Kızılbaş Aleviliğin Ruhu Devlet Güdümünde Tarikata Dönüştürülüyor
Mehmet Ali DEMİRLaikliğin Adını Ezberleyenler, İnancın Ruhunu Satıyor
Türkiye'de son yıllarda Alevilik, hiç olmadığı kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya: Asimilasyon artık inkârla değil, içerden geliyor. Kendini laik, demokrat, ilerici olarak tanımlayan kimi Alevi kurumları, yöneticileri ve çevresindeki akademisyen, yazar ve sözde pirler; Kızılbaş Aleviliği devletin denetimine açık bir tarikat formuna sokmaya çalışıyor. Kimi vakıf ve dernek yöneticileri, Aleviliği İslam’ın beşinci mezhebi yapma çabasında. Sözüm ona “tanınmak”, “kamu bütçesinden pay almak” gibi gerekçelerle yapılan bu dönüşüm, aslında Aleviliğin ruhuna kastetmektir.
Bugün birçok Alevi kurumunda, kamu desteği adı altında alınan bütçelerin akıbeti şeffaf değil. Belediyelerden sağlanan kaynaklar, inancın yaşatılması için değil; ya cüzdanlara iniyor. Ayrıca çevresinin işe yerleştirilmesi için krumlar kullanılıyor. Devlette “Alevi danışmanlığı” adı altında oluşturulan kadrolar da halkın sorunlarını çözmekten çok, kurum yöneticilerinin kariyer hedeflerine hizmet ediyor. Alevilikle bağları zayıf; ama devlete bağlılığı tam bu “gölge elit”, Aleviliği temsilden çok, denetim altında tutma işlevi görüyor.
Kızılbaş Aleviliği, tarih boyunca hiçbir kutsal kitaba, peygambere ya da merkezi dine dayanmamıştır. Yol, doğanın dengesi, insanın onuru, toplumsal adalet ve hakikat üzerine kuruludur. Pir, mürşid, talip ilişkisi; ne salt bir ibadet silsilesi ne de erkek egemen bir dini otoritedir. Rızalık esastır, biat değil. Oysa bugün bazı kurumlarda karşımıza çıkan tablo, neredeyse şeriat düzenini andırıyor: Cemaatleşme, kapalı yapılar, kutsallık atfedilen başkanlıklar, eleştireni aforoz eden iç tüzükler, pirliği soyadıyla devreden hanedanlar.
Birçok büyükşehir belediyesinin Alevi politikaları, Aleviliğin özüyle değil, oy tabanıyla ilgilidir. Belediye destekli cemevlerinde çalışanların büyük çoğunluğu ya ilgili partilere yakınlığıyla ya da kurum başkanlarının referansıyla işe alınmakta. Bu yapılar zamanla “inanç mekanı” değil, “sosyal hizmet dağıtım merkezine” dönüşmektedir. Cem yapılmadan önce bütçe konuşulmakta, lokmadan önce personel listeleri hazırlanmakta, dua yerine protokol sıralaması önemsenmektedir.
Akademi, Kalem ve Pirlik Makamı Satılık mı Oldu?
Bazı akademisyenler, yazdıkları kitaplarda Aleviliği İslam içinde yorumlarken, “sözde Alevi” yazarlar da inancın mistik ve spiritüel boyutlarını metalaştırmakta. Bu kişilerin cemevlerine konuk edilmesi, televizyonlarda temsilci gibi gösterilmesi, kamusal alanda Aleviliği yanlış tanıtan bir otorite yaratıyor. Gerçek pirler, yol uluları susturuluyor; yerine vitrinlik, çoğu zaman da asimilasyonun aracı olan figürler konuluyor.
Alevilik tarih boyunca devletin dışında, hatta çoğu zaman karşısında yaşamıştır. Yavuz’un fermanında, Tanzimat’ın baskısında, Cumhuriyet’in inkarında bu yol hep yerin altından aktı ama özüyle kaldı. Bugünse devlet, Aleviliği tanıyor gibi yaparak kontrol altına almakta. Bir yandan "Alevi açılımı" adı altında Diyanet'in uzantısı kurumlar kuruluyor; öte yandan halkın gerçek sorunlarını dile getiren Alevi inanç önderleri itibarsızlaştırılıyor.
Ne Yapmalı?
1. Kurumlar şeffaflaşmalı: Tüm bütçeler, harcamalar, istihdamlar halkın denetimine açılmalı.
2. Pirlik kurumu asli yerine döndürülmeli: Ocakzade veya yolun özüne bağlı yol bilgisi olan, halkın rızalığını alan pirler dışında kimse postta oturmamalı.
3. Devlet ve siyaset mesafesi korunmalı: Alevilik hiçbir siyasi partinin arka bahçesi olmamalıdır.
4. Alevilik İslamlaştırılamaz: Bilimsel, tarihsel ve inançsal temellerle, Alevilik’in İslam’ın bir mezhebi olmadığı açıkça savunulmalı.
5. Gerçek yol evlatları desteklenmeli: Akademik unvanı değil, yola hizmeti esas alan kişiler öne çıkarılmalı ve tüm cemler ve eğitim çalışmalrı buna göre yapılmalı.
Alevilik bu toprakların vicdanıdır. Doğaya, insana, emeğe, adalete olan bağlılığıyla her türlü zorbalığın, despotizmin karşısında durmuş; mazlumun nefesi olmuştur. Bugün bu inancın temsilcisi olduğunu iddia edenlerin çoğu, o vicdanı çıkar karşılığı susturmuş, o adaleti siyasete teslim etmiştir.
Ama unutmamak gerekir: Bu yol, tarihte de çok dara düştü. Ama her seferinde, gerçeğin demine duran bir can çıktı. Şimdi yine o zaman…
Çünkü Kızılbaş Aleviliği, satılık değil. Devletin güdümüne girecek, belediyede kadro karşılığı değiştirilecek bir inanç hiç değil.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- “Hepimiz Hrant’ız.”
- Kürt’e Yaşam Hakkı Tanımayan Zihniyet
- Kızılbaşın Hızır’ı Kurtarıcı Beklemek Değil, Kurtarıcı Olmaktır
- Avrupa Alevi Hareketinde Yüzleşme, Samimiyet ve Öze Dönüş
- Vitrinle Hakikat Arasında Hüseyin Mat’ın Sözleri Üzerine
- Alevi Yolu Hakikat Manifestosu
- Sosyal Medyanın Ahlak Krizi
- Öcalan ve Demokratik İslam Tartışması
- Kamer Genç’in Mezarı Başında Dem Almak Neyi Tartıştırdı?
- Hesap Sormak Suç Değil, Kamusal Sorumluluktur
- Erdal Eren: Bir Çocuğun İdamıyla Yazılan Utanç Tarihi
- Güç Zehirlenmesi ve Eleştirdiğine Benzemek




















