Mehmet Ali DEMİR

Kerbela Direnmenin Simgesidir, Ağlama ve Dövünme Duvarı Değildir

Mehmet Ali DEMİR
  18-09-2018 00:08:00

Hüseyin’in Kerbelası, kendisini ölüme değil, tersine kurtuluş umudunu yakalaması içindir.

 

 Sömürücü ve zalimler bizlere karşı amansız ve net! Bizler de onlara karşı amansız ve net olmalıyız.

 

Kerbela direnişi, basit bir kan bağına dayanan feodal iktidar anlayışının ürünü olarak yorumlanamaz. Böyle olsaydı, iktidar yüzü görmediği halde, 1335 yılı aşarak günümüze gelemezdi.

 

Hüseyin’in bu yolla kurtuluşu, Emevi yönetimi altında ezilen, her türlü maddi ve manevi baskıyla sömürülen halkların da zamana yayılı kimilerinin kurtuluşu olabilirdi. Yoksa Hüseyin, Tamimli Hür b. Yezidi’n başında bulunduğu öncü kuvvetlere saldırsaydı yine aynı felaket yaşanacaktı.

 

 Küfeli askeri birliğin başındaki Ömer b.Sad’la, dolayısıyla Küfe valisi Ubeydullah ve Emevi Halifesi Yezid b. Muaviye ile görüşmelerin tam sekiz gün sürmesi, kurtuluş için Hüseyin’in bir çeşit gönüllü sürgünde ısrarından olmalıdır.

 

Ancak yönetim onun gizli niyetlerinden kuşkulandığı için Kerbela’dan uzaklaşmasına izin vermemiş ve ‘Yezid’e biatı’ dayatmıştır. Oysa Hüseyin, hangi görünümde gerekçeler gösterilirse gösterilsin, bunun nasıl bir gurursuz ve aşağılanmış bir tutsak yaşam olduğunu biliyordu.

 

Kardeşi Hasan’nın, halifeliğini kabul ederek Muaviye ile yaptığı anlaşmayla yaşadığı 19 yıllık Medine esaretine, kesinlikle bir daha geri dönemezdi. Manevi ölümü değil, direnerek ölümü, nesnel yok oluşu tercih etti. İnsanın, toplum yararına yarattığı düşünce, inanç ve haklı dava uğruna ölümü, onun manevi olarak sonsuza kadar yaşamasını getirmiştir.

 

 Hüseyin de, zalimlerin zulmüne ve haksızlığa karşı ölümüne direncin simgesi olarak hep yaşamış, bayraklaşmıştır. Onun yaşaması, Kerbela kırımıyla birlikte Ortodoks İslam olarak tarihte yerini almış bulunan Şiiliğin, her Muharrem ayında ‘Kerbala Tragedyası’ gibi sunuşu ve Şiilerin karalara bürünüp, zincirler ve kesici aletlerle vücutlarına acı verme törenleriyle olmamıştır; o ağlama-sızlama ve dövünmeyle simgelenen cansız duvar değildir.

 

 O, mücadelede, sabır ve direnişte hep yeniden can bulmuştur. Hüseyin’in 14 yüzyıldır yaşaması; öcünü almak adına ilk isyan ateşini yakarak, onun direnişi ve haksızlığa başkaldırısını kendilerine bayrak yapan, 684’lerde Sabai - Kayserilerle başlayıp, 15 ve 16. yüzyıllardaki Kızılbaş direnişlerine kadar süren yüzden fazla ihtilalci Alevi siyasetleriyle gerçekleşmiştir. 

Emevi yönetimleriyle işbirliği yaptıkları kadar, Abbasi yönetimine büyük vezirler ve valiler vermiş Ortodoks Şiiliğin ve Şiilerin Ali evladına, Ehlibeyte sevgisi ve bağlılığı hiçbir zaman Alevilerinki kadar olmamıştır. Çağlar boyu sürdürdükleri, Muharrem ayında Kerbela Şehitlerine ağlama, yas tutma ve dövünmeler, (Küfeli) Şiilerin Hüseyin’e ihanetleri ve Yezit ordusuna katılıp onlara silah çekme günahlarını bağışlatmak içindir.

 

Oysa Anadolu alevi geleneğinde Hüseyin

 

Dar ağacında Pir Sultan, İznik’te Şeyh Bedreddin, Konya önlerinde Baba İshak, derisi yüzülürken En-El Hak diye meydan okuyan Hallacı Mansur, Kızıldere’de” Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik” diyen Mahir, ve dahi Maraşlar, Çorumlar, Sivaslar görmüştür…

 

Kısacası Kerbela, sadece bir inanç mücadelesi değil, aynı zamanda ve esas olarak bir sınıf mücadelesidir. Binyıllardır süren bu mücadele bugün de bütün sıcaklığı ile devam etmektedir.

 

İşte görüyoruz: Kerbela’ nın 1335. Yıldönümünde, Ankara’ da büyük bir katliam daha yaşadık. Yüzden fazla canımızı, yoldaşımızı hunharca katlettiler. Yüzlerce yaralımız oldu…

 

Hiç kuşkumuz yok ki, bu katliamı yapanlar da yezidin soyundandır.

Bizlere, halk güçlerine düşen ise bunların karşısında KERBELA RUHU ile direnmektir…

 

 Deyim yerindeyse, tövbe etme ve Hüseyin’den af dileme törenleri değil,  Hüseyin'nin durusunu sergilemeliyiz günümüz yezidine karsı.

 

 Bugün sömürücü ve zalimlere karşı duranlar, savaşanlar kim?

 

Zalime ve sömürücüye boyun eğmektense, işkencelerde, katliam saldırılarında, darağaçlarında direnerek, baş eğmeyerek şahadete ulaşanlar kim?

 

Malı eşitlikle paylaşmaktan yana olanlar kim?

 

Ve sömürücü ve zalim kim?

 

Ve yoksul ve mazlum kim? Anlamaya çalışalım…

 

Kim direniyor, günümüz yezidine karşı?

 

  Bu yazı 8328 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım