1941'de Türkiye-Almanya Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması'nın imzalanması Varlık Vergisi'nin çıkarılmasında etkili olurken; bu ırkçı uygulama Türkiye'de 1942-1944 yılları arasında esnaf ve üreticilerden alınan olağanüstü servet vergisinin adıydı. Vergi borçlarını geciktiren mülk sahiplerinin servetlerini vergilendirmek için yürürlüğe giren kanun hükmüydü(!). Ama bu Türk mülk sahipleri için geçerli değildi. Vergi borçlarını geciktiren Rumlar, Yahudiler, Süryanîler ve Ermeniler için yürürlüğe konuldu ve 1.5 yıl sonrada kaldırıldı.

Gayrımüslim kitlenin hedef alındığı uygulamayla, vergisini ödeyemeyenlerin fabrikaları, malları, dükkânları, evleri yok pahasına satılarak tahsil edilirken; vergi borçlarını geciktiren gayrımüslimler de Aşkale çalışma kampına sürüldü.

Dönemin CHP erkânından Suat Hayri Ürgüplü'nün, "Gerçi koyduğumuz rakamların tamamını alamadık ama yine de Hazineye büyük gelir sağlanmış oldu. Yaklaşık 465 milyon liralık vergi konulmasına karşılık 315 milyon lira toplanabildi. Bunun 221 milyonu İstanbul'dan sağlandı. Maaşlar ödenebildi. Bazı zorunlu hizmetler gerçekleştirilebildi," diye izah ettiği uygulamayla 2.057 Yahudi, Rum, Ermeni tüccar ve patron Aşkale'ye sürülmüşlerdi. Devlet zorbalığıyla haczedilen azınlık mallarını yok pahasına Türklere devredilmişti.

Özetle Varlık Vergisi coğrafyamızda azınlıklara yönelik birer ekonomi terörü olarak tarihe geçmiştir, Türk(iye) burjuvazisinin gayrimüslim olmayan unsurlarının da dolaylı katkısıyla...

Dönemi aklamak için verginin ırk ve din ayrımı yapmadan herkese uygulandığı yalanı söylense de bunun doğru olmadığı, hem yasanın uygulamalarıyla hem de dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'nun partisinin grubunda yaptığı şu açıklamalarıyla sabittir: "Bu kanun, bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz. Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları hâlde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır."

Müslüman Türk iş sahipleri için ödenmesi gereken vergi yüzde 4.94 gibi gayet makul iken, Ermeni vatandaşlar için yüzde 232, Yahudiler için yüzde 179, Rumlar için ise yüzde 156 gibi ödenebilmesi imkânsız boyutlardaydı.

Görüldüğü üzere Varlık Vergisi, ülkedeki dini-dili-ırkı farklı azınlıkları Türk saymayan, milli burjuvaziden sadece Müslüman Türkleri anlayan zihniyetin sözde ekonomiyi millileştirme politikasıydı. Millileştirmeden anladıkları ise azınlıkların mallarına el koyup onları egemen ulus burjuvazisine peşkeş çekmekti. Bu politikanın devamı pratiğe 6-7 Eylül kalkışmasıyla geçti. O günlerde bu trajediyi yaşayanlardan bazıları olayları şöyle aktarıyor:

Anastasiu İ. Antoniadis: "Babam İsaak, un ticaretiyle uğraşıyordu. 1943'te 100 bin lira Varlık Vergisi tarh edildi. Bu miktar elinde olmadığından ve herhangi bir gayrimenkulü olmadığından 6 Ağustos 1943 tarihinde, 68 yaşında tutuklandı ve Sivrihisar'a gönderildi. Orada, 24 gün sonra soğuktan çadırın içinde öldü. Yanına içine ismini yazdıkları kâğıdı koydukları bir de şişe gömmüşler, eğer mezardan çıkarırlarsa tanınabilsin diye."

Ishak Terragano: 'Küçük bir aktar dükkânımız vardı zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Varlık vergisi çıkınca bize tam 120 bin lira vergi kesildi ödememiz mümkün değildi zaten toplasanız yıllık kazancımız 8 bin lirayı geçmiyordu. Sonuçta ödeyemedik 68 yaşındaki kalp hastası olan babam Aşkale'ye sürüldü çok geçmeden bu acıya dayanamayıp kalp krizinden öldü."[21]

Ayrıca İshak Alaton da, "O dönem haciz memurları evimizdeki her şeyi sattılar. Mutfaktaki tencereleri bile. Babam buradan (Haydarpaşa Garı) vergisini ödeyemediği için zorla çalıştırılmak için Aşkale'ye gönderilmişti. Gittiğinde saçları simsiyahtı. Bir yıl sonra döndüğünde saçları bembeyaz olmuştu," derken; Rumca yayınlanan 'Apoyevmatini' Gazetesinin sorumlu müdürü Mihail Vasiliadis de, şunları anlattı: "Evimize haciz memurları geldiğinde 3.5 yaşındaydım. Yaşadığım korku ve travmadan dolayı eviminin haczedildiği günü tüm detaylarıyla hatırlıyorum. Babam yatalak olmasına rağmen altındaki karyolayı bile haczettiler. Yasaya göre sadece işyerlerinin kapısı mühürlenebiliyordu. Diş hekimi olan babam evimizin bir odasını muayenehane olarak kullanıyordu. Haciz memuru evdeki bütün eşyaları bu odaya doldurup mühürledi. Oyuncak atımı aldıkları için ağladım ve bir hamal mührü açıp atı alarak bana verdi. Arkamdan gelen bir el kucağımdaki oyuncak atı hızla çekerek aldı ve odanın içine fırlatıp tekrar kapıyı mühürledi. Bu büyük bir gaddarlıktır. O anı unutamıyorum."[22]

 

1955'İN 6-7 EYLÜL'Ü!

 

Sermaye böylece Türkleştirilmiş o

  Bu yazı 2519 defa okunmuştur.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Beşiktaş 29 20 5 4 63 30 64 +33
2 Galatasaray 31 19 8 4 61 30 61 +31
3 Fenerbahçe 30 18 7 5 54 31 59 +23
4 Trabzonspor 31 16 7 8 39 30 56 +9
5 Alanyaspor 30 14 9 7 48 29 49 +19
6 Hatayspor 30 14 9 7 51 36 49 +15
7 Gaziantep FK 30 12 7 11 44 34 47 +10
8 Fatih Karagümrük 31 12 10 9 46 38 45 +8
9 Sivasspor 30 9 7 14 37 35 41 +2
10 Göztepe 31 10 11 10 44 42 40 +2
11 Antalyaspor 30 8 7 15 29 36 39 -7
12 Konyaspor 29 9 11 9 35 35 36 0
13 Çaykur Rizespor 30 8 11 11 36 47 35 -11
14 Yeni Malatyaspor 29 7 11 11 37 41 32 -4
15 Kayserispor 30 8 14 8 23 39 32 -16
16 Kasımpaşa 30 8 15 7 33 47 31 -14
17 Başakşehir FK 30 7 14 9 32 48 30 -16
18 MKE Ankaragücü 29 8 16 5 35 49 29 -14
19 BB Erzurumspor 30 6 15 9 28 49 27 -21
20 Gençlerbirliği 29 7 16 6 26 51 27 -25
21 Denizlispor 29 6 16 7 26 50 25 -24
Takım O G M B A Y P AV
1 Giresunspor 28 17 5 6 42 20 57 +22
2 Samsunspor 28 15 4 9 44 26 54 +18
3 Adana Demirspor 28 15 6 7 47 24 52 +23
4 Altay 27 16 9 2 52 29 50 +23
5 Altınordu 27 14 6 7 40 33 49 +7
6 İstanbulspor 28 14 8 6 49 30 48 +19
7 Ankara Keçiörengücü 28 13 8 7 34 20 46 +14
8 Tuzlaspor 28 12 11 5 36 41 41 -5
9 Bursaspor 27 12 11 4 45 41 40 +4
10 Bandırmaspor 27 11 11 5 34 33 38 +1
11 Ümraniyespor 27 10 10 7 32 35 37 -3
12 Boluspor 27 9 13 5 28 30 32 -2
13 Balıkesirspor 27 7 12 8 28 39 29 -11
14 Adanaspor 27 7 13 7 35 40 28 -5
15 Menemenspor 27 6 11 10 29 44 28 -15
16 Akhisarspor 28 7 17 4 29 48 25 -19
17 Ankaraspor 28 4 17 7 22 47 19 -25
18 Eskişehirspor 27 1 18 8 16 62 8 -46
Takım O G M B A Y P AV
1 Eyüpspor 31 23 2 6 70 21 75 +49
2 Van Spor 31 17 8 6 51 28 57 +23
3 Sakaryaspor 31 15 4 12 50 29 57 +21
4 Kırşehir Belediyespor 31 16 7 8 44 25 56 +19
5 Kırklarelispor 31 14 5 12 44 25 54 +19
6 Etimesgut Belediyespor 31 15 9 7 51 26 52 +25
7 Bodrumspor 31 15 9 7 64 41 52 +23
8 Turgutluspor 31 15 12 4 40 43 49 -3
9 Tarsus İdman Yurdu 31 12 10 9 49 41 45 +8
10 Serik Belediyespor 31 11 8 12 44 39 45 +5
11 Karacabey Belediyespor 31 12 12 7 40 35 43 +5
12 Pendikspor 31 12 15 4 50 42 40 +8
13 Pazarspor 31 11 15 5 50 53 38 -3
14 Sivas Belediyespor 31 8 10 13 42 40 37 +2
15 1922 Konyaspor 31 9 15 7 38 40 34 -2
16 Bayburt Özel İdare Spor 31 10 17 4 38 52 34 -14
17 Kastamonuspor 31 7 14 10 26 45 31 -19
18 Elazığspor 31 8 18 5 40 62 26 -22
19 Mamak FK 31 6 19 6 28 91 24 -63
20 Kardemir Karabükspor 31 1 28 2 10 91 2 -81
Takım O G M B A Y P AV
1 Diyarbekirspor 25 17 2 6 35 15 57 +20
2 1928 Bucaspor 25 16 2 7 48 16 55 +32
3 Yeşilyurt Belediyespor 25 15 6 4 42 20 49 +22
4 Ofspor 25 12 5 8 37 27 44 +10
5 Arnavutköy Belediye 25 12 6 7 37 25 43 +12
6 Belediye Derincespor 25 10 5 10 36 21 40 +15
7 Artvin Hopaspor 25 9 9 7 35 35 34 0
8 Edirnespor 25 8 9 8 29 30 32 -1
9 Fatsa Belediyespor 25 8 9 8 18 23 32 -5
10 1877 Alemdağspor 25 8 12 5 32 41 29 -9
11 Kızılcabölükspor 25 6 10 9 23 28 27 -5
12 Nevşehir Belediyespor 25 7 13 5 25 27 26 -2
13 Payasspor 25 5 13 7 26 42 22 -16
14 Çankaya FK 25 6 15 4 17 41 22 -24
15 Antalya Kemerspor 25 5 14 6 21 41 21 -20
16 Manisaspor 25 1 15 9 16 45 12 -29
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/04/2021 Alanyaspor vs Gençlerbirliği
 04/04/2021 Başakşehir FK vs Yeni Malatyaspor
 04/04/2021 MKE Ankaragücü vs Antalyaspor (H:1)
 04/04/2021 Kasımpaşa vs Beşiktaş
 05/04/2021 Fenerbahçe vs Denizlispor
 06/04/2021 Fatih Karagümrük vs Hatayspor
 06/04/2021 Göztepe vs Çaykur Rizespor
 06/04/2021 Trabzonspor vs Kayserispor
 07/04/2021 Gençlerbirliği vs BB Erzurumspor
 07/04/2021 Konyaspor vs MKE Ankaragücü
 08/04/2021 Denizlispor - Kasımpaşa Kasımpaşa ligde deplasmandaki son 6 maçında hiç kazanamadı  Denizlispor yenilmez
 08/04/2021 Yeni Malatyaspor - Fenerbahçe Fenerbahçe ligde deplasmandaki son 8 maçında hiç kaybetmedi  Fenerbahçe yenilmez
 08/04/2021 Yeni Malatyaspor - Fenerbahçe Yeni Malatyaspor ligdeki son 10 maçında hiç kazanamadı  Fenerbahçe yenilmez
 10/04/2021 Çaykur Rizespor - Trabzonspor Trabzonspor ligde deplasmandaki son 13 maçında hiç kaybetmedi  Trabzonspor yenilmez
 11/04/2021 Sivasspor - Konyaspor Sivasspor ligde evindeki son 10 maçında hiç kaybetmedi  Sivasspor yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 04/04/2021 Menemenspor vs Ümraniyespor
 04/04/2021 Balıkesirspor vs Bandırmaspor
 05/04/2021 Bursaspor vs Altay
 09/04/2021 Ankara Keçiörengücü vs Altınordu
 09/04/2021 Eskişehirspor vs Giresunspor
 09/04/2021 İstanbulspor vs Tuzlaspor
 10/04/2021 Altay vs Boluspor
 10/04/2021 Bandırmaspor vs Menemenspor
 10/04/2021 Samsunspor vs Balıkesirspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 07/04/2021 Bayburt Özel İdare Spor vs Pazarspor
 07/04/2021 Elazığspor vs Sakaryaspor
 07/04/2021 Etimesgut Belediyespor vs Eyüpspor
 07/04/2021 Kardemir Karabükspor vs Kırklarelispor
 07/04/2021 Kastamonuspor vs 1922 Konyaspor
 07/04/2021 Mamak FK vs Bodrumspor
 07/04/2021 Pendikspor vs Karacabey Belediyespor
 07/04/2021 Serik Belediyespor vs Van Spor
 07/04/2021 Sivas Belediyespor vs Kırşehir Belediyespor
 07/04/2021 Turgutluspor vs Tarsus İdman Yurdu
 07/04/2021 Etimesgut Belediyespor - Eyüpspor Etimesgut Belediyespor ligde evindeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  Etimesgut Belediyespor yenilmez
 07/04/2021 Sivas Belediyespor - Kırşehir Belediyespor Kırşehir Belediyespor ligdeki son 5 maçında hiç kaybetmedi  Kırşehir Belediyespor yenilmez
 11/04/2021 Kırşehir Belediyespor - Mamak FK Kırşehir Belediyespor ligdeki son 5 maçında hiç kaybetmedi  Kırşehir Belediyespor yenilmez
 11/04/2021 Kırklarelispor - Turgutluspor Turgutluspor ligdeki son 5 maçında hiç kazanamadı  Kırklarelispor yenilmez
 11/04/2021 1922 Konyaspor - Sivas Belediyespor Sivas Belediyespor ligdeki son 6 maçında hiç kazanamadı  1922 Konyaspor yenilmez
 11/04/2021 Kırklarelispor - Turgutluspor Kırklarelispor ligdeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  Kırklarelispor yenilmez
 11/04/2021 Van Spor - Kardemir Karabükspor Kardemir Karabükspor ligdeki son 9 maçını kaybetti  Van Spor kazanır
 11/04/2021 Pazarspor - Serik Belediyespor Serik Belediyespor ligde deplasmandaki son 10 maçında hiç kazanamadı  Pazarspor yenilmez
 11/04/2021 Kırşehir Belediyespor - Mamak FK Mamak FK ligdeki son 11 maçında hiç kazanamadı  Kırşehir Belediyespor yenilmez
 11/04/2021 Sakaryaspor - Bayburt Özel İdare Spor Sakaryaspor ligdeki son 14 maçında hiç kaybetmedi  Sakaryaspor yenilmez
 11/04/2021 Eyüpspor - Kastamonuspor Eyüpspor ligdeki son 19 maçında hiç kaybetmedi  Eyüpspor yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 08/04/2021 Arnavutköy Belediye vs Fatsa Belediyespor
 08/04/2021 Artvin Hopaspor vs Nevşehir Belediyespor
 08/04/2021 Belediye Derincespor vs Edirnespor
 08/04/2021 Diyarbekirspor vs Antalya Kemerspor
 08/04/2021 Manisaspor vs Çankaya FK
 08/04/2021 Payasspor vs Ofspor
 08/04/2021 1877 Alemdağspor vs Kızılcabölükspor
 08/04/2021 1928 Bucaspor vs Yeşilyurt Belediyespor
 08/04/2021 Artvin Hopaspor - Nevşehir Belediyespor Artvin Hopaspor ligde evindeki son 5 maçında hiç kaybetmedi  Artvin Hopaspor yenilmez
 08/04/2021 Artvin Hopaspor - Nevşehir Belediyespor Nevşehir Belediyespor ligde deplasmandaki son 5 maçında hiç kazanamadı  Artvin Hopaspor yenilmez
 08/04/2021 Manisaspor - Çankaya FK Çankaya FK ligde deplasmandaki son 6 maçında hiç kazanamadı  Manisaspor yenilmez
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
ŞANS OYUNLARI
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI