Kürt’e Yaşam Hakkı Tanımayan Zihniyet
Mehmet Ali DEMİRSuriye iç savaşıyla birlikte Ortadoğu’da dengeler değişti. Esad rejimi bazı bölgelerden çekildiğinde Kürtler, tarihsel bir eşikte kendi varlıklarını koruma ve geleceğini inşa etme sorumluluğuyla karşı karşıya kaldı. İşte Rojava, tam da bu tarihsel zorunluluktan doğdu.
Rojava’da kurulan yapı sadece bir yönetim modeli değildi; aynı zamanda Kürt halkının yüzyıllardır üzerine giydirilmek istenen “köleliğe” karşı ayağa kalkmasının simgesiydi. Kadınların eşit temsili, halk meclisleri, farklı kimliklerin birlikte yaşam prensibi, ortak savunma anlayışı… Bunlar Ortadoğu’nun karanlık düzeni içinde bir “başka mümkün” iddiasıydı.
Fakat tam da bu yüzden hedef haline geldi.
Çünkü bu coğrafyada Kürt’ün özgürleşmesi, yalnızca Kürt’ün kazanması değildir. Kürt’ün özgürleşmesi; baskı düzenlerinin, inkar devletlerinin, erkek egemen şiddet sisteminin çözülmesi demektir. Bu yüzden Kürt’ün statü kazanmasına karşı saldırılar başladı. Çünkü Rojava’da Kürt; ilk defa başını öne eğmeden, “ne verilirse kabul etmek zorunda bırakılmadan” kendi kaderini konuşmaya başladı.
Ve burada altı çizilmesi gereken çok önemli bir gerçek var:
Suriye’de Kürde bu özgürlük tepside sunulmadı. Rojava’daki özgürlük; IŞİD barbarlığına karşı Kürt yiğitlerinin bedel ödeyerek, savaşarak ve direnerek kazandığı bir özgürlüktür.
Kürt halkı dünyayı karanlığa teslim etmek isteyen IŞİD’e karşı en ön cephede savaştı; binlerce evladını toprağa verdi. Yani bugün Rojava’ya saldırmak, aynı zamanda o bedelleri, o şehitleri, o direnişin meşruiyetini hedef almaktır.
Kürt düşmanlığının en temel motifi şudur:
Kürt her yerde ikinci sınıf olmalı.
Türkiye’de ikinci sınıf. Irak’ta ikinci sınıf. Suriye’de ikinci sınıf, İran’da ikinci sınıf. Avrupa’da göçmen içinde ikinci sınıf. Nerede Kürt varsa, orada Kürt kimliği baskı altında olmalı. Kürt’ün dili bilinmeyen bir dil olmalı. Kürt’ün kültürü folklora indirgenmeli. Kürt siyaset yaparsa “terörist” olmalı. Kürt kendini savunursa “tehdit” sayılmalı. Kürt kadınları özgürleşirse “ahlaksız” ilan edilmeli.
Bu ideolojik kodlamayı kıran her gelişme, bir saldırı dalgasıyla karşılanıyor.
Bu yüzden Rojava’ya yönelik saldırılar sadece askeri saldırılar değil; aynı zamanda bir halkın geleceğine, bir kimliğin onuruna, bir toplumun yeniden doğuşuna karşı ideolojik bir saldırıdır.
Bir başka gerçek de şu: Kürt halkı, çoğu zaman uluslararası dengelerde “pazarlık masası”na sürülüyor.
Dün Irak’ta oldu. Bugün Suriye’de oluyor.
Kürtler, IŞİD’e karşı dünyanın en ağır bedelini ödedi. Binlerce genç toprağa düştü. Kadınlar sadece savaşmadı; insanlığı savundu. Ama iş masaya geldiğinde Kürt’ün hakkı yine ertelendi. Yine “zamanı değil” dendi. Yine “güvenlik” denildi. Yine Kürt’ün statüsü, başka devletlerin çıkar hesaplarına kurban edildi.
Bu durum Kürt halkının tarihsel yalnızlığını da büyüttü.
Ama aynı zamanda Kürt halkının şunu anlamasını sağladı:
Kürt’e özgürlüğü kimse hediye etmeyecek.
Bu sistem Kürt’ü özgür birey olarak görmek istemiyor. Kürt’ün başı dik yürümeyi hak etmesini istemiyor. Kürt’ün varlık ve kimlik talebini sürekli suçlaştırmak istiyor.
Ama Kürt halkı tarihin her döneminde gösterdi:
Bu halk köle olmadı. Olmayacak.
İnkarla susturulamadı. Katliamla bitirilemedi. Sürgünle yok edilemedi.
Bugün Rojava’ya düşmanlık, aslında bir korkunun ifadesidir:
Kürt halkı artık diz çökmüyor.
Ve bu yüzden saldırıyorlar. Çünkü Kürt’ün özgürlüğü, onların kurduğu düzenin yıkılması demektir.
Artık anlamak zorundayız: Kürt düşmanlığı sadece bir “politika” değil; bölgedeki iktidarların kendilerini ayakta tutmak için kullandıkları sistematik bir zor aygıtıdır.
Kürt’ü ikinci sınıf görmek, Kürt’ü sürekli suçlamak, Kürt’ü her yerde baskı altında tutmak… Bunlar tesadüf değil. Bu, devlet aklının bilinçli bir tercihidir.
Ama Kürt halkı, özellikle Irak’tan Rojava’ya uzanan bu tarihsel çizgide, varlığını bedelle korudu.
Ve bugün yeniden söylüyor:
Kürt her yerde eşit olana kadar, bu mücadele sürecek.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası













