Korku İklimine Teslim Olursak, Bugünleri Mumla Ararız
Mehmet Ali DEMİRAKP'nin son 22 yıllık iktidarı boyunca demokrasinin ve insan haklarının belirli kesimler için mi geçerli olduğu sorusu sık sık gündeme geldi. Muhalifler, gazeteciler, sendikacılar, akademisyenler ve hatta bir zamanlar iktidarı destekleyen kimi gruplar bile artan baskı ortamından nasibini aldı.
Bu süreçte sabahın erken saatlerinde evleri basılıp gözaltına alınanlar, protesto hakkını kullanırken polis şiddetine maruz kalanlar, sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklananlar ve hukuksuz yargılamalar sonucu yıllarca hapiste kalanlar oldu. Geçmişte bu baskılara ses çıkarmayanlar ya da “iktidarla ters düşmemek” adına görmezden gelenler, bugün benzer baskıların hedefi olmaya başladı. Çünkü suskunluk, baskının sınırlarını genişletir.
Bugün yaşananlar, baskının belirli bir kesimle sınırlı kalmadığının en açık göstergesi. AKP'nin ilk yıllarında demokratik açılım, ifade özgürlüğü, Avrupa Birliği uyum süreci gibi kavramlar öne çıkarılsa da, ilerleyen dönemde baskı politikaları giderek arttı. Gezi Parkı eylemleri, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL dönemi ve sonrasında güvenlik bahanesiyle getirilen kısıtlamalar, demokratik alanın daralmasında kritik noktalar oldu.
"Aman sokağa çıkmayın, barışçıl protesto bile etmeyin, AKP bunu fırsat bilir" diyenler, şimdi aynı iktidarın hedef tahtasına yerleşmiş durumda. Oysa baskıcı rejimler yalnızca belirli kesimlerle yetinmez; adım adım, dalga dalga genişler. Bugün susanlar, yarın aynı polis copunun, aynı yargı sopasının kendi sırtlarında hissedileceğini bilmelidir.
AKP'nin 22 yıllık iktidarında basın özgürlüğü, sendikal haklar, akademik özgürlükler ve adil yargılama hakkı ciddi şekilde ihlal edildi. Hükümet politikalarını eleştiren gazetelere cezalar yağdı, onlarca gazeteci işinden kovuldu ya da hapse atıldı. OHAL döneminde çıkarılan KHK'larla binlerce akademisyen işinden edildi, memurlar tazminatsız işten çıkartıldı ve hak arama yolları kapatıldı.
Kadın hareketleri, LGBT+ toplulukları, Alevi dernekleri ve sendikalar iktidar tarafından kriminalize edilerek hareket alanları daraltıldı. Bir zamanlar "bize dokunmaz" diyen pek çok kesim, bugün haksızlığa uğradığında desteğini bulamıyor. Oysa demokrasi ancak herkes için savunulduğunda gerçek anlamını kazanır.
Türkiye'de uzun zamandır bir korku iklimi yaratılmaya çalışılıyor. Halkın en temel demokratik haklarını bile kullanmaktan çekinmesi, sistemin baskıyı ne kadar derinleştirdiğinin bir göstergesi. Ancak tarihte hiçbir baskıcı rejim, toplumu sonsuza kadar susturmayı başaramadı.
Bugün yaşananlar bize önemli bir ders veriyor: Kendi rahatlığımız bozulmadıkça başka kesimlere uygulanan baskıyı görmezden gelmek, eninde sonunda bizim de aynı duruma düşmemizle sonuçlanır. O yüzden bugün, geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarma günüdür. Sadece kendi haklarımız değil, tüm toplumun özgürlüğü için mücadele etmek zorundayız.
Eğer korkuya teslim olursak, bugünü bile mumla arayacağımız bir gelecek bizi bekliyor olabilir. Ama baskıya karşı sesimizi yükselttikçe, birlik oldukça ve dayanışmayı güçlendirdikçe, bu baskı düzeni er ya da geç sona erecektir.
Bugün, gelecek için mücadele etme günü. Sustukça sıra bize gelir; ama direnirsek, geleceği kendi ellerimizle şekillendirebiliriz.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- “Hepimiz Hrant’ız.”
- Kürt’e Yaşam Hakkı Tanımayan Zihniyet
- Kızılbaşın Hızır’ı Kurtarıcı Beklemek Değil, Kurtarıcı Olmaktır
- Avrupa Alevi Hareketinde Yüzleşme, Samimiyet ve Öze Dönüş
- Vitrinle Hakikat Arasında Hüseyin Mat’ın Sözleri Üzerine
- Alevi Yolu Hakikat Manifestosu
- Sosyal Medyanın Ahlak Krizi
- Öcalan ve Demokratik İslam Tartışması
- Kamer Genç’in Mezarı Başında Dem Almak Neyi Tartıştırdı?
- Hesap Sormak Suç Değil, Kamusal Sorumluluktur
- Erdal Eren: Bir Çocuğun İdamıyla Yazılan Utanç Tarihi
- Güç Zehirlenmesi ve Eleştirdiğine Benzemek




















