SÖZCÜKLER ÜZERİNE MUHABBET
Rıza AYDINABDAL sözü, bedel ödeyen, sınavdan geçen, bu yolun cefasını çeken adam anlamına gelir.
Hani bu günlerde bazan Sosyalist bir kişiden söz ederken deniyor ya bu arkadaşımız, bedeller ödemiş bir adamdır diye bu anlamda, Alevi yolunda emeği olan, baş açık, ayak yalın, bu yola hizmet verip, dilenip toplayarak bu yola emek harcayan kişilere, bu bedeli ödedikleri için ABDAL deniyor. Aşıkların kendilerini, onurla “ABDAL” diye anmaları da bundan olsa gerek.
Her sözün bir galatı yani ikinci anlamı vardır; ABDAL sözünün galatı, bundan dolayı, dilenen, toplayan, sefil bir hayat sürdüren adam şeklinde anlaşılmış. Çünkü bu yola hizmet etmek zor, birçok zorluğa katlanmak, birçok zorluğu göze almak gerekiyor. Baş açık,ayak yalın, onca sıkıntı içinde, yola yoldaş olmak gerekiyor. Gönlündeki duygular için, tabir caizse kelleni koltuğuyun altına alıp, bu yol aşkına yürümen gerekiyor.
Alevi edebiyatında dilenmek, yani yol için yol aşkına, Allah rızası için, yola hizmet edenlere yardım toplamak bu anlamda, yol dilinde sevaptır; buna yol dilinde “Selman’a çıkmak” denir; hani Kırklar Meydanına Peygamber gelince, Meydanda olanlara, “Size kimler derler” diye sorar.
Meydan’dakilerde (Cem’in bu yoldaki asıl adı meydandır - Kırklar meydanı denir)
Meydandakiler de bu soruya: “Dedi bize Kırklar derler” diye cevap verirlar.
Demekki o zamanki adımız neymiş? O zaman ki adımız “KIRKLARMIŞ”. Kendilerine “siz kimlersiniz” diye sorulunca, “Biz kırklarız” diye cevap verirlermiş. Bu gün İran’da Alevi bir gurup, kendilerine “Kırklarız” diyor; Kırklar diye tanınıyorlar. Alevilerin kadim, en eski temel adlarından biri “Kırklar” buraya mim koyalım yani bunu aklımızda tutalım.
Kırk sözü bu dilin edebiyatında meşhur. “Çile” sözü, Farsça Kırk anlamına geliyor. Kişinin nefsini terbiye etmesi için, “Kırk gün” bir yere, bir hücreye kapanıp, kendi kendi ile ilgilenmesine, kendi kendini dinlemesine, inzivaya çekilmesine, bu işi yaptığı yere “çile hane” deniyor. Bunun için, Kızılbaş Safevi Devletinin baş şehri olan Isfahanda “Kırklar” adıyla çok eser yapılmış; Çel sütün (kürk sütün) sarayı var mesela.
Konuya dönersek.
Peygamber girdiği Meclis’e bakıyor, 17 bacı (kadın), 22 erden oluşan 39 kişinin olduğu bir meclis, bir topluluk.
Diyor ki, “ama siz 39 kişisiniz, niye kendinize Kırklar diyorsunuz”
İşte o zaman, Kırklar meclisinde oturanlar, ona cevaben diyorlarki:
“Selman Keşkullaha gitti ondan eksik birimiz”.
Keşkül küçük bir kabdır. Dervişlerin boğazında asılıdır, dervişlere, yola yoldaşlık edip bu yolda gidenlere yardım edecek Kişiler, bu keşkülün içine hakkullahını koyar.
Derviş’in, yola hizmet edenlere yardım toplamasına, Keşkullaha gitti yada şeydullaha gitti deniyor; bu yolda temel eğitimi aldığım ebem Keşkullah diye söylerdi, ben daha çok böyle dendiğini biliyorum ama sonra “şeydullah” da dendiğini öğrendim.
İşte o zaman, Peki diyor peygamber: “Siz nasıl bir topluluksunuz?”
Bu soruya cevaben diyorlar ki: “Biz öyle bir topluluğuz ki, ‘birimize neşter vursan, kırkımızdan kan akar”; bu deyime, bayılırım, onun içinde çok anarım: “Birimize neşter vursan kırkımızdan kan akar.”
Ben fakirlerin hizmetkarıyım dediği için meydana alınan misafir, yani peygamber, bu cevaba şaşırıp, “bu nasıl olur” diyerek; kanıt ister yani.
İşte o esnafa kırtlardan biri eline bir neşter vuruyor, herkesten bir damla kan akar; o esnada bir damla kan’da tavandan aşağı düşer; anneannemin anlatım dili böyle.
Bu nedir diye sorar, misafir.
Bu da Keşkullahta (Şeydullahta) olan Selman’ın kanı derler.
O esnada Salman Keşkullahtan gelip, “Hüüü” diye içeri giriyor; demek ki o çağlarda Kırklar birbirlerine “Hüü Erenler” diye selamlarmış. Alevilerin selamlaşma sözü, “Huu Erenler” diye başlarmış.
Efsanenin anlatımı şöyle devam ediyor:
Selman Şeydullahtan (Keşkullahtan) geldi, “Hüüü” dedi içeri girdi. Kırklar İle beraber Muhammed’de ayağa durdu” diyor bu anlatım.
Bu anlatımla murat edilen nedir, dilenmekten, toplamaktan gelen bir kişi gelip, selam verip, içeri girince, herkes onun önünde ayağa durup, yani ayağa kalkıp onu selamlamışlar; Muhammed’de burada kırklara uyup ayağa kalkıyor. İşte bu gelenekte, bu ananeden dolayı, meclise gelen kişinin önünden kalkılır, o buyur edilip, ona yer gösterilir. Yol, anane böyledir
Hak yolunda olanlara yardım toplamak, Allah rızası için dilenmek kutsal bir görevdir, bunu yapan bu yolun bedelini ödeyenlere ABDAL denir. Rivayet edilir ki, Eyüp peygamber, hastalanıp, yaralarına kurt düştüğünde, eşi ona Allah rızası İle dilenip, toplayarak bakmış; dilenmenin, toplamanın kutsiyeti buralardan gelir. Rıza ile yapılan iş, rızalık önemlidir. Eskiden Cem’in, aşurenin parasını tedarik etmek için, bizde sokağa çıkar bir nevi dilenir, eşi dostu ziyaret ederdik. ...
Hacı Bektaş’ın, efsanevi hayatını anlatan Velayetnâmeye bu gözle bakın, Hacı Bektaş’ta dilenir; mesela Sulucakarahöyük’e geldiğinde, Pınar’ın başında çamaşır yıkamakta olan kadınların yanına gelip, “Bacılar biz dervişler için vereceğiniz iki lokma ekmek var mıdır?” diye sorar.
O bacıların İçlerinden biri, “Kadıncık” lakabıyla anılan, Kutlu Melek eve gidip, bu Derviş’e ekmek getirip verir; burada dikkat edin, Kutlu Melek Hacı Bektaşı görür ama onu tanımaz çünkü o konuda bir bilgisi yoktur. (Eski zamanların dilinde, çocuğu olmayan, çocuk doğurmamış kadına, “Kadıncık” derlermiş; Hilmi Ziya Ülgen bu sözün etimolojisini, Strazburg’da verdiği bir tezinde böyle anlatıyor; “Kadıncık üzerine tefekkür” adlı kitap olan tezimde bunu anlattım.)
Velayetnamede, dervişlerin benliğini kırmak için dervişler toplamaya (şeydullaha-keşhullaha) yani dilenmeye gönderilir der.
Şimdi kimi kişilerde öyle bir benlik var ki; demeyin gitsin. Benlik, kötü şeydir, benliğini öldürmeyen adam Alevi olur mu?
Söz gelmişken burada bir de şunu demek (yazmak) istiyorum.
Bazı sözler yanlış anlaşılıyor sanırım.
Mesela Dede, bu yolda bizzat dedelik hizmet yapan kişidir, dede.
Nasıl dede olunur?
Dede yaşlanıp, bu hizmeti çocuklarından birine devredeceği zaman, Dede büyüyüp yetkinleşen çocuklarını gözden geçirir, arkadaşlarının, taliplerinin de fikrine başvurarak, bu hizmeti hakkıyla yerine getireceğine inandığı çocuklarından birine el verir; böylece kendi sağlığında onun dedelik hizmetine başlamasını sağlar. Bu yetkinliğe erişene kadar, dedenin o çocuğu, evlenmiş, musahip tutmuş, yetkin hale gelmiş bir kişidir zaten; bu alt yapı hazırdır. Babasından el alan kişi, Serçeşmeye yani Dergaha gelip, Postnişinden dedelik belgesi anlamına gelen “Hüccet” alır. Dergahtan hüccetini aldıktan sonra da yola hizmetine başlar. Ben böyle gördüm, böyle işittim, böyle bilirim, böyle söylerim. Acırlıoğlu dedem, yaşlılığı döneminde, hüccet almak için bir gittiğine, postişin ona, “dede artık yaşlandın, bundan sonra bir daha hüccet vermeyeceğim sana, bundan sonra taliplerin ayağını sen gitme onlardan dileyen sana gelsin; bundan sonra senin yerine bu görevi yürütecek, torunlarından birini gönder ona hüccet vereyim demiş. Dedem bundan sora dedeliğe gitmedi, bizlerde Sosyalist mücadele içindeydik, bu göreve talip olmadık.
Bana bazan soruyorlar, “Dede talibi ile evlenir mi?” diyorlar.
Bende diyorum ki: Dede, daha dede olmadan evvel, evlenip, musahip tutup, yola girmiş bir kişidir. Dede olan kişi çocuklarından birine el vereceği zaman, evlenmiş, musahibi İle yola girmiş olan oğluna el verir yani dedelik görevini ona devreder. Alevilikte iki evlilik olmadığı için, dedeler, dede olduktan sonra evlenmezler” diyorum; yani evlenip, musahibi İle yola girmiş kişiye dedelik yetkisi verilir. Dedelerin iki evlenmesi olmaz, dedenin eşi bu dünyadan göçerse (yani ölürse) belki ondan sonra tekrar evlenir.
Kötü örnek örnek değildir, doğrusu budur.
Şimdi genç bir delikanlı, daha evlenip, müsahibi olmadan “Pir Seyit ... efendi” diye kartvizit bastırıyor; dede sözünü bir sıfat gibi kullanıyor. Dedelik bir sıfat değil, görev adamlığıdır.
Bunlara dikkat etmezsek gelenekte yol da bozulur
Aşk ile
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- FARKI FARK ETMEK BİLİNÇTİR ..
- Şah İsmail İle Safevi Devleti Hakkın da Muhabbet
- ŞAH İSMAİL İLE SAFEVİ DEVLETİ KONUSU
- FAŞİZM KONUSUNDA KISA BİR ÖZET
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM-2
- FAŞİST DİYE KİME DEDİM
- ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ
- ÖZGÜRLÜKLE ZORUNLULUK
- CEM VAKFI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİM
- HALK İÇİNDE Kİ DOĞAL SAFLAŞMA
- HAK AŞIKLARI
- SÖZCÜKLERİN DİLİ













