ŞEYHÜLİSLAM EBUSSUUD VE KIZILBAŞLAR
Mehmet Ali DEMİRKızılbaşlar’ın katline yönelik fetvaları ile tanıdığımız Mehmet Ebussuud Efendi önde gelen Osmanlı şeyhülislamlarından biridir. 1490’da İskilip’te doğmuş, 23.8.1574’te İstanbul’da ölmüştür. Ekim 1545’te Meşihat makamına oturan Ebussuud Efendi ölünceye kadar bu görevde kalmıştır.
Ebussuud Efendi’nin gerek fetvaları gerekse açıkladığı görüşlerinde şeriatın, resmi anlayışın dışındaki inanç ve düşüncelere karşı derin bir husumetin varlığı görülür. Şeyhülislam Ebussuud, tutumu ve fetvaları ile tartışmasız bir engizisyon yargıcıdır. Şeriat adına insanların canlarını almakta bir an dahi tereddüt etmez. “Bir konu eğer şeriata uymuyorsa o şey küfür ve dinsizliktir. Gereğini yapmak lazımdır.” Ebussuud için insanların katline binbir gerekçe bulmak hiç de zor değildir. Ramazan’da oruç tutmamak, namaz kılmamak, Yezid’e lanet etmek, Yunus’tan deyişler okumak ve daha ne sudan sebepler…
Aşağıda Ebussuud Efendi’nin meseleleri halletme yöntemlerinden alıntılar yaptık.
Kızılbaş Taifesini Yeryüzünden Silmek Gerek!
SORU: Kızılbaş topluluğunun şeriat kuralları uyarınca toplu olarak katledilmeleri helâl olup, kati eden gâzî ve bu sırada Kızılbaşlar tarafından öldürülenler şehid olurlar mı?
CEVAP: Kızılbaşlar’ın topluca öldürülmeleri helal olup, bu din uğruna yapılan büyük savaştır. Bu savaşta ölmek de şehitliğin en ulusudur.
SORU: Kızılbaşların topluca katledilmeleri helal ise bu yalnızca onların islam sultanına düşmanlık besleyip ileri giderek İslam askerine kılıç çektiği için midir yoksa başka nedeni de var mıdır?
CEVAP: Vardır, Kızılbaşlar hem ileri gidip başkaldırmışlardır, hem de kâfirdirler.
Kızılbaşlar’ın katledilmesi konusunda Yavuz Sultan Selim zamanında ortaya konulan tavır oğlu Kanuni Sultan Süleyman zamanında da kesintisiz bir biçimde devam eder. Çünkü yoksul Anadolu köylüsü Osmanlı hanedanı için hâlâ tehdit oluşturmaya devam etmektedir. Fetvalar gösteriyor ki Kızılbaşlar’ın kitlesel katliamı gündemde olmaya devam etmektedir. Ebussuud Efendi Osmanlı askerlerini savaşa teşvik etmek için katliama olur vermenin yanısıra savaşı yüceltmekte, savaşanların gazi olacağını ölenlerin şehit olacağını söyleyerek “ahireti” bir tür rüşvet olarak kullanmaktadır. Yağma ile askerler maddi olarak doyurulurken, savaşa sürülürken ayrıca bu durum gazilik, şehitlik gibi dince saygı uyandıran davranışlarla örtülmektedir.
Fetva gösteriyor ki Osmanlı Kızılbaşlar’ı kesinlikle “Müslüman” saymamaktadır. Bu yaklaşım aşağıdaki fetvalarda daha açık olarak ifade edilmektedir. Kızılbaşlar’ın toplu kıyımına Şeyhülislam olur verirken her ne kadar dinsel gerekçeler gösteriyorsa da satır arasında gerçek nedenin İslam sultanına düşmanlık besleyip, başkaldırma” olduğu okunmaktadır.
Kızılbaşlar Ali Soyundan Değildir!
SORU: Kızılbaşlar önderlerinin Peygamber’in soyundan geldiği söylenir. Bu durumda katledilmelerinin helâl olduğundan kuşku duyulmaz mı?
CEVAP: Haşa! Yaptıkları kötü işler o temiz soyla ilişkilerinin olmadığını açıkça kanıtlar. Ayrıca güvenilir kimseler söylemiştir ki babası İsmail ilk ortaya çıktığında imam Ali erRıza ibni Musa elKazım’ın mezarının bulunduğu yerde ve diğer yerlerde bulunan Seyit soyundan olanları kendisinin nesebini kutsal soya bağlamaya zorlayıp, bu yalana katılmayanları katledince, bazı seyit soyundan gelenler katliamdan kurtulmak için onun gösterdiği biçimde konuşmuşlardır. Ama bir miktar temkinli davranarak dikkatlice bakanların gerçek durumu hemen anlayabilmeleri için onun soyunu ulu şerifler arasında olup da kısır olup asla soyunun kalmadığı bilinen bir seyide bağlamışlardır. Ne var ki peygamber soyundan geldiğini varsaysak bile dinsiz olduğunda diğer kâfirlerden bir farkı kalmaz. Yüce peygamber doğruluğu apaçık kutsal şeriat törelerine uyanları, sağlam emirlere uyanları koruyanlardandır.
Sözgelimi Kenan, Nuh Peygamber’in oğlu idi, fakat onun dinine girmemişti. Tufan anında Nuh “Kenan bendendir” diyerek kurtulması için tanrıya yalvardığında Tanrı “O senin soyundan sayılmaz” demiş. Kenan da diğer kâfirlerle birlikte boğulup cezasını bulmuştu. Peygamber soyundan olmak dünya ve ahiret azabından kurtuluş için yeterli olsaydı Hazreti Adem soyundan olmak sebebiyle hiçbir kâfir dünya ve ahirette azab çekmezdi.
SORU: Yukarıda adıgeçen Kızılbaş topluluğu Hz. Ali taraftarı (Şii) olduklarını savunuyor, “la ilahe illallah” diyorlar. Onların bu duruma karşılık gelen halleri nedir, uzun uzadıya ve ayrıntılı olarak açıklana?
CEVAP: Şii değildirler. Ayrıca peygamberimiz açıkça buyurmuşlardır ki “yetmiş üç fırka içinde ehli sünnet fırkasından gayrisi ateşte yanacaktır.” Kızılbaş topluluğu bu yetmiş üç topluluğun tam olarak birinden de değildirler. Her birinden bir parça şer ve fesad alıp kendi kafalarına göre dinsizlik, imansızlıklarına katarak sapkın bir dinsizlik mezhebi oluşturmuşlardır. Ve bozgunculuklarını, imansızlıklarını günden güne arttırmaktadırlar.
Şimdiye değin sürekli işledikleri suçların ve bilinen çirkin hareketlerinin kutsal şeriat kuralları uyarınca gereği şöyle açıklanabilir:
Ol zalim Kızılbaşlar Ulu Kuran’ı, kutsal şeriat kurallarını ve İslam dinini hafife alıp, küçümserler. Şeriat kitaplarına söğerek ateşte yakarlar. Gerçek din alimlerine karşı koyup, öğrettikleri şeriat bilgilerinden dolayı onları kınarlar. Önderleri olan lanetli günahkârı Tanrı yerine koyup ona secde eyleyip, dince yasak olduğu ayetlerce kesin olarak belirtilen türlü yasakları helal sayarlar. Ayrıca Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ömer’e lanet ettiklerinden dolayı da kâfirdirler. Ve Peygamberimizin ailesi Hazreti Ayşe’nin temizliği, erdemi konusunda bunca ulu ayet inmiş iken, Ayşe’ye dil uzatarak Kuranı Kerim’i yalanlamaya kalkışırlar, bu yüzden de kâfirdirler. Ayrıca Peygamberimizin sevgili eşlerine leke sürerek peygamberimizi küçültürler. Tüm bu nedenlerle bu başıboş topluluğun, büyüğü, küçüğü, yurtları ve tüm eserleri ile katledilip ortadan kaldırılmaları mubahtır. Kızılbaşlar’ın kâfir olduklarından kuşku duyanlar dahi kâfir olurlar. Kızılbaşlar, imamı Azam, imam Süfyânı Sevri ve imam Evzâgî’nin görüşlerine göre tam anlamıyla tövbe edip İslam’a gelirlerse onların küfürleri de diğer kâfirlerin küfürleri gibi af olunarak katledilmekten kurtulurlar.
Ancak imam Mâlik, imam Şafi’î, imam Ahmet bin Hanbel, imam Leys bin Sa’d, imam Ishak bin Râhuye ve diğer din bilginlerinin görüşlerine göre Kızılbaşlar’ın tövbeleri geçerli değildir, İslamiyet’e kabul olunmazlar. Ve mutlaka katledilmeleri gerekir.
Hazreti imam Ebu Hanife Kızılbaşlar hakkında karar verilirken yukarıda açıklanan görüşlerin hangisiyle hareket edilirse onun meşru olacağını söylemiştir.
Onların bütün suçlan ve halleri ehli İslam içinde yaygın olarak konuşulmakta ve somut olarak bilinmektedir. Durumlarına ilişkin herhangi bir kuşku ve kararsızlık yoktur. Yine Kızılbaş askerlerinden olup da savaşa katılanlar, hizmet edenlere ne yapılacağı konusunda asla duraksama yoktur.
Ancak şehirlerde ve köylerde kendi halinde rahat durup iyilikle oturan Kızılbaşlar’ın nitelik ve davranışlarından arınan, görünüşleri de doğruluklarına uygun kimselere yalanları açığa çıkmadıkça Kızılbaşlar’a uygulanan hükümler, cezalar uygulanmaz.
Kızılbaşlar’ın katledilmeleri diğer kâfirlerin katledilmelerinden daha önemlidir.
Kızılbaş topluluğunun kötülükleri çok büyüktür. Bunların kötülüklerini yeryüzünden silmek için çaba harcamak, ne gerekiyorsa yapmak gerekir.
İşte Ebussuud Efendi buyuruyor:
SORU: Nahcivan seferinde tutulan Kızılbaş evladı kul olur mu?
CEVAP: Olmaz.
SORU: Padişah emriyle Kızılbaş topluluğu kılıçtan geçirilip, büyük küçük esir alınanlardan bazıları Ermeni olduklarını söylerlerse bu durumda katledilmekten kurtulabilirler mi?
CEVAP: Kurtulabilirler. Eğer Ermeniler Kızılbaş askeri ile birleşerek İslam askerleri üzerine gelip çarpışmamışlarsa şeriat hükümleri uyarınca tutsak edilmezler.
Ebussuud Efendi Kızılbaşlar’ı Müslüman saymazken doğal olarak onların ileri gelenlerinin de peygamberle, Ali ile bir ilgilerinin olamayacağını söyler. Fakat bir açık kapı bırakmaktan da geri durmaz. Ona göre Kızılbaşlar’ın tümüyle şeriata aykırı davranışları dolayısıyla peygamber soyundan gelmiş olsalar bile bu durum katledilmelerine engel oluşturmaz. Ebussuud şeriat penceresinden dünyayı yorumladığı için görüşünde tutarlıdır.
Ebussuud’a göre Kızılbaşlar Kuranı Kerim’i ve İslam dinini alaya alıp küçümserler. Şeriat âlimlerini katledip, kitaplarını ateşe atıp yakarlar. Ömer’e, Ebubekir’e lanet okuyup, Peygamber’in karısı Ayşe’ye sövüp sayarlar.
Ebussuud Efendi Kızılbaşlar’ın tövbesinin geçerli olamayacağını bu nedenle de büyüğü küçüğü ile tümünün katledilmesi gerektiğini açıklar. Ebussuud, Kızılbaşlar’ın ortadan kaldırılması konusunda hiçbir mazeret aranmayacağı, bunların kâfirliğinden kuşku duyanların dahi kâfir olup katledileceğini söyler.
Ayrıca Kızılbaşlar’ın öldürülmesi diğer kâfirlerin öldürülmesinden daha önemli, din için daha hayırlıdır der. Kızılbaşlar “kul” dahi olamaz!
|
Kızılbaş Kadınlara Tecavüz Mubahtır CEVAP: Olur.Şeyhülislam Ebussuud’un yukarıdaki fetvaları son derece dikkate değer. Fetva açıkça İslam askerlerinin din adına Kızılbaş kadınlarına “tecavüzüne” olur vermektedir. Fetvaya göre Kızılbaş kadınlarının “ırzına geçmek” İslam askerlerine güç ve kuvvet verir(!) Böylece tecavüze uğrayan Kızılbaşlar da aşağılanmış olacaktır. Irza geçmeyi, tecüvüzü mubah gören bir ahlâk ve bundan İslam için hayırlı sonuçlar çıkaran bir şeyhülislam. Kızılbaşlar Ebussuud’a göre her türlü eziyete, zulme layıktır. |
SORU: Kızılbaş olduğu tescilli olan ve Çâryâre (dört dost; Ebubekir, Ömer, Osman, Ali anlamında, burada kasıtlı bir çarpıtma var, Kızıbaşlar’ın Ali’ye sövmesi sözkonusu olamaz AY) sövüp sayan bir kişiyi Amrın oğlu Bekir katleylese, şeriata göre kendisi hakkında birşey yapmak gerekir mi?
CEVAP: Sövüp saydığı zaman öldürdüğü kesin ise hakkında herhangi bir soruşturma yapılmaz.
SORU: “Muaviye hayırlı bir kişi değildir” diyen bir kimseye şeriat uyarınca ne yapmak gerekir?
CEVAP: Ta’zir olunur
SORU: Kutsal, temiz bir soydan gelen Muaviye’ye lanet eden bir kimseye şeriata göre ne yapmak gerekir?
CEVAP: Ta’ziri beliğ ve hapis lazımdır.
SORU: Yezid’e kâfir diyen bir kimseye seran ne lazım olur?
CEVAP: Kazaen birşey lazım olmaz, fakat dinsel açıdan tövbe etmesi, Allahtan bağışlanmasını dilemesi gerekir. Aksi halde Yezid’in ardında cuma namazı kılan peygamber ümmeti aşağalanmış olur.
SORU: Bir kişi namazı inkâr edip “manana namaz gerekmez” dese ona ne yapmak gerekir?
CEVAP: Katli gerekir.
SORU: Bir topluluk namaz kılmayıp, Ramazan orucunun farz olduğunu inkâr edip, Ramazan ayı geldiğinde oruç tutmayıp kendilerine bunun nedeni sorulduğunda “biz yoksul insanlarız, bize beş altı gün tutmak yeter” deseler ve yine “şarabın yapıldığı üzüm bağına bakan bizleriz, kendi elimiz emeğimizdir o yüzden bize helaldir” deseler ve kadınları ile birlikte şarap içseler ve yine kâfirlerin belli kutsal günleri geldiğinde o güne kâfirler gibi uyup saygı gösterseler ve bunun gibi nice şeriata aykırı davranışları olsa şariata göre bu tür topluluğa ve bunları Müslüman görüp söz ve davranışlarına istekle katılanlara ne yapmak gerekir?
CEVAP: Kâfirdirler, ortadan kaldırılmaları gerekir.
SORU: Hazreti Hüseyin soyundan gelen (seyyitler) bazı kimseler “İbadetle ilgili kurallar bizi bağlamaz. Biz ahirette ibadet işlerinden sorumlu tutulmayız. Biz şerefli varlığımızla doğrudan cennete gireceklerdeniz” deseler, adı geçenlere ne yapmak gerekir?
CEVAP: Eğer bu inançları üzerinde direnirler ve İslama gelmezlerse dinsizlikleri kesinleşmiş olur. Bu nedenle ortadan kaldırılmaları gerekir.
SORU: Bazı Müslüman köylerinde mescid bulunmasa, Müslümanlar cemaatle namaz kılmasalar ne yapmak gerekir?
CEVAP: Zamanın hakimi onlara zorla mescid yaptırtabilir. Ayrıca namaza devam ettirmek için de bütün vilayet valilerine 944’de emir verilmiştir.
SORU: Bir mahallenin bir kariyenin cemaati sağ ve salim olsalar namaza gelmeseler imam ve müezzin uyarıp çağırsa yine gelmeseler şeriat uyarınca ne yapmak gerekir?
CEVAP: Ta’ziri beliğ gerekir.
SORU: Bir kişi şarap içerken “bu şarap hoş, güzel bir nesnedir, bunu içmeyenlerin ağzını, avradını filanlayıp” diyerek sövüp saysa bir diğer kişi de onaylayıp “iyi dersin dese” ne yapmak gerekir?
CEVAP: İkisi birlikte kâfirdir, öldürülmeleri gerekir.
Osmanlı hanedanı ise dinsel görünüm altında yoksul köylüleri hizaya getirmek için yasak üstüne yasak koyuyordu.
Zorla namaza!
Zorla oruç tutmaya!
Amaç inançlarını zayıflatıp başkaldıran insanı ehlileştirmekti.
Hallacı Mansur’un Yolunda Olanlar Katledilmelidir
SORU: Bir kimse “Hallacı Mansur Şeriat nazarında kâfir ise, gerçeğe göre de en yüce mümindir. Gerçekten de Hallaç’ın davası doğrudur dese ve inancı da bu doğrultuda olsa bu kişiye ne yapmak gerekir?
CEVAP: Hallacı Mansur’a yapılan yapılır.
Yunus’tan İlahi Okumanın Cezası Ölüm
SORU: Tekkelerde inzivaya çekilip “biz tevekkül ehliyiz” diyenlerin şeriata göre halleri makbul müdür?
CEVAP: Değildir.
SORU: Zikr edip devran eden bir derviş bunu ibadet olarak yapıyorsa nikâhı düzgün, kestiği kurban helal olur mu?
CEVAP: “Devranı ibadet saymak” dinsizliktir. Bu durumda Müslüman’la da zimmi ile de nikâhlanamaz. Fakat ibadet olarak devran etmiyorsa dinsiz sayılmaz, diğer günah işleyenler gibidir. Karısı boş olmaz, kurbanı yenir.
SORU: Raks ve devran eden bir topluluğu, valilerin ve hakimlerin bundan men etmesi görevleri midir?
CEVAP: Men’etmeliler. Görevleri şeriatın emir ve yasaklarını halka bildirmektir. Kendileri yapmazsa şeriat konusunda geniş bilgisi olan birini görevlendirmeleri gerekir.
SORU: Bir zaviyenin ibadet yerinde çeşitli kişiler ile oğlanlar biraraya gelip türlü nağmelerle “tevhid” ederlerken (lâilahe illallah: Tanrıdan başka Tanrı yoktur) tevhid sözünü değiştirip kâh “dili men” (benim gönlüm) kâh “canı men” (benim canım) deyip ve kâh;
Sen bir ulu sultansın
Canlar içinde cansın
Çün ayan gördüm seni
Pinhan kayusu değil
deyip ve kah;
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
isteyene ver onları
Bana seni gerek seni
diye göğüslerini dövüp garip hareketler yaptıklarında, mahalle ahalisinden bazı kimseler adı geçen zaviyede şeyh olan kimseye;
Bu hareketlere niçin razı oluyor ve yaptırıyorsun dediklerinde o kişi;
”Size ne!”, “Biz cin ve insanı ibadet etsinler diye yarattık” (Zariyat suresi 56. ayet) ayetiyle cevap verirse, adı geçen kimseye şeriata göre ne yapmak gerekir?
CEVAP: Bunların anılan sözleri ve hareketleri tam anlamıyla taşkınlık olup, cennet hakkında söylemiş olduğu çirkin sözler açıkça dinsizliktir. Öldürülmeleri mubahtır. Şeyhleri olan dinsiz, anlatılan söz ve hareketler için “yaparlarsa ne olur” demekle kâfir olduğundan başka yaptıkları kötü işi ibadet sayıp kutsal ayeti de ona kanıt olarak göstermekle yine kâfir olur. Bu inançtan dönmezse ortadan kaldırılması gerekir.
SORU: Şeyhlerden ve dervişlerden bazılarına bir kişi; “Siz niçin namazla, zekatla uğraşmıyorsunuz?” diye sorduğunda karşısındakiler “Batın ilim yanında zahir ilim sözü mü olur? Biz batın ilmi ile uğraşırken zahir ilmi çoktan zaten kavramış oluruz” dese şeriat uyarınca onlara ne yapmak gerekir?
CEVAP: Onlar dinsiz ve münafıktırlar. Onlara İslam’dan dönenlere yapılan yapılmalıdır. O boş inançlarından vazgeçmedikleri takdirde katledilmeleri gerekir.
SORU: Bir kişi diğer bir kişiye selam vereceği yerde “aşk olsun” dese diğeri de “yâ hû” diye karşılık verse, bu kimselere ne yapmak gerekir?
CEVAP: İslamiyet’in Tanrı selamını beğenmeyip o şekilde selamlaşırlarsa kâfir olurlar.
SORU: Bir kişi karşısındaki iki kişiye dinsiz dese, bu kişilere birşey yapmak gerekir mi?
CEVAP: Gerekmez, belki dinsiz değildirler.
SORU: Peki bir tanık daha bulunursa onlara ne yapmak gerekir?
CEVAP: Öldürülmeleri gerekir, kâfirlikleri anlaşılmış olduğundan.
SORU: Bir kişi arkadaşına “Ben namaz kılmıyorum, sen de kılma” dese şeriat uyarınca ona ne yapmak gerekir.
CEVAP: Ta’ziri beliğ gerekir.
SORU: Bir kişi diğerine “namaz kılalım” dediğinde o kişi “yoksul kişiye borcumuz yok” dese şer’an ne lazım olur?
CEVAP: imanını yenilemesi gerekir.
SORU: Bir kimse zamanın müftüsünün vermiş olduğu fetvayı “düzme kağıt çok olur, niye itibar edelim” dese şeriat uyarınca ne yapmak gerekir?
CEVAP: Taziri beliğ gerekir, ayrıca inancını yenilemelidir.
SORU: Bir imam Ramazan’da şarap içse imamlığı geçerli midir, yaptığı tanıklık yerinde olur mu?
CEVAP: İmamlığı geçerlidir, tanıklığı yerinde olmaz.
SORU: Düğünde davul zurna çalmak, benzeri saz çalmak helal midir?
CEVAP: Haramdır.
SORU: Hızır-İlyas günü seyre çıkan Müslümanlar’a herhangi bir soruşturma yapılır mı?
CEVAP: Hızır-İlyas gününe saygı duydukları için yapmamışlarsa sorun yoktur.
SORU: Bir Müslüman herhangi bir zorunluluk olmadığı halde kâfir dilini konuşursa, şeriata göre nikâhı zarar görür mü?
CEVAP: Zararı tamdır, fakat dinsizliğine hükmolunup karısı ayrılmamalıdır.
Şiddetli bir biçimde ta’zir edilmeli ve zora koşulmalıdır.
SORU: Bir kişi herhangi bir zorunluluk yokken başına Yahudi şapkası giyerse şeriat uyarınca o kimseye ne yapılmalıdır?
CEVAP: Küfür lazımdır.
SORU: Bir kişi diğerinden hakkını istediğinde o kişi “şeriata göre hakkın sabit olursa alırsın” dese, bunun üzerine hakkını isteyen “senden hakkımı şeriatla mı alacağım, zorla döverek alırım” dese o kişiye şeriata göre ne yapmak gerekir?
CEVAP: Şiddetli biçimde cezalandırılması ve uzun süre hapsedilmesi gerekir. Kutsal şeriatı hakir görmek, küçümsemek amacıyla söyledi ise dinsizdir.
SORU: Bir kişi diğerine “bana Tanrı’yı buluver” dediğinde o kişi “Kuran’a göre hareket edip, peygambere uyarsan Tanrı’yı bulursun” dediğinde diğer kişi “onlara ne gerek var ben onlarsız da bulurum veya buldum” derse o kişiye ne yapmak gerekir?
CEVAP: Zındıktır, katledilmesi gerekir.
SORU: Bir kişi “bana Hazreti İsa gibi gökten sofra iner, nice kimseleri vebadan ve başka kötülüklerden kurtarırım, dilediğimi kötü duruma düşürürüm” dese ona ne yapmak gerekir?
CEVAP: Bu kişi deli değilse zındıktır. Hemen yakalanıp, sorgulanıp, gizli şeyleri keşfedildikten sonra hakkından gelmek gerekir.
SORU: Bir kimse din iman nedir ve hangi mezheptendir bilmese durumu şeriata uygun olur mu?
CEVAP: Olmaz, din ve iman bilmemek ile kâfir olur.
SORU: Bir kimseye “peygamberin kimdir” diye sorulduğunda “bilmem” derse şeriata göre ne yapmak gerekir?
CEVAP: İster gerçek ister yalan söylemiş olsun kâfir olur.
SORU: Bu konuda bazı kimseler o kişiyi uyararak “Peygamber’in yolundan (şeriatten) ayrılma, Peygamber’i boşverme tanı, utan” dediklerinde o kişi hiddetle “ben Peygamber bilmem” dese şeriat uyarınca o kişiye ne yapmak gerekir?
CEVAP : Kâfirdir. Katli helaldir.
SORU: Bir kişi diğer bir kişiyi şeriat emirlerine uymaya çağırdığında, çağırılan çağırana “sana da lanet şeriata de lanet” dese o kişiyi ne yapmak gerekir?
CEVAP: Kâfirdir, katli helaldir.
SORU: Bir kişi diğerini şeriata çağırdığında o kişi “ben şeriat bilmem fakat senin şeriatın budur” diyerek elindeki sopayı gösterip o kişiyi bir güzel dövse, döven kişiye ne yapmak gerekir?
CEVAP: O kişi kâfir olur, en sert biçimde cezalandırılması gerekir.
SORU: “Bismillah, Allahu Ekber” diyerek domuz kesen kimseye birşey gerekir mi?
CEVAP: İmanını tazelemesi gerekir.
SORU: Bir cami müezzini bir kilise papazına “sen papaz ben papaz” derse o kişiye ne yapılmalıdır?
CEVAP: İmanını tazelemesi gerekir. Ta’zir ile cezalandırılıp, azledilmelidir.
SORU: Hâşâ “Tanrı’dan korkmam” diyen bir kimseye şeriata göre ne yapmak gerekir?
CEVAP: Kâfirdir, İslam’a gelmezse katledilmelidir.
SORU: Soğan ve sarmısak yiyen kimsenin yanına “melek” gelmez dediklerinin aslı var mıdır?
CEVAP: Vardır.
SORU: Köpek bulunan yere “melek” gelmez dediklerinin aslı var mıdır, nedeni nedir?
CEVAP: Vardır, nedeni köpeğin pis, murdar oluşudur.
İşte Başbakan Erdoğan’ın Çorum’da miting meydanını dolduran kitlelere “Ne mutlu ki bu halka Ebusuud Efendi gibi bir kıymeti yetiştirmiş” dediği Ebusuud Efendi bu kişidir. Bunun değerini farkeden bir başbakanın iktidarından “Cemevi”nin ibadethane sayılmasını isteyenlere duyurulur.
Toplumsal
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası



















