Mehmet KARADAYI

Arsız Güçlü Olunca, Haklı Suçlu Olurmuş

Mehmet KARADAYI
  07-09-2025 22:13:00

“Hakikati arayanlar kalabalıkların onayına (sesine) değil, vicdanlarının rehberliğine (sesine) kulak verirler.” -DERVİŞ-

Naçizane ben CHP'li de değilim! Fakat vicdanımın rehberliğine (sesine) kulak vererek bütün bunları yazıyorum. Zira yazarken sadece vicdanımın sesine kulak veriyorum. Hiçbir Partiden ve Belediyeden kişisel beklentim yok. Hayatım boyunca hırsızdan, yolsuzdan, rüşvetçiden, ikiyüzlüden ve zübükten yana olmadım bundan böyle de olmam. Her zaman ilkeli, erdemli, onurlu ve dürüst insanlar başımın tacıdır. Yolsuzluk yapanlar, ihaleye fesat karıştıranlar, rantiyeciler, rüşvetçiler, hangi partiden olursa olsun adalet terazisi içinde teker teker yargılansın ve topluma hesap versin derim.

Uzun bir zamandır CHP’yle ilgili meseleler kamuoyu gündeminde yer alıyor. Bu meselelerin başında, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 38. Olağan Kurultayın da ve 8 Ekim 2023 tarihinde yapılan CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresi'nde iddia edilen olaylar ve de İstanbul Belediyesi merkezli “gelişmeler” yer alıyor. Şunu açık bir şekilde belirtmekte fayda var diye naçizane düşünüyorum: Hem Büyük Kurultaya hem İstanbul İl Kongresine hem de İstanbul Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmaların (davaların) hiç birinde Sayın KILIÇDAROĞLU'nun bir dahli yok.

Bilindiği gibi birkaç gün önce, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, İstanbul İl Kongresiyle ilgili bir karar verdi. CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde seçilen başkan ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı'na geçici olarak bir kurulun (Çağrı Heyeti) atanmasına karar verdi. Bu atamayla birlikte kamuoyunda tartışmalar hız kazandı ve devamında çeşitli gelişmeler yaşandı. Son birkaç gündür bilgi sahibi olsun olmasın birileri; “Kemal Bey (KILIÇDAROĞLU) acilen İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının yok hükmünde olduğunu söylesin” ve yine CHP kurultayı ile ilgili olarak 15 Eylül de görülecek davanın “meşru ve hukuki” olmadığını, kayyım gibi bir görevi asla kabul etmeyeceğini kamuoyuna açıklasın” diyor.

Birçok olayda olduğu gibi bu olayda da kraldan çok kralcı olanlar çirkinliği elden bırakmayan İkiyüzlüler, çıkarcılar, belediyeler de iş ve ihale kovalayan, çocuklarını, akrabalarını belediyelere yerleştiren ve yerleştirme derdinde olanlar ve “bankamatikçiler” hepsi bir ağızdan Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’na ver yansın ediyorlar. KILIÇDAROĞLU’na çıksın konuşsun diyorlar. Bütün bu kişiliklere soruyorum: Sayın KILIÇDAROĞLU çıkıp ne desin? En yakın çalışma arkadaşlarım tarafından ihanete uğramadım mı desin? Kurultay da şaibe (hile) yok mu desin? Zomcular (Zom toplantıları), hançerliler beni arkadan hançerlemediler mi desin?

Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU, Genel Başkanlığı döneminde naçizane bana göre birçok siyasi hata yaptı. Tabii ki siyasi olarak hataları yok değil! Naçizane bana göre siyasi hataları çok var. Evet, kendisine göre “doğru”, naçizane bana göre ise “yanlış” bulduğum şeylerden dolayı zamanında kendisini en çok eleştirenlerden biriyim. Elbette nezaket (edep sınırları) içinde kalarak, herkes her türlü eleştiriyi yapabilir. Ama eleştiriyi de aşan başka bir şey yapılıyor: bir trol ekibinin uzun bir süredir oluşturduğu algı üzerinden; hem bu trol ekipleri tarafında ve de bir kesim tarafından, nezaket sınırları aşılarak, Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’na Sosyal Medya da ve X hesaplar üzerinden yok efendin şu kadar zaman içinde Genel Başkanlık yaptı iktidar olmadı denilerek kendisine olmadık küfür ve hakaretler edildi. Bu küfür ve hakaretler zaman zaman ailesine kadar varabildi… Bütün bunları onaylamak ve kabul etmek mümkün değildir diye düşünüyorum.

En önemlisi de sanki çok Partili döneme (1946) geçildiğinden bu yana CHP hep seçim kazanmış hep iktidar da kalmışta, Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU gelmiş CHP’ye Genel Başkan olmuş kendi döneminde seçimleri ve iktidarı kaybetmiş algısıyla toplum manipüle edilerek yanlış algılar üzerinden toplum yönlendirildi ve halende bu şekilde yönlendiriliyor… Hâlbuki CHP’nin seçim kazanma ve iktidar olma durumu 1970’li yıllar da iki kez  (1974, CHP-MSP Koalisyon Hükümeti) ve (1978, CHP-CGP-DP Koalisyon hükümeti) olarak gerçekleşmiş ve bu hükümetlerin ömrü de çok kısa süreli olmuştur.

Meselenin özüne tekrardan dönecek olur isek; “Saraçhane Medya’sının” ve trol ekibinin oluşturduğu algı operasyonuyla Sosyal Medya ve X hesapları üzerinden Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’na olmadık küfür ve hakaretler edildi. Yetmedi, vay bilmem kaç seçim kayıp etti diyerek: “yazarından, akademisyenine ve gazetecisine” kadar birçok kişi ipe sapa gelmez ithamlarla Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’u linç edilmeye çalışıldı. CHP yönetimi uzun bir süre bu duruma sessiz kaldı. Açık söylemek gerekirse seyretti. Kısa bir süre önce de “Alevi aydın, gazeteci, yazar, kanaat önderi ve dedeler” tarafından KILIÇDAROĞLU’na çağrı başlığıyla bir metin yayınlandı ve paylaşıldı. Bu metnine imza atan insanların büyük bir çoğunluğu da ne yazık ki, Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’na yapılan küfür ve hakaretleri kınamadılar! Fakat yanlış biliyorsam; yapılan hakaret ve küfürleri kınamış iseler, o insanlardan buradan özür diliyorum…

CHP’nin 15 Eylül de görülecek olan Kongre davasında ne gibi bir karar çıkacak onu bilmiyoruz. 15 Eylül’de karar çıkmayabilir, karar ileri bir tarihe de ertelenebilir ya da “Mutlak butlan” kararı da verebilir. Mahkeme de               “Mutlak Butlan” kararı çıksa bile bile mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırıp uzaklaştırmayacağını da bilmiyoruz. Mahkeme “Mutlak butlan” kararı verse bile iki seçeneğin olduğunu dile getirenler hukukçular var. Birinci seçenek şu, mahkeme “Mutlak Butlan” kararı verir ama Yargıtay aşaması gelinceye kadar mevcut yönetimi görevde tutabilir.  İkinci seçenek ise, mahkeme İstanbul’daki gibi bir tedbir kararı uygulayarak, mevcut yönetimi görevden alabilir.

Ortaya çıkan bu ikinci seçeneğe (karara) göre de Sayın KILIÇDAROĞLU ne yapar, nasıl bir karar verir, nasıl davranır onu da bilmiyorum. Mutlak Butlan ne demek? Mutlak Butlan (yokluk hükmü): bir işlem veya olayın gerçek dünyada gerçekleşmiş olsa bile taşıdığı şartlar gereği hukuken hiç gerçekleşmediğini ifade eder. Yani yapılan o kongre yapılmamış sayılıyor. Bir anlamıyla da Mutlak Butlan (yokluk hükmü), haksız yere ele geçirilen hakların geri iade demesi anlamını taşıyor. Buradan bakınca Mutlak Butlan (yokluk hükmü), Kayım uygulaması değildir. Ortaya çıkan bu ikinci seçenek (karar) sonucu Sayın KILIÇDAROĞLU’na görev verilir ve Sayın KILIÇDAROĞLU da kendisine iade edilen bu görevi kabul etmez ise işte o zaman KILIÇDAROĞLU’nun yerine CHP Genel Merkezine bir heyet Kayım olarak atanacak. Bütün bu gelişmeler doğrultusunda nümüzdeki günler de süreç nereye evrilecek ve ne gibi gelişmeler yaşanacak hep birlikte göreceğiz.

Sonuç olarak: Bu güne kadar birilerine yaranma veya hoş görünme, birilerinden çıkar elde etme gibi bir derdim hiç olmadı, bundan böyle de olmaz. Bu toplumun içinden çıkmış bir “yazar” olarak gerçekleri açıkça ve dürüstçe yazdım, bundan böyle de yazmaya devam edeceğim. Çünkü ilkeli, erdemli ve dürüst insanlar, şaibe’den, hile’den, hırsızdan, yolsuzdan, rüşvetçiden, ikiyüzlüden, kirli ve çirkin siyasetten ve zübükten yana olmazlar! Hırsız bizim hırsızımız demezler, hırsıza hırsız derler. İlkeli, erdemli ve dürüst insanlar, haktan, hukuktan, adaletten ve doğrudan yana olurlar. Haksızlığa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe uğrayanın kimliğine ve siyasi görüşüne bakmazlar. Yanlış kim ya da kimler tarafından yapılırsa yapılsın, yanlış yanlıştır derler. Çünkü ilke ve erdem her şeyden daha kıymetli ve değerlidir.

Sevgiyle. Aşk ile.

 

 

  Bu yazı 3069 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR