Kemal ATALAR

Bozuk Düzen İçinde Sağlam Kalabilmek

Kemal ATALAR
  25-03-2025 22:13:00

Evrenin varlığından bu yana, bilimin ve bilim insanlarının farklı yorumları ve tarihlendirmeleri olsa da, en az 5 milyar yıllık bir zaman diliminin geçtiği kabul edilmektedir. Bu zaman diliminde insan efsanesi — toplu halde yaşama ve ilkel de olsa hayata uyum sağlama çabası — bilimsel verilere göre yaklaşık 300.000 yıl öncesine dayanmaktadır.

Bu sürecin içinde, yanı başımızda yer alan Mezopotamya ve Bereketli Hilal coğrafyasında, avcı-toplayıcı topluluklar, ibadet ve yardımlaşma izleriyle birlikte yaşamış; savaş ve barış iç içe geçmiştir. Bu bölgedeki Göbeklitepe (namı diğer Örencik), hâlâ yerleşimin devam ettiği bir yaşam alanı olup, 12.000 yıllık tarihiyle insanlık için çok önemli bir örnektir — en azından şu an için tespit edilebilenler arasında.

Bu kısa tarihsel özetten sonra şunu görüyoruz: İnsanlar arasında egemen olma arzusu, “Tanrı-insan”, “Tanrı-köle” kavramlarıyla şekillenmiş; zamanın koşullarına göre diğer halklara, inançlara parasal ya da dinsel yollarla egemen olma eğilimleri gelişmiştir. Bu uğurda, gerek dini sınıflar gerekse kapital sınıflar diğerlerini baskı altına alırken, ya Tanrı’nın adıyla ya da paranın kirli ama cazip yüzüyle zulüm uygulamışlardır.

İşte bu kirli düzen, yazının ve konuşma dilinin gelişip ticaret dili hâline gelmesiyle ve dinsel baskının başlamasıyla — takriben 8–10 bin yıldır — farklı şekillerde varlığını sürdürmekte, hâlâ aynı hedefe (paraya) hizmet etmektedir.

Ama aynı zaman dilimi içinde, bu düzene karşı duranlar da olmuştur. Zalimliğe karşı mazlumun yanında duran; günümüzde “sosyalist”, “sosyal demokrat”, “gerçekçi”, “dürüst”, “samimi inanan” diye adlandırılan insanlar... Ve her dönemde aşağılanan, dışlanan, kullanılmak istenen ama asla kendi olmaktan vazgeçmeyen bir topluluk olarak biz ALEVİLER vardık, varız ve bu bozuk düzende sağlam kalma mücadelesini sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.

Hepimiz duymuşuzdur, yaşamışızdır:

“İyisiniz, dosdoğrusunuz, sağlam duruyorsunuz. Elinize, dilinize, karakterinize, dostluğunuza kimse laf edemez... Ama Alevisiniz.”

Böylesi övgü dolu sözlerden hemen sonra, en küçük bir tahrikte, yıllardır aynı sofrayı paylaştığınız komşunuz tarafından saldırıya uğrayabilir, hatta ihbar edilebilirsiniz.

Mesele, bozuk düzende sağlam çark olabilmektir.
Zor, evet... Ama imkânsız değil.

Bu sağlam duruş sadece Alevi olmakla ilgili değil. Ancak gururla söyleyebiliriz ki, Alevilik felsefesi bu duruşu özünde barındırdığı için, bu mücadele bizim için bir yaşam şiarı olmuştur.

Her ne kadar günümüzde yozlaşmış Aleviler, satılmış dedeler, sistemin hizmetine girmiş kurum ve kuruluşlar, bu sistemin papağanlığına soyunmuş cemevleri ve kültür merkezleri; Diyanet bünyesindeki Alevi-Bektaşi Daire Başkanlığı'ndan fetvalar alarak Alevilik adı altında cemlerde maaş karşılığı “hakikat” satan gri pasaportlu jurnalciler olsa da...
Bir o kadar da aşk ile, hak ve hakikat uğruna yüzünü kılıçtan çevirmeyen, sağlam çark sahibi Erenler vardır, çok şükür.

Tarih boyunca Aleviler hiçbir zaman emir veren, insan yakan, baş kesen bir devletin sahibi olmamışlardır. Olamazlar da.
Ama hep imrenilen, ibretle izlenen ve bir o kadar da kâfir, zındık ilan edilen halklar olmuşlardır.
Halklar diyorum çünkü tarihsel olarak “Alevi devleti” olarak anılmaya çalışılan Fatimiler, Eyyübiler, İsmaililer, Harşemşahlar, Şah İsmail’in Safevileri vb. örneklerin hiçbiri Alevi devleti değildir. Sadece mitolojik kökenlerde Hz. Ali ve Ehlibeyt bağlantısı kurulmaya çalışılmıştır.

Bu devletlerin hepsi, iktidarlarını sürdürmek adına entrikalarla, savaşlarla, binlerce insanın kanına girmişlerdir.
Oysa Alevilik, Hakk'ı özünde bildiği için canlıya helal getirmeyi Hakk’a ihanet olarak görmüş ve bu nedenle cana kıymanın yol düşkünlüğü sayıldığı bir inanç disiplini yaratmıştır.

Bu nedenle, yukarıda adı geçen tüm örnekler sadece “Ali yanlısı” veya “Alici” yapılardır. Alevilikle ilgileri yoktur.

Günümüze dönersek:

Bozuk düzende sağlam kalabilmenin yolu, erdemli olmak, bilinçli olmak, ayrımsız olmak, kendinden başka dil, din, inanç ve felsefeleri red ve inkâr etmemek, yaşamın ve varlığın senin kadar başkalarının da hakkı olduğunu bilmek ve zalim kim olursa olsun, karşısında durup mazlumun yanında olmak ile mümkündür.

Bu kişi ister Türk, Kürt, Arap, Alman, İngiliz; ister Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Ezidi, Zerdüşt, Ateist olsun fark etmez. Mesele haklının yanında olabilmektir.

Evet, biliyorum... Bu çağda bunları düşünmek, savunmak ve hayata geçirmek bir ütopya gibi gelebilir.
Ama asla imkânsız değildir.

Yeter ki diyebilelim:
"Ben de insanım. Yaşamaya ve inanmaya ne kadar hakkım varsa, diğerlerinin de en az benim kadar hakkı var."
Ve bu şiarla dimdik durabilelim.

Ne mutlu insan kalabilene…
Ne mutlu zalimin karşısında, mazlumun yanında durabilenlere…
Aşk ile.

Kemal Atalar – Urfa / Kısas

  Bu yazı 1691 defa okunmuştur.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP

Bu Yazı'ya ilk yorum yapan siz olun.

  FACEBOOK YORUM

Yorum

  YAZARIN DİĞER YAZILARI

  BİZİ TAKİP EDİN

  • ÇOK OKUNANLAR

      SON YORUMLAR

    PUAN DURUMU

    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Takım O G M B A Y P AV
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
    Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım