Toplumsal Barış
Kemal ATALARBarış, insanlığın dilinde sürekli tekrarlanan, ancak süreç içinde değeri ve gerçekçiliği ortadan kaldırılarak içi boşaltılan bir kavrama dönüştürülmüştür. Yönetim erkleri ve kapitalist devletler, barışı kendi istek ve arzularına hizmet eden bir araç haline getirmiştir.
Sözde barış adına tüm ülkelerin huzur içinde yaşaması hedeflenirken, gerçekte bu politikalar halkların coğrafyalarını altüst etmek, ekonomilerini çökertmek ve temel yaşam haklarını ellerinden almak için birer bahane olarak kullanılmaktadır. Irak, Libya, Suriye ve İran’a getirilen "barış" örneklerinde olduğu gibi, bu süreçler ülkelerin yıkımına, insanların beslenme ve yaşama gibi temel haklarının gasp edilmesine yol açmıştır.
21.Yüzyılda kapitalist düzenin ve onun işbirlikçi devletlerinin gerçekleştirdiği ya da planladığı hiçbir barış çalışması samimi değildir. Altı, yedi, sekiz ya da onlu masalar adı altında düzenlenen toplantıların, basına açıklanan program ve bildirilerin önde görünen yüzü ile perde arkası birbirinden tamamen farklıdır. Bu süreçlerde, halklar veya onların adına barış yapıldığı iddia edilen kimlikler, ideolojiler ve inanç toplulukları, gerçeği öğrenemedikleri için olayları, metinleri ve sözleşmeleri doğru okuyamamakta, çoğu zaman yanlış veya çarpıtılmış söylemlerle yönlendirilmektedir.
Bu nedenle, yapılan ya da yapılacak barış çabaları halk tabanında geniş bir destek bulamamaktadır. Elbette destekleyenler, sorgulayanlar ve reddedenler olacaktır. Ancak Irak, Libya, İran ve şimdi de Suriye’de yaşanan barış hikâyelerinin perde arkasına bakıldığında, tarih boyunca yaşananları, katledilenleri, zorla yerinden edilenleri, kadın, çocuk, yaşlı demeden hedef alınan sivilleri unutmak mümkün müdür?
Suriye'nin geleceğini şekillendirme iddiasındaki güçler, daha düne kadar başına milyon dolarlık ödüller koydukları kişilere ülkenin yönetimini teslim edip onlardan barış beklemektedirler. Diyelim ki, bu kişiler hatalarını kabul etti ve yanlışlarından döndüler; ancak onları birer maşa gibi kullanan patronları bu duruma nasıl yaklaşıyor? Hangi planları yapıyor, hangi çıkar hesaplarını gözetiyorlar?
Peki, orada yaşayan halklar ne olacak? Aleviler, Ezidiler, Nusayriler, Kürtler… Bir gecede uçakla alınıp Şam’a götürülerek barış anlaşması imzalayan bir Kürt bölgesel sorumlusunun bu süreci gerçekten halkın çıkarına mı hizmet ediyor? Bu tür bir barış anlaşması ne kadar inandırıcı olabilir?
Tüm bunlara rağmen, kimliği, dili, inancı ne olursa olsun insanların yaşam hakkına saygı duyulmalıdır. “En kötü barış, en iyi savaştan evladır” anlayışıyla, hiçbir çıkar gözetmeksizin, koşulsuz bir barışın bölgemizde hâkim olmasını umut ediyorum.
Aşk ile…
YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
FACEBOOK YORUM
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Arınma Maskesiyle Korunma: Bu Sahtekarlık Değil mi?
- Asimilasyona Karşi
- Celladina Aşik Olmak ve Biat
- Madem Demokrasi...
- İlk Olmak mı, Gerçekçi Olmak mı?
- Aleviler ve Yas-ı Matem
- Zehirli Okun Hedefi...
- YA OLDUĞUNUZ GİBİ YA DA GÖRÜNDÜĞÜNÜZ GİBİ OLUN...
- KENDİ GERÇEKLİĞİMİZLE YÜZLEŞMEK...
- Semah Folklor Oyunu Değildir
- SAVAŞ, YAŞAMIN HER ALANINDA...
- HALLAC-I MANSUR'U ANLAMAK...













