Sibel ÖZBUDUN

GÜNCEL FAŞİZM HÂL(LER)İNE “GEÇ(ME)MİŞ” NOTLARI

Sibel ÖZBUDUN
  04-10-2026 20:23:00

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

“Faşizm kapitalizm
artı cinayettir.” [1]

Her şey tam da Eric Cantona’nın, “Faşizmi durdurmak için sessiz kalmayın, harekete geçin. Tarih
tekerrür ediyor, ama umursamıyoruz gibi görünüyor. Aşırı sağın nasıl büyüdüğüne bir bakın,” dediği
koordinatlarda.
Kapitalizmin vazgeçilemezi faşizm, ırkçılılık değneğine yaslanarak yükseliyor. [2]

* * * * *

Sadece Almanya’da AfD’nin bir eyalet seçiminde ilk kez birinci parti olması değil mesele. Faşist
dalganın Avrupa’dan ABD’ye kadar yükselerek Japonya kıyılarına ulaşmasıdır.
Japonya’daki “Üst Meclis” seçimlerinde faşist eğilimli ‘Sanseito’ (Japonca’da “Üç Ses Partisi”)
seçimlerden büyük başarıyla çıktı.
Kurucusu ve lideri Sohei Kamiya’nın ‘Japanese First/ Önce Japonca’ sloganı, Donald Trump’ın
‘Make America Great Again’ retoriğini anımsatırken; Kamiya, Amerika’nın MAGA hareketini ve Trump’ı,
İngiltere’deki Reform UK’yi, Almanya’daki AfD’yi ve Fransa’daki Ulusal Toparlanma (LePen) partilerini
desteklediğini açıkça dile getiriyor.
Bu kadar da değil! Sanseito’nun göçmen karşıtı söylemleri, turizmi hedef alan aşırı çıkışları, kültürel
saflığı koruma söylemi, kadınların haklarının çok genişlediğine ilişkin iddiaları, küresel faşist hareketlerin
programlarıyla örtüşüyor. [3]
Küresel bir dalgayla karşı karşıyayız…
Kapitalizmin hâl(ler)iyle doğrudan ilintili faşizm, geçmişi idealleştiren bir söylemle konuşsa da
modern kapitalizmin ürettiği bir yönetim biçimidir. Tekelci sermaye, her bunalım döneminde faşizmi
yeniden kullanıma sokar. Hindutva’dan Trump’a uzanan çizgi, aynı küresel mekanizmanın bugünkü
yüzüdür.
Dünyanın dört bir yanında faşist hareketler yeniden yükselişte. Hindistan da bu dalganın dışında
değil. Zira Hindistan’da faşist Hindutva (Hindu milliyetçiliği ve üstünlükçülüğünü savunan ideoloji)
unsurları on yılı aşkın süredir yükselmekle kalmadı, yönetime de hâkim oldular. Ülkenin ilerici çevreleri,
anayasada tanımlanan laik ve demokratik düzeni hedef alan, azınlıkları “öteki”leştiren ve çoğunluk içinde
onlara karşı nefret üreten bu Hindu üstünlükçülüğünün kökenlerini anlamaya çalışıyor…
Hindutva’nın bugünkü yükselişi, yalnızca Hindistan’a özgü bir olgu değil. Bu yükseliş, dünyanın
farklı bölgelerinde eşzamanlı biçimde güç kazanan faşizm dalgasının bir parçasıdır. Arjantin’de Milei,
İtalya’da Meloni, Macaristan’da Orban, ABD’de Trump, Türkiye’de Erdoğan, Hindistan’da Modi ve
İsrail’de Netanyahu… Her biri farklı bağlamlarda, fakat benzer bir siyasal yönelimle ortaya çıkan figürler.
Bu liderlerin tümü, faşizmin küresel ölçekteki yükselişinin halkalarını oluşturuyor. Henüz iktidarı ele
geçiremeyenler bile (Fransa’da Marine Le Pen, Almanya’da AfD gibi) kapıya dayanmış durumda.
Dolayısıyla Hindutva’yı ya da Sanseito’yu yalnızca ülkelerinin iç dinamikleriyle açıklamak, faşizmin
küresel karakterini gözden kaçırmak olur…
Faşist unsurların dünya görüşü her ne kadar akıl dışı, bilim öncesi ve hurafelerle dolu görünse de, bu
irrasyonellik tek başına faşizmin neden bugün dünyanın dört bir yanında yükselişe geçtiğini açıklayamaz.
Bunu anlamak için, bu hareketlerin günümüzde burjuvazinin en güçlü kesimi olan tekelci sermaye
tarafından desteklendiğini görmek gerekir. Tekelci sermayenin ortaya çıkışı ve egemenliği modern çağın
ürünüdür. Lenin, rekabetçi kapitalizmden tekelci kapitalizme geçişi XX. yüzyılın başına tarihler.
Dolayısıyla, tekelci sermayenin desteğiyle iktidara tırmanan faşizm de, tüm tarihsel görünümlerine rağmen,
kökleri modern kapitalizmin bağrında olan bir olgudur.
Faşist hareketler modern toplumların hepsinde vardır, ancak çoğu zaman kenarda kalır, marjinaldir.
Onlar sahneye yalnızca büyük sermayenin ihtiyaç duyduğu anda çıkar, tekelci sermayenin finansmanıyla ve
onun denetimindeki medya aracılığıyla görünürlük kazanırlar. Bu yüzden faşizmin yükselişi, sınıfsal açıdan
bakıldığında tekelci sermayenin iktidarını ifade eder; hem de onun en saldırgan, en gerici ve yeni palazlanan
kesimlerinin kurduğu açık bir terör diktatörlüğü biçiminde. Komintern Başkanı Georgi Dimitrov’un VII.
Kongre’deki ifadesiyle, faşist devlet “mali sermayenin en gerici unsurlarının açık terörist diktatörlüğüdür.”

2

Ünlü iktisatçı Michal Kalecki de aynı çizgide, faşist iktidarın “büyük sermaye ile faşist maceraperestlerin
ortaklığı” üzerine kurulduğunu söyler.
Bu ortaklık, sistemin kriz dönemlerinde büyük sermaye açısından kaçınılmaz hâle gelir.
Hegemonyası sarsıldığında ve tehdit altına girdiğinde, sermayenin kendisi bir yandan dikkat dağıtan, diğer
yandan emekçi sınıfları bölüp ortak bir direnişi engelleyen bir söyleme ihtiyaç duyar. Faşist hareketler ise
tam da bu ihtiyaca yanıt verir; toplumsal öfkeyi yukarıya değil, birbirine yönlendirir. Bu nedenle büyük
sermaye, her kriz döneminde faşist güçlerle ittifaka yönelir. Klasik faşizmin 1930’lardaki Büyük Buhran
sırasında yükselişi bu bağlamda anlaşılabilir. Bugünlerin benzer bir tablosu da var: 2008’de konut
balonunun patlamasıyla derinleşen durgunluk ve işsizlik, neo-liberal kapitalizmin uzun süreli krizini kalıcı
hâle getirdi. Dünyanın farklı bölgelerinde faşist hareketlerin eşzamanlı biçimde güç kazanması, tam da bu
tarihsel koşulların ürünüdür.
Bir kez daha vurgulamalı: Faşizm, ister klasik ister çağdaş biçimiyle ortaya çıksın, geçmişe ve
modern öncesi bir dünyaya duyulan özlemi dillendirir. Yine de faşizm, özü itibarıyla modern bir olgudur.
Faşist hareketler bu gerici özlemin vücut bulmuş hâlidir. Fakat onların yükselişini yalnızca bu zihniyetin
yayılmasıyla açıklamak, meselenin ekonomik temelini, özellikle de kapitalizmin tekelci evresiyle olan
bağını gözden kaçırmak olur. Faşizmin yükselişi, modern kapitalizmin kendi krizlerini yönetmek ve
hegemonyasını sürdürmek için kullandığı pre-modern bir araç olarak görülmelidir…
Faşist hareketlerin yükselişini modern bir olgu olarak kavramak, onlara karşı verilecek mücadelenin
başarısı açısından çok önemlidir. Eğer bu yükseliş, yalnızca “modern öncesi” kalıntıların yeniden güç
kazanmasından ibaret olsaydı, çözüm de “modernleşme” çağrılarıyla, yani aslında neo-liberalizmin yeniden
canlandırılmasıyla aranırdı. Oysa faşizmin bugünkü yükselişi, neo-liberalizmin yarattığı kriz koşullarında
tekelci sermayenin kendi hegemonyasını koruma çabasının ürünüdür. Bu durumda mücadele yalnızca politik
değil, aynı zamanda ekonomik düzeyde de neo-liberalizmi aşmayı hedeflemelidir.
Neo-liberalizmin yarattığı yapısal kriz aşılmadıkça, faşist güçlerin seçimle yenilmesi ancak geçici bir
geri çekilmeye yol açar. Aynı ekonomik koşullar sürdüğü sürece, bu güçler yeniden sahneye çıkar. ABD’de
Trump’ın yeniden sahneye çıkışı bunun açık göstergesidir. Bu yüzden faşizme karşı gerçek bir mücadele,
yalnızca laik, demokratik ve anti-faşist güçlerin politik birlikteliğiyle sınırlı kalamaz; aynı zamanda en
azından bazı temel alanlarda neo-liberalizmi aşan, emeği ve kamusal çıkarı merkeze alan bir ekonomik
yönelimi de zorunlu kılar. [4]

* * * * *

Bunlar böyleyken; faşizmin kendine özgü bir ekonomik programı olamayacağını, olduğunu “iddia”
ettiğinin ise kapitalizmin gereksinimlerine yanıt arayışı olduğunu belirtip, aktaralım:
Max Horkheimer, “Kapitalizmden bahsetmek istemeyenlerin faşizm hakkında söyleyecek sözü
yoktur.” “Kapitalizm hakkında konuşmayanlar faşizm hakkında sussunlar”…
Bertolt Brecht, “Faşizm tedavisi gereken bir hastalık değil; ortadan kaldırılması gereken bir suçtur.”
“Başkalarına yapılanları görmezden gelenlerin başına eninde sonunda faşizm gelecektir.” “Faşizmi ve
Nazizmi liberalizmin mantıksal sonucu olarak doğuran o eski, kirli rahim, canavarlar doğurmaya da hazır
durumda.” “Faşizm, kapitalizmin histerik bir aşamasıdır ve bu nedenle çok yeni ve çok eski bir şeydir...
Öyleyse, faşizm hakkında gerçeği söylemek -ki bu kınanır- eğer onu doğuran kapitalizme karşı hiçbir şey
söylenmiyorsa, ne işe yarar?”…
Rajani Palme Dutt, “Faşizmin kökleri mevcut toplumun derinliklerinde yatar. Çöküş hâlindeki
kapitalizm faşizmi besler. Çöküş hâlindeki kapitalist demokrasi faşizmi besler”…
Terry Eagleton, “Tüm milliyetçilik türleri gibi faşizm de Nordik tanrıları ve kadim kahramanları
çağırmasına rağmen tepeden tırnağa modern bir icattır. Muhafazakârlığın daha uzun bir şeceresi vardır”… [5]
Buenaventura Durruti, “Hiçbir hükümet faşizmi yok etmek üzere savaşmaz. Burjuvazi, güç ellerinin
arasında kayıp gittiğinde, ayrıcalıklarını tekrar kazanmak için faşizmi diriltir”…
Georgi Dimitrov, “Amerikan faşizmi, kendisini Anayasa’nın ve ‘Amerikan demokrasisi’nin
koruyucusu olarak göstermeye çalışır”…
Georgy Zhukov, “Avrupa’yı faşizmden kurtardık, ama bunun için bizi asla affetmeyecekler”…
Maurice Duverger, “İkinci Dünya Savaşı sırasında faşist rejimlerin çöküşü tehlikeyi azaltmadı:
çünkü faşizme yol açan nedenler ortadan kalkmamıştır”…
Erich Honecker, “Gerçek şu ki, Batı Alman yargısı Nazileri cezalandıramazdı; çünkü yargıçlar ve
savcılar kendilerini cezalandıramazdı,” gerçeğinin altını çizerler sözünü ettiğimiz meselede.
Evet, reformist çizgide faşizmi durdurmak, yenmek mümkün değildir.

3

Tıpkı Georgi Dimitrov’un, “Reformculuğa karşı mücadele her zaman faşizme karşı mücadele
demektir. Ve faşizme karşı mücadele her zaman reformculuğa karşı mücadele demektir,” [6] vurgusuyla
Leipzig Duruşması’nda “Birleşik cephenin önündeki başlıca engel, sosyal demokrat partilerin burjuvaziyle
işbirliği siyasetiydi. ‘Daha az kötü’ siyaseti olarak bilinen bu işbirliği, Almanya’da faşist gericiliğin zaferine
yol açtı,” [7] ifadesindeki üzere!

* * * * *

Çünkü, tarihsel deneyimler, Walter Benjamin’in, “Her faşizmin arkasında başarısız bir devrim
vardır,” vurgusundaki gibi tüm netliğiyle meydandadır.
Öncelikle Antonio Gramsci’nin, “1920 sonbaharında fabrikalar işgal edildiğinde işçiler silahlıydı ve
iktidarı almaya hazırdı. Ancak Malatesta ve anarşistler, devrimci bir partinin ve devlet iktidarını kurma
iradesinin yokluğunu ‘özgürlükçü ilkeler’ arkasına sakladılar. İşçilere iktidarı almayı değil, sadece
fabrikalarda kalmayı va’zettiler. Bu eylemsizlik dalgası kırıldığında, burjuvazi anarşistlerin yarattığı bu
boşluğu faşist mangalarla (Kara Gömlekliler) doldurdu,” sözlerini anımsayın.
Sonra da “Reformist eğilimin komünizmle ortak hiçbir yönü yoktur,” diyen “İki Kızıl Yıl/ Biennio
Rosso”ın hikâyesini: [8]
İtalya’nın güneyinde köylüler toprak işgallerine yönelirken, kuzeyde sanayi proletaryası fabrika
işgalleriyle üretimi ele alıyordu. 2 yıl boyunca İtalya kızıla boyanmış, işçi konseyleri öz yönetimlerini
kurdu. Hareketliliğe rağmen, Parti içindeki reformistler dümenin ele alınmasını engelliyor.
Antonio Gramsci “İtalya’da sınıf mücadelesinin mevcut aşaması ya devrimci proletaryanın iktidarı
almasıyla ya da mülkiyet sahibi sınıfın ve iktidar kastının korkunç bir karşı eylemiyle sonuçlanacaktır.
Sanayi ve tarım proletaryasını boyun eğdirmek için hiçbir terör biçiminden kaçınılmayacak; işçi sınıfının
siyasal mücadelesi ve ekonomik gücünü sağlayan örgütleri tasfiye edilmeye çalışılacaktır.” diyordu.
Özellikle Torino’da, işçi sınıfı yalnızca daha iyi ücretler ya da çalışma koşulları değil, fabrika
konseyleri aracılığıyla üretimin doğrudan denetimini talep ediyordu, talepler açıkça devrimci bir karakter
kazandığını gösteriyordu. Ancak Parti burada da beklendiği gibi davranarak süreci oyaladı. Sonuçta Torino
işçileri, kuşatma altında geçen on günün ardından fabrikalara geri dönmek zorunda kaldı.
Komünistler yeni bir parti kurulmasını savunurken, Antonio Gramsci partinin dönüştürülmesi
gerektiğini düşünüyordu. V. İ. Lenin ise bu tür tereddütlere kesin bir dille karşı çıkıyor “Reformist eğilimin
komünizmle ortak hiçbir yönü yoktur.”
Ona göre reformistlerle birlik konusunda gösterilen her kararsızlık, Rusya’da Menşeviklerle yaşanan
deneyimin bir tekrarını hatırlatıyordu. Buna karşın, ayrılığın partiyi zayıflatacağı endişesini taşıyanlar da
vardı. V. İ. Lenin bu görüşe şu sözlerle yanıt veriyordu: “Parti zayıflamayacak, aksine güçlenecektir.”
Torino’da işçiler Fiat başta olmak üzere büyük fabrikalarını işgal etti. Ve ülke genelinde 500 bine
yakın işçi işgale katıldı. Patronların ve hanedanların kullandığı fabrika masalarında artık işçiler oturuyordu.
İşgaller, hammadde eksikliği, teknisyen yetersizliği ve genel siyasal destekten yoksunluk gibi gerekçelerle
başarısızlığa sürüklendi. Buna rağmen işçiler, teknik kadro eksikliğine karşın günde 37 otomobil
üretebilecek düzeyde bir örgütlenme kapasitesi göstermişti.
Devrim tehdidine yanıt olarak Başbakan Giolitti, Torino’ya 50 bin asker sevk etti, işçiler sonunda
teslim alındı ve fabrikaları terk etmek zorunda kaldılar. Her ne kadar esas olarak kuzey ve orta İtalya’da
yoğunlaşmış olsa da, Piedmont’tan Sicilya’ya kadar tüm yarımadayı etkileyen eylemler oldu.
Başlangıçta ekonomik taleplerle ortaya çıkan hareket, kısa sürede genel siyasal talepler üretmeye
başlamıştı. Rusya’daki Ekim Devrimi’nin etkisiyle, köylüler de toprak işgallerini gündeme getirdi. Tüm bu
gelişmeler yaşanırken, parti içi polemikler de sertleşiyordu. V. İ. Lenin, reformistlerle kesin bir kopuş
çağrısını sürdürerek, bu eğilime karşı yumuşaklık gösterenlerin partiden uzaklaştırılması gerektiğini
savundu.
Amadeo Bordiga açık biçimde ayrılığı savunurken, Antonio Gramsci bu süreçte hâlâ kararsızdı.
Ancak V. İ. Lenin’in müdahaleleri ve yaşanan pratik deneyimler, Antonio Gramsci’nin de tutumunu
netleştirdi; ayrılık kaçınılmazdı.
21 Ocak 1921’de komünistler kongreden ayrılarak İtalyan Komünist Partisi’ni kurdu. Komünist
Enternasyonal, yeni kurulan partiye faşizmin yükselişi karşısında tavır değişikliğine gidilmesi gerektiğini
söylüyordu. Devrimcilerin sistematik biçimde katledilmesine karşı, proletarya diktatörlüğü hedefinden
vazgeçmeden, demokratik özgürlüklerin savunulmasının ve faşizme karşı geniş bir birleşik cephe
kurulmasının zorunlu olduğu vurgulanıyordu. Parti ayrılığı gerekliydi ancak faşizme karşı reformist ve
maksimalistlerle ortak bir mücadele hattı kurulmalıydı.

4

24 Ekim 1922’de Napoli’de toplanan Faşist Parti kongresinde, başkente yönelik bir ayaklanma
yürüyüşü kararı alındı. Sanayiyi ve kralın desteğini arkasına alan faşizm karşılığını aldı; İşçi sınıfının
yenilgisi ve devrimci hareketin bastırılması, İtalya’yı Benito Mussolini diktatörlüğüne taşıyan sürecin önünü
açtı.
1922’de iktidara gelen Benito Mussolini baş döndürücü hızla 1926’da yargıyı kendisine bağlayarak
ülkenin üzerine faşizm perdesini çekti. Muhalefet partilerini, sendikaları ve basını susturdu. Hızla bir OHAL
yarattı.
1925-1926 sonbaharında kendisine yönelik birkaç suikast girişimini fırsat bilerek, siyasi suçları
hedefe koyan Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni kurdu.
Adalet ve İbadet İşleri Bakanı(!) olarak görevlendirdiği Alfredo Rocco’dan hemen bir ceza yasası
hazırlamasını istedi. Ve kimsenin ağzını açamadığı bir iklim yarattı.
Söz konusu iklimde, daha önce kaldırılan ölüm cezasını, yeniden ceza yasasına dahil etti.
DGM tasarısının konuşulduğu ilk meclis oturumunda tez elden muhalefet vekillerinin
dokunulmazlıklarını kaldırıp, milletvekilliklerini düşürdü. Antonio Gramsci de bunların arasındaydı...
Ardından Antonio Gramsci tutuklandı. 10 yıl demir parmaklıklar ardında kaldı.
Muhalefetten arındırılmış siyasal yaşamın gül bahçesine dönüştürülmesinden sonra, ölüm cezası
onaylandı. Ertesi gün “zafer” basında, “Meclisin muhalefete ihtiyacı yok. Adalet yerini buldu” başlıklarıyla
yankılanacaktı.
Temel hedefi siyasi muhaliflere göz açtırmamak olan, başkan ve 5 yargıçtan oluşan DGM, rejim
yanlısı yargıçlara teslim edildi. DGM davalarında sadece savaş koşullarının ceza hukuku uygulanıyor ve
temyizi olmuyordu.
Benito Mussolini’nin yıkılışına dek 17 yıl ayakta kalan DGM’ler 15 bini aşkın anti-faşist militanı
“yargıladı”, 77 ölüm cezasına imza attı.
Muhalefeti budayan rejim kendini Duçe’nin, “Ya biz, ya onlar!” sözleriyle savunurken; tüm muhalif
partileri, dernekleri, örgütleri dağıttı.
“Gri ve sağır salon” diye tanımladığı parlamento önünde sorumluluktan kendisini azade kıldı, basını
kontrolüne aldı, gizli polis OVRA’yı kurdu, eğitimcilere partiye yazılma zorunluluğu getirdi ve “makbul
vatandaş” yetiştirecek “yerli ve milli” Min. Cul. Pop (“Ministero della Cultura Popolare/Halkın Kültürü
Bakanlığı”)nı tesis etti.
Yargı-yasama-yürütmeyi olağanüstü yasalarla kendinde toplayan Duçe Benito Mussolini, faşizmi
tüm veçheleriyle yerleştirdi. [9]
Trump’ın ABD’sinden bize, bunlar size bir şeyleri çağrıştırıyor mu?

* * * * *

Ya faşist Almanya!?
‘Eğer Hitler Savaşı Kazansaydı?” başlıklı belgeselinde Ralph Giordano, “Bizim ırkımız bu dünyaya
hükmetmek hakkına sahiptir. İşte bu hak bizler için gelecekte uygulayacağımız dış politikanın kutup yıldızı
olmalıdır!” diyen Adolf Hitler’in sözlerini hatırlatıp, yine ondan aktarır:
“İnanın bana, üstün ırkımız bin, hatta bin iki yüz yıl boyunca bütün dünyaya hükmedemeyecekse,
her şey sadece Almanya ile sınırlı kalacaksa ne gerek var nasyonal sosyalist harekete!” [10]
“Ama”sız, “Fakat”sız; faşizm nihai kertede tam da bu anlayış!
“Nasıl” mı?
“Auschwitz gibi zaten bir imha kampı olarak tasarlanmış toplamda yedi büyük kamp dışındaki
kampların çoğu, Semprun’un ifadesiyle, “fabrikaları, revir, mutfakları ve ambarlarıyla bir kentten farksız” [11]
tasarlanıp inşa edilmiş çalışma kamplarıydı.
Washington’daki ‘Birleşik Devletler Holokost Anıt Müzesi’nde 400 proje çalışanından oluşan bir
ekibin 13 yıl süren araştırması sonucunda çoğunluğu Almanya’da olmak üzere tüm Avrupa’daki toplam
kamp sayısının 42 500 olduğu saptanmıştır.
Bunların 980’i toplama kampı; çok sayıda şubeleri de dâhil olmak üzere 30 000’i çalışma kampı;
1150’si Yahudi gettosu ve 1 000’i savaş esirleri kampıdır. Yalnızca Berlin’de Yahudilerin evlerinden
sürüldükten sonra barındırıldığı ve daha sonra çalışma ve toplama kamplarına nakledilmek üzere
hapsedildiği 3.000 zorunlu çalışma kampı ve sözde “Yahudi evi” belirlenmiştir.
Proje yöneticisi Martin Dean’in sözleriyle bu muazzam sayı, bir gerçeğe açıkça işaret ediyor:
“Gerçekten Almanya’da zorunlu çalışma kamplarına veya toplama kamplarına rastlamadan hiçbir yere
gidilemezdi. Her yerdeydiler.” [12] Yani “olağanlaş(tırıl)mışlar”dı!

5

Bunun arkasında kapital (sermaye) gerçeği yatar. Çünkü Adolf Hitler’de, faşizmi de bir kapital
(sermaye) mamûlatıdır.
Kısaca değinelim!
30 Nisan 1945 gününün akşamında intihar etmekten başka seçeneği kalmayan “Tek Adam” Adolf
Hitler’in hikâyesi 1889’un Nisan’ında küçük bir Avusturya kasabasında başlayıp, 30 Nisan 1945’de
Berlin’de nihayete erdi.
Viyana’da işsiz güçsüz dolaşıp, kartpostal resimleri yapıp, ressam olmaya çabalasa da, başvurduğu
Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne yetersiz olduğu gerekçesiyle reddedildi.
I. Dünya Savaşı öncesinde Avusturya Ordusu’na da başvurdu. Boyunun kısalığı ve çelimsizliğinden
ötürü buradan da geri çevrildi. Almanya’ya gitti. Savaşın başlaması ile Alman Ordusu’na girdi. Onbaşı oldu.
Savaşta yaralandı.
Hiçbir vasfı olmayan Hitler Münih’te işsiz güçsüz bohem bir hayat sürmekteydi. I. Dünya
Savaşı’nda yenilen Almanya’da büyük bir ekonomik buhran yaşanıyordu. Birahaneler, günlük siyasi
konuşmaların yapıldığı yerlere dönüşmüştü. Adolf Hitler de buralara takılmaktaydı.
1919’da Karl Harrer’in kurduğu Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne girdi. Viyana’da edindiği
anti-semitik, anti-komünist zırvalarını Münih birahanelerinde yüksek sesle dile getiriyor, Almanya’daki
sefaleti Yahudilere bağlayan söylevler çekiyordu.
O dönemde Almanya’da komünizm rüzgârları esmekteydi. Rosa Luxemburg ile Karl Liebknecht’in
önderliğindeki Spartakist Hareket’in yaktığı ateş, Almanya Komünist Partisi ile büyüyordu.
Ajitasyon yeteneğiyle Adolf Hitler’in fark edilmesi uzun sürmeyecekti. Alman sermayesi Adolf
Hitler’i 1921’de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne lider yaptı. İşin trajik yanı Yahudi sermayesi de
Adolf Hitler’i komünist mücadeleye karşı kullanılacak aparat olarak görüp, destekliyordu.
Adolf Hitler, partinin paramiliter grubu SA (Fırtına Birliği) ile birlikte 8-9 Kasım 1923 tarihinde
Münih’teki Bavyera Hükümeti’ni devirmek için darbe girişiminde bulundu. Sonuç başarısızlıktı. 5 yıl ceza
aldı. İçerideyken ‘Kavgam/ Mein Kampf’ı yazdı. Girdiği Landsberg hapishanesinde 1924’de yazdığı, daha
doğrusu Rudolf Hess’e yazdırdığı ‘Mein Kampf’ kitabı ne edebi, ne siyasal ne de insani anlamda hiçbir
estetik, zekâ ve etik değeri içinde barındırmamasına rağmen, o günkü koşullarda Nazi örgütlenmesinin
amentüsü olacaktır.
Kitabın yazılmasından hemen sonra Adolf Hitler serbest bırakıldı. Çünkü ona dışarıda ihtiyaç vardı.
Adolf Hitler’in liderliğini yaptığı partisi ilk olarak 1924 seçimlerine girdi ve sadece yüzde 6.5
oranında oy aldı. 1928 seçimlerindeyse desteği daha da düştü; oy oranı sadece yüzde 2.6’ydı.
O kesitte kapitalistler için komünizm tehlikesi de kapıdaydı. Alman sermayesi Adolf Hitler’in
eteğine tutundu. İnanılmaz para desteği sunuyorlardı.
Bu destekle 1932 seçimlerinde yüzde 37.4 ile birinci parti oldu. Şansölye Paul von Hinderburg,
Katolik Merkez Partisi ile koalisyona gitmesini önerdi. Sonra da onu başbakan olarak atadı. 27 Şubat
1933’teki Reichstag’da (Alman Parlamentosu) yangın çıkardılar. Bu yangını muhaliflere mal edip, onları da
tasfiye ettiler. Bütün partileri yasakladılar. Sanatçılar, yazarlar ülkeyi terk etti.
Grev yasaklandı. Ari “Alman ırkı”na mensup olanların çok çocuk yapmaları teşvik edildi. Yahudi
işyerlerine boykot uygulandı. Gazeteciler tutuklandı, politikacılar kurşuna dizildi. Zamanla tüm gücü eline
geçiren Adolf Hitler, 1933’te cumhurbaşkanlığını lağvederek “Tek Adam”/Führer oldu.
Artık sıra ‘Kavgam’da yazdıklarını hayata geçirmeye gelmişti!
1937 yılında Adolf Hitler Parti Okulları adında 12 yatılı okul açıldı. Bu okulların amacı genç erkek
ve kızları çiftleştirip, Aryan ırkına mensup çocuklar yapmalarını sağlamaktı. 1936’da Irk Yasaları’nın
yürürlüğe girmesi ile birlikte başta Yahudiler ve komünistler tutuklanmaya başlandı. İlk toplama kampı bu
dönemde yapıldı.
9 Kasım 1938 gecesi, tarihe Kırık Camlar Gecesi olarak geçen eylem organize edildi. Nazi Fırtına
Birlikleri’ne bağlı kişiler tarafından Yahudi işyerlerine, evlerine, dini mekânlarına saldırılar yapıldı. 400
Yahudi öldürüldü. Binlerce işyeri, ev, sinagog tahrip edildi, yakıldı. 35 bin Yahudi toplama kamplarına
gönderildi.
Artık Nazi Partisi’ne üye olmayanlara hayat hakkı yoktu. Propaganda Bakanı Goebbels, Nazi
ideolojisinin ve Adolf Hitler’i Führer yapan propagandanın ardındaki isimdi. “Tek Devlet-Tek Millet-Tek
Lider” üçlemesi, Nazi Almanyası’nın somutlaşmış hâliydi.
Bu hâlin, Nazi hukukunun mantığını tek kelime ile özetlenebileceğini söyler Harry Reicher:
“Führerprinzip”.

6

1934’de Nürnberg’deki mitinginde bunu Adolf Hitler’in özel sekreteri Rudolf Hess şöyle formüle
eder: “Parti, Adolf Hitler’dir. Bununla birlikte Adolf Hitler Almanya’dır, tıpkı Almanya’nın Adolf Hitler
olduğu gibi.”
Bu öylesi bir cinnettir ki Adli Yıl açılışında Adalet Bakanı Franz Gürtner, “Bir karar verirken önce
hukuk metinlerine değil, Führer’e bakın. Verdiğiniz karar Führer’i mutlu ediyor mu diye düşünün,” der!
Sonrasını herkes biliyor. Adolf Hitler’in Joachim von Ribbentrop, Heinrich Luitpold Himmler,
Hermann Wilhelm Göring, Berthold Konrad Hermann Albert Speer, Paul Joseph Goebbels, Martin
Borrman, Reinhard Tristan Eugen Heydrich, Otto Adolf Eichmann’dan müteşekkil ekibinin kapital
(sermaye) adına “icraatları”!
Bu konuda da dillendirilmesi gereken asli soru(n) şu olmalı: Faşizm sadece bir ideolojiydi, Hitler ve
ekibi bütün bu kötülükleri yaparken, milyonlarca Alman bu kötülüğe nasıl ortak oldu? Bu faşizmin
sıradanlaşması değil miydi?
Hitler’in, “Gün gelecek tüm Yahudileri öldürmedim diye bana küfredeceksiniz,” diyen bir sözü
vardır. OysaAdolf Hitler’i iktidara getirenler arasında Yahudi sermayesi de vardı.
1930’ların başında iktidara aday iki güç vardı: Komünistler ve Hitler’in partisi Nasyonal Sosyalist
Parti. Doğal olarak Yahudi sermayesi de Hitler’i destekledi. Thysen, Krupp, Kirdoff ve Rotchilds ailesinin
Amerika’daki uzantılarına ait General Motors, Du Pond, Ford’un yanı sıra Yahudi petrol şirketi Standard
Oil (Rockefeller Ailesi’nin şirketi) Hitler’e destek veren kuruluşlardan bazılarıydı. Daha ötesi, toplama
kamplarında kullanılan Zyklon B gazını Nazilere satan Farben de bir Yahudi şirketiydi.
Hitler sadece 6 milyon Yahudi’yi öldürtmekle kalmadı. 250 bin Çingeneyi de yok etti. Bu sayı
Avrupa’daki Çingenelerin üçte biri demekti. 150 bin civarında engellinin öldürülmesi emrini verdi. 1939’de
Berlin’in akıl hastanesindeki 350 civarındaki hastanın zehirli iğne ile katlini de unutmamak gerek.
Özetle Führer kendine biat etmeyen, ya da “defolu” gördüğü herkese düşmandı. Sosyal demokratlar,
liberaller, sosyalistler, din adamları da terörden “paylarına düşeni” aldılar. Adolf Hitler’in başlattığı savaş
sonucu yaklaşık 70 milyon insan öldü. Bunların 8 milyonu toplama kamplarında Naziler tarafından
öldürülmüş, yaklaşık 35-40 milyon Sovyet vatandaşı da anayurtlarını savunmak için hayatını kaybetmişti. [13]

* * * * *

Aslına bakılırsa tartıştığımız mesele tekelci kapitalist sermayenin emperyalist evresine
mündemiçtir. [14] Ondan ayrı alınmaya kalkışılırsa suya yazı yazmaktan başka anlamı yoktur.
Bir de kapitalist yabancılaşmayla “İnsan(lık)/ve Uygarlık Sorunu”na dönüşmüştür; Gilles
Deleuze’ün, “Faşizmle savaşmak sadece sokaklarda olmaz; insan kendi içindeki faşizmle de mücadele
etmelidir,” vurgusundaki üzere!
Ücretli kölelik sistemi kapitalizmin mikro faşizm, makro iktidar ve otorite ilişkileri “demokrasi” diye
sunulan düzen içi manipülasyonlarla aşılamaz, aşılamayacaktır.
O hâlde Eric Cantona’nın, “Kariyerimin en iyi anı mı? Faşisti tekmelediğim an!” vurgusu eşliğinde
aktararak tamamlayalım sözlerimizi…
Fred Hampton, “Eğer savaşmazsanız, kazanmayı hak etmiyorsunuz demektir. Eğer bu faşistlere karşı
harekete geçmezseniz, delisiniz demektir. Biz diyoruz ki, artık mesele şiddet ya da şiddetsizlik değil. Biz
diyoruz ki, mesele faşizme karşı direniş ya da faşizm içinde var olmamaktır”…
Luigi Fabbri, “Faşizm bir devrim değildir. O, önleyici karşı-devrimdir”...
Otto Rühle, “Eğer faşizm, kapitalist ve emperyalist çıkarlara hizmet ediyorsa, işçilerin ihtiyaçlarına
hizmet edemez! Esas düşman kendi ülkenizdedir”…
“Faşizme karşı mücadele, önce kendi ülkemizdeki faşizme karşı mücadele etmek demektir. Bütün
ülkelerde, kendi Hitler’lerinin, Goebbels’lerinin doğmakta olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Sadece güçleri
toplamak ve harekete geçmek için artık çoktan geç kalınmış belirli bir anı beklemek yeterli değildir. Tüm
faşist belirtilere karşı her gün her an mücadele edilmelidir. Fabrikalarda, sokaklarda, işsizler arasında,
toplantılarda faşistlere geçit verilmemelidir. Bütün işçiler, büyümesi ve işçi ve köylüleri etkilemesi
konusunda faşizme fırsat tanımamak için uyanık olmalıdır. Faşizme karşı adım adım, hamleler hâlinde
hareket edilmelidir”… [15]
Clara Zetkin, “Faşizmin tüm ülkelerdeki karşıtları! Kanlı zulümle, terörle, açlık ve savaşla birleşmiş
faşizm paramparça edilip yere serilmeden aramızdan hiç kimse dinlenme ve mola verme hakkına sahip
değildir!”…

7

Walter Ulbricht, “Faşizmin ezilmesi, fabrika sahiplerini, toprak sahiplerini ve bütün sömürücüleri
avlamak anlamına gelir; bu, bütün iktidarın işçi sınıfına verilmesi ve özgür, sosyalist bir cumhuriyetin inşası
demektir!”…
Nadezhda Krupskaya, “Sadece dünya çapında sosyalizmin zaferi faşistlerin yeni bir savaş
hayallerine son verecektir,” derken bugüne önemli dersler vermekteler; tabii anlayan(lar) için…

19 Eylül 2026 19:28:36, İstanbul.

N O T L A R
[*] Rojnameya Newroz, Ekim 2026…
[1] Upton Sinclair.
[2] Bkz: i) Sibel Özbudun- Temel Demirer , “Faşizmin Tarihselliği ve Güncelliği”, 11 Kasım 2022…
https://temeldemirer.blogspot.com/2022/12/fasizmin-tarihselligi-ve-guncelligi.html ; ii) Temel Demirer, “Faşizm(ler)in Güncelliği
ve Irkçılık”, Rojnameya Newroz, Ocak 2018… 16 Aralık 2017…; iii) Temel Demirer, “Devlet(ler) ve Faşizm(ler)”, Kaldıraç
Dergisi, No:133, Haziran 2012…; iv) Temel Demirer, “Sıradanlaşan Nedir (ii)?”, Mezopotamya Haber Ajansı, 29 Mayıs 2020…
http://mezopotamyaajansi22.com/tum-haberler/content/view/98304 ; v) Temel Demirer, “Bugün(ümüz)de Faşizm(ler)”, Sosyalist
Mezopotamya Dergisi, No: 5, Mayıs 2019…; vi) Temel Demirer, “Aşırı Sağcılık Yoğunlaşırken Neo-Faşizm”, Rojnameya
Newroz, Haziran 2024… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/07/asiri-sagcilik-yogunlasirken-neo-fasizm.html ; vii) Temel
Demirer, “Yeniden -Ve Bir Kez Daha- Faşizm”, Rojnameya Newroz, Temmuz 2016…
https://temeldemirer.blogspot.com/2016/07/yeniden-ve-bir-kez-daha-fasizm.html ; viii) Temel Demirer, “Avrupa’dan ABD’ye -
Bugünlerde- (Neo-) Faşizm”, Kaldıraç Dergisi, No: 257, Aralık 2022...; ix) Temel Demirer, “Almanya, İtalya, İspanya’nın Faşist
Hafızası(ndan)”, Görüş, Aralık 2022… https://temeldemirer.blogspot.com/2023/02/almanya-italya-ispanyanin-fasist.html ; x)
Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Trump Versiyonlu ‘ABD İmparatorluğu’, Dünya ve Faşizm”, Kaldıraç Dergisi, No: 257, Aralık
2022… ; xi) Temel Demirer, “Kapitalist Bunalımın İkizleri=Irkçılık+Faşizm”, Görüş21, Haziran 2025...
https://temeldemirer.blogspot.com/2025/06/kapitalist-bunalimin.html ; xii) Temel Demirer, “Irkçılık/ Faşizm Suçu”, Kaldıraç
Dergisi, No:231, Ekim 2020…
[3] Ergin Yıldızoğlu, “Batı’da Yükselen Dalga Japonya’ya Ulaştı”, 24 Temmuz 2025…
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/bati-da-yukselen-dalga-japonya-ya-ulasti-2420809
[4] Prabhat Patnaik, “Modern Dünyanın Eski Karanlığı Faşizm”, Birgün, 20 Ekim 2025, s.10.
[5] Terry Eagleton, Eleştirel Devrimciler, çev: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yay., 2026.
[6] Georgi Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe, çev: Ali Özer, Ser Yay., 1969
[7] Georgi Dimitrov, Faşizmin Yargılanması-Leipzig 1933, çev: H. Tüzün, Ma-Ya Yay., 1975.
[8] Massimo Amadoriand-Giuliano Brunetti, Biennio Rosso: Italy’s “Two Red Years”, 5 June 2020…
https://www.socialistalternative.org/2020/06/05/biennio-rosso-italys-two-red-years/
[9] Nilgün Cerrahoğlu, “Duçe’nin Yargısı”, Cumhuriyet, 19 Kasım 2023, s.7.
[10] Ahmet Arpad, “Bir Diktatörün Hiç Gerçekleşmeyen Düşü”, Cumhuriyet, 14 Mayıs 2023, s.2.
[11] Jorge Semprun, Büyük Yolculuk, çev: Nedim Gürsel, Can Yay., 1985.
[12] Meriç Gök, “Holokost ve Nazi Irkçılığının Kökenleri”, 28 Haziran 2023… https://siyasihaber9.org/holokost-ve-nazi-
irkciliginin-kokenleri/
[13] Doğan Durgun, “Onbaşılıktan Führer’liğe: Hitler’in Hikâyesi”, Yeni Yaşam, 2 Mayıs 2024, s.10.
[14] “Ey monarşistler, faşistler, kendinizi İspanya’nın aşıkları olarak adlandıranlar, ondan ne yaptınız? Fas ovalarında yok
ettiğiniz binlerce, on binlerce genci hatırlayın. Onlar İspanya’nın çiçeğiydi, İspanya’yı şekillendirip güzelleştirecek gençlikti.
Onları Fas’ta gömdünüz, bilmem neyi fethetmek için, ama başka bir halkı köleleştirerek; ve bunun için kardeşlerimizi kurban
ettiniz. Peki bu ne içindi? Birkaç adamı zenginleştirmek, feodal İspanya’nın ve yabancı emperyalist şirketlerin egemenliğini
genişletmek için. Kendinizi Vatan’ın savunucuları olarak adlandıranlara şunu kanıtlayabiliriz: İspanya’da en önemli şirketler
yabancı kapitalin elinde. Eğer siz bu önemli şirketleri, ki bunlar İspanya’nın zenginliğinin ayrılmaz bir parçasıdır, yabancı kapitale
teslim ediyorsanız, Vatan’ın aşığı diye adlandırılmaya ne hakkınız var? İspanya’ya ne yapıyorsunuz, ne yaptınız?” (José Díaz
Ramos.)
[15] Georgi Dimitrov, Faşizmin Yargılanması, çev: Olcay Geridönmez, Evrensel Yay., 2000.

  Bu yazı 1722 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Amed6411--813
    2Galatasaray6411--313
    3Beşiktaş6402--712
    4Kocaelispor6402--312
    5Alanyaspor6321--211
    6Fenerbahçe6312--1010
    7Trabzonspor6312--810
    8Kasımpaşa6240--210
    9Rizespor6312--110
    10Gaziantep FK6222--08
    11Çorum FK6213--17
    12Başakşehir6213---17
    13Gençlerbirliği S.K.6213---87
    14Erzurumspor FK6213---87
    15Konyaspor6114---44
    16Samsunspor6114---64
    17Göztepe6033---43
    18Eyüpspor6105---143
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    9 Ekim, CumaGalatasaray20:00Kasımpaşa
    10 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.13:30Amed
    10 Ekim, CumartesiAlanyaspor16:00Erzurumspor FK
    10 Ekim, CumartesiSamsunspor16:00Trabzonspor
    10 Ekim, CumartesiRizespor19:00Fenerbahçe
    11 Ekim, PazarKonyaspor13:30Başakşehir
    11 Ekim, PazarGaziantep FK16:00Çorum FK
    11 Ekim, PazarBeşiktaş19:00Kocaelispor
    12 Ekim, PazartesiEyüpspor20:00Göztepe
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor8611--1219
    2Bursaspor8611--919
    3Iğdır FK8512--516
    4Batman Petrolspor8512--216
    5Sarıyer8422--214
    6Keçiörengücü8341--713
    7Mardin 19698332--412
    8Antalyaspor8404--112
    9Fatih Karagümrük8332--112
    10Muğlaspor8251--111
    11Bandırmaspor8242--710
    12Pendikspor8242---310
    13Manisa F.K.8233--09
    14Bodrum FK8152--18
    15Sivasspor8152---28
    16Ümraniyespor8134---36
    17Esenler Erokspor8053---65
    18İstanbulspor8125---125
    19Vanspor FK8134---94
    20Boluspor8017---171
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    9 Ekim, CumaSivasspor17:00Pendikspor
    9 Ekim, CumaBodrum FK17:00Keçiörengücü
    9 Ekim, CumaÜmraniyespor20:00Sarıyer
    9 Ekim, CumaVanspor FK20:00Bandırmaspor
    10 Ekim, CumartesiBoluspor13:30Antalyaspor
    10 Ekim, CumartesiIğdır FK16:00Batman Petrolspor
    10 Ekim, CumartesiKayserispor19:00Manisa F.K.
    10 Ekim, Cumartesiİstanbulspor19:00Esenler Erokspor
    11 Ekim, PazarFatih Karagümrük16:00Muğlaspor
    11 Ekim, PazarBursaspor19:00Mardin 1969
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü5410--813
    2Aliağa FAŞ5401--312
    3Elazığspor5311--810
    4Çorluspor 19475311--610
    5Menemen FK5302--09
    6Güzide Gebzespor4220--38
    7İnegöl Kafkas Gençlik5212--27
    8Erbaaspor5212--17
    9Somaspor4211--17
    10Isparta 32 Spor5212--07
    11Ankaraspor5203---36
    1268 Aksaray Belediyespor5122--15
    13Şanlıurfaspor4121--05
    14Kastamonuspor5203---93
    15Sebat Gençlikspor4013---41
    16Arnavutköy Belediyespor5005---90
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    3 Ekim, CumartesiErbaaspor2-4Aliağa FAŞ
    3 Ekim, Cumartesiİnegöl Kafkas Gençlik0-1Muş Sport Klübü
    3 Ekim, CumartesiMenemen FK2-0Adana Demirspor
    3 Ekim, CumartesiIsparta 32 Spor1-0Hatayspor
    3 Ekim, CumartesiSomaspor19:00Sebat Gençlikspor
    DünKastamonuspor2-1Arnavutköy Belediyespor
    68 Aksaray BelediyesporElazığspor2-3Çorluspor 1947
    BugünŞanlıurfaspor19:00Güzide Gebzespor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor5500--2015
    2Niğde Belediyesispor5500--1115
    3Karaköprü Belediyespor5500--1015
    4Mazıdağı Fosfatspor5410--913
    5Talasgücü Belediyespor5410--513
    6Kırşehir Belediyespor5401--1512
    7Bitlis Özgüzelderespor5401--1112
    8Ağrı 19705212--07
    9Adana Adaletgucu5203--06
    10Yeni Mersin Idmanyurdu5203---46
    11Kırıkkale Büyük Anadolu5113---24
    12Silifke Belediyespor5113---64
    13Osmaniyespor5104---63
    14Karaman FK5104---103
    15Yozgat Bld Bozokspor5104---153
    16Diyarbekirspor5014---61
    17Yeni Malatyaspor5005---150
    18Adanaspor5005---170
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    11 Ekim, PazarDiyarbekirspor14:30Kırıkkale Büyük Anadolu
    11 Ekim, PazarKaraköprü Belediyespor14:30Bitlis Özgüzelderespor
    11 Ekim, PazarMazıdağı Fosfatspor14:30Yozgat Bld Bozokspor
    11 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor15:00Ağrı 1970
    11 Ekim, PazarTalasgücü Belediyespor15:00Adanaspor
    11 Ekim, PazarYeşilyurt Belediyespor19:00Yeni Malatyaspor
    11 Ekim, PazarYeni Mersin Idmanyurdu19:00Osmaniyespor
    11 Ekim, PazarNiğde Belediyesispor19:00Karaman FK
    12 Ekim, PazartesiAdana Adaletgucu15:00Silifke Belediyespor
    Son güncelleme: 05.10.2026 00:02:09