Aleviler Açısından Rejim Dönüşümü:
Mahmut KANBERTürkiye’de Eşit Yurttaşlık Mücadelesinin Yeniden Kurulması (2013–2018)
2013–2018 dönemi, Türkiye’de siyasal rejimin işleyişinde, devlet-toplum ilişkilerinde ve kamusal alanın sınırlarında belirgin bir dönüşümün yaşandığı bir süreci ifade etmektedir. Bu dönüşüm çoğu zaman genel siyasal yapı üzerinden ele alınsa da, farklı toplumsal kesimler üzerindeki etkileri aynı ölçüde analiz edilmemektedir.
Bu çalışma, söz konusu dönemi genel bir siyasal analiz olarak değil; Aleviler açısından eşit yurttaşlık meselesi üzerinden incelemektedir. Çünkü Alevi toplumu, Türkiye’de devletin inançlara yaklaşımını, laiklik ilkesinin uygulanma biçimini ve yurttaşlık hakkının sınırlarını en görünür şekilde ortaya koyan toplumsal zeminlerden biridir.
Bu bağlamda çalışmanın temel argümanı şudur:
2013–2018 dönemi, Aleviler açısından eşit yurttaşlık ilkesinin ortadan kalktığı değil; daralan siyasal ve kamusal alan içinde yeniden tanımlanmak zorunda kaldığı bir süreçtir.
Ancak bu süreç, yalnızca hakların sınırlandığı bir dönem değildir. Aynı zamanda Aleviliğin nasıl tanımlandığı, kim tarafından tanımlandığı ve bu tanımın hangi siyasal sınırlar içinde yapıldığı sorularının belirginleştiği bir evredir.
Siyasal Düzlem:
Aleviler Açısından Güç Yoğunlaşması ve Asimetrik Engeller
2013 sonrasında Türkiye’de siyasal iktidarın karar alma süreçlerinde belirgin bir merkezileşme yaşanmıştır. Devlet içi güç mücadeleleri, 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından uygulanan olağanüstü hal politikaları, yürütmenin belirleyiciliğini artırmış; denge ve denetim mekanizmaları zayıflamıştır.
Bu dönüşüm, Aleviler açısından yalnızca kurumsal bir değişim değildir. Eşit yurttaşlık, çoğulcu bir siyasal yapı ve tarafsız bir devlet anlayışı gerektirir. Ancak gücün merkezileştiği bir sistemde, yurttaşlık hakkı eşit bir statü olmaktan çıkar ve siyasal yakınlık, aidiyet ve taraftarlık ilişkileri üzerinden farklılaşmaya başlar.
Bu noktada Alevilerin karşılaştığı sorun, yalnızca temsil eksikliği değildir. Daha derin bir yapısal eşitsizlik söz konusudur:
Demokratik toplum değerlerine erişimin asimetrik biçimde engellenmesi.
Bu asimetri şu alanlarda somutlaşmaktadır.
. Siyasal karar alma mekanizmalarına dolaylı dışlanma
. Kamu kaynaklarına erişimde eşitsizlik
. Siyasal temsilin sınırlı ve parçalı olması
. Devlet ile kurulan ilişkinin eşit değil, koşullu olması
Bu durum, yurttaşlık kavramını dönüştürmektedir. Yurttaşlık, evrensel bir hak olmaktan çıkarak ilişkisel bir statüye dönüşmektedir.
Bu bağlamda Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi, yalnızca hak talebi değil;
yurttaşlığın yeniden evrensel bir kategori haline getirilmesi mücadelesidir.
Sosyolojik Düzlem:
Alevi Toplumunda Kamusal Alanın Daralması ve “Tanımlanan Alevilik”
2013–2018 dönemi, Alevi toplumu açısından hem görünürlük hem de sınırlandırma süreçlerinin birlikte yaşandığı bir dönemdir. Özellikle genç kuşakların katılımıyla artan farkındalık, Alevi kimliğinin daha açık ifade edilmesini sağlamıştır.
Ancak bu görünürlük, aynı ölçüde kabul görmemiştir.
Bu noktada kritik bir ayrım ortaya çıkmaktadır.
Yaşanan Alevilik ile tanımlanan Alevilik arasındaki fark.
Kamusal alanda sunulan “Alevilik” çoğu zaman.
. ritüellere indirgenmiş,
. tarihsel derinliğinden koparılmış,
. siyasal içeriği zayıflatılmış,
. eleştirel yönü törpülenmiş bir formda yeniden üretilmektedir.
Bu durum basit bir temsil sorunu değildir.
Bu, Aleviliğin yeniden kurgulanmasıdır.
Gezi süreci, bu yeniden tanımlamaya karşı bir toplumsal itiraz üretmiştir. Alevi gençliği, Aleviliği yalnızca inanç değil; eşitlik, özgürlük ve demokratik yaşam talebinin taşıyıcısı bir kimlik olarak yeniden ortaya koymuştur.
Ancak kamusal alanın daralması, bu alternatif tanımın kurumsallaşmasını engellemiştir.
Teolojik Düzlem:
Tanımlama Yetkisi ve İnanç Alanının Kontrolü
2013 sonrası dönemde devletin din alanını daha merkezi biçimde düzenlemesi, Aleviler açısından belirleyici bir kırılma yaratmıştır.
Bu noktada mesele yalnızca tanınma değildir.
Asıl mesele, tanımlama yetkisidir.
Alevilik.
. kendi inanç sistemi üzerinden değil,
. devletin ve hakim inanç yapısının çizdiği sınırlar içinde tanımlanmaya çalışılmaktadır.
Bu durum üç temel sonuç üretmektedir.
. Aleviliğin bağımsız inanç niteliği zayıflatılmaktadır
. İnanç alanı tek merkezli hale getirilmektedir
. Alevilik, dönüştürülerek sistem içine alınmak istenmektedir
Bu yaklaşım, açık bir reddetme değil;
kontrollü kabul ve dönüştürme stratejisidir.
Oysa Alevilik, tarihsel olarak yalnızca bir inanç değil;
eşitlikçi ve eleştirel bir düşünce sistemidir.
Bu nedenle Alevilerin talebi, yalnızca ibadet özgürlüğü değil;
kendi inançlarını kendi kavramlarıyla tanımlayabilme hakkıdır.
Eğitim Sistemi:
Hakların Ötekileştirme Üzerinden Tanımlanması
Aleviliğin kamusal alandaki en kritik mücadele alanlarından biri eğitim sistemidir.
Türkiye’de eğitim sistemi, yalnızca Aleviliği eksik anlatmakla kalmaz;
hakları tanımlama biçimiyle de eşitsizliği yeniden üretmektedir.
Buradaki temel problem;
Haklar eşitlik temelinde değil, ötekileştirme üzerinden tanımlanmaktadır.
Alevilik eğitimde.
. ya tamamen dışlanmakta,
. ya yüzeysel biçimde aktarılmakta,
. ya da hakim inanç çerçevesine uyarlanarak sunulmaktadır.
Bu durumun sonuçları.
. Aleviliğin düşünsel içeriği görünmez hale gelir
. Eşit yurttaşlık bilinci gelişmez
. Toplumsal önyargılar yeniden üretilir
Dolayısıyla Alevilerin mücadelesi,sadece ibadet hakkı ve sadece tanınma talebi değildir.
Bu mücadele aynı zamanda; düşünsel, kültürel, fiziksel ve eğitimsel hakların eşit biçimde yeniden tanımlanması mücadelesidir.
Diaspora:
Kendini Tanımlayan Alevilik
Aynı dönemde Avrupa’da gelişen Alevi örgütlenmesi, Türkiye’deki sürece alternatif bir model sunmuştur.
Diaspora, Alevilik açısından.
. kendi kendini tanımlama
. kurumsallaşma
. görünürlük alanı haline gelmiştir.
Bu durum, Türkiye’deki Alevi toplumunun da taleplerini dönüştürmüş ve daha sistematik bir mücadele hattı oluşturmasına katkı sunmuştur.
Sonuç olarak,2013–2018 dönemi, Aleviler açısından yalnızca bir rejim dönüşümü süreci değildir. Bu dönem, Aleviliğin nasıl tanımlanacağı, eşit yurttaşlığın nasıl kurulacağı ve hakların hangi temelde belirleneceği sorularının keskinleştiği bir evredir.
Bu süreç üç temel düzlemde belirginleşmiştir.
. Siyasal düzlemde güç yoğunlaşması, Alevilerin demokratik haklara erişimini asimetrik hale getirmiştir.
. Sosyolojik düzlemde Alevilik, temsil edilmekten çok yeniden tanımlanmaya çalışılmıştır.
. Teolojik düzlemde inanç alanı tek merkezli bir yapıya indirgenmiştir.
Buna ek olarak eğitim sistemi, hakları eşitlik temelinde değil;
ötekileştirme üzerinden tanımlayan bir mekanizma olarak işlev görmüştür.
Bu nedenle Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi.
. tanınma,
. tanımlama,
. temsil,
. ve hakların yeniden kurulması mücadelesidir.
Dolayısıyla mesele, Alevilerin sisteme dahil edilmesi değil;
sistemin eşit yurttaşlık temelinde yeniden kurulmasıdır.
2018 sonrası ve 2025’e uzanan süreç ise bu mücadelenin yönünü belirleyecek yeni bir evreyi ifade etmektedir.
Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci /Yazar
mahmutkanber@ hotmail.com
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Teopolitik Çatışmalarda Zorunlu Taraflaşma
- Orta Doğu’da Teopolitik Gerçeklik, Mezhepsel Ayrışma ve Küresel Müdahale
- 2007&2013; Güç Yoğunlaşması Sürecinde Alevilerin Eşit Yurttaşlık, İnanç Özgünlüğü ve Diaspora Dinamikleri
- 8 Mart Üzerine Düşünmek:
- Ortadoğu’da Dönüşüm, Enerji Hegemonyası ve Küresel Güç Paylaşımı
- 1999&2007 Demokratikleşme Söylemi
- Alevilik ve Cumhuriyet (1923–2000)
- Deprem Yıktı, İhmaller Öldürdü; Önce İnsan
- Gri Alanda Yaşamak - 2
- Gri Alanda Yaşamak: Aleviliğin Tarihsel Ötekileştirme İle Bilinçli Yol Tercihi Arasındaki Varoluş Süreçi - 1
- Mezhep Kıskacında ve Emperyalizmin Gölgesinde; Orta Doğu’da Halkların İradesi Gasp Edilirken
- Gağan ve Hızır Öğretisi Bağlamında Alevilikte Baskı, Asimilasyon ve Siyasal Sorumluluk













