12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ve 44 Yılın Ardından Faşist Cuntanın İzleri
Mehmet Ali DEMİR44 yıl önce, Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi, demokrasiye ve toplumsal hareketlere ağır darbeler vurdu. Darbe, yalnızca devletin yönetim şeklini köklü bir şekilde değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda Türkiye’nin siyasal ve toplumsal dokusuna onarılamaz zararlar verdi. Bu süreçte idamlar, işkenceler, sürgünler ve cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalar tarihe kazındı. Bugün hâlâ, 12 Eylül'ün oluşturduğu anayasanın büyük bölümü yürürlükte. Darbenin 44. yılında, bu kanlı süreçte aklımızda kalanları şöyle bir anımsayalım.
Darbe ve Türkiye Demokrasisine Verdiği Zarar
12 Eylül 1980 sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst düzey komutanları tarafından gerçekleştirilen askeri darbe, Türkiye'de o dönem kırıntısını bulmakta zorluk çektiğimiz demokrasinin durmasına ve çok partili siyasi sistemin tamamen çökmesine neden oldu. Parlamento feshedildi, siyasi partiler kapatıldı, onlarca sol sosyalist devrimci gözaltına alındı ve birçok kişi yıllarca tutuklu kaldı. Darbe, ülkenin demokratik sürecini yıllarca sekteye uğrattı.
Sıkıyönetim mahkemelerinde gerçekleştirilen yargılamalar, demokratik hak ve özgürlüklerin tamamen ortadan kalkmasına yol açtı. Binlerce kişi anayasaya aykırı bir şekilde yargılandı ve özgürlüklerinden mahrum bırakıldı. Siyasi yasaklar, pek çok önemli hareketin faaliyetlerini sürdürmesini engelledi ve Türkiye, siyasi belirsizliklerin hâkim olduğu bir sürece sürüklendi.
Türkiye Devrimci Hareketine Verilen Darbe
12 Eylül faşist cuntasının en büyük hedeflerinden biri de devrimci hareketlerdi. Darbe öncesi dönemde, Türkiye’de devrimci hareketler ve sol örgütlenmeler ciddi bir ivme kazanmıştı. Ancak, darbenin ardından sol hareketlere karşı sistematik bir baskı politikası yürütüldü. Binlerce devrimci, solcu, sendikacı ve öğrenci tutuklandı, işkencelere maruz kaldı ve cezaevlerine kapatıldı.
Sokaklar, devrimci grupların mücadele alanı olmaktan çıkarıldı. Türkiye devrimci hareketi bu süreçte ciddi bir insan kaynağı ve örgütsel yapı kaybı yaşadı. 12 Eylül sonrasında devrimci hareketlerin toparlanması yıllar aldı ve bu süreç, Türkiye’de sol siyaset açısından derin bir travma yarattı.
Erdal Eren ve İdamlar
12 Eylül darbesinin simge isimlerinden biri, yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren'di. Henüz 17 yaşında bir lise öğrencisi olan Eren, 1980'de bir askeri personelin ölümünden sorumlu tutuldu ve darbenin hemen ardından idam edildi. Eren’in yaşı, yasal sınır olan 18 yaşa çıkartılarak idam edilmesi, darbenin hukukun ne kadar çiğnendiğinin ve insan hayatının değersizleştirildiğinin en acı örneklerinden biri oldu.
Erdal Eren’in yanı sıra birçok kişi de askeri cunta tarafından idam cezasına çarptırıldı. 12 Eylül darbesiyle birlikte toplamda 50 kişi idam edildi. Ancak bu idamların sembolik değeri, rejimin baskıcı ve insanlık dışı yüzünü gözler önüne serdi.
Diyarbakır Cezaevi: İşkenceler ve İnsanlık Dışı Koşullar
12 Eylül askeri darbesi sonrası Türkiye’de cezaevleri, işkence ve kötü muamelelerin merkezleri haline geldi. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, bu dönemin sembol mekânlarından biri olarak tarihe geçti. Cezaevindeki mahkûmlara yönelik sistematik işkenceler, insanlık dışı koşullar ve ağır baskılar, adeta bir "işkence okulu"na dönüşen Diyarbakır zindanlarını tarihin kara sayfalarına yazdı.
Mahkûmlar, işkencelere dayanamayıp intihar etti, birçok kişi ağır sağlık sorunları yaşadı. Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlar, özellikle Kürt siyasal hareketi üzerinde derin yaralar açtı ve bu cezaevi, Türkiye tarihinin en karanlık sembollerinden biri oldu.
Sürgünler, Gözaltında Kayıplar ve İnsan Hakları İhlalleri
12 Eylül sonrasında, yüzlerce kişi yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Sürgün hayatı yaşayan bu kişiler, Türkiye'deki baskıcı rejimden kaçarak yurt dışında yeni bir hayat kurmaya çalıştı. Gözaltına alınan birçok insan kayboldu ve yıllarca ailelerine haber verilmedi. Bu süreçte binlerce kişi işkence gördü ve insan hakları ihlalleri her alanda yaşandı. Darbe yönetimi, toplumu kontrol altında tutmak için baskı ve korku politikalarını acımasızca uyguladı.
12 Eylül'ün Anayasası Hâlâ Yürürlükte
Darbe sonrası hazırlanan 1982 Anayasası, Türkiye'nin hukuk sisteminde köklü değişiklikler yaptı. Ancak, bu anayasa bugüne kadar pek çok kez eleştirilmesine ve değiştirilmesi gerektiği yönünde toplumsal talepler olmasına rağmen, büyük ölçüde yürürlükte kalmaya devam ediyor. Darbenin üzerinden geçen 44 yıla rağmen, 12 Eylül cuntasının yarattığı hukuk sistemi Türkiye'de hâlâ birçok alanda etkisini sürdürüyor.
Sonuç Olarak
12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye'nin siyasi, toplumsal ve hukuki yapısında derin yaralar açtı. Darbenin izleri, aradan geçen 44 yıla rağmen hâlâ silinmedi ve cunta rejiminin yarattığı sistem Türkiye'de demokratikleşmenin önünde ciddi engeller oluşturmaya devam ediyor. İdamlar, işkenceler, sürgünler ve gözaltında kayıplarla dolu bu karanlık dönem, Türkiye'nin tarihindeki en acımasız olaylardan biri olarak hafızamıza kazındı.
Mehmet Ali Demir
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Zor Zamanda Tanır İnsan İnsanı
- Newroz : Kızılbaş Kozmolojisinde Doğanın Uyanışı ve Devrimci Kawa’nın Ontolojik Direnişi
- Gazi: Karanlığın İçinden Yükselen Halkın Direnişi
- Emperyalizmin Kanla Yazılan Tarihi
- Hamaney’in Gölgesinde Büyüyen Korku
- Barış Süreci mi, Rejim Tahkimi mi?
- Onurlu Bir Yaşamın Savunusu - Selçuk Kozağaçlı
- Bir Ülke Karanlığa, Bir Gazeteci Hücreye: Ali Can Uludağ
- Hakikatin Ontolojisi Kurulana Kadar Bu Mücadele Bitmeyecek
- Öcalan’ın Tutumu ve Türkiye’de Yeni Siyasi Denklem
- Devrimci de Olsa, Yol da Olsa Hesap Görülmeden Söz Yarım Kalır
- Akbabalar, Çakallar Ve Dünyanın Leş Sofrası
















