Sibel ÖZBUDUN

AKP "MUHAFAZAKÂR"LIĞI: CEMAATLER NE İŞE YARAR?[1]

Sibel ÖZBUDUN
  20-12-2020 12:53:00

SİBEL ÖZBUDUN

 

"Karanlık

karanlığı uzaklaştıramaz;

bunu ancak ışık yapabilir."[2]

 

Satırlar Yılmaz Özdil'in. Birlikte okuyalım.

"Sene 2002...

AKP geldi.

TBMM başkanlığı, Cumhuriyet tarihimizde ilk kez harem selamlık iftar verdi. Milletvekillerine gönderilen davetiyede 'hanım milletvekillerimize ayrıca iftar yemeği tertip etmiş bulunmaktayız' denildi. "Kadın" kelimesi bile kullanılamadı, 'hanım' denildi. TBMM'nin sosyal tesislerindeki yüzme havuzu ve spor salonu, harem selamlık hâline getirildi. Kadın milletvekilleri salı çarşamba, erkek milletvekilleri cuma cumartesi girebiliyor.

AKP, İzmir'de harem selamlık miting yaptı. Demir bariyerlerle ayrıldı, kadınlar miting alanına başka kapıdan, erkekler başka kapıdan alındı, böylece miting meydanında kadınlar topluca başka yerde, erkekler topluca başka yerde durmuş oldu. Kadından sorumlu bakanlığın, kadın bakanının katıldığı AKP il kongresinde harem selamlık oturuldu.

Spor bakanlığının gençlik kampları harem selamlık hâline getirildi.

AKP'li belediye 3-6 yaş arası çocukların yüzme kursunu harem selamlık ayırdı. 3-6 yaşındaki erkek çocuklarına erkek, 3-6 yaşındaki kız çocuklarına kadın eğitmenler kurs veriyor. Erkek velilerin 3-6 yaşındaki kız çocuklarını tribünden seyretmelerine izin verilmiyor. İstanbul'da ilköğretim okulunun kantini harem selamlık hâline getirildi. Öğrencilerin bisküvi gazoz alırken aynı sıraya girmesi yasaklandı, kızlar başka sıraya, erkekler başka sıraya giriyor.

Harem selamlık oteller patladı. Türk Standartları Enstitüsü Helal Teknik Komitesi tarafından 'helal otel kriterleri' belirlendi. Harem selamlık otellere altı yaş sınırı getirildi. Altı yaşındaki oğlan çocukları harem selamlık otellerin kadın bölümüne girerse, o otel 'helal' olmuyormuş.

Turizm başkentimiz Antalya'da harem selamlık plajlar açıldı.

Malatya'da harem selamlık trambüs seferleri başladı, bilahare Kahramanmaraş'ta harem selamlık seferler başladı, Van'da harem selamlık belediye otobüsü için imza kampanyası başlatıldı.

İstanbul büyükşehir belediyesi 'harem selamlık metro ve tramvay' için zemin hazırlıyor, 'kadınlara özel vagon olmasını ister misiniz?' diye anket yaptırıyor. (AKP'nin TBMM başkanı, kahkaha atan kadınların 'iffetsiz' olduğunu söylüyor. Profesör "topuklu ayakkabı ayete aykırıdır" diyor. TRT yorumcusu 'hamilelerin sokağa çıkması terbiyesizliktir' diyor. Milli eğitim müdürü 'kız öğrencilerle erkek öğrenciler aynı merdiveni kullanmasın' diyor. Anadolu lisesi müdürü, kızlı erkekli halkoyunu oynanmasını 'din dışı' ilan ediyor, halaya horona 'zina' diyor. Belediye otobüslerinde şortlu kızlara 'şeytan' diye saldırılıyor.)

En son...

AKP yandaşı Sosyal Doku Vakfı'nın başkanı 'birbirini tanımayan bir kadınla bir erkek asansöre binerse, halvet olurlar' dedi.

Harem selamlık asansör yakındır yani."[3]

"Kazana atılan kurbağa" öyküsünü bilirsiniz. Onu anımsatmıyor mu?

Aslında Türkiye'de olup bitenler (ya da daha doğrusu: bitmeyenler) "muhafazakârlık" terimiyle açıklanabilecek sınırı fazlasıyla aştı. "Muhafazakârlık" nihayetinde "modernizmin, getirdiği değişimleri yumuşatmayı, yavaşlatmayı, "sosyal bünyeye uydurmayı" öngören "öteki yüz"ü.

AKP ise siyaseten ve sosyo-kültürel kertede (örneğin DP/AP/DYP hattında temsil edilen) "muhafazakârlık"ın çok daha ötesinde emel ve hevesleri olduğunu çoktan gözler önüne serdi. Siyasetbilimle ilgili olanlar onu siyaseten tanımlarken "totaliter/faşizan" terimlerini yeğlemekte son zamanlarda. Biz ise gelin burada, konumuzla ilişkin olarak "Siyasal İslâmcı" tanımlamasını kullanalım.

"Muhafazakârlık" terimine AKP iktidarının ülkede yürüttüğü "İslâmileştirme" siyasetini tanımlamak üzere başvuruyorum.

Biliniyor. AKP içeride ve dışarıda farklı hesap ve dengelerin ürünü olarak biçimlenmiş ve 2002 seçimlerinde, siyasal İslâm'ın Türkiye'deki yüzde 20'yi bulmayan geleneksel oy desteğini neredeyse üçe katlayıp -bugüne dek gitmemek üzere- iktidar olabilmişti.

Hesap ve dengelerin "dışarı"yla ilgili kısmı, bu söyleşinin konusu değil.

Ama "içeri"deki hesap ve dengeler, ya da başka bir deyişle AKP'yi ortaya çıkartan hevesler, oldukça farklı ve karmaşıktı: Kurucu ideoloji Kemalizm'le hesaplaşmak, 1980'li yıllarda neoliberalizme geçiş yapan ülkede "Anadolu Kaplanları"nın sermaye pastasındaki payını büyütmek, dinine, imanına sahip çıkan bir toplumu yeniden biçimlendirmek, Osmanlı'nın lebensraum'unu ihya ederek İslâm Dünyasının lideri olmak, o güne değin "laikçi" elitlerin yararlandığı ayrıcalıkları temellük etmek...

İktidarları toplumun kendini Batıcı-laik elitler karşısında "ezik" hisseden taşralı Sünnî, muhafazakâr kesimlerince kısa sürede benimsenip içselleştirildi: AKP'yi sevdiler, çünkü onlara kapalı duran bir evreni ilk defa önlerine açmıştı: o güne dek girmeyi tahayyül dahi edemedikleri "elit" mekânlar: İstanbul'un seçkin semtleri, otelleri, restoranları, spor salonları, saunaları ve lüks AVM'ler, TV haber/tartışma programlarının ekranları, üniversite ve mahkeme kürsüleri, anaakım medya köşeleri, TSK komuta kademeleri, Bodrum, Marmaris sahilleri, mavi yolculuklar, Bakanlıklar, Cumhurbaşkanlığı sarayı, kordiplomatik... Tüm toplumsal yaşam, tüm kurumlar onların "gereksinimler"ini karşılayacak şekilde yeniden tanzim edilmekteydi: eğitim sistemi dinselleşiyor, giderek Sünnî İslâm'ın gereklerine uyarlanıyor, diyanet ve cemaatler ticaretten yatak odasına, hangi elle yemek yemek gerektiğinden işçi grevlerine, evlenme yaşından hayvanlarla cinsel ilişkiye, nasıl davranılması, neyin helal, neyin haram olduğuna dair yurttaşlara yol gösteriyor, daha da vahimi herkesin kendilerine benzemesi için çalışıyor; ekranlar, sokaklar alkolden, sigaradan ve "farklı" olanlardan (uzun saçlı, küpeli erkekler, şortlu kadınlar, flört eden gençler, LGBTI bireyler, gayrımüslimler, marjinaller, Alevîler, Kürtçe konuşan Kürtler, alternatif yaşam tarzı sürdürenler...) arındırılıyor, "sivil toplum" dönüşüme uğratılarak cemaat ve tarikatlara bağlı derneklerle istila ediliyordu.

Özetle, mevcut iktidar, birbiriyle uyumlu görünse de alttan alta çelişen ikili bir "dışlanmışlık" duygusundan buluyor desteğini. Yukarıdan ve aşağıdan.

Yukarıdan: Marmara sermayesinin Cumhuriyet tarihi boyunca ayrıcalıklı konumu karşısında kendisini "dışlanmış" hisseden ve/fakat 1980'lerin neoliberal açılımıyla rüzgârı arkasına alarak küresel sermayeyle entegre olma yolunu açan, ama bu entegrasyonda "kimliği"ni yitirerek "Batılı" gibi olmak istemeyen Anadolu sermayesi. Ve aşağıdan: Kemalist modernizm anlayışının, özellikle de laiklik yorumunun marjlara ittiği, baskıladığı ve denetim altında tuttuğu, taşra kökenli küçük burjuvazi (esnaf, küçük ticaret erbabı, küçük imalathane sahipleri...) sınıf temelli tarikat ve cemaatler. Ve bunların "kliyantel ağlar" vasıtasıyla denetlediği "yoksullar mahallesi": çocukları cemaat yurtlarında barındırılan kayıtdışı emekçiler, cebine zaman zaman harçlık konan işsizler, evine erzak taşınan, tekkede doyurulan açlar, veresiye defteri zaman zaman silinen asgari ücretliler, borçlandırılmış köylüler...

 Hem "yukarısı", hem de "aşağısı" de "elhamdülillah Müslüman", buna şüphe yok. Ancak Ülker'lerin, Cengiz'lerin, Limak'ların "İslâm"ıyla, Perşembe akşamları dergâhta zikreden, Cuma'yı mahalle arası camide eda eden, kafası bozuldukça palasına sarılıp protestocu kovalayan esnafın İslâm'ı farklı. İkinci grup, toplumun konumunu yitirmekte olan, her krizde biraz daha dibe çekilen kesimlerinden oluşuyor. Ne ki tarikat/cemaatler onların ayakta kalabilme kaynaklarını oluşturuyor. Yalnızca "manevi destek" sağladığı için değil. İktidar, onlarda toplumun her köşe bucağına nüfuz edebilmenin aracını görüyor. Yani bugüne dek "laikçilerin" elinde "dinini-imanını yitirmiş" bir toplumu yeniden terbiye etmenin aygıtı olarak değerlendiriyor onları. Ve yollarını açıyor. Bakanlıkların kadroları, polis teşkilâtı, Milli Eğitim teşkilâtı önlerine seriliyor; kurdukları vakıflar aracılığıyla devlet olanaklarından nemalandırılıyorlar.

Böylelikle alt-orta sınıf olarak yitirdikleri konumu geri kazanırken, fırsatı ele geçirmişken bir yandan sermaye içindeki paylarını arttırmaya (yalnızca ekonomik değil, sosyal ve siyasal sermaye: yakın zaman öncesi Adıyaman'ın bir köyünde alkoliklerin bu "illetten" kurtulmak için gittiği bir önemsiz dergâh olan Menzil grubu, aniden başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere devlet bürokrasisinde dal budak sarmasını nasıl açıklamalı?); bir yandan da topluma kendi bildikleri İslâm doğrultusunda şekil şemal vermeye çabalıyor. 9 yaşındaki kız çocukların evlendirilebildiği, tarikat yurtlarında erkek çocukların tecavüze uğradığı ve olayın sessizce geçiştirildiği,[4] kadınların dizlerinin, boyunlarının, saçlarının tellerinin görünmesinin cehennemlik sayıldığı, LGBTI'lerin mahallelerden kovalandığı, bira içen gençlerin darp edildiği, Ramazan'da sigara içenlerin linçe uğratıldığı, Alevîlerin evlerinin işaretlendiği, kentlerin mahalle mahalle, ev ev taranıp hane sakinlerinin etnik, dinsel, siyasal eğilimlerinin kayıt altına alındığı bir İslâm bu...

Kanımca Türkiye'de "muhafazakârlık" ya da 'muhafazakârlaşma'dan söz etmek, öncelikle bu gerçekliği göz önünde bulundurmayı gerektirir: "Muhafazakârlık"ın taşıyıcısı olan kesimlerin siyasetle girdikleri "velût" ilişkileri...

Bunu birlikte irdeleyelim.

Ama bu irdelemeye geçmeden, bir parantez açıp bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye'de bir süredir "muhafazakârlık/muhafazakârlaşma" araştırması yapılmıyor. Oysa çok değil bundan 5 yıl öncesine dek bu araştırmalar farklı kurumlar tarafından neredeyse her yıl yapılırdı: Örneğin Prof. Binnaz Toprak ve Ali Çarkoğlu'nun 1999 ve 2006 yıllarında TESEV için yaptıkları Değişen Türkiye'de Din, Toplum ve Siyaset başlıklı araştırma; KONDA araştırma şirketinin 2007 yılında Tarhan Erdem başkanlığında gerçekleştirilen "Gündelik hayatta din, laiklik ve türban" araştırması; 2008 yılında yine Profesör Binnaz Toprak başkanlığında Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yürütülen "Türkiye'de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler" başlıklı araştırma; 2009'da Prof. Yılmaz Esmer başkanlığında gerçekleştirilen, Bahçeşehir Üniversitesi'yle İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın ortak projesi "Radikalizm ve Aşırıcılık" başlıklı anket çalışması; yürütücülüğünü Hakan Yılmaz'ın üstlendiği, Açık Toplum Vakfı - Boğaziçi Üniversitesi tarafından yürütülen, 2010 tarihli "'Biz'lik, 'Öteki'lik ve Ayrımcılık: Kamuoyundaki Algılar ve Eğilimler" başlıklı araştırma[5]...

İlginçtir: Türkiye'deki "muhafazakârlaşma" ölçeği oluşturmaya yönelik araştırmalar bu noktada kesildi...

Nedeni belirsiz... Kim bilir, belki de bu araştırmaların sonuçlarının anaakım medyada büyük ölçüde "canım değişen bir şey yok, nihayetinde dindar olan dindarlığını sürdürüyor, diğerleri üzerinde de baskı filan yok, her şey olduğu gibi sürüyor" izlenimini yaratacak tarzda yorumlanmasından kaynaklanıyor bu ihmal. Çünkü nihayetinde son 15 yılda evet; ama özellikle son beş yılda Türkiye'de toplumsal-kültürel sahne siyasete koşut olarak hızla, fazlasıyla ve inkâra, ya da "hayırhah" yorumlara yer bırakmayacak tarzda değişti.

Bu değişimi dilerseniz, Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi'nin Ocak 2018 tarihli ve yıllara göre karşılaştırma olanağı veren "Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması'na müracaatla izleyelim.[6] Hemen belirteyim, siyasal tercihleri sosyo-kültürel köken temelinde anlamlandırmaya yönelik bu çalışma, doğrudan "muhafazakârlaşma"yı sorunsallaştırmamakla birlikte, özellikle muhafazakârlığın iki sacayağını oluşturan milliyetçilik ve dindarlık konusunda önemli ipuçları sağlıyor.

İşte bu araştırmadan önemli bulgular:

"Kendinizi etnik olarak nasıl tanımlarsınız?" sorusuna verilen yanıtların yıldan yıla önemli değişiklikler göstermesi, ilk çarpıcı veri.

Örneğin, kendini "Türk" olarak tanımlayanların oranı 2012'de yüzde 54.8 iken bu oran 2015'de yüzde 65.7, 2017'de ise yüzde 89.9'a fırlıyor.

Buna karşılık, "Kürt" olarak tanımlayanların oranı, 2012'de yüzde 6.2'den 2015'de yüzde 11.1'e çıkıyor, 2017'de, yani iki yıl içerisinde yarı yarıya, yeniden yüzde 6.2'ye düşüyor.

Etnik özalgının Türkiye'de sarsıcı iç çalkantıların yaşandığı son iki yıl içerisinde (Temmuz 2015 seçimlerde AKP'nin tek başına iktidar olmasına yetmeyecek bir oy oranıyla çıkmasını izleyen katliamlar dizisi, intihar bombaları, Kürt coğrafyasına yönelik askeri müdahaleler, darbe teşebbüsü, OHAL ilanı, ülkenin KHK'larla yönetilmeye başlanması, Başkanlık sistemi referandum süreci...) bu denli değişmesi dahi, bu ülkede kültürün en azından kimi alanlarının siyasal müdahaleler karşısında ne denli kırılgan olduğunu gösteriyor.

Yalnız etnik aidiyet algısı değil, dindarlığa ilişkin veriler de bu saptamayı doğrulamakta.

Örneğin, "kendinizi siyasal açıdan (dikkat! "siyasal açıdan") nasıl tanımlarsınız?" sorusuna verilen yanıtlarda da yıldan yıla önemli değişiklikler kaydedilmekte.

Bu soruya 2015'de deneklerin yüzde 14.7'si "dindar" yanıtını vermiş. 2017'de "dindar"ların oranı neredeyse ikiye katlanarak yüzde 27.6'ya fırlıyor. Ancak yalnızca dindarlar değil. "Dindarlık" öztanımı, araştırmaya 2015'te dahil edilmiş. O yıldan önce yapılan anketlerde "muhafazkâr" şıkkı mevcut. Öyle anlaşılıyor ki o yıla kadar "dindar"lar kendilerini "muhafazakâr" başlığı altında tanımlayagelmişler. Çünkü 2014'de bu soruya "muhafazakâr" yanıtını verenlerin oranı yüzde 37.1 iken, 2015'te bu oran yüzde 20.7'ye düşüyor. Bir başka deyişle, 2015'de kendini dindar + muhafazakâr olarak tanımlayanların oranı (14.7 + 20.7= 35.4) 2014'te kendini "muhafazakâr" olarak tanımlayanlara göre (yüzde 37.1) fazla değişmiyor, hatta bir miktar düşük çıkıyor. Gelgelelim, 2017'ye gelindiğinde dindar + muhafazakârların oranında bir sıçrama yaşanıyor: yüzde 47.4. Buna "milliyetçiler"i de eklediğimizde (2017'de: yüzde 19.2) bu ülkede kendini "dindar + muhafazakâr + milliyetçi olarak tanımlayanlar yüzde 66.6'yı buluyor. Buna karşılık, kendilerini Cumhuriyetçi/Kemalist + sosyal demokrat + ulusalcı + sosyalist olarak tanımlayanların oranı ise sürekli düşüş kaydediyor: 2015'de yüzde 45'den, 2017'de yüzde 29.6'ya...

Bu noktada bir kez daha vurgulamak gerekiyor; "dindar"lar, kendilerini kültürel, gündelik hayatta, itikat olarak vb. değil, "siyasal açıdan" dindar olarak tanımlamaktalar. Bir başka deyişle, Cumhuriyet rejiminin "dini siyasete alet etmeme" kırmızı çizgisi, nüfusun yüzde 30'a yakınının zihninde, ilga edilmiş durumda.

Gelelim bu (siyasal) öztanımların gündelik yaşamımızda nasıl biçimlen(diril)diğine... Siyasetin önünü açtığı, desteklediği, çoğu zaman da dayattığı bir dindar (muafazakâr)laşma/ İslâmîleşme toplumsal dokuya nüfuz etmekte.

Bunun için gazete sayfalarında, internet sitelerinde, sosyal medyada bir gezinti yapmak, yeterli. Kuşbakışı ve rastgele...

Örneğin, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, 2002-2017 yılları arası ülkede yapılan kütüphane sayısının 11 olduğunu açıkladı. 15 yılda yapılan kütüphane sayısı 11 iken, 10 yılda yapılan cami sayısı ise, 8 985 oldu.[7] 11 kütüphaneye 9 000 kadar cami! Ama ülkedeki cami sayısı yalnızca kütüphane sayısını geride bırakmıyor ki! Diyanet'e bağlı cami sayısı (90 bin) Milli Eğitim'e bağlı okul sayısını (61 201) da çoktan geride bırakmış durumda![8]

Ya da diyanetin yaşamın her alanında dal budak sarması: "Diyanet, 2018'de bakanlıklardan belediyelere, Emniyet'ten STK'lere, muhtarlardan apartman yöneticilerine kadar herkesle 'işbirliği' yaparak vaiz gönderecek." Böylelikle etki alanını cami dışına taşıran Diyanet, müftülere apartmanlardan işyerlerine, kahvehanelerden öğrenci yurtlarına, okullardan fabrikalara, her mekânda aile yapısından medya okuryazarlığına, evliliğe hazırlık sürecinden kadınların çalışmasına, çocuk eğitiminden modern yalnızlığa... velhasıl kendisini ilgilendirmeyen, din ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi olmayan konularda sohbet toplantıları düzenlenmesi talimatı gönderdi.

Diyanet'in toplumun bütün kesimlerine ulaşma planında kapsamlı faaliyet alanları da belirlendi. Her alanda ayrı konu, hedef kitle ve faaliyet belirleyen Diyanet, müftülere 'Çocuk-Cami buluşmaları, apartman sohbetleri, KYK programları, işyeri-fabrika sohbetleri, kahvehane ziyaretleri, aile okulu seminerleri, panel, ev sohbetleri, sabah namazı buluşmaları, köy sohbetleri, iftar programları, aile buluşmaları' düzenlenmesi talimatı verdi. [9]

Her yer, ama özellikle okullar. 4+4+4 sistemine geçerek, öğrenime başlama yaşını ("hafızlık öğrenimine başlamanın ideal yaşı 9'dur diye!) 5.5'a çekerek, türlü manevralarla düz liseleri ortadan kaldırıp imam-hatiplerle dönüştürerek, çocukları tarikat yurtlarına mecbur bırakarak, zorunlu din derslerinin sayısını katlayıp seküler konuları müfredat dışı bırakarak, "dindar ve kindar" nesiller yetiştirme gayretleri yetmedi; diyanet M.E.B.'la imzaladığı protokoller aracılığıyla okul kapılarını vaizlerine, imamlarına, cemaatlere ardına dek açtı:

"Okullarda laik eğitimin yok edilmesinin yeni adımı olarak, Diyanet'in vaiz görevlendirme süreci başladı. Diyanet, 81 ile gönderdiği yazı ile Aile ve Dini Rehberlik Büroları'nın 2018 yılı için çalışma takvimini açıkladı. Vaizler, 'Milli ve manevi değerler'i anlatacak. 10 yaşındaki çocuklara verilecek vaazın konuları arasında "ümmet bilinci, şehitlik, şehadet, felaket anında sabır, duanın kabul olması vb. bulunuyor."[10]

Ancak Diyanet yalnızca müfredat ya da vaizler aracılığıyla değil, aynı zamanda doğrudan okul ve üniversitelere "temsilciler" atayarak işi sağlama alma kararlılığında: Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzalanan protokole dayanılarak hazırlanan Gençlik Çalışmaları Yönergesi"nde toplumun tüm kesimleri, ama özellikle de gençler ve kadınlar arasındaki çalışmalarını yoğunlaştırma niyeti açıkça belli oluyor: Yönergeye göre "gençlik koordinatörü" olarak atanan imamlar okul ve fakültelerde "okul temsilcileri" belirleyip öğrenci gençlik içinde yönlendirici faaliyetler yürütecek.[11]

Eğitime İslâmcı müdahale, ya da "dindar ve kindar nesiller" yetiştirme hevesi, Diyanetin okulları denetim altına alma çabalarıyla sınırlı değil. Milli Eğitim Bakanlığı da hem yerel hem de ulusal düzlemdeki karar ve uygulamalarıyla, geleceğin "İslâmcı" Türkiyesi'ni biçimlendirmek için elinden geleni ardına koymuyor: "Okul öncesi ve ilkokullar için Kur'anı Kerim Dersi Öğretim Programı" ile anaokullarına Kur'an dersleri konulmasından[12] "liselerde 'umre' ödüllü yarışmalara[13], imam hatiplere gönderilen "9 Şubat'a kadar 100 000 Fetih suresi okuma" talimatına[14]; sağcıları "Allah topluluğu", solcuları "Şeytan topluluğu" ilan eden[15], Alevîlere hakaretler yağdıran, "Bizi Allah doktor olalım diye dünyaya göndermedi. Ziraatçi olalım diye de dünyaya göndermedi. Allah hepimizi kendi dinine hizmet etmekle vazifeli kıldı"[16], ifadeleri yer alan, kız çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini söyleyen[17] kitapların Bakanlık onayıyla okullarda dağıtılmasından, ilk ve orta dereceli okullara atanan yöneticiler arasında ilahiyat çıkışlıların giderek ağırlık kazanmasına[18].... ve tüm bu olayları, Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Eğitim Dindarlaşıyor Lafları Haksız Eleştiri" sözleriyle savunmasına...[19]

Bütün bu örnekleri niye mi veriyorum?

Görüldüğü üzere, eğitim alanı başta olmak üzere toplumsal yaşamın tüm alanları üzerinde, devlet, daha doğrusu devletin kontrolünü ele geçirmiş olan siyasal İslâmcı parti dönüştürücü bir faaliyet yürütüyor. Toplumun deyim yerindeyse "de-sekülarize" edilmesi yönünde...

Bu hiç kuşku yok ki, sadece yukarıdan çıkartılan yasa ve yönetmeliklerle sürdürülmesine olanak olmayan, son derece çaplı bir girişim. Siyasal İslâmcı iktidarın, bu karar, yasa ve yönetmelikleri hayata geçirecek "volan kayışları"na gereksinim var. Bu volan kayışlarını ise, AKP iktidarının "sivil toplum"a ikame etmeye çalıştığı cemaat ve tarikatlar sağlıyor.

"Sivil toplum"a ikame dedim. 9 Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibinin yaptığı araştırma, tarikat ve cemaatlerin nasıl dal-budak sarmakta olduğunu gözler önüne seriyor. Burada bir parantez açarak Prof. Baltacı'nın verilerini aktarayım:

"Türkiye'de belli başlı 30 tarikat silsilesi ve bunların 400 kolu bulunmaktadır. Sadece İstanbul'da 445 tekke faaliyetlerini açıktan sürdürmektedir. Çoğunluğu İstanbul, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkâri, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa olmak üzere 800'ün üzerinde faal medrese bulunmaktadır. Üstelik büyük şehirlerde kaç apartman medresesinin faaliyette olduğu ise tam olarak bilinmemektedir. Çoğunluğu kız çocuklarına yönelik açılan apartman medreselerinde 12-18 kişi kalmaktadır.

MEB verilerine göre, 2016-2017 eğitim-öğretim yılı itibarıyla okul öncesi çağdaki 3-5 yaş grubu çocuklarının % 64.48'i, 4-5 yaş grubunun % 54.30'u, 5 yaş grubunun ise % 41.21'i okul öncesi eğitim alamamaktadır. İstanbul'da 3-5 yaş grubundaki çocukların % 80'i, 4-5 yaştakilerin % 62'si, 5 yaştakilerin ise % 51'i okul öncesi eğitim alamamakta olup bu rakamlar Türkiye ortalamasının çok altındadır. MEB'in bu konudaki yetersizliğini tam da bu noktada tarikat okulları doldurmaktadır. (...) Türkiye'de 2017-2018 eğitim-öğretim yılında kreş ve anaokulu fiyatları aylık 550 TL'den 3 bin TL'ye kadar değişmektedir. Çoğunluğu tek aylıkla ve asgari ücretle geçinen 6 milyon ailenin bu parayı ödemesi mümkün değildir. Bu ailelerin çocukları medreselere ve tarikat yuvalarına mahkûm edilmektedir."[20]

Özetle, mevcut iktidar, (zaman zaman bazılarıyla takışsa da) cemaat ve tarikatlara mecburdur. Büyük "proje"sini gerçekleştirebilmek için onların önlerini açmak, desteklemek, kendi elleriyle toplumun her alanına yerleştirmek, her hücresine nüfuz ettirmek ve (aralarında daha derin ve özgül nizalar çıkmadığı sürece) her yaptıklarını sahiplenmek, savunmak zorundadır. Bu nedenledir ki cemaat ve tarikatlar resmî protokole dahil edilir[21]... Devletin her mercii cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalar[22]... Cemaatler vakıf kurmaya teşvik edilir ve yoksul öğrenciler cemaatler ve tarikat vakıflarının kurduğu yurtlara teslim edilir, bu vakıfların yayınları okullara dağıtılır[23]... Tarikat/cemaat mensupları okullara "manevî rehber" olarak atanır[24]... Günde beş vakit namaz kılıp çevrelerine toplananlara abuk-subuk menkıbeler anlatmaktan, Perşembe akşamları dergahta toplaşıp zikir çekmekten, şeyhlerini eteklemekten, fırsat buldukça umreye gitmekten, Ramazanlarda yemek yiyenlere hayatı zehir etmekten, etrafta gördükleri kısa etekli, dar giysili kadınlara, ortalıkta dolaşan hamile kadınlara, uzun saçlı, küpeli erkeklere, LGBTİ'lere, bira içen gençlere, protesto gösterisi yapan solculara, çevrecilere bozuk atmaktan başka bir marifeti olmayan "imanlı" yurttaşlar, birden bire "herşey"le yetkilendirilmiş buldular kendilerini! Vakıfları/dernekleri aracılığıyla okullara, yurtlara nüfuz etmekten, muhtarlıklar aracılığıyla mahalleleri gözetlemeye; "muhbir vatandaşlar" olarak otobüste, sokakta, dersliklerde kulak kabarttıkları konuşmaları polise bildirmekten linç girişimlerine, kaymakamlıklarda, valiliklerde, hastanelerde, belediyelerde, devlet dairelerinde örgütlenerek "sivil" hayata "nizam" vermekten, sandık görevlileri, seçim kurulları üyeleri olarak oylar üzerinde oynamaya; cezaevlerinde yönetici, infaz memuru olarak tutuklu ve hükümlülere keyfî eziyetlerde bulunmaktan, polis, özel güvenlik, paramiliterler olarak yargısız infazlara; havuz medyasının kalemşörleri olarak gazete köşeleri, TV programlarında kahvehane sohbeti tadında bir bilgiçlikle kamuoyu oluşturmaktan, sosyal medya trolleri olarak ortalığı velveleye vermeye...

Bütün bunları yaparken de, iktidar tarafından bir dokunulmazlık hâlesiyle donatıldıklarını gördüler – tabii aralarında bir çıkar çatışması olmadığı sürece:

Karaman'da onlarca erkek çocuğun cinsel istismara uğradığı Ensar rezaletini unutmadınız, değil mi? Kim unutabilir ki?

Peki ya Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanı'ndan Cumhurbaşkanı'na dek tüm ricalin vakfı savunmak için nasıl cansiperane uğraştığını anımsıyor musunuz?

Anımsatayım:

• "Büyük çoğunluğunu iktidara yakın vakıfların oluşturduğu Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı, Karaman'da 10 erkek çocuğun cinsel istismara uğraması olayıyla kamuoyunun gündemine oturan Ensar Vakfı'na destek verdi. Açıklamada, 'Bir şahsın suçu dolayısıyla bir kurumun karalanması asla kabul edilemez' denildi. Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'nda toplam 150 kuruluş var. Vakfın üyeleri arasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın yönetim kurulunda olduğu TÜRGEV ile AKP'li belediyeler tarafından ayrıcalık tanınarak bedelsiz yurt tahsisleri yapılan Aziz Mahmut Hüdai Vakfı, Bilim ve İnsan Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, İlim Yayma Vakfı, Birlik Vakfı, Enderun Eğitim Vakfı ve Fatih İlim ve Kültür Vakfı da yer alıyor. Üyeler arasında en dikkat çeken derneklerden biri ise bir dönem Almanya'daki yolsuzluk davasıyla gündemden düşmeyen Deniz Feneri Derneği de bulunuyor..."[25]

• "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Karaman'da çocuk öğrenc

  Bu yazı 8214 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

☁️
--°

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    # Takım O G B M A Y AV P
    1Galatasaray7511--516
    2Beşiktaş7502--815
    3Amed7421--814
    4Fenerbahçe7412--1313
    5Trabzonspor7412--1113
    6Alanyaspor7331--212
    7Kocaelispor7403--212
    8Çorum FK7313--410
    9Kasımpaşa7241--010
    10Rizespor7313---210
    11Başakşehir7223---18
    12Gaziantep FK7223---38
    13Gençlerbirliği S.K.7223---88
    14Erzurumspor FK7223---88
    15Göztepe7133--06
    16Konyaspor7124---45
    17Samsunspor7115---94
    18Eyüpspor7106---183
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    16 Ekim, CumaÇorum FK20:00Rizespor
    17 Ekim, CumartesiErzurumspor FK13:30Eyüpspor
    17 Ekim, CumartesiGençlerbirliği S.K.16:00Galatasaray
    17 Ekim, CumartesiAmed16:00Konyaspor
    17 Ekim, CumartesiFenerbahçe19:00Alanyaspor
    18 Ekim, PazarKasımpaşa13:30Samsunspor
    18 Ekim, PazarKocaelispor16:00Göztepe
    18 Ekim, PazarBaşakşehir19:00Gaziantep FK
    19 Ekim, PazartesiTrabzonspor20:00Beşiktaş
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Kayserispor10811--1725
    2Iğdır FK10622--620
    3Bursaspor9612--819
    4Batman Petrolspor10613--319
    5Keçiörengücü10451--917
    6Mardin 19699432--515
    7Sarıyer10433---115
    8Antalyaspor10505---215
    9Bandırmaspor10352--914
    10Fatih Karagümrük9342--113
    11Sivasspor10262--112
    12Muğlaspor9261--112
    13Bodrum FK10253--211
    14Pendikspor10244---710
    15Manisa F.K.9234---19
    16Esenler Erokspor9153---58
    17Ümraniyespor9144---37
    18Vanspor FK10235---107
    19İstanbulspor10127---155
    20Boluspor9018---181
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    13 Ekim, SalıBandırmaspor1-1Sivasspor
    13 Ekim, SalıSarıyer1-4Bodrum FK
    13 Ekim, SalıPendikspor1-2Vanspor FK
    DünBatman Petrolspor4-2İstanbulspor
    DünAntalyaspor0-4Kayserispor
    DünKeçiörengücü0-0Iğdır FK
    DünÜmraniyespor0-1Boluspor
    BugünMardin 196917:00Fatih Karagümrük
    BugünManisa F.K.20:00Esenler Erokspor
    BugünMuğlaspor20:00Bursaspor
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Muş Sport Klübü6510--916
    2Aliağa FAŞ6501--415
    3Elazığspor6411--1113
    4Güzide Gebzespor6330--412
    5Çorluspor 19476312--510
    6İnegöl Kafkas Gençlik6312--310
    7Isparta 32 Spor6312--110
    8Şanlıurfaspor6231--19
    9Menemen FK6303---19
    10Erbaaspor6213--07
    11Somaspor5212---27
    1268 Aksaray Belediyespor6132--16
    13Ankaraspor6204---46
    14Kastamonuspor6204---103
    15Sebat Gençlikspor5023---42
    16Arnavutköy Belediyespor6006---100
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiElazığspor19:00Arnavutköy Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiMenemen FK19:00Güzide Gebzespor
    17 Ekim, CumartesiŞanlıurfaspor19:00Hatayspor
    18 Ekim, PazarKastamonuspor14:30Isparta 32 Spor
    68 Aksaray BelediyesporErbaaspor14:30Çorluspor 1947
    68 Aksaray Belediyesporİnegöl Kafkas Gençlik15:00Sebat Gençlikspor
    68 Aksaray BelediyesporMuş Sport Klübü19:00Ankaraspor
    68 Aksaray BelediyesporSomaspor19:00Aliağa FAŞ
    # Takım O G B M A Y AV P
    1Yeşilyurt Belediyespor6600--2318
    2Talasgücü Belediyespor6510--1016
    3Bitlis Özgüzelderespor6501--1215
    4Niğde Belediyesispor6501--1015
    5Karaköprü Belediyespor6501--915
    6Mazıdağı Fosfatspor6420--914
    7Kırşehir Belediyespor6411--1513
    8Ağrı 19706222--08
    9Kırıkkale Büyük Anadolu6213---17
    10Silifke Belediyespor6213---37
    11Adana Adaletgucu6204---36
    12Osmaniyespor6204---56
    13Yeni Mersin Idmanyurdu6204---56
    14Karaman FK6204---96
    15Yozgat Bld Bozokspor6114---154
    16Diyarbekirspor6015---71
    17Yeni Malatyaspor6006---180
    18Adanaspor6006---220
    Tarih Ev Sahibi Saat / Skor Konuk Takım
    17 Ekim, CumartesiYeni Malatyaspor14:00Mazıdağı Fosfatspor
    17 Ekim, CumartesiBitlis Özgüzelderespor14:00Yeşilyurt Belediyespor
    17 Ekim, CumartesiAdanaspor14:30Yeni Mersin Idmanyurdu
    17 Ekim, CumartesiSilifke Belediyespor14:30Karaköprü Belediyespor
    18 Ekim, PazarAğrı 197014:00Kırıkkale Büyük Anadolu
    18 Ekim, PazarKırşehir Belediyespor14:30Niğde Belediyesispor
    18 Ekim, PazarKaraman FK14:30Adana Adaletgucu
    18 Ekim, PazarOsmaniyespor14:30Diyarbekirspor
    18 Ekim, PazarYozgat Bld Bozokspor19:00Talasgücü Belediyespor
    Son güncelleme: 15.10.2026 05:51:35