Sibel ÖZBUDUN

FİKRET BAŞKAYA'NIN YENİ KİTABI ÜZERİNE: KAPİTALİZM EMEĞİ SÖMÜRÜYOR, YAŞAMI YOK EDİYOR...[*]

Sibel ÖZBUDUN
  08-06-2024 19:17:00

SİBEL ÖZBUDUN

 

"Doğa ile hep savaş hâlindeyiz.

Eğer kazanırsak,

asıl o zaman kaybedeceğiz."[1]

 

Yalana ne hacet, "eski"yi mumla arar olduk! Hani kapitalizmin yalnızca kârın, yani artı değerin azamileştirilmesi, bir başka deyişle işgücü sömürüsüyle, emperyalizmin ise salt metropollerden çeper ülkelere sermaye ihracı, çeper ülkelerden de metropollere kaynak transferiyle sınırlı olduğunu sandığımız günleri... Kapitalizm bir sömürü düzeniydi, metropollerde işçi sınıfının ve emekçilerin işgücünü, çeper ülkelerdeyse kaynakları sömürerek varlığını sürdürebilirdi.

Pek azımız, o günlerde kapitalist sömürünün aynı zamanda "Bios"un, yani yeryüzü yaşamının talanı olduğunu, bunun ise antikapitalist mücadelenin yalnızca emeğin sömürüsüne karşı değil, aynı zamanda yeryüzünde yaşamın sürebilmesi için bir mücadele anlamına geldiğinin ayırdındaydı.

Oysa Karl Marx, yüz yılı aşkın bir zaman önce işaret etmişti bu duruma... Uzunca bir alıntıyla aktarayım: "... 'Doğa,' demişti Karl Marx, 'İnsanın inorganik bedenidir.' 'İnsan, doğadan geçinir. Demek ki doğa da onun bir uzantısıdır aslında, işte bu nedenle, onunla etkileşimini sürdürmeli ve onu beslemelidir ki hayatta kalabilsin.'...

Karl Marx'ın çok önceleri belirttiği üzere; kapitalizm, doğası gereği karşı koyamadığı kâr ve varlık birikimi dürtüsünü, insan(lık) ve doğadan daha önemli sayar. Böylelikle de 'İnsan ve yerküre arasındaki metabolik etkileşimi altüst eder'ken; 'Toplumsal metabolizmanın, yani yaşamın doğa yasalarınca bizzat salık verilen metabolizmanın birbirine bağlı süreçlerinde onarılamaz bir uçurum' yaratır.

Metabolik yarılma, bütünlüklü bir ekolojik sistemin metabolizmasındaki parçalanmayı ifade eder; kapitalizmin neden olduğu çevresel bozulmaya/ metamorfoza yol açar. Bir başka deyişle, kapitalizm gölgesini satamayacağı ağacı keser.

'Biricik kurtuluş kaynağı doğaya dönüştür,' vurgusuyla, 'Kapitalist tarımdaki her gelişme, yalnız emekçiyi soyma sanatında değil, toprağı soyma sanatında da bir ilerlemedir; belli bir zaman için toprağın verimliliğinin artmasındaki her ilerleme, aynı zamanda, bu sonsuz verimlilik kaynağının mahvedilmesine doğru bir ilerlemedir,'[2] diyen Karl Marx'a göre, kapitalizmin gelişimiyle doğanın talan edilmesi ilerleyecek ve 'Toplumsal ve doğal, toprağın doğal yasaları tarafından sınırlandırılmış metabolizmada devasız bir yarılma ortaya çıkacaktır; bunun sonucunda toprağın gücü tahrip edilecek ve ticaret yoluyla bu tahribat o ülkenin sınırlarının ötesine taşınacaktır.'

'İnsanın doğadan ve kendinden her türlü öz-yabancılaşması, onun doğa, kendisi ve öteki insanlarla kurduğu ilişkide açığa çıkar.' 'İnsan doğaya ne kadar yabancılaşırsa o kadar toplumsallaşır, ne kadar toplumsallaşırsa da o kadar kendine yabancılaşır.' 'İnsanın kendi doğasına yabancılaşması kapitalist toplumun en temel kötülüğüdür,' notunu düşen Karl Marx, çözümün 'komün mülkiyeti'nde[3] olduğu vurgusuyla ekler:

'Komünizm insanla doğa arasındaki ve insanla insan arasındaki uyuşmazlığın/çelişkinin gerçek çözülüşüdür; var oluşla özün, nesneleşmeyle öz-olumlamanın (özneleşmenin), özgürlükle zorunluluğun, bireyle türün arasındaki çekişmenin doğru bir biçimde çözülüşüdür. Komünizm tarih bilmecesinin çözümüdür ve bu çözümün kendisi olduğunu bilir.'

'İnsanın öz-yabancılaşmasının, özel mülkiyetin olumlu aşkınlığı/aşılması; böylece insanın özünün kendine ve kendisi için gerçek uygunluğu olarak komünizm... İnsanın sosyal bir varlık(insan) olarak kendine eksiksiz dönüşü olarak komünizm... (Bu dönüş bilinçli olarak ve kendinden önceki gelişmenin bütün zenginliğini kucaklar.) İşte bu komünizm tamamen gelişmiş natüralizm olarak hümanizme eşittir ve tamamen gelişmiş hümanizm olarak natüralizme eşittir/eşdeğerdir'..."

Ve...  " 'İnsan olarak doğa üzerinde kurduğumuz egemenlik, onun yasalarını tanıma ve doğru olarak uygulayabilme üstünlüğüne sahip olabilmemizden öteye gitmemelidir' (...) 'Hele var oluşumuzun ilk koşulu olan suyu ve toprağı bir alışveriş nesnesi yapmak, insanın kendisini bir alışveriş nesnesi yapmaya doğru atılmış bir adımdır.' (...) 'Su ve toprağın alınır, satılır bir mal hâlinde getirilerek bir azınlığın tekeline alınması ve geri kalanların dışlanması ahlâksızlıktan başka bir şey doğurmaz,'[4] der Friedrich Engels."[5]

Kapitalizmin yalnızca insan emeği üzerinde değil, aynı zamanda onun kopartılamaz bir parçası olduğu doğa üzerinde de bir sömürü ve talan sistemi olduğu ve bu hâliyle yeryüzü yaşamını tehdit ettiği gerçeğini Marksist öğretinin kurucuları, daha dünyanın ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesinin 1.1 santigrad derece üzerine çıkmamışken, deniz seviyesi 21-24 cm. yükselmemişken, yolcu güvercinleri, berberi aslanları,  Meksika boz ayıları, altın kurbağalar, Franklinia ağaçları, Fransisken manzanitaları, iri çiçekli Barbara düğmeleri...  henüz yeryüzünden silinip gitmemişken, yeryüzünün hâlâ yüzde 48'i ormanlarla kaplıyken (bugün bu oran: yüzde 38!) dile getirmişlerdi...

Çevresel bozulma (küresel ısınma, hava, su, toprak kirliliği, ormansızlaşma, biyolojik çeşitliliğin seyrelmesi...) Sanayi Devrimi'nden bu yana hızlandı, ivme her geçen gün daha artıyor... 19. yüzyıl "çevreciler"i (ve 20. yüzyıl boyunca ortaya çıkan çevre hareketlerinin büyük bölümü)  sorunu sanayi/teknoloji ile ilişkilendirme eğilimindeyken, Bios'un tahribatının kapitalizm ile ilişkilerini ilk ortaya koyan, Karl Marx olmuştur...

*   *   *

Fikret Başkaya, uzun süredir, kendi deyişiyle "kapitalizmden nasıl çıkılabilir, insan soyuna yaraşır, insanın insanla, doğayla, kadının erkekle uyumlu olduğu bir uygarlığa giden yol nasıl aralanabilir?" (ss.11-12) sorusunun yanıtını aradığını vurguluyor, Paradigmanın İflası, Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü, Çığırından Çıkmış Bir Dünya, Yeni Paradigmayı Oluşturmak, Başka bir Uygarlık İçin Manifesto, Çöküş, Eko-sosyalist Paradigma, İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım, Çıkış Buradan gibi yapıtlarında... Uygarlık Paradigmasını Değiştirmek,[6] bu "arayış"ın (şimdilik) son durağı.

Fikret Hoca, Uygarlık Paradigmasını Değiştirmek başlıklı yapıtına, insanlık ve uygarlığın kritik bir eşiğe ulaşmış olduğu saptamasıyla başlıyor. Bilim insanlarının, yeryüzünün değişimlerinde insan faaliyetinin başat olduğu ve bu değişimlerin geri dönüşsüz bir noktaya ulaştığı görüşünden hareketle,  Antroposen (anthropocene) adını vermekte neredeyse ittifaka vardığı jeolojik "çağ"a derin bir uygarlık krizinin damga vurduğu saptamasıyla, bu "kriz"i anla(mlandır)ma çabasına girişiyor.

Ekonomik, siyasal, toplumsal ve ekolojik boyutlarıyla mevcut hâlin bir "uygarlık krizi"ne dönüştüğünü söyleyen Başkaya için krizin yerkürede canlı yaşamını tehdit eden ekolojik boyutu teknolojik ilerlemeden değil, kapitalist üretim ilişkilerinden kaynaklanıyor. Batılı bilim çevreleri tarafından "rasyonel", "ilerlemeci", "zenginleştirici" bir "bolluk-bereket rejimi olarak sunulan kapitalizm, doğası gereği irrasyoneldir. Temel güdüsü "ihtiyaçların karşılanması" "refah yaratmak", "insani gelişim" vb. değil, "kârın azamîleştirilmesi" olduğu içindir ki, üretim ile gereksinimler arasındaki bağ, kopmuş durumdadır. Kapitalist, kapitalist olarak varlığını sürdürebilmek için, sürekli olarak ve daha fazla üretmek, piyasaya sürekli olarak yeni ürünler sürmek zorundadır. "(...) Oysa bu dünyanın kaynakları sınırlıdır - sonludur. Bir zaman geliyor -şimdilerde olduğu gibi- sınırsız büyüme kaynakların sınırına dayanıyor. Bu niteliğinden dolayı da etik kaygılara yabancılaşmış bir sistemdir. Oysa etik, sınır demektir." (s.16) "Kapitalist ileriye doğru kaçmak zorunda olan biridir, dolayısıyla onun kişisel iradesinin bir değeri yoktur. Hiçbir zaman burada durayım, bana bu kadarı yeter, diyemez. Esasen kapitalistler sermayenin insan suretindeki tezahürüdür!" (s.17)

Bu "sınır tanımazlığı"dır ki kapitalist sistemi, yalnızca (artı-değere el koymak yoluyla) işçileri/ emekçileri sömüren[7] bir sistem kılmakla kalmaz, aynı zamanda onun (doğa üzerindeki) sonsuz talanının önünü açar. Sınırsız üretim, yeryüzünün sınırlı kaynaklarının yağması anlamına gelir; hem maden, toprak, ağaç, canlı türleri, temiz su vb.nin tüketilmesi bakımından hem de üretim ve tüketim evrelerinde oluşan atıkların (sera gazı dahil) doğaya salınarak geri dönüşsüz bir kirliliğe yol açması bakımından. "Büyüme" güdüsü, "yokoluş"a çağrı çıkartmaktadır. Kapitalist "büyüme"nin motoru savaşlar, bunun en önemli göstergesi... (ss.22-23)

Fikret Başkaya, kapitalist sistemin kendi yarattığı sorunları çözme kapasitesinden yoksun olduğunu, mevcut sömürü ve talan düzeninin kendisini onaramayacağını, yeryüzünde yaşamın sürdürülebilmesinin ancak, özelliklerini kitabının sonunda açımlayacağı yeni bir sistemin kurulmasıyla mümkün olabileceği kanısında. Bir başka deyişle, "Bu durumdan çıkmak, insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmak, ancak yeni bir uygarlık paradigmasını ete-kemiğe büründürmekle mümkün olabilir; tabii geç kalmamak kaydıyla... Aksi hâlde geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir." (s.25)

Ancak bu, "insan'a, toplum'a, doğa'ya, ekonomiye, politikaya, bilgi edinme tarzımıza, teknik bilime ve teknolojiye dair yeni bir bakış ve anlayış" gerektirmektedir (s.25). Yeni bir paradigma...

"Yeni" bir paradigmayı formüle edebilmek için Başkaya, kapitalist paradigmayı eleştirmek/ yapıbozumuna uğratmak gereğini vurguluyor. Her vaadinin yeryüzüne ve insanlara daha fazla sömürü, daha fazla yoksullaşma, daha fazla acı, daha fazla ölüm getireceğini gözler önüne sermek. Bunun için de öncelikle başta üniversiteler olmak üzere sistemin "bilim" kurumları ve bilim insanlarıyla hesaplaşmaya girer. (ss.25-28) Onların "Avrupa-merkezci" mantıklarını teşhir eder (ss.28-54). Avrupa/Batı-merkezci bilim, kapitalist Batı'yı dünyanın geri kalanına örnek, "en ileri", "en demokratik", "en müreffeh" coğrafyası, tüm kalkınma/gelişme çabalarının hedef alması gereken bir "model" bir "çağdaş uygarlık zirvesi" olarak sunmaktadır.

Başkaya'nın önerdiği ikinci adım, "teknoloji fetişizminden çıkmak"tır (ss.55-82). Bu başlık altında "teknolojinin "tarafsız olduğu" söylemiyle hesaplaşır öncelikle: "(...) Modern teknolojiler oldum olası toplumsal eşitsizlikleri, sömürüyü, mülksüzleşmeyi ve doğa tahribatını derinleştirdi. İşçinin üzerindeki baskı arttı, üretim sürecine sokulan her yeni teknoloji proleterleşmeyi büyüttü, insanları yaşam için vazgeçilmez olan üretim araçlarından mahrum etti. Bu durumun sonucu olarak, her ileri aşamada yoksulluk, sefalet ve toplumsal kutuplaşma derinleşti." (s.58) Modern çağda teknoloji, kapitalist sistemin hizmetindedir, amacı insanların yaşamını kolaylaştırmak, yaşam süresini uzatmak, açlığın, kıtlığın önüne geçmek vb. değil, kapitalist kâr(lılığ)ı arttırmaktır. Başkaya bu bölümde "ileri" teknolojilerin yeryüzündeki gelir uçurumunu derinleştirme yönündeki etkilerini de -çarpıcı örneklerle-  gözler önüne serer: "Teknoloji devi şirketlerin sahipleri eşi görülmemiş servetlere sahip oldular. Bu servetler her dakika artarak büyüyor. Tesla ve SpaceX'in CEO'su Elon Musk  saatte 684 bin dolar kazanıyor. Google kurucularından Larry Page, her saat 924 bin doları servetine ekliyor. Sosyal medya devi Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg her saatte 1.7 milyon dolar kazanıyor..." (s.70)   Bu teknolojilerin (çevresel zararları bir yana[8] insan zihnini biçimlendirme ve küresel ölçekte tekil bir kültürü oluşturarak kültürel çeşitliliği yok etme yönündeki etkinlikleri de cabası.

Kapitalist paradigmanın yapıbozumunda "teknoloji eleştirisi" kaçınılmaz olarak, sisteme içkin "kalkınma/büyüme" takıntısının eleştirisine yol açacaktır. Başkaya'nın " 'İlerlemecilik' ve 'Ekonomik Büyüme' Saplantısı" (ss.83-105) başlıklı bölümde giriştiği, tam da bu. Kapitalizmin ideologlarının ışıltılı "İlerleme", "büyüme", "zenginleşme" vaatlerini deşifre ederken, sorar: "(...) ilerleme, modernleşme, muasır medeniyet seviyesini yakalama, kalkınma söyleminin derin çekirdeğini ekonomik büyüme oluşturuyor. Bir ülkenin kalkınması, ilerlemesi, modernleşmesi için ekonomik büyümenin vaz geçilmezliğinden şüphe edilmiyor. Büyüyor, ilerliyor, modernleşiyor, o hâlde kalkınıyor, velhasıl işler yolunda şeklinde genel geçer bir anlayış hâkim. (...) Eğer öyleyse neden onca büyümeden sonra işsizlik oranları dünyanın her yerinde artmaya devam ediyor? Eğer ekonomik büyüme yoksulluğun panzehiriyse, onca 'zenginleşmeye' rağmen neden yoksulluk ve sefalet çığ gibi büyüyor? Ekonomik büyüme eşittir kalkınma diye bir şey mümkün müdür? Ekonomik büyüme birilerini (küresel oligarşi) hızla zenginleştirir, başkalarını da (çoğunluk) hızla yoksullaştırırken, neden doğal çevre tahribatı da büyüyor?" (ss.94-95)

Ve de: "Kapitalizm dâhilinde 'bilimsel ve teknik ilerleme' (teknik-bilim) kapitalistlerin daha çok üretmesinin, daha çok kâr etmelerinin hizmetindedir. Üretimin, ekonomik büyüme denilenin -ki biz Marx'ın öğrencileri ona sermaye birikimi diyoruz- yegâne amacı kâr ise, her üretim artışı otomatik olarak toplumsal refah artışı demeye gelir miydi? Yegâne amacı ve varlık nedeni dar bir kapitalist sınıfı zenginleştirmek, onun egemenliğini güçlendirmek olan bir 'teknik-bilim' insanlığın yüz yüze geldiği hangi sorunun çözümü olabilir?" (s.88)

Bu soruların yanıtı açıktır: "Kapitalizm büyüme ve zenginlik üretiyor, ama onun sonucunda sorunların çözülmesi gerekmiyor. Zira orada söz konusu olan, sermayenin büyümesidir. Başka türlü ifade edersek, sermayenin genişletilmiş ölçekte yeniden üretilmesidir ki, her ileri aşamada sosyal ve ekolojik kötülüklerin de büyümesi, işlerin sarpa sarması kaçınılmazdır." (s.96)

Başkaya buraya dek, bizlere önümüze sürülen ışıltılı reklamlara, parlak vaatlere farklı bir gözlükle bakmamızı önermekte: Kapitalist sistemin, yoksulluğu ortadan kaldıracağı, insanlığı refaha eriştireceği, teknolojik gelişmelerin yaşamlarımızı kolaylaştırmaya yönelik olduğu, uzayı fethe çıktığımız vb. söylemler, sistemin temel (ve yegâne) mantığının kapitalistin kârının maksimizasyonu olduğunu perdelemeye yönelik yalanlardır. Bu nedenle, kişi sürekli olarak "Kimin için ilerleme? Kimin için refah? Kimin için kolaylaştırma?" vb. sorularını sormak ve yanıtlarını aramak durumundadır...

Fikret Hoca, bu kapitalist paradigmanın bu "yapıbozumu"nun ardından doğayla barışık, yaşam yanlısı, eşitlikçi ve özgürleştirici "yeni" bir paradigmaya dair ipuçları vermeye girişiyor.

"İnsanın İnsanla, Toplumun Doğayla, Kadının Erkekle Uyumlu (Barışık) Olduğu Bir Dünya Mümkün" başlığı altında (ss.123-143) böyle bir dünyanın ancak kapitalizmden kopmakla mümkün olduğu görüşünü işliyor. Bu değişimin öznesinin işçi sınıfı olduğunu vurgulayıp, ancak bunun bir başına yeterli olmadığını (işçi sınıfının örgütlülüğü ve mücadele yetisi neoliberalizmin dayatmaları neticesinde aşınmıştır. (s.124) anti-kapitalist nitelikli kadın ve çevre hareketleriyle ortak eylemi gerektirdiğini vurguluyor.

Başkaya için yeni bir dünyanın inşası, kimi "eski alışkanlıklar"ı değiştirmeyi, kapitalizmin pompaladığı tüketim kalıplarından vaz geçmeyi de gerektiriyor: "Uygarlık paradigmasını değiştirmek, yeni bir uygarlığa giden yolu aralamak, üretim, tüketim ve yaşam tarzımızı fazla geç kalmadan ve radikal olarak değiştirebilmeye bağlı." (s.129)

Peki nasıl olacak bu "radikal değişiklik"? "Bu amaçla da iddialı bir kamu hizmetleri programını hayata geçirmek, yenilenebilir enerji kapasitesini büyütmek, konutları yalıtmak (daha az enerjiyle ısınır hâle getirmek), ekosistemi korumak, sosyal ve ekolojik amaçlara hizmet eden teknolojilere odaklanmak, kolektif projelere halkın katılımını sağlamak, kamu ulaşımını öncelemek gerekiyor. Bunları gerçekleştirmek hem ekolojik hem de sosyal hedeflere ulaşmayı kolaylaştırabilir, işsizliği de sorun olmaktan çıkarabilir - tabii ekonomik güvensizliği de." (s.130)

Bu hedeflere ulaşmak için atılabilecek kimi somut adımları da Başkaya şöyle açımlıyor: Büyük şirketlerin sosyalleştirilmesi ve işçilerin denetiminde demokratik yönetime kavuşturulması, fosil yakıt tüketiminin azaltılması, özel kullanım amaçlı otomobil üretiminin ve hava ulaşımının sınırlandırılması, çok katlı bina yapımının durdurulması,  et üretiminin agro- endüstri şirketlerinin elinden alınması, silah ve uyuşturucu üretiminin yasaklanması, reklamların kamusal alandan kovulması, tüketim mallarının uzun ömürlü olarak tasarlanması...

Böylesi bir uygarlığın hayata geçmesi, bir yandan bir avuç para babasının elinde yeryüzü halklarının tüm varlığından büyük servetlerin toplanmasının önüne geçecek, bir yandan insan ile doğanın barışık bir yaşam sürmesine yol verecek, bir yandan da eşitlikçi bir yaşamın önünü açacaktır...

*   *   *

Freni patlamış kapitalist sistemin doğayı ve (onun kopartılmaz bir parçası olan) insanlığı sürüklemekte olduğu kıyamet eşiğinde, Fikret Hoca, haklı: yeni bir uygarlık anlayışına, yeni bir yaşam tarzına ve onu biçimlendirecek "yeni bir paradigma"ya ihtiyaç, çok acil, çok yakıcı. Yeryüzü yaşamı konusunda kaygılanan herkes okumalı Uygarlık Paradigmasını Değiştirmek'i... Buna şek ve şüphe yok.

Belki de yapıtın tek tartışmaya açık yönü: Başkaya'nın formüle ettiği alternatif paradigmanın ne kadar "yeni" olduğu. Yazının başında da vurgulamaya çalıştığım gibi, yeryüzü ve insanlığın mevcut sistem içerisinde yöneldiği yıkımı Marx (ve Engels) yıllar öncesinde, daha "ekoloji" sözcüğü yalnızca birkaç bilim insanının kavram dağarcığındayken sezinlemiş, bu konuda uyarılarda bulunmuş, komünizmi insanın insana kulluktan, sömürü boyunduruğundan kurtuluşunun olduğu kadar doğanın ve yeryüzü yaşamının da sürdürülebilmesinin tek yolu olduğuna işaret etmişlerdi. Marx'ın şu sözleri, onun emek ile doğa arasındaki ilişkinin kapitalist sistem tarafından nasıl tersyüz edildiğinin ve bunun emeğin sömürüsünde (dolayısıyla da toplumsal eşitsizliklerde) nasıl işlevselleştiğinin ne ölçüde bilincinde olduğunu gösterir:

"Emek, bütün zenginliğin kaynağı değildir. Doğa da, tıpkı, bir doğa gücünün, insan emek-gücünün deyimlenmesinden başka bir şey olmayan emek gibi kullanım-değerlerinin (ve kuşkusuz maddi zenginlik de bu değerlerden meydana gelir!) kaynağıdır. Bu tümce, çocukların tüm okuma kitaplarında vardır ve emeğin ilgili nesnelerle ve araçlarla işlev gördüğünü kastetmesi ölçüsünde doğrudur. Ama bir sosyalist program, onlara anlam verebilecek koşulları sessizce geçiştiren bu tür burjuva tümcelerine yer veremez. Ve insan, daha başından, bütün emek araçlarının ve konularının birincil kaynağı olan doğaya karşı onun sahibi gibi hareket ettiği, kendi malıymış gibi davrandığı ölçüdedir ki, onun emeği, kullanım-değerlerinin ve dolayısıyla zenginliğin kaynağı olur. Burjuvalar, yanlış olarak, emeğe doğa-üstü yaratıcı güç yüklemeleri için pekiyi temellere sahiptir; çünkü salt emeğin doğaya bağlı olması olgusundan, emek-gücünden başka bir mülkiyete sahip olmayan insanın, toplumun ve kültürün bütün koşullarında, emeğin maddi koşullarının sahibi hâline gelen başka insanların kölesi olmak zorunda olduğu sonucu çıkar. Bu insan, ancak onların izni ile çalışabilir, dolayısıyla da ancak onların izni ile yaşayabilir."[9]

Kendilerinden sonra gelenlerin Marksizm'in bu vurgusunu göz ardı etmiş olmaları, onun kurucularının hakkını vermeye engel olmamalı, diye düşünüyorum.

Bu, "post-" söylemlerinin ortalığı kasıp kavurduğu bir yolunu yitirmişlik çağında, "yeni/neo-" takısının aldatıcı pırıltısından ağzı yanmış bir "dinozor"un "yoğurdu üfleyerek yeme" uyarısı sadece...

 

N O T L A R

[*] Kaldıraç Dergisi, No:275, Haziran 2024...

[1] Hubert Reeves.

[2] Karl Marx, Kapital, Sermayenin Üretim Süreci, Cilt: I, çev: Alaattin Bilgi, Sol Yay., 1965, s.480-482.

[3] Karl Marx, Formen-Kapitalist Üretim Öncesi Biçimler, çev: Sol Yayınları Yayın Kurulu, Sol Yay., 1997, s.20-21.

[4] Friedrich Engels, Doğanın Diyalektiği, çev: Arif Gelen, Sol Yay., 1970.

[5] Temel Demirer, "Kapitalist Ekolojik Yıkımın Panzehiri Marksizm", Rojnameya Newroz, 01.05.2024, https://rojnameyanewroz3.com/kapitalist-ekolojik-yikimin-panzehiri-marksizm/

[6] Fikret Başkaya, Uygarlık Paradigmasını Değiştirmek, Yordam Kitap, 2024.

[7] "Oxfam'ın son raporu (Ocak 2024), en zengin yüzde 1'lik kesim iki yılda dünyanın geri kalanının toplamından neredeyse iki kat daha fazla servete sahip!" (s.19)

[8] "Google veri merkezlerinin soğutulması için günde 4 milyon litre su kullanılıyor. Merkezlerin sürekli genişletilmesi zorunlu. Projeler tamamlandığında, kullanılan günlük su miktarının 16 milyon litreye çıkacağı hesaplanıyor." (ss.69-70)

[9] Karl Marx-Friedrich Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, çev: M. Kabagil, Sol Yay., 1969, s.14.

 

 

  Bu yazı 9833 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 05:51:35