Değerlere Sadakat Yolun Ölçüsüdür
Metin YILDIZYol'un doğruluğu, o yolda yürüyenlerin kalabalığıyla değil, pusulası olan değerlere sadakatiyle ölçülür.
Tarih, sadece geçmişin bir kaydı değil, aynı zamanda bugünü şekillendiren ve geleceğin rotasını çizen canlı bir organizmadır. Bu organizmanın işleyişinde "akıllılar" mimar rolünü üstlenerek toplumsal bilinci inşa ederken, derinlikten yoksun kitleler bu birikimi sadece bir tüketim nesnesi olarak kullanır. Ancak en tehlikeli kesim, tarihsel sembolleri ve toplumsal kazanımları kendi ajandalarına eklemleyen kurnazlardır; çünkü onlar için değerler, ulaşılması gereken birer amaç değil, üzerine basılarak yükselinecek basamaklardır. Oysa unutulmamalıdır ki, insanlığın ortak mirası olan ve alın teriyle yaratılan hiçbir değer bir grubun, bir ailenin veya bir zümrenin tekelinde olamaz. Değerlerin mülkiyet altına alınmaya çalışılması, o değerin ruhuna yapılabilecek en büyük suikasttır.
Bu süreçte yapılan hatalar insani bir zaaf olarak kabul edilebilir ve onarılabilir; ancak bu hataların meşrulaştırılması, birer erdem gibi savunulması veya kurumsallaştırılarak sahiplenilmesi asla kabul edilemez. Bir davanın veya bir toplumun yürüdüğü yolu belirginleştiren, kişilerin keyfi kararları değil, o yolun üzerine inşa edildiği sarsılmaz ilke ve değerlerdir. İlkelerinden sapan bir yol, sadece kişisel hırsların tatmin edildiği bir çıkmaz sokağa dönüşür. En büyük yıkım ise, şahsi ikbal hesapları ve koltuk kavgaları uğruna halkın kutsallarının birer silah gibi kullanılmasıdır. İnsanları inançları, kökenleri veya düşünceleri üzerinden kutuplaştırmak, toplumsal dokuya zerk edilen bir zehirdir. Bir halkı birbirine düşman ederek safları sıklaştırmaya çalışmak, ancak ve ancak ihanet ekseninde saf tutanların ajandası olabilir. Gerçek bir bilinç, bu kutuplaştırma tuzağına düşmeden, değerleri şahısların üstünde tutarak ortak bir geleceğe yürümeyi gerektirir.
Sonuç olarak, toplumsal varoluşun devamlılığı, değerlerin kişisel ihtiraslara kurban edilmediği ve ilkelerin şahıslardan üstün tutulduğu bir ahlak zeminine bağlıdır. Tarihi kurnazların manipülasyonundan, hataları ise sahiplenme cüretinden arındırmak; bir halkın onurunu ve birliğinin bekasını korumanın yegâne yoludur. Şahsi çıkarlar için yaratılan her kutuplaşma toplumsal bir çözülmeye hizmet ederken, ortak değerleri evrensel bir miras olarak kucaklamak bizi ihanet ekseninden çıkarıp gerçek bir medeniyet inşasına taşıyacaktır. Yolun doğruluğu, o yolda yürüyenlerin kalabalığıyla değil, pusulası olan değerlere sadakatiyle ölçülür.
Metin Yıldız













