TÜRKİYE KARANLIĞA TESLİM OLMAYACAK
Mehmet Ali DEMİRBasın özgürlüğünün tasfiyesi, demokratik kurumların aşınması ve bir ülkenin geleceği karanlığa sürükleniyor.
Bugün, toplumun haber alma hakkına, farklı düşüncelerin kamusal alanda temsil edilmesine ve demokratik çoğulculuğun geleceğine ilişkin çok ağır sorular bir kez daha gündeme geldi.
Halk TV'ye kayyum atanması, Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı siyasal dönüşümün tek başına değerlendirilmemesi gereken yeni bir halkasıdır. Bu gelişme, medya mülkiyetinin el değiştirmesinden gazetecilere yönelik adli soruşturmalara, düzenleyici kurumların bağımsızlığına ilişkin tartışmalardan ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına kadar uzanan geniş bir tarihsel bağlam içerisinde ele alınmalıdır.
Bir ülkede demokrasinin varlığını yalnızca seçim sandıklarının kurulması belirlemez. Demokrasi, aynı zamanda iktidarın eleştirilebilmesi, yurttaşların korkmadan konuşabilmesi, gazetecilerin kamu adına soru sorabilmesi ve yargının siyasal güç karşısında bağımsız kalabilmesidir.
Çünkü demokrasinin gerçek ölçüsü, iktidarı destekleyenlerin ne kadar rahat konuştuğu değil, iktidara karşı çıkanların ne kadar özgür konuşabildiğidir.
Türkiye'de medya üzerindeki siyasal ve ekonomik etkinin artışı, bugünün meselesi değildir.
Özellikle AKP iktidarı döneminde medya sahipliği, kamu kaynakları, büyük sermaye grupları ve siyasal iktidar arasındaki ilişkiler, Türkiye'nin demokratikleşme tartışmalarının merkezinde yer almıştır.
Büyük medya kuruluşlarının el değiştirmesi, yalnızca ticari işlemler olarak değerlendirilemez. Çünkü televizyon kanalları ve gazeteler sıradan şirketlerden farklı olarak kamuoyunun oluşumunda belirleyici rol oynar.
Bir medya kuruluşunun kimin tarafından satın alındığı kadar, bu satın almanın hangi finansman koşullarında gerçekleştiği, kamu bankalarının süreçte nasıl bir rol oynadığı ve yayın politikasının sonrasında nasıl değiştiği de kamusal denetimin konusudur.
Örneğin 2018 yılında Doğan Medya Grubu'nun Demirören Grubu'na satılması, Türkiye'de medya sahipliği ve kamu bankası finansmanı tartışmalarının simgesel olaylarından biri olmuştur.
Bu tür işlemlerde kamu kaynaklarının siyasal nüfuz oluşturmak amacıyla kullanıldığına ilişkin iddialar, bağımsız ve şeffaf biçimde araştırılmalıdır. Ancak her satışın baskıyla gerçekleştiğini veya her finansman işleminin hukuka aykırı olduğunu, somut kanıt olmaksızın kesin hüküm olarak ileri sürmek de doğru değildir.
Siyaset biliminde bu süreç, medya çoğulculuğunun aşınması ve ekonomik güç ile siyasal gücün yoğunlaşması kavramlarıyla açıklanabilir.
İktidar, medyanın tamamını doğrudan yönetmek zorunda değildir. Bazen mülkiyet ilişkileri, reklam gelirleri, kamu ihaleleri, düzenleyici yaptırımlar ve siyasal yakınlık ağları üzerinden oluşan bağımlılıklar, doğrudan sansür kadar etkili sonuçlar yaratabilir.
Böyle bir ortamda gazeteciler yalnızca neyi yazacaklarını değil, neyi yazmaları hâlinde işlerini kaybedebileceklerini de düşünmeye başlar.
İşte otosansürün kurumsallaşması böyle gerçekleşir.
Türkiye'de muhalif veya eleştirel yayıncılık yapan televizyon kanalları, yalnızca belirli siyasi görüşlerin temsilcisi değildir. Aynı zamanda toplumun farklı kesimlerinin bilgiye ulaşabildiği alternatif kamusal alanlardır.
TELE1 çevresinde yaşanan adli ve idari gelişmelerin ardından Halk TV'ye kayyum atanması, eleştirel medya kuruluşlarının geleceğine ilişkin kaygıları daha da artırmaktadır.
Burada temel sorun, bir televizyon kanalının yayın politikasını beğenip beğenmemek değildir.
Halk TV yanlış haber yapabilir. TELE1'de yayımlanan bir yorum eleştirilebilir. Bir gazetecinin görüşlerine karşı çıkılabilir. Gerektiğinde somut hukuka aykırılıklar bağımsız yargı tarafından incelenebilir.
Ancak bütün bunların karşılığı, gazeteciliğin sürdürülemez hâle getirilmesi veya yayın kuruluşlarının çoğulcu kamusal tartışmadan dışlanması olmamalıdır.
Hukuk devletinde yaptırımın meşruiyeti; kanunilik, gereklilik, ölçülülük ve etkili yargısal denetim ilkelerine bağlıdır.
Bir yayın kuruluşunun yönetimine müdahale edilmesi, yalnızca çalışanlarını ve sahiplerini ilgilendirmez. O kuruluşu takip eden milyonlarca yurttaşın haber alma imkânlarını da etkiler.
Bu nedenle Halk TV'ye yönelik bugünkü müdahale hakkında kamuoyuna açık, denetlenebilir ve ayrıntılı hukuki gerekçelerin sunulması demokratik bir zorunluluktur.
Son günlerde gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında yaşanan gelişmeler, basın özgürlüğüne ilişkin tartışmaları daha da ağırlaştırdı.
9 Ekim'de sermaye piyasası işlemlerine ilişkin bir soruşturma kapsamında ifadeleri alınan iki gazeteci hakkında önce adli kontrol hükümleri uygulandı. Savcılığın itirazı üzerine 10 Ekim'de tedbirler ev hapsine dönüştürüldü. Aynı soruşturma kapsamında gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklandı.
Ev hapsi, hukuken tutukluluktan farklıdır. Ancak kişinin hareket özgürlüğünü ciddi biçimde sınırlayan ağır bir adli kontrol tedbiridir.
Bir gazetecinin haberleri veya yorumları nedeniyle soruşturulması, toplum açısından iki ayrı soruyu gündeme getirir: İleri sürülen suçlamanın somut ve yeterli hukuki temeli var mıdır? Uygulanan tedbir, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı mıdır?
Bu soruların bağımsız mahkemeler tarafından yanıtlanması gerekir.
Daha önemlisi, gazeteciler hakkında verilen ağır tedbirlerin başka gazeteciler üzerinde nasıl bir caydırıcı etki oluşturduğu da değerlendirilmelidir.
Bir gazeteci meslektaşının ev hapsine alındığını gördüğünde, ertesi gün araştıracağı dosyayı yayımlamaktan vazgeçiyorsa, yalnızca bireysel özgürlük değil toplumun bilgi edinme hakkı da zarar görür.
Basın özgürlüğü yalnızca gazetecinin konuşma hakkı değildir; halkın gerçekleri öğrenme hakkıdır.
Siyaset bilimi literatüründe demokratik gerileme, çoğu zaman tek bir darbeyle veya anayasal düzenin bir gecede ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşmez.
Demokratik kurumlar bazen görünüşte varlıklarını sürdürürken, bu kurumların bağımsızlığı ve denetleme kapasitesi giderek zayıflatılır.
Seçimler yapılmaya devam eder. Parlamentolar çalışır. Mahkemeler karar verir. Televizyonlar yayın yapar.
Fakat kritik soru şudur: Bütün bu kurumlar, iktidarın sınırlandırılmasına ve yurttaşların haklarının korunmasına gerçekten hizmet edebiliyor mu?
Siyaset bilimciler Steven Levitsky ve Daniel Ziblatt'ın How Democracies Die adlı eserinde ele aldıkları temel sorunlardan biri, demokrasilerin seçilmiş yöneticilerin uygulamaları sonucunda aşınabilmesidir.
Demokratik gerilemenin en tehlikeli sonuçlarından biri korkunun toplumsal yaşamın olağan bir parçasına dönüşmesidir.
İnsanlar konuşmadan önce düşünmeye başlar: Söyleyeceklerim yüzünden hakkımda soruşturma açılır mı? İşimi kaybeder miyim? Çocuğumun geleceği etkilenir mi? Sosyal medyada yazdığım bir cümle nedeniyle gözaltına alınır mıyım?
Bu soruların yaygınlaşması, demokratik toplum açısından ciddi bir uyarıdır.
Çünkü bir yönetimin eleştirilmesi artık olağan bir yurttaşlık hakkı olarak değil, kişisel cesaret gerektiren tehlikeli bir davranış olarak görülmeye başlanmışsa, kamusal özgürlük alanı daralıyor demektir.
Bir ülkenin karanlığa sürüklenmesi, yalnızca ışıkların söndürülmesiyle değil, insanların konuşmaktan korkar hâle getirilmesiyle başlar.
Türkiye'de basın özgürlüğü tartışması, yalnızca iktidarın tutumuyla sınırlı tutulmamalıdır. Muhalefet partilerinin, siyasetçilerin ve demokratik kamuoyunun kendi içindeki farklı görüşlere yaklaşımı da değerlendirilmelidir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Halk TV'ye yönelik sert eleştirileri ve RTÜK'e şikâyet edildiğine ilişkin aktarılan sözleri bu bağlamda ayrıca tartışılmalıdır. Bu sözlerin tam kaydı doğrulanmadan birebir alıntı olarak sunulması doğru olmaz.
Ancak burada daha genel ve önemli bir ilke bulunmaktadır.
Bir siyasetçi, kendisine yakın veya uzak herhangi bir televizyon kanalını eleştirebilir. Bir haberi yanlış bulabilir. Hatta somut bir yayın ihlali iddiasıyla yasal başvuru yollarını kullanabilir.
Fakat demokratik siyasetin sorumluluğu bunun ötesindedir.
Siyasetçiler, kendilerini eleştiren medya kuruluşlarının da özgürce varlığını sürdürebilmesini savunmalıdır.
Bir medya kuruluşunun yayınlarını beğenmemek başka şeydir; o kuruluşun susturulmasını demokratik bir kazanım olarak görmek bambaşka şeydir.
Bugün Halk TV'ye yönelik müdahalenin siyasi sorumluluğu tartışılırken, farklı aktörlerin geçmişteki açıklamaları eleştirilebilir. Ancak hukuki ve fiilî sorumluluk, somut kararları alan ve uygulayan makamların işlemleri üzerinden değerlendirilmelidir.
Demokrasiye gerçekten inanan bir siyaset anlayışı, ifade özgürlüğünü yalnızca kendi taraftarları için değil, kendisini en ağır biçimde eleştirenler için de savunmak zorundadır.
Türkiye'de cezaevlerinin koşulları, özellikle yüksek güvenlikli ve kamuoyunda kuyu tipi olarak adlandırılan infaz kurumları hakkındaki tartışmalar, insan hakları açısından ayrıca ele alınmalıdır.
Tutuklu veya hükümlü olmak, insanın temel haklarından bütünüyle mahrum bırakılması anlamına gelmez.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17. maddesi, insanın maddi ve manevi varlığının korunmasını güvence altına alır. İşkence ve eziyet yasağı, demokratik hukuk düzeninin vazgeçilmez ilkelerindendir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi de işkenceyi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi kesin biçimde yasaklar.
Cezaevlerindeki tecrit koşulları, sağlık hizmetlerine erişim, avukat görüşmeleri ve mahpusların psikolojik bütünlüğü bağımsız biçimde denetlenmelidir.
Aynı ilke sokaklar için de geçerlidir.
Bir öğrenci eğitim hakkını savunduğu, bir işçi ücretini talep ettiği, bir emekli geçinemediğini söylediği veya yurttaşlar barışçıl gösteri düzenlediği için orantısız güç kullanımıyla karşılaşmamalıdır.
Elbette kamu düzeninin korunması devletin meşru görevlerinden biridir. Ancak kolluk kuvvetlerinin güç kullanması hukuki sınırlar içerisinde, gerekli ve orantılı olmalıdır. Barışçıl gösteri hakkının kullanılması tek başına zorlayıcı müdahaleyi haklı çıkarmaz.
İşkence ve kötü muamele iddiaları etkili, tarafsız ve bağımsız biçimde soruşturulmalıdır.
Çünkü devletin gücü, yurttaşları üzerinde sınırsız yetki kullanmasından değil, kendi yetkilerini hukukla sınırlandırabilmesinden doğar.
Bugün Türkiye'nin demokratik sorunlarını ekonomik sorunlarından ayrı değerlendirmek mümkün değildir.
Emeklilerin geçim sıkıntısı, çalışanların satın alma gücünün azalması, barınma maliyetleri, çocuk yoksulluğu ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan güçlükler, siyasal sistemin toplumsal sonuçlarıyla birlikte tartışılmalıdır.
Bir emeklinin yıllarca çalıştıktan sonra temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanması, yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir mesele değildir. Bu aynı zamanda sosyal devletin ne ölçüde işlediğine ilişkin bir sorudur.
Bir annenin çocuğunun beslenme çantasına yeterli yiyecek koyamaması, bir babanın kirasını ödemekte zorlanması, bir öğrencinin eğitim masrafları nedeniyle gelecek kaygısı yaşaması, yalnızca bireysel trajediler değildir.
Bunlar toplumsal adalet meselesidir.
Üstelik ekonomik güvencesizlik, siyasal özgürlüklerin kullanılmasını da zorlaştırabilir.
İşini kaybetmekten korkan bir çalışan, düşüncelerini açıkça ifade etmekten çekinebilir. Sosyal yardıma bağımlı bir yurttaş, siyasal tercihlerini açıklarken baskı hissedebilir. Geçim mücadelesi veren insanlar, demokratik haklarını savunmak için gerekli zamana ve kaynaklara erişemeyebilir.
Bu nedenle sosyal adalet ile demokrasi arasında güçlü bir ilişki vardır.
Açlık yalnızca sofrada hissedilmez. Adaletin eksikliği mahkeme salonlarında, özgürlüğün eksikliği meydanlarda, umudun eksikliği ise çocukların geleceğinde hissedilir.
Türkiye'de insanların yalnızca ekmeğe değil, adalete, güvene ve özgürlüğe de ihtiyacı vardır.
Bir toplumun refahı, yalnızca büyüme rakamlarıyla değil; çocukların eğitim imkânlarıyla, emeklilerin yaşam koşullarıyla, çalışanların haklarıyla ve yurttaşların korkmadan konuşabilmesiyle ölçülmelidir.
Demokratik hukuk devleti ile otoriter yönetim biçimleri arasındaki temel farklardan biri, hukukun siyasal iktidar karşısındaki konumudur.
Hukuk devletinde yöneticiler de hukukla bağlıdır.
Devlet yetkilileri, verdikleri kararların hukuki gerekçelerini açıklamak, yargısal denetime katlanmak ve hak ihlalleri söz konusu olduğunda hesap vermek zorundadır.
Otoriterleşme süreçlerinde ise hukuk kurumlarının siyasal rekabetin bir aracı hâline gelmesi riski ortaya çıkar.
Siyaset biliminde bu durum zaman zaman hukukun araçsallaştırılması kavramıyla açıklanır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her soruşturmanın veya her mahkeme kararının kendiliğinden siyasi olduğu sonucuna varmamaktır. Böyle bir iddia, somut kanıtlar ve hukuki değerlendirme gerektirir.
Ancak yargının bağımsızlığına ilişkin toplumsal güven zayıfladığında, haklı ve hukuka uygun kararların bile meşruiyeti tartışmalı hâle gelebilir.
Bu nedenle Türkiye'nin ihtiyacı, siyasi iktidarın değişmesiyle birlikte yalnızca karar vericilerin değişmesi değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı, kim iktidarda olursa olsun hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Bugün muhalif gazetecilerin haklarını savunan bir demokrat, yarın kendisine karşıt görüşteki bir gazetecinin hakları ihlal edildiğinde de aynı ilkeyi savunabilmelidir.
Adaletin ölçüsü, kimin yargılandığı değil, yargılamanın ne kadar bağımsız, tarafsız ve adil olduğudur.
Türkiye'de demokratik kurumların yeniden güçlendirilmesi için geçmişte yaşanan olası hak ihlallerinin araştırılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi önemlidir.
Ancak hesap verebilirlik, toplu suçlama veya siyasi intikam anlamına gelmemelidir.
Hukuk devletinin temel ilkesi bireysel sorumluluktur.
Kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı, hukuka aykırı baskı uygulandığı, işkence yapıldığı veya anayasal hakların ihlal edildiği yönündeki iddialar, bağımsız yargı organlarınca incelenmelidir.
Suç işlendiği kanıtlanan kişiler, görevleri veya siyasi konumları ne olursa olsun adil yargılama sonucunda hukuki sorumluluklarıyla karşılaşmalıdır.
Fakat hiçbir kişi yalnızca siyasi görüşü veya geçmişte belirli bir iktidarı desteklediği için suçlu sayılamaz.
Gerçek demokratik dönüşüm, geçmişte eleştirilen hukuksuzlukların yeni yöneticiler tarafından tekrarlanmadığı bir düzenin kurulmasıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı olan adalet, bir siyasi grubun diğerine üstünlük sağlaması değil; devlet gücünün herkes için aynı hukuk kurallarıyla sınırlandırılmasıdır.
Bugün Halk TV'nin yayınlarının durdurulması karşısında hissedilen üzüntü, yalnızca bir televizyon kanalına duyulan yakınlıktan kaynaklanmıyor.
Bu üzüntü, farklı seslerin giderek daha az duyulduğu bir toplumda yaşama ihtimalinin yarattığı kaygıdan besleniyor.
Fakat demokratik mücadele yalnızca kaygıyla sürdürülemez.
Demokrasi, kurumlar kadar yurttaşların demokratik değerlere bağlılığına da dayanır.
Bağımsız gazeteciliği desteklemek, hak ihlallerini belgelemek, barışçıl gösteri hakkını kullanmak, demokratik örgütlenmelere katılmak, seçim süreçlerini denetlemek ve hukuk mücadelesini sürdürmek, demokratik dayanıklılığın temel araçlarıdır.
Özgürlük mücadelesi, insanların farklı düşüncelere sahip olmasına rağmen ortak haklar etrafında buluşabilmesiyle güçlenir.
Türkiye'nin geleceği, tek bir siyasi partinin veya liderin geleceğinden daha büyüktür.
Bu ülkenin geleceği; işçilerin, emeklilerin, öğrencilerin, kadınların, gençlerin, gazetecilerin, akademisyenlerin ve bütün yurttaşların ortak geleceğidir.
Bir ülkede gerçek demokrasi, yalnızca çoğunluğun iradesiyle değil, azınlıkta kalanların haklarının da korunmasıyla yaşar.
Hiçbir siyasi iktidar kendisini devletin, milletin veya hukukun üzerinde göremez.
Çünkü devlet bir partinin mülkü değildir.
Kamu kaynakları bir siyasi hareketin serveti değildir.
Mahkemeler herhangi bir iktidarın siyasi aracı değildir.
Ve basın, yönetenleri memnun etmek için değil, kamuoyunu bilgilendirmek için vardır.
Bugün Türkiye adına derin bir üzüntü duyuyorum.
Halk TV'ye yönelik müdahale, gazetecilerin özgürlüklerinin sınırlandırılması, cezaevleri hakkındaki insan hakları tartışmaları ve toplumun giderek ağırlaşan ekonomik sorunları, birbirinden tamamen bağımsız meseleler değildir.
Bütün bu gelişmeler bize aynı temel soruyu sorduruyor:
Nasıl bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz?
İnsanların düşüncelerini açıklamaktan korktuğu, gazetecilerin haber yaptıkları için özgürlüklerini kaybetme kaygısı taşıdığı, emeklilerin geçinemediği, gençlerin geleceğe güvenle bakamadığı bir Türkiye mi?
Yoksa herkesin hukuk önünde eşit olduğu, gazetecilerin özgürce soru sorabildiği, yurttaşların barışçıl biçimde haklarını arayabildiği, çocukların geleceğe umutla bakabildiği demokratik bir Türkiye mi?
Benim savunduğum Türkiye, ikincisidir.
Üzüntümüz büyüktür. Kaygımız derindir. Fakat demokratik geleceğe olan inancımızı kaybetmek zorunda değiliz.
Çünkü demokratik mücadele, yalnızca bir iktidarın değişmesini istemek değildir. Aynı zamanda hiçbir iktidarın yurttaşların temel haklarını keyfî biçimde sınırlandıramayacağı bir düzeni savunmaktır.
Bugün sesimizin kaç kişiye ulaşacağını bilmiyoruz.
Yazdıklarımızı kaç kişinin okuyacağını, sözlerimizi kaç kişinin duyacağını da bilmiyoruz.
Ama bir gerçeği biliyoruz:
Susmak zorunda değiliz. Korkmak zorunda değiliz. Gelecek nesillere daha özgür, daha adil ve daha demokratik bir ülke bırakma talebimizden vazgeçmek zorunda değiliz.
Bir televizyonun ekranı karartılabilir. Bir gazetenin yayını engellenebilir. Bir gazetecinin hareket özgürlüğü sınırlandırılabilir.
Ama bir toplumun özgürlük arayışını yalnızca baskıyla ortadan kaldırmak mümkün değildir.
Demokratik Türkiye'nin geleceği, hiçbir kişiye veya siyasi harekete peşinen teslim edilmiş değildir.
O geleceği belirleyecek olan, yurttaşların demokratik iradesi, toplumsal dayanışması ve hukuk devletine sahip çıkma kararlılığıdır.
Ve bir gün geçmişin bütün ağır hak ihlalleri, bağımsız mahkemeler önünde, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde değerlendirilebilmelidir.
Çünkü gerçek adalet, yalnızca mağdurların hakkını teslim etmekle değil, bir daha aynı ihlallerin yaşanmayacağı kurumları inşa etmekle mümkündür.
Türkiye'nin geleceği karanlık olmak zorunda değil. Türkiye'nin geleceği özgürlük, demokrasi, hukuk ve insan onuru üzerine kurulabilir.
Ve o geleceğe sahip çıkmak, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Gericilik, Alevilik ve Bilim
- Toplama Kamplarının Bulunduğu Bir Kıtada Hitler Özlemi
- BİRLİK, FARKLILIKLARLA ORTAK MÜCADELEDİR
- Almanya’da Hitler Özlemi Yeniden mi Canlanıyor?
- Saygı İle Kutsallaştırma Arasında: Kızılbaş Yolunda Eleştirel Aklın Zorunluluğu
- Demirtaş’tan Yeni Sürece Örtülü Eleştiri Mi? Mektuptaki MGK, Adalet ve İrade Mesajları
- Bilimin Işığında Kızılbaşlık Geçmişe Saygı ve Hakikate Bağlılıktır
- Pir Bektaş Veli’yi Anmak Değil, Anlamak
- Cemaatler Zenginleşirken Halk Yoksullaştı
- Mekke Paktı Kimin Projesi?
- HÜDA PAR'ın Gülistan Kılıç Koçyiğit'i Hedef Göstermesi
- AKP ile Devlet Arasında Bir Fay Hattı mı Oluşuyor?
BİZİ TAKİP EDİN
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLAR
PUAN DURUMU
| # | Takım | O | G | B | M | A | Y | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Galatasaray | 7 | 5 | 1 | 1 | - | - | 5 | 16 |
| 2 | Beşiktaş | 7 | 5 | 0 | 2 | - | - | 8 | 15 |
| 3 | Amed | 7 | 4 | 2 | 1 | - | - | 8 | 14 |
| 4 | Fenerbahçe | 7 | 4 | 1 | 2 | - | - | 13 | 13 |
| 5 | Trabzonspor | 7 | 4 | 1 | 2 | - | - | 11 | 13 |
| 6 | Alanyaspor | 7 | 3 | 3 | 1 | - | - | 2 | 12 |
| 7 | Kocaelispor | 7 | 4 | 0 | 3 | - | - | 2 | 12 |
| 8 | Çorum FK | 7 | 3 | 1 | 3 | - | - | 4 | 10 |
| 9 | Kasımpaşa | 7 | 2 | 4 | 1 | - | - | 0 | 10 |
| 10 | Rizespor | 7 | 3 | 1 | 3 | - | - | -2 | 10 |
| 11 | Başakşehir | 7 | 2 | 2 | 3 | - | - | -1 | 8 |
| 12 | Gaziantep FK | 7 | 2 | 2 | 3 | - | - | -3 | 8 |
| 13 | Gençlerbirliği S.K. | 7 | 2 | 2 | 3 | - | - | -8 | 8 |
| 14 | Erzurumspor FK | 7 | 2 | 2 | 3 | - | - | -8 | 8 |
| 15 | Göztepe | 7 | 1 | 3 | 3 | - | - | 0 | 6 |
| 16 | Konyaspor | 7 | 1 | 2 | 4 | - | - | -4 | 5 |
| 17 | Samsunspor | 7 | 1 | 1 | 5 | - | - | -9 | 4 |
| 18 | Eyüpspor | 7 | 1 | 0 | 6 | - | - | -18 | 3 |
| Tarih | Ev Sahibi | Saat / Skor | Konuk Takım |
|---|---|---|---|
| 16 Ekim, Cuma | Çorum FK | 20:00 | Rizespor |
| 17 Ekim, Cumartesi | Erzurumspor FK | 13:30 | Eyüpspor |
| 17 Ekim, Cumartesi | Gençlerbirliği S.K. | 16:00 | Galatasaray |
| 17 Ekim, Cumartesi | Amed | 16:00 | Konyaspor |
| 17 Ekim, Cumartesi | Fenerbahçe | 19:00 | Alanyaspor |
| 18 Ekim, Pazar | Kasımpaşa | 13:30 | Samsunspor |
| 18 Ekim, Pazar | Kocaelispor | 16:00 | Göztepe |
| 18 Ekim, Pazar | Başakşehir | 19:00 | Gaziantep FK |
| 19 Ekim, Pazartesi | Trabzonspor | 20:00 | Beşiktaş |
| # | Takım | O | G | B | M | A | Y | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Kayserispor | 10 | 8 | 1 | 1 | - | - | 17 | 25 |
| 2 | Iğdır FK | 10 | 6 | 2 | 2 | - | - | 6 | 20 |
| 3 | Bursaspor | 9 | 6 | 1 | 2 | - | - | 8 | 19 |
| 4 | Batman Petrolspor | 10 | 6 | 1 | 3 | - | - | 3 | 19 |
| 5 | Keçiörengücü | 10 | 4 | 5 | 1 | - | - | 9 | 17 |
| 6 | Mardin 1969 | 9 | 4 | 3 | 2 | - | - | 5 | 15 |
| 7 | Sarıyer | 10 | 4 | 3 | 3 | - | - | -1 | 15 |
| 8 | Antalyaspor | 10 | 5 | 0 | 5 | - | - | -2 | 15 |
| 9 | Bandırmaspor | 10 | 3 | 5 | 2 | - | - | 9 | 14 |
| 10 | Fatih Karagümrük | 9 | 3 | 4 | 2 | - | - | 1 | 13 |
| 11 | Sivasspor | 10 | 2 | 6 | 2 | - | - | 1 | 12 |
| 12 | Muğlaspor | 9 | 2 | 6 | 1 | - | - | 1 | 12 |
| 13 | Bodrum FK | 10 | 2 | 5 | 3 | - | - | 2 | 11 |
| 14 | Pendikspor | 10 | 2 | 4 | 4 | - | - | -7 | 10 |
| 15 | Manisa F.K. | 9 | 2 | 3 | 4 | - | - | -1 | 9 |
| 16 | Esenler Erokspor | 9 | 1 | 5 | 3 | - | - | -5 | 8 |
| 17 | Ümraniyespor | 9 | 1 | 4 | 4 | - | - | -3 | 7 |
| 18 | Vanspor FK | 10 | 2 | 3 | 5 | - | - | -10 | 7 |
| 19 | İstanbulspor | 10 | 1 | 2 | 7 | - | - | -15 | 5 |
| 20 | Boluspor | 9 | 0 | 1 | 8 | - | - | -18 | 1 |
| Tarih | Ev Sahibi | Saat / Skor | Konuk Takım |
|---|---|---|---|
| 13 Ekim, Salı | Bandırmaspor | 1-1 | Sivasspor |
| 13 Ekim, Salı | Sarıyer | 1-4 | Bodrum FK |
| 13 Ekim, Salı | Pendikspor | 1-2 | Vanspor FK |
| Dün | Batman Petrolspor | 4-2 | İstanbulspor |
| Dün | Antalyaspor | 0-4 | Kayserispor |
| Dün | Keçiörengücü | 0-0 | Iğdır FK |
| Dün | Ümraniyespor | 0-1 | Boluspor |
| Bugün | Mardin 1969 | 17:00 | Fatih Karagümrük |
| Bugün | Manisa F.K. | 20:00 | Esenler Erokspor |
| Bugün | Muğlaspor | 20:00 | Bursaspor |
| # | Takım | O | G | B | M | A | Y | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Muş Sport Klübü | 6 | 5 | 1 | 0 | - | - | 9 | 16 |
| 2 | Aliağa FAŞ | 6 | 5 | 0 | 1 | - | - | 4 | 15 |
| 3 | Elazığspor | 6 | 4 | 1 | 1 | - | - | 11 | 13 |
| 4 | Güzide Gebzespor | 6 | 3 | 3 | 0 | - | - | 4 | 12 |
| 5 | Çorluspor 1947 | 6 | 3 | 1 | 2 | - | - | 5 | 10 |
| 6 | İnegöl Kafkas Gençlik | 6 | 3 | 1 | 2 | - | - | 3 | 10 |
| 7 | Isparta 32 Spor | 6 | 3 | 1 | 2 | - | - | 1 | 10 |
| 8 | Şanlıurfaspor | 6 | 2 | 3 | 1 | - | - | 1 | 9 |
| 9 | Menemen FK | 6 | 3 | 0 | 3 | - | - | -1 | 9 |
| 10 | Erbaaspor | 6 | 2 | 1 | 3 | - | - | 0 | 7 |
| 11 | Somaspor | 5 | 2 | 1 | 2 | - | - | -2 | 7 |
| 12 | 68 Aksaray Belediyespor | 6 | 1 | 3 | 2 | - | - | 1 | 6 |
| 13 | Ankaraspor | 6 | 2 | 0 | 4 | - | - | -4 | 6 |
| 14 | Kastamonuspor | 6 | 2 | 0 | 4 | - | - | -10 | 3 |
| 15 | Sebat Gençlikspor | 5 | 0 | 2 | 3 | - | - | -4 | 2 |
| 16 | Arnavutköy Belediyespor | 6 | 0 | 0 | 6 | - | - | -10 | 0 |
| Tarih | Ev Sahibi | Saat / Skor | Konuk Takım |
|---|---|---|---|
| 17 Ekim, Cumartesi | Elazığspor | 19:00 | Arnavutköy Belediyespor |
| 17 Ekim, Cumartesi | Menemen FK | 19:00 | Güzide Gebzespor |
| 17 Ekim, Cumartesi | Şanlıurfaspor | 19:00 | Hatayspor |
| 18 Ekim, Pazar | Kastamonuspor | 14:30 | Isparta 32 Spor |
| 68 Aksaray Belediyespor | Erbaaspor | 14:30 | Çorluspor 1947 |
| 68 Aksaray Belediyespor | İnegöl Kafkas Gençlik | 15:00 | Sebat Gençlikspor |
| 68 Aksaray Belediyespor | Muş Sport Klübü | 19:00 | Ankaraspor |
| 68 Aksaray Belediyespor | Somaspor | 19:00 | Aliağa FAŞ |
| # | Takım | O | G | B | M | A | Y | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Yeşilyurt Belediyespor | 6 | 6 | 0 | 0 | - | - | 23 | 18 |
| 2 | Talasgücü Belediyespor | 6 | 5 | 1 | 0 | - | - | 10 | 16 |
| 3 | Bitlis Özgüzelderespor | 6 | 5 | 0 | 1 | - | - | 12 | 15 |
| 4 | Niğde Belediyesispor | 6 | 5 | 0 | 1 | - | - | 10 | 15 |
| 5 | Karaköprü Belediyespor | 6 | 5 | 0 | 1 | - | - | 9 | 15 |
| 6 | Mazıdağı Fosfatspor | 6 | 4 | 2 | 0 | - | - | 9 | 14 |
| 7 | Kırşehir Belediyespor | 6 | 4 | 1 | 1 | - | - | 15 | 13 |
| 8 | Ağrı 1970 | 6 | 2 | 2 | 2 | - | - | 0 | 8 |
| 9 | Kırıkkale Büyük Anadolu | 6 | 2 | 1 | 3 | - | - | -1 | 7 |
| 10 | Silifke Belediyespor | 6 | 2 | 1 | 3 | - | - | -3 | 7 |
| 11 | Adana Adaletgucu | 6 | 2 | 0 | 4 | - | - | -3 | 6 |
| 12 | Osmaniyespor | 6 | 2 | 0 | 4 | - | - | -5 | 6 |
| 13 | Yeni Mersin Idmanyurdu | 6 | 2 | 0 | 4 | - | - | -5 | 6 |
| 14 | Karaman FK | 6 | 2 | 0 | 4 | - | - | -9 | 6 |
| 15 | Yozgat Bld Bozokspor | 6 | 1 | 1 | 4 | - | - | -15 | 4 |
| 16 | Diyarbekirspor | 6 | 0 | 1 | 5 | - | - | -7 | 1 |
| 17 | Yeni Malatyaspor | 6 | 0 | 0 | 6 | - | - | -18 | 0 |
| 18 | Adanaspor | 6 | 0 | 0 | 6 | - | - | -22 | 0 |
| Tarih | Ev Sahibi | Saat / Skor | Konuk Takım |
|---|---|---|---|
| 17 Ekim, Cumartesi | Yeni Malatyaspor | 14:00 | Mazıdağı Fosfatspor |
| 17 Ekim, Cumartesi | Bitlis Özgüzelderespor | 14:00 | Yeşilyurt Belediyespor |
| 17 Ekim, Cumartesi | Adanaspor | 14:30 | Yeni Mersin Idmanyurdu |
| 17 Ekim, Cumartesi | Silifke Belediyespor | 14:30 | Karaköprü Belediyespor |
| 18 Ekim, Pazar | Ağrı 1970 | 14:00 | Kırıkkale Büyük Anadolu |
| 18 Ekim, Pazar | Kırşehir Belediyespor | 14:30 | Niğde Belediyesispor |
| 18 Ekim, Pazar | Karaman FK | 14:30 | Adana Adaletgucu |
| 18 Ekim, Pazar | Osmaniyespor | 14:30 | Diyarbekirspor |
| 18 Ekim, Pazar | Yozgat Bld Bozokspor | 19:00 | Talasgücü Belediyespor |













