Mehmet Ali DEMİR

12 Eylül cunta Valisi Kenan Güven ve 2021 Kartal Cemevi: Asimilasyon deve ediyor

Mehmet Ali DEMİR
  06-11-2021 15:04:00

 

Sevgili canlar değeli dostlar 12 Eylül’ün darbeci generallerinin Dersim’e yönelik özel bir ‘adam etme’ politikası uyguladıkları belgeleriyle Dersimli araştırmacı Mesut Özcan’ın eline tesadüfen geçen yüzlerce fotoğraf, belge ve ses kaseti, Dersim’de uygulanan ve ‘Doğu İrşat Konferansları’ olarak anılan bu politikanın parçası olarak 5 bin çocuğun ailelerinden alınıp otobüslere törenle bindirilerek Dersim dışındaki Yatılı İmam Hatip Okulları’na gönderildiğini öğrendik. Bugün ise üzülerek görüyoruz ki; Cemevleri İmam hatileştiriliyor o gün devlet eliyle yapılan bugün dedeler eliyle yapılıyor.

Peki güzel dostlar sevgili canlar şimdi Başta Kartal Cemevi olmak üzere bazı cemevlerin’de yapılanlara bakıldığında, Valinin yaptıkları ile  arasında ne fark var? Asimilasyonu ha devlet yapmış ha siz yapmışınız arasındaki fark ne?

Sonuçta Alevilik asimile mi ediliyor?

Yıllardır Aleviler bunu tartışıyor bunu konuşuyor. Alevilerin asimile edildiğini yıllardır söylüyoruz, bir yandan Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Alevi nüfusun devletin bilinçli politikalarıyla katledilip asimile edildiğini diğer yanda da sözüm ona devletin ve diyanetin boyunduruğuna girmiş bir kesim dede ve ocakazade eliyle yapılmakta. Bir taraftan ise Alevilik ile ilgili son asimilasyon tehlikesinin İran bağlantılı Şiileşme de son hızıyla devam ediyor. İçimizdeki  bazı sözde Alevi dedeleri ve ocakzadeler, Alevileri  İran ve Irak’a götürülerek ‘Şii misyonerlere dönüştürüyor.

"Sünnileştirme ve  Şiileştirme politikası devam ediyor"

Araştırmacı Mesut Özcan, 12 Eylül rejiminin Dersim’i neden özellikle hedef seçtiğini şöyle anlatıyor: “‘Kardeş kavgası’ bahane edilerek gerçekleştirilen darbenin en büyük etkilerinin görüldüğü yerlerin başında Dersim gelir. Dersim, hem Kürt nüfusa, hem Kızılbaş inanca, hem de sol ideolojiye merkez olması nedeniyle ciddi bedeller ödedi. Darbenin ardından ‘din birleştiricidir ve gereklidir’ sloganıyla özellikle Alevilerin yerleşim alanları hedef alındı. Emekli bir general olan Kenan Güven, adaşı Kenan Evren’in gerçekleştirdiği darbeden sonra, 10 Eylül 1982’de vali olarak Dersim’e atandı. Kenan Güven’in gelmesiyle birlikte Tunceli’de bir yandan peş peşe Kuran kursları açılıp köylere cami yapılırken, bir yandan da başta Ankara, İstanbul, Edirne müftüleri olmak üzere, çeşitli müftüler davet edilip bütün ilçelerde ‘Doğu İrşat Konferansları’ adı altında faaliyetler tertiplenmeye, vaazlar verdirilmeye başlandı. İrşat heyetleri gittikleri yerlerde İslam dinini övmekte, sosyalizmi, komünizmi ve bu ideolojinin önderlerini din düşmanı, birlik düşmanı, namus düşmanı olarak göstermekte, halkı bu düşüncede olanlara karşı cihada çağırmaktaydılar. Bununla da yetinmeyip, yine halkı bu tip faaliyetlerde bulunanları ihbar etmeye teşvik edip, muhbirliğe davet ediyodı. 4.5 yılda 5 bin çocuk, otobüslerle ‘Müslümanlaştırılmak’ üzere Dersim dışındaki Kuran Kurslarına gönderildi.

İşte bu yazılanlarda kanıtlıyor ki o dönem imam hatiplere gönderilen ve sağ kalanları bugün cemevleri’nin başına geçerek kendilerine öğrendiklerini, Türkiye ve Avrupa’da devem ettirmeye çalışıyor.

Çünkü baktığımızda son süreçte adisyonun başını çekenler ne yazık ki; Dersim ve Erzincan Dedeleri çoğunlukta

İran’ın 90’lı yılların sonlarından itibaren başlattığı çalışmalarla Şiacı Alevilerin ortaya çıktığını anlatan Özcan Öğüt söyle diyor:

“Bu süreçteki asimilasyon çalışmaları; 2000’li yıllardan itibaren başta İstanbul, Ankara, İzmir, Tekirdağ, Çorum ve Adıyaman gibi iller olmak üzere Türkiye’de Alevi nüfusun yoğun olduğu birçok yerde tabela Alevi dernek ve vakıfları kurdurtarak yeniden kendini göstermiştir.” Bu süreçten sonra bazı Alevi dedeleri, yazarlar ve kurum temsilcilerinin İran’a gitmeye başladığını anlatan Öğüt şöyle devam ediyor:

“Devrim muhafızlarından İran Şiilerinin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e kadar Şia’nın çekirdek kadrosuyla çeşitli temaslarda bulunuldu. Yüzlerce Alevi dedesi ve cemevlerinde Alevi yol hizmeti yürüten kişiler, İran ve Irak’taki Şia’nın kutsal mekânlarına gönderilmişlerdir. Bir kısmı da İran’ın Kum şehrinde Şia öğretileri doğrultusunda yetiştirilip dönüştürülerek, Şia’nın misyonerlik faaliyetlerinin tebliği için Türkiye’ye gönderilmiştir. Alevilik adı altında gerçekleştirilen Şia’nın tebliğ faaliyetleri ekseriyetle cemevlerinde ve Alevilerin sosyalleşme mekânlarında aktif bir şekilde yürütülmüştür.”

Günümüzde Şiacı grupların dönüştürme faaliyetlerinin aktif bir şekilde devam ettiğini söyleyen Öğüt “İsimlerinin önlerine koydukları unvanlarla kendilerini ekseriyetle “Seyyid” olarak tanımlayan bu grupların Aleviliği dönüştürme çalışmaları, Dersim ve Erzincan gibi Alevilerin köken coğrafyalarının yanı sıra Alevilerin yoğun yaşadıkları İstanbul, Ankara, İzmir ve Tekirdağ gibi çeşitli büyükşehirlerde de günümüzde halen aktif bir şekilde devam etmektedir” diyor. Bu kesimlerin “Alevilerde ramazan orucu vardır” başlığı ile Şia ezberlerini savunan bir yazı yayınladıklarını da belirten Öğüt, “Bunlar içerisinde İran’a gidene kadar Alevi Cemlerinde zakirlik yapan ama İran’dan döndükten sonra Alevi ritüellerini beğenmeyip radikal Şiacılara dönüşen örnekler de mevcuttur”  diyor.

Şiacı misyonerlerin Alevilik ve Şiiliği aynı göstermek amacıyla, yılın belli zamanlarında İran ve Irak’taki Şiilerin ve Safevilerin kutsal mekânlarına çeşitli geziler düzenlediklerini belirten Öğüt iki inancın birbirinden tamamen farklı olduğunu anlatıyor:

“Şiilikle Alevilik arasındaki farklar, Sünnilikle Alevilik arasındaki farklardan az değildir. Bu anlamda camide ibadet, ibadette imamların cemaate öncülük etmesi, ibadetin namaz (rükû ve secde) şeklinde gerçekleşmesi,  ezanla ibadete çağrı, harem-selamlık ayrımı, muta nikâhı, çok eşlilik, kadınların örtünme zorunluluğu ve kadına bakış açısı gibi temel konular başta olmak üzere, Alevilikle hemen hemen hiçbir ortak noktası bulunmayan geleneksel Ortodoks İslam’ın kalıpları içerisindeki Şiiliği, Aleviliğin özü olarak pazarlamak için son zamanlarda çok yoğun bir çaba sarf edilmektedir.”

“Şiacı misyonerlerin” Alevilere Ramazan orucunu dayattığını, “tarikat namazı” adı altında namazlı cemler organize ettiğini, cemevlerinde Kuran kursları açtıklarını, cemlerde kadınlara başörtüsü dağıttıklarını ve erkek-kadın ayrımı olmayan Alevilikte insanların haremlik selamlık olarak ayrıldığını söyleyen Öğüt şöyle devam ediyor: “Şiacıların İslamcı Alevilik tezleri hiçbir gerçekliğe uygun değildir. Böyle yaparak Aleviliğin bütünsel hümanist yaşam felsefesini dar çatıların altına zoraki sığdırma çabalarıyla Şiiliğe uydurmaya çalışıyorlar. Oysa Aleviliğin Hak ve Hakikat yolu için asıl önemli olan ne kadar İslami olduğunuz değil, ne kadar insani olduğunuzdur.”

Alevilerin Ehlibeyt sevgisinin dönüştürücü bir zaaf olarak kullanılmaya çalışıldığını ileri süren Öğüt, Alevi mabetlerinin bir Truva atı gibi kullanıldığını öne sürüyor: “Alevi postuna bürünen Şia’nın içeriden kuşatan asimilasyonu, bazı molla zihniyetli sözde dedeleri ve İslamcı Alevi kurumlarını Truva atı olarak kullanarak en sinsi şekilde ilerlemektedir. Asimilasyonu direkt mabedin içerisinde başlatmalarından ötürü ortada suiistimal ettikleri ciddi bir boşluk var demektir.”

Aşk ile 

Mehmet Ali Demir

  Bu yazı 14447 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım