Sadakat ve Kör Bağlılık: Hasan Subaşı-Hüseyin Mat İlişkisi Üzerine Eleştirel Bir Bakış
Mehmet Ali DEMİRSadakat, bir dava ya da kişiye olan bağlılığı ifade ederken, eleştiriden uzak kör bir sadakat, çoğu zaman bireylerin ve toplumların zararına işleyen bir mekanizma haline gelebilir. Alevi hareketi içerisinde bu tür bir ilişkiyi son zamanlarda Hasan Subaşı’nın Hüseyin Mat’a olan sadakatinde görüyoruz. Hüseyin Mat, AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) lideri olarak önemli bir figür olmasına rağmen, onun çevresindeki bazı isimlerin, Mat’ın hatalarını görmezden gelerek her koşulda onu savunmaları, Alevi toplumunun birliğine ve özgür düşünceye zarar vermektedir. Hasan Subaşı'nın Hüseyin Mat'a karşı gösterdiği bu bağlılık, birçok açıdan Türkiye siyasetinde Tayyip Erdoğan ve Abdülkadir Selvi ilişkisine benzemektedir.
Sadakat ve Eleştiri: Nerede Durmalı?
Sadakat, bir dava ya da inanç uğruna emek veren insanların bir arada durmasını sağlayan önemli bir değerdir. Ancak bu sadakat, bireylerin eleştiriyi reddettiği, hatalara göz yumduğu bir körlükle birleştiğinde tehlikeli bir hal alır. Hasan Subaşı, Hüseyin Mat’a olan sadakatiyle eleştirilerden uzak durmakta ve Mat’ın her adımını sorgulamaksızın desteklemektedir. Oysa ki, dava insanı olmanın en önemli koşullarından biri, adalet ve hakikat yolunda yanlışları da dile getirebilmektir. Hüseyin Mat’ın liderliği altında yapılan yanlışlar, eleştiriden uzak bir sadakat anlayışıyla daha da pekişmektedir.
Bu tür bir kör sadakatin benzer bir örneği, Türkiye siyasetinde Tayyip Erdoğan ile Abdülkadir Selvi arasındaki ilişkide gözlemlenebilir. Selvi, yıllarca Erdoğan'ı eleştirmeyi reddetmiş ve ne yaparsa yapsın sadakatini devam ettirmiştir. Erdoğan'ın aldığı kararların sonuçları ne olursa olsun, Selvi'nin eleştirel bakış açısını yitirmesi, halkın farklı düşünceleri dinleme hakkını da ortadan kaldırmıştır. Aynı şekilde, Subaşı'nın Mat'a yönelik koşulsuz sadakati, Alevi toplumunun düşünce özgürlüğüne zarar vermekte ve toplumsal ayrışmayı körüklemektedir.
Kör Bağlılığın Zararları
Hasan Subaşı’nın Hüseyin Mat'a olan sadakati, AABF içerisinde oluşan yanlışları göz ardı etmektedir. Bu bağlılık, Mat’ın liderliği sırasında ortaya çıkan hataların, toplumsal hareketin önüne geçmesine sebep olmakta ve eleştiri mekanizmasını tamamen yok etmektedir. Oysa ki, Alevi inancı ve kültürünün temelinde, hakikati sorgulamak ve adaleti her koşulda savunmak vardır. Ancak Subaşı’nın kör sadakati, bu değerlere ters düşmektedir. Eleştirisiz bir bağlılık, ne bireylerin ne de kurumların gelişmesine olanak tanır. Hüseyin Mat’ın liderliği altında alınan yanlış kararlar, bu eleştirisizlik ortamında daha da derinleşmekte ve Alevi toplumunu asimilasyona ve ayrışmaya daha açık hale getirmektedir.
Subaşı’nın bu tavrı, tıpkı Erdoğan ile Selvi ilişkisine benzer şekilde, liderin etrafında adeta bir “dokunulmazlık zırhı” yaratmaktadır. Hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen, her koşulda liderin yanında duran bu tür ilişkiler, toplumun özgür düşünce ortamını tahrip eder. Erdoğan-Selvi ilişkisinde olduğu gibi, Subaşı-Mat ilişkisinde de liderin her kararı doğru kabul edilmekte ve bu kararların sonuçları sorgulanmamaktadır.
Toplumsal Dava ve Koltuk Sevdası
Hasan Subaşı’nın sadakati, Alevi toplumu için gerçek bir tehlikeye işaret ediyor. Koltuk ve mevki hesapları uğruna bir liderin hatalarını görmezden gelmek, toplumu derin yaralarla baş başa bırakmaktadır. Hüseyin Mat’ın liderliğinde yapılan hatalar, Alevi toplumunu ayrıştırmakta ve toplum içinde derin yaralar açmaktadır. Bu kör sadakat anlayışı, toplumsal davayı koltuk davasına dönüştürmektedir. Oysa ki toplumsal davalar, liderlerin değil, halkın birliği ve mücadelesi ile kazanılır.
Mat’a gösterilen bu sadakat, toplumsal birliğin önünde bir engel teşkil etmekte ve Alevi toplumunun tarihsel mücadelesine zarar vermektedir. Eğer Subaşı gibi isimler, hakikatin peşinde koşmak yerine liderlerine koşulsuz sadakat göstermeye devam ederlerse, bu, Alevi örgütlenmesinin geleceği açısından büyük bir tehdit olacaktır. Sadakat, hakikatten kopuk olduğu zaman tehlikeli bir silaha dönüşebilir. Subaşı’nın bu tutumu, Alevi toplumunu hem içeride hem de dışarıda asimilasyona karşı savunmasız bırakmaktadır.
Sonuç: Eleştiri, Gelişmenin Anahtarıdır
Hasan Subaşı’nın Hüseyin Mat’a gösterdiği sadakat, liderlikte ve örgütlenmede yapılan hataların üzerinin örtülmesine yol açmakta, Alevi toplumunun çıkarlarına hizmet etmemektedir. Eleştirinin olmadığı bir yerde özgür düşünce ve yaratıcı çözüm yolları gelişemez. Alevi toplumu, tarih boyunca hak ve adalet için mücadele etmiş bir toplumdur. Bu yüzden liderlere gösterilen sadakat, hakikatten sapmadan, eleştirel bir bakış açısıyla dengelenmelidir.
Tayyip Erdoğan ile Abdülkadir Selvi arasındaki kör sadakat ilişkisi nasıl ki Türkiye’deki demokrasinin ve özgür düşüncenin altını oymuşsa, Subaşı-Mat ilişkisi de aynı şekilde Alevi toplumunun iç dinamiklerine zarar vermektedir. Her iki durumda da sadakat, eleştiriden uzaklaştıkça toplumsal davaya değil, bireysel çıkarlara hizmet etmektedir.
Alevi toplumunun ilerlemesi ve asimilasyona karşı durabilmesi, eleştiri mekanizmasının güçlenmesi ve hakikat yolunda birleşmesi ile mümkün olacaktır. Koltuk davası değil, toplumsal dava kazanmaya değer bir mücadeledir.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası
















