Kürtler Cephede Öldü, Emperyalistler Masada Sattı
Mehmet Ali DEMİRSuriye’de yaşananlar bir kez daha kanıtladı: ABD’ye ve diğer emperyalist ülkelere güven olmaz. Dün IŞİD’e karşı savaşta Kürtleri “müttefik” ilan edip en ön cepheye sürenler, bugün çıkarları değişince Kürt halkını yalnız bırakıyor. Daha da kötüsü; Kürtleri yalnız bırakmakla kalmıyorlar, onları ölümle, sürgünle ve tasfiyeyle yüz yüze bırakıyorlar.
Bu yaşanan, sıradan bir “diplomatik gelişme” değildir. Bu, yıllarca bedel ödeyerek ayakta kalan bir halkın kaderinin, büyük güçlerin masasında tekrar pazarlığa açılmasıdır.
Bugün sahada görülen gerçek şudur: Dün “terörist” ilan edilen, dün “katil” denilen, kırmızı bültenle arandığı söylenen cihatçı unsurlar bir anda “meşru aktör” muamelesi görmeye başladı. Aynı anda IŞİD’e karşı savaşın en büyük bedelini ödeyen Kürt halkına ise “entegrasyon”, “teslimiyet” ve “tek merkez yönetim” dayatılıyor.
Bu süreçte Colani çizgisindeki grupların bazı bölgeleri ele geçirmesiyle birlikte, IŞİD’lilerin tutulduğu hapishanelerin kritik hale geldiği ve bazı IŞİD’lilerin serbest kaldığına dair bilgiler sahaya da uluslararası basına da yansıdı. Bu sadece Kürtler için değil, Avrupa ve tüm dünya için yeni bir terör dalgası tehlikesidir.
Ama asıl problem şu: Bu gerçeğin üstü, büyük bir diplomatik makyajla kapatılmak isteniyor.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack, Şam yönetimi ile Kürtler arasında varıldığı duyurulan ateşkes/anlaşmayı X hesabından “olumlu” bir gelişme gibi sundu. Barrack’ın sözleri dikkat çekici:
“Bu anlaşma ve ateşkes, eski düşmanların bölünme yerine ortaklığı benimsediği önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor.”
Ama Kürt halkı açısından bu “dönüm noktası” bir barış fırsatı değil; yalnızlaştırılmanın resmileştirilmesi anlamına geliyor. Çünkü Barrack’ın kurduğu cümlelerin içinde Kürtlerin güvenliğine dair hiçbir somut garanti yok. Kürtlerin statüsüne dair bir hak yok. Rojava’daki özyönetimin korunacağına dair tek bir net cümle yok.
Barrack açıklamasında ayrıca şu sözleri kullanıyor:
“ABD, Suriye hükümetini ve Suriye Demokratik Güçlerini (SDF), bugün varılan ateşkes anlaşmasına ulaşmadaki yapıcı çabalarından dolayı takdir eder…”
Bu cümlede bile Kürt halkının iradesi yok. Kürtlerin mücadelesi yok. Sadece bir “süreç yönetimi” var.
Ardından Barrack, Şam yönetimini parlatan bir çerçeve kuruyor ve Başkan Şara’nın “Kürtlerin Suriye’nin ayrılmaz parçası olduğunu teyit ettiğini” söylüyor. Sonra da asıl hedefi açık ediyor: SDF’nin tam entegrasyonu. Yani Kürtlerin askeri-siyasi gücünün dağıtılarak merkezi yapıya eklemlenmesi.
Ve açıklamasındaki en açık cümle şu:
“ABD… hayati ulusal güvenlik çıkarlarımızı korurken bu sürecin her aşamasında kararlılıkla arkasında durmaktadır.”
İşte bütün mesele burada. Bu cümle şunu söylüyor:
ABD Kürtleri korumuyor. ABD kendini koruyor.
Kürtler yıllardır IŞİD’e karşı savaşta sadece kendilerini savunmadı. Aynı zamanda Avrupa’yı da savundu. Çünkü IŞİD’in Paris’te, Brüksel’de, Nice’te yaptığı saldırılar hâlâ taze bir acıdır. Bu saldırıların zemini Ortadoğu’da kuruldu; bedelini Avrupa da ödedi.
IŞİD’e karşı savaşta ABD “hava desteği” verdi, doğru. Ama sahada can verenler ABD askerleri değildi. Kobani’den Rakka’ya, Deyrezor’dan Baghuz’a kadar on binlerce Kürt genci can verdi. Binlerce aile dağıldı. Kentler yıkıldı. Kadınlar, çocuklar, gençler bir halkın geleceğini korumak için toprağa düştü.
Bugün ise aynı ABD ve Avrupa, çıkarları değişince Kürtleri yalnız bırakıyor.
Ateşkes açıklamaları, sahadaki gerçeği gizleyemez. Çünkü son haftalarda SDG/DSG’nin kontrol alanlarının daraldığı, bazı noktalarda geri çekilme yaşandığı, Şam’ın “tek merkez” dayatmasını sertleştirdiği ve cihatçı güçlerin baskısının büyüdüğü görülüyor.
Bunun anlamı şudur: Kürtler siyasi olarak sıkıştırılıyor, askeri olarak kuşatılıyor, diplomatik olarak masada yalnız bırakılıyor.
Daha tehlikelisi ise hapishaneler meselesidir. Colani çizgisindeki güçlerin ilerlediği alanlarda, IŞİD’lilerin kaldığı cezaevlerinin geleceği belirsiz hale geldi. Eğer bu hapishaneler çökerse, yalnızca Rojava değil; Avrupa şehirleri de yeniden hedef haline gelebilir. Çünkü IŞİD’in ideolojisi ölmedi. Sadece fırsat kolluyor.
Kürt halkı için bu tablo yeni değil. Tarih, Kürtlerin emperyalist güçler tarafından defalarca “kullanılıp bırakıldığını” yazdı. Bugün yaşanan da aynı senaryonun yeni bölümüdür.
Bu nedenle şu gerçeği herkesin bilmesi gerekiyor: ABD’nin bu açıklamasında Kürtlerin güvenliği yok. Kürtlerin statüsü yok. Kürtlerin kazanımlarını koruyacak hiçbir garanti yok. Sadece “entegrasyon” adı altında tasfiye var.
Bu dosya sadece Suriye’nin iç meselesi değildir. Kürtleri yalnız bırakmak, IŞİD tehdidini büyütmektir. IŞİD’lilerin serbest kalmasına göz yummak, Avrupa’ya yeni bir karanlık dalga taşımaktır. Cihatçı yapıları meşrulaştırmak, yarının katliamlarına kapı aralamaktır.
Bugün Şam ile anlaşma güzellemesi yapanlar, yarın Avrupa’da bir patlama olduğunda yine “IŞİD’i kim büyüttü?” sorusundan kaçamayacaktır.
Çünkü gerçek çok nettir: IŞİD’i durduran Kürtlerdi.
Ve bugün Kürtleri durduranlar, IŞİD’i yeniden büyütüyor.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













